6. bölüm / 15
KARMA✧ SAF OLMA!
Bölümler 15Şu an: ✧ SAF OLMA!
- 1 ✧ TESADÜF MÜ?4.602 kelime
- 2 ✧ KİMDİ BU?2.110 kelime
- 3 ✧ DERİNLERE DAL3.062 kelime
- 4 ✧ ÜÇ SANİYE!3.724 kelime
- 5 ✧ BEKLENMEDİK MİSAFİR!3.255 kelime
- 6 ✧ SAF OLMA!1.872 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 ✧ ÜÇ 𝐊İŞİ , 𝐓𝐄𝐊 𝐊𝐀𝐋𝐏955 kelime
- 8 ✧ MASKELER2.779 kelime
- 9 ✧ CEVAPSIZ1.774 kelime
- 10 ✧FANİ3.365 kelime
- 11 ✧MÜHÜRLÜ KELİMELER1.083 kelime
- 12 ✧TOZ DUMAN1.915 kelime
- 13 ✧ BİLİNMEYEN DENKLEMLER1.453 kelime
- 14 ✧GECEYE DÜŞEN PARAZİT3.953 kelime
- 15 ✧ARALIK KALAN KAPILAR1.982 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gözlerimi açtığımda sabah olmuştu. Güneş ışıkları yüzüme vuruyordu. Hiç kalkasım yoktu. Çarşafın içine girdim fakat anında göz devirdim. Çarşaf ince olduğu için ışık içine giriyordu ve uyuyamıyordum. Sinirli bir şekilde, istemsizce yataktan doğruldum. Ayaklarımı sarkıttım. Bugün için bir planımız yoktu.
Yataktan kalkıp lavaboya gittim. Elimi yüzümü yıkadım, aynaya baktım saçlarım dağınık halime bakınca güldüm bu halime. Lavabodan çıktım, seri adımlarla gardrobun önüne kadar geldim. Gardrobun kapaklarını sökercesine açtım. Ardından baktım; ne giysem, ne giysem… Balon kol, düz beyaz bir gömlek aldım. Bakındım, bakındım… Bu kadar kıyafet içinde kıyafet seçemiyorum, harbiden bravo. Modum da yerinde değildi, bu da etkiliyordu. İspanyol paça kot pantolon giydim. Saçlarımı taradım, ardından arkaya doğru attım. Komodinin üstünden telefonumu aldım.
Odamdan çıkmak için kapıya doğru yürüdüm. Kapıyı kapattığım gibi merdivenlere yöneldim. Bir yandan telefonumu sessizden çıkarıyordum, gelen bildirimlere bakıyordum. Instagram’dan mesaj isteği vardı. Mesaj isteğine tıkladım. Kimden gelmiş diye bakarken şaşırdım: Ela…
“Nasılsın?” yazmıştı. Mesajına cevap verdim: “İyiyim, sen nasılsın?” yazıp yolladım. Harbiden tuhaf bir durumdu. Ela sosyal bir kızdı anladığım kadarıyla ama abisi, yani Ahmet, pek de sosyal değildi. “Pek de” ne kelime, hiç sosyal değildi; soğuk ve mesafelinin önde gideniydi.
Merdivenlerden inmiş, mutfağa doğru gidiyordum. Kahvaltı salonda hazırdı fakat mutfakta neler var, neler yapıyorlar diye bir göz atayım diye düşündüm.
Hizmetçilerden biri güler yüzle, “Günaydın Yeşim Hanım,” dedi.
Gülümseyip karşılık verdim: “Günaydın.”
Mutfağa girdiğimde, tezgâhın üstündeki kurabiyelere gözüm takıldı. Tezgâha yaklaştım, elime bir kurabiye alır almaz ağzıma attım. Güzeldi, hem de nasıl… Kıtır kıtır. Kurabiyelerden birkaç tane kapıp salona doğru koştum resmen. Hazır olan masaya oturdum. Ortadaki yemeklerden yerken elimdeki kurabiyeden de arada ağzıma atıyordum. Çayımı yudumladım. Normalde çay sevmezdim fakat kurabiyenin yanında güzel gidiyordu.
Kahvaltımı yaparken telefondan gelen bildirimle ekrana baktım. Bir mesaj, Ela’dandı. Mesaja baktım:
Ela: İyiyim, sağ ol. Şey… müsaitsen buluşalım mı?
Buluşmak istiyordu benimle. Hangi ara bu kadar sıkı olmuştum ben bu kızla? Club olayının üzerinden bir gün geçmişti. Buluşmak istiyordu. Aklıma Aras’la kavga ettiğim geldi. O günden beri konuşmuyorduk. Dudak büktüm istemsizce. Ne vardı yani? Bela bana geliyordu, ben sanki ona koşuyordum. Koştuğum zamanlar da oluyordu, kabul ediyorum fakat o gün ben konuşmamıştım. Bela bana koşmuştu.
Ela’yı daha fazla bekletmeden, “Müsaitim,” dedim, ardından mesajı yolladım.
Çayımın son yudumlarını içtikten sonra masadan kalktım. Merdivenlerden tırmanıp odama vardığımda kapıyı açtım ve lavaboya doğru gittim. Lavaboya girdiğimde suyu açıp ellerimi yıkadım. Ardından diş fırçasını dolaptan aldım, macun sürdüm ve dişlerimi fırçaladım. Sonrasında gargara yaptım. Aynaya son kez baktım; saçlarımı toplasaydım diye düşünürken vazgeçtim.
Lavabodan çıkıp gardırobumun önüne ilerleyince, çantaların olduğu kısımdan kıyafetime uygun kol çantası aldım. Tokaların olduğu çekmeceyi açıp kıyafetime uygun bir toka bulup çantama attım. Beyaz spor ayakkabılarımı giydikten sonra aklıma anahtarı almadığım geldi. Hemen iki anahtarı da çantama attım.
Odamdan çıktığım gibi seri adımlarla merdivenlerden indim, ana salondan giriş kapısına doğru yürüdüm. Ardından dışarı çıktım. Hafif esen rüzgar karşıladı beni, ardından gülümseyen güneş. Güneş ışıkları yüzüme vuruyor, sıcaklığı yüzümü ısıtıyordu.
Görevli, “Günaydın Yeşim Hanım,” dedi. Kafamla başımı salladım. O sırada gelen bildirim sesiyle telefonu çantamdan aldım.
Ela: “Çengelköy’e geldin mi? Attığım konumda buluşsak olur mu?”
Ardından konum attı. Beni ayağına mı çağırıyordu, pek bir anlam veremesem de telefonu cebime attım. Gözlerim motorumu aradı; fakat yoktu. İddia sonucu Edis vermiştim. Aynı motordan onun da vardı fakat beni gıcık etmek için almıştı. Ah, Edis… ah
Üstü açık arabalara yöneldim. Üstü açık araba sevdiğim için genel olarak hepsi bana niyet alınmıştı. Kırmızı üstü açık arabanın önünde durdum. Kapı koluna elimi değdirmemle araba açıldı. Kapıyı açıp koltuğa oturdum, çantamı yan koltuğa attım. Ardından frene dokunduğum gibi tuşa bastım. Motor çalıştı, egzozdan çıkan duman havayı sardı.
Demir kapıdan geçtim. Telefonum çoktan bağlanmıştı; birkaç bildirim sesi geldi. Saçlarım rüzgarda savruluyordu. Gülümsedim ve ardından yola odaklandım.
☁︎⋆。°☾°。⋆☁︎
Çengelköy’e vardığımda arabayı otoparka park ettim. Arabanın üstünü kapattım ve çantamı aldım. Ela’nın attığı konuma yakın bir otoparktı. Arabadan indim, araba kitlendi.
Seri adımlarla otoparktan çıktım. Çantamdan telefonumu çıkardım, gelen bildirimlere bakarken kaşlarım çatıldı. Atan kişi Eren Karay’dı. Mesajda şunlar yazıyordu:
“Yakınlığın fazlasında iyi değildir.”
Ne demek istiyordu? Mesajda kime karşı yakındım, ben kiminle arama mesafe koymam gerekiyordu? Telefonu çantama koydum, derin nefes aldım ve adımlarımı daha hızlı atmaya başladım.
Ardından Ela’nın attığı konuma bakmak için telefonumu çıkardım. Karşı kaldırıma geçmem gerekiyordu. Sağa baktım, sola baktım. Koşarak karşıya geçtim. Karşıya vardığımda Ela’ya yazdım:
“Geldim, nerdesin?”
Ardından biri omzuma dokundu. Arkamı döndüm, Ela karşımda duruyordu. Üstünde beyaz salaş bir sweatshirt, altında siyah bol pantolon giymişti.
Ela samimi şekilde gülümsedi:
“Selam.”
Gülümsedim fakat çok da samimi olduğum söylenemezdi:
“Selam.”
Ela bana bakmaya devam ederken sordu:
“Nasılsın?”
Samimi olmaya özen göstererek yanıtladım:
“İyiyim, sen nasılsın?”
Ela samimiyetini bozmadan:
“İyiyim, sağol,” dedi. Ardından, “Gezelim mi?” diye ekledi.
Hiç düşünmeden kabul ettim. Eğer bu insanları merak ediyorsam samimi olmalıydım:
“Olur. Nereye gidiyoruz?”
Ela telefonundan konum açtı ve ardından bir coffee shop gösterdi:
“Buraya gidelim mi?”
Gösterdiği coffeeye baktım, güzel gözüküyordu. Fakat bizim gittiğimiz mekanlardan farklıydı bunu önemsemedim.
“Fark etmez,” dedim.
Ela pek düşünmeden:
“Başka bir fikrin varsa söyle,” dedi.
Dün internet gezinirken gördüğüm kafeye girip ekranda gösterdim. Işıklar, dekorasyon, mekan çok güzel gözüküyordu.
“Burası.”
Ela ekrana bakarken kaşlarını havaya kaldırdı:
“Güzelmiş… Nerede?”
Hiç düşünmeden yanıtladım:
“Kadıköy.”
Ela şaşkın bakarken dedi ki:
“Uzakmış.”
Hiç düşünmeden:
“Arabam var.”
Ela başını salladı, ardından:
“Ayıp olacak ama bi abimi arasam olur mu?”
Soru soran bir ifadeyle baktım:
“Ne oldu?”
Ela mahcup bir ifadeyle yanıtladı:
“Ben Çengelköy takılacağımı söyledim, haber versem…”
Hiç düşünmeden:
“Çengelköy içinde takılalım, sorun değil,” ardından, “Senin gösterdiğin cafeye gidelim.” Dedim
Ela memnun bir şekilde:
“Tamam,” dedi.
El hareketi yaptım:
“Hadi gel, arabam otoparkta.”
Ela başını sallamakla yetindi. Karşıya geçtik, ardından seri adımlarla otoparka girdik. Arabanın olduğu tarafa doğru yürüdüm, Ela da yanımda geliyordu. Arabanın önünde durup kapı koluna dokundum, araba açıldı. Ela nın gözlerindeki şaşkınlığı fark ettim. Kapıyı açıp arabaya oturdum, Ela diğer taraftan kapıyı açıp yanıma oturdu.
Ardından otoparktan çıkıp açık havaya kavuştuğumuz sırada arabanın üstünü açtım. Güneş ışıkları tenime vururken, rüzgar saçlarımı savurdu. Ela’ya baktım; arabaya bakıyordu. Kırmızı ışıkta durunca Ela’ya tekrar baktım, ardından ekrandan cafenin konumunu açtım.
Ela bana bakıp sordu:
“Şey… bu araba senin mi?”
Konumu açarken:
“Benim,” dedim, ardından Ela’ya baktım.
Ela vay be dercesine baktı, ardından:
“Ne tarz müzik dinlersin?”
Düşündüm. Fakat her tarzdan dinlerdim; sözler ve ritim hoşuma giderse her tür olabilirdi. Genel olarak pop ve arabesk dinlerdim sanırım.
“Karışık dinliyorum, genel olarak arabesk ve pop şarkılar,” dedim.
Ela gülümseyerek:
“Arabesk severim ben de,” dedi.
Kırmızı ışık yanınca yola devam ettik. Sohbet sarıyordu; bu kadar samimi olmayı düşünmemiştim.
☁︎⋆。°☾°。⋆☁︎
Siparişleri kasada vermiştik. sipariş verme şekli tuhaftı, ya da bana öyle gelmişti. Kahvelerimiz geldiğinde, kahvelerimizi yudumlarken sohbete dalmıştık; saatin kaç olduğuna bakmamıştık bile. Kahveyi bitirmiştik. Fransa’da olsak, saat başı kahve söylemek zorunda kalırdık.
Sohbete devam ederken telefonu çantamdan çıkardım, saate baktım ve ardından telefonu tekrar çantama attım. Gün batıyordu, tam da sahilde gün batımı izlenirdi. Fakat bunu daha sonraya sakladım. Ela, gün batımı izlemeyi sever miydi, sevmez miydi bilemedim.
Elaya baktım:
“Dolaşalım mı?”
Ela gülümseyerek:
“Olur,” dedi.
Kasaya doğru yürüdük. Sıra vardı; gözlerimi kırptım. Sırayı mı bekliyorduk? Beklemek can sıkıcıydı sonunda sıra bize geldi.
Ela bana baktı hesabı ödemek istedi, fakat ben buna müsaade etmedim.
Çantamdan cüzdanımı çıkardım. Bir an bakıştık; üzerimde nakitim yoktu. Siyah metal kartı çıkarırsam dikkatleri üzerime çekerdim. Siyah metal karta uzanmadım. Başka kart çıkarıp hesabı ödedim.
Ödemeyi yapınca kartı aldığım gibi cüzdanımın içine koydum ve cüzdanımı çantamın içine attım. Ardından Ela’nın yanına gittim.
Dışarı çıkmıştık. Temiz hava iyi gelmişti. Arabaya doğru gideceğim sırada Ela’nın telefonu çaldı eline telefonu aldı, ardından bana baktı. Ekrana bakıp meşgule attı. Telefonu cebine geri koydu ve bana doğru yürüdü. Kaşlarımı çattım; saniyelik oldu, ardından toparladım. Ne yapmaya çalışıyordu? Kimle görüşecekti? Ardından yürümeye başladık.
Ela düz bir sesle sordu:
“Arabayla dolaşmayacak mısın?”
Başımı salladım:
“Hayır. Dolaşmaktan kastım yürümekti.”
Ela sadece gülümsedi. Öyle dolaştık, ardından fazla uzaklaşmadan arabayı park ettiğim yere gittik.
Ela telefonun saatine bakıp dedi ki:
“Saat geç oluyor, abim…”
Ela’ya baktım, ardından soru sorar tonla:
“Abin ney? Saat erken yirmi iki…”
Ela şaşkın şaşkın baktı:
“Bu saatte dışarda durabiliyor musun?”
Yaz saatlerinde durabiliyordum, evet. Fakat fazla geçe kalmıyordum:
“Evet,” dedim, ardından, “Seni bırakabilirim.”
Ela memnuniyetle:
“Olur.”
Ardından arabaya bindik,. Düğmeye bastım; araba çalıştı.
“Navigatörüm olacaksın, yapabilir misin?”
Ela anlamayarak:
“Nasıl yani?”
Ela’ya bakıp söyledim:
“Navigatör, yani telefonu açıp ya da kendin yolu tarif edeceksin ya da yol göstereceksin.”
Çocukken Aras yarış arabalarına meraklıydı; arabalara ilgisi vardı. Ben de meraktan sorardım, arabanın sağını solunu inceler, abim seve seve cevaplardı. Bir kere navigatör olmuştum; arabalardan anlardım fakat motor kullanmayı daha çok severdim.
Ela başını salladı:
“Tarif ederim,” dedi.
Ela gitmemiz gereken yeri bana tarif ederken, ben dinleyip arabayı sürüyordum. Ardından arabanın üstünü açtık; gece bizi konuşuyordu sanki.
☁︎⋆。°☾°。⋆☁︎
Ela’nın tarif ettiği yere gelmiştik. Şu an tamirhane önünde duruyorduk. Kirli yağ kokusu burnuma işlerken pas kokusu da karışıyordu araya. Plakasız arabalar, tamir edilmeyi bekleyen lüks araçlar… Tamirhane… Buraya niye gelmiştik? Kaşlarım çatıldı. Abisinin, yani Ahmet’in yanına bırakacaktım. Fakat burası market değildi. Markete çalışmıyor muydu, yoksa başka bir abisi mi vardı?
Kaşlarımı çatıp Ela’ya baktım:
“Burası mı?”
Ela her şey yolundaymış gibi:
“Burası.”
Bakışlarımı toparladım:
“Abin markete çalışmıyor muydu? Yoksa başka abin mi var?”
Ela başını salladı:
“Başka abim yok. Abim oto tamircisi.”
Doğru mu duymuştum? Ne oluyor burada?
“Anlıyorum..
Ela dürüst bir şekilde yanıtladı:
“Arkadaşının yerine bir hafta çalıştı.”
Önüme döndüm, şimdi her şey yerine oturmuştu.
“Anlıyorum.”
Ela bana baktı, bir şey demek istiyor fakat çekiniyor gibiydi.
“İstersen içeri gel, çay içeriz.”
Arabanın saatine baktım; çok geç sayılmazdı. Çay da sevmezdim, fakat işime geliyordu.
“Olur,” dedim. Eğer Ahmet’i tanımak istiyorsam aramı iyi tutmam gerekiyordu.
Arabanın üstünü kapattım, tuşa basıp indim. Ela çoktan arabadan inmiş, tamirhanenin sürgülü kapısından içeri girmişti. Peşinden gidiyordum; etrafa bakarken şaşkındım. Çok büyük bir bahçesi vardı, plakasız araçlar ve daha fazlası… İleride üstü kapalı garaj tarzı bir alan vardı ama garaj değildi. Tam solda küçük bir masa, koltuk ve sandalyeler duruyordu. Biraz ilerisinde küçük tatlı bir mutfak ve ada tezgah benzeri küçük tezgah vardı.
Beni bu düşüncelerden çıkaran ses Ahmet’ti:
“Ela?”
Tam karşımızda, dağınık siyah saçları alnından düşmüş, elleri kir içinde Ela’ya bakıyordu. Ardından bakışları kısa bir saniyeliğine benim üstüme düştü; bir saniye bile değildi.
Ela, Ahmet’e bakarken:
“Abi, Yeşim’i çay içmeye buraya getirdim,” dedi neşeyle.
Ahmet, sıfır duygusuz denilebilecek bir bakışla:
“Çay yok,” dedi. Yüzü kadar sesi de duygusuzdu. Ela’ya bakmayı kesip işine odaklandı, uzaklaştı. Beni kovuyor muydu yoksa gerçekten çay yok muydu?
Ela mahcup bir ifadeyle:
“Yeşim… Özür dilerim, bilmiyordum,” dedi.
Bak buna sinir oluyordum; gereğinden fazla özür diliyordu. Ela’nın tam yanına gittim, samimi bir şekilde:
“Özür dilemene gerek yok. Bu senin hatan ya da suçun değil.”
Ela’nın bakışları değişmemişti:
“Böyle yapma. Her şey istediğimiz gibi gitmez; ayrıca bugün güzel vakit geçirdik.”
Ela’yla bu kadar yakın olacağımı söyleseler inanmazdım… Hayata bak sen.
Ela gülümsemeye çalıştı:
“Yarın gelir misin peki?”
“Yarın” güzel bir soru… Yarın Edis ve Damla’ya sözüm vardı belki onlarla gelirim.
“Kesin bir cevap veremem. Fakat bizimkileri alıp gelme olasılığım daha yüksek. Bu duruma da abin pek sıcak bakmaz; bir kişi getirirken böyle davrandı.”
Ela, Ahmet’in olduğu tarafa bakış attı, anında bana döndü:
“Onu boşver, hep böyle… Gelin siz.”
Ela’ya şaşkın şekilde baktım:
“Sen öyle diyorsan…”
Ela’yla vedalaşıp arabanın olduğu yere gittim. Arabayı açtım, derken telefonum çaldı. Gelen arama bilinmeyen bir numaraydı; fakat mesaj atan numarayla aynı değildi. Aramayı açıp kulağıma götürdüm. Telefonda kısa bir cızıltı geldi, ardından sessizlik…
Birisi konuştu:
“Saf olma,” deyip kapattı telefonu.
Numarayı geri aradım fakat ulaşılamadı. Kaşlarım çatıldı. Kimdi bu, ne istiyordu? Bir mesaj ve bilinmeyen bir numara… Ve ulaşılamıyor. Ne oluyordu?
DEVAM EDECEK...
Bölüm etkileşimi
