6. bölüm · Karanlık Sanrının Ötesinde
6.Bölüm -Gece inişi
Gece, insanın içine işleyen türdendi.
Ay yoktu.
Yıldızlar bile saklanmış gibiydi.
Helikopterin pervane sesi, karanlığı yaran tek şeydi.
Kimse konuşmuyordu.
Ben öndeydim.
Ellerim dizlerimin üzerindeydi. Parmaklarım tetikteydi.
Gözlerimi kapattım.
Bir anlığına…
Başka bir gece geldi aklıma.
(Flashback)
Yağmur yağıyordu.
Çamurun içine diz çökmüştüm. Ellerim arkadan bağlıydı. Yüzüm kan içindeydi.
Karşımda adamlar…
Bağırıyorlardı.
— Konuş!
Ben sustum.
Bir tokat.
Başım yana düştü.
Ama konuşmadım.
İçimden tek bir cümle geçiyordu:
“Dayan.”
Sonra bir ses…
Komutanımın sesi:
— Asker, düşsen bile kalkacaksın.
Gözlerimi açtım.
Ve o gün söz verdim.
Bir daha asla düşmeyecektim.
(Şimdi)
Gözlerimi açtım.
Helikopterin içindeydim.
Artık düşen biri değildim.
Komutandım.
Kulaklıktan ses geldi:
— İnişe iki dakika.
Başımı kaldırdım.
— Herkes dinlesin.
Tüm gözler bana döndü.
— Sessizlik öncelik. Sızma yapıyoruz. Emir gelmeden ateş yok.
Hepsi aynı anda:
— Emredersiniz komutanım.
Eslem Naz gözlerimin içine baktı.
Bir anlığına…
İçinde başka bir şey vardı.
Sertliğin altında…
Yorgunluk.
Ama bir şey demedi.
Helikopter alçalmaya başladı.
Kapı açıldı.
Soğuk hava içeri doldu.
— İniş!
Birer birer iplerden kaydık.
Toprak ayaklarımın altına geldiği an…
Her şey değişti.
Elimi kaldırdım.
Durduk.
Gece sessizdi.
Ama o sessizlik…
Tehlikeliydi.
El işareti verdim.
İlerledik.
Ağaçların arasında kayar gibi hareket ediyorduk.
Nefesler bile kontrollüydü.
Her adım planlıydı.
Gece görüş dürbünümü kaldırdım.
Ve…
Hedef.
Kamp.
Ama…
Kaşlarım çatıldı.
— Beklenenden fazla adam var, diye fısıldadım.
Kulaklıktan Eslem’in sesi geldi:
— Kaç kişi?
— En az otuz.
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Doruk:
— Yeteriz.
İçimden hafif bir gülümseme geçti.
— Evet, dedim. Yeteriz.
Tim’i böldüm.
— Ateş, Emre. Sağ kanat.
— Burak, Buğra. Sol kanat.
— Doruk arka güvenlik.
— Eslem Naz benimle.
Eslem başını salladı.
Ama hâlâ…
Bir şey vardı.
Sızma başladı.
Yavaş.
Sessiz.
Bir nöbetçi.
El işareti verdim.
Eslem hareket etti.
Sessizce yaklaştı.
Bir hamle.
Adam yere sessizce düştü.
Göz göze geldik.
Başımı salladım.
Temiz.
İlerledik.
Ama o an…
Bir şey oldu.
Eslem bir an durdu.
Bakışları dondu.
Fısıldadı:
— Zeynep…
Yanına yaklaştım.
— Ne var?
Gözlerini uzaklara dikmişti.
— Bu yer… dedi.
— Daha önce geldim buraya.
Kaşlarım çatıldı.
— Ne?
Nefesini verdi.
— İki yıl önceki görev…
Bir anlığına sustu.
— Timimden kimse çıkamadı.
Sessizlik.
Gece daha da ağırlaştı.
Omzuna dokundum.
— Bu gece farklı.
Gözlerini bana çevirdi.
İçinde kırılgan bir şey vardı.
Ama sadece bir saniyeliğine.
Sonra…
Yine o sert yüz.
— Evet komutanım.
İlerledik.
Kampın merkezine yaklaşıyorduk.
Her şey plana göre gidiyordu.
Ta ki…
Bir ses.
Dal kırıldı.
Herkes dondu.
Bir terörist döndü.
Bizi gördü.
— Burada biri var!
— Ateş!
İlk kurşun benden çıktı.
Gece parçalandı.
Her şey bir anda kaosa döndü.
Silah sesleri.
Bağırışlar.
Koşuşturmalar.
Ateş sağdan bastırıyordu.
Emre hedefleri indiriyordu.
Burak ve Buğra sol kanattan girmişti.
— İlerleyin!
Koşmaya başladım.
Eslem yanımdaydı.
Bir adam üzerimize ateş açtı.
Eslem refleksle vurdu.
Ama…
Bir an gecikti.
Sadece bir an.
Mermi omzumun yanından geçti.
Gözlerimi ona çevirdim.
— Odaklan!
— Emredersiniz!
Sesi sertti.
Ama içi…
Karışıktı.
Doruk bağırdı:
— Komutanım, arkadan gelen var!
— Pozisyon alın!
Herkes yer değiştirdi.
Düşman artıyordu.
Ama biz daha hızlıydık.
Cephaneliğe ulaştık.
— Doruk!
— Hazırım!
Patlayıcıyı kurdu.
— Otuz saniye!
— Geri çekilin!
Mermiler üzerimizden geçiyordu.
Ağaçlar parçalanıyordu.
— Hadi!
Son adamı indirdim.
— Çekil!
Patlama.
Gece yandı.
Alevler gökyüzüne yükseldi.
Kamp…
Yok oldu.
Sessizlik geri geldi.
Ağır.
Tozlu.
Yanık kokulu.
— Durum?
— Temiz!
— Temiz!
— Temiz!
Herkes ayaktaydı.
Kimse düşmemişti.
Derin bir nefes aldım.
Başardık.
Ama içimde bir his vardı.
Bu kadar kolay olmazdı.
Kulaklıktan ses geldi:
— Tim, görev başarılı. Bölgede kalacaksınız. Yeni emirler yolda.
— Anlaşıldı.
Tim’e döndüm.
— Buradayız, dedim.
— Birkaç hafta.
Kimse itiraz etmedi.
Gece ilerledikçe kamp kurduk.
Ateş yakmadık.
Işık yoktu.
Sadece sessizlik.
Eslem yanıma geldi.
Oturdu.
Uzun süre konuşmadık.
Sonra fısıldadı:
— Zeynep…
— Hm?
— Ya bu sefer de kaybedersem?
Gözlerimi ona çevirdim.
— Kaybetmeyeceksin.
— Nereden biliyorsun?
Kısa bir sessizlik.
— Çünkü bu sefer yalnız değilsin.
Bana baktı.
Gözleri dolmadı.
Ama dolabilirdi.
— Dinlen, dedim.
— Yarın zor olacak.
Başını salladı.
Gökyüzüne baktım.
Karanlık hâlâ oradaydı.
Ama artık korkutmuyordu.
İçimden tek bir cümle geçti:
“Bu daha başlangıç.”
