5. bölüm · Karanlık Sanrının Ötesinde
5.Bölüm -tim ile ilk görev
Filme öyle dalmıştım ki telefonun çaldığını ancak birkaç saniye sonra fark ettim. Ekranda Eslem Naz yazıyordu.
Telefonu açtım.
“Efendim?” dedim.
Eslem’in sesi sert ve aceleciydi:
“Zeynep, albay izinden döndü. Acil görev var. Sana ulaşamamış, çok sinirli. Her an istihbarattan görev gelebilir. Hemen gel.”
Daha ben bir şey söyleyemeden telefonu yüzüme kapattı.
Yatağımdan fırladım. Üniformamı giyip anahtarımı aldım ve hızla evden çıktım. Arabaya binip askeriyeye doğru yola koyuldum.
Nizamiyeye girdiğimde arabayı park etmeye bile vakit ayırmadım. Bir askere anahtarı uzattım.
“Park et,” dedim.
Hiç oyalanmadan koşarak toplantı odasına yöneldim.
Kapıyı açtığımda herkes ayakta, hazır ol vaziyetinde bekliyordu. Ben içeri girer girmez tüm tim asker duruşuna geçti.
Albay Gürbüz’ün gür ve sert sesi odayı doldurdu:
“Sağ baştan tekmil ver, asker!”
Herkes sırayla tekmil vermeye başladı.
“Piyade Kıdemli Yüzbaşı Zeynep Evra Karakaş, Tekirdağ. Emredin komutanım.”
Sesim keskin, net ve soğuktu. Bakışlarım ise tamamen donuktu.
Ardından Eslem konuştu:
“Kıdemli Yüzbaşı Eslem Naz Aydoğdu, Tekirdağ. Emredin komutanım.”
Onun yüzü de benimki gibi ifadesizdi; sert ve duygusuz.
Diğerleri sırayla devam etti:
“Yüzbaşı Ateş Atabeyli, İstanbul. Emredin komutanım.”
“Kıdemli Üsteğmen Emre Yazıcıoğlu, Antalya. Emredin komutanım.”
“Üsteğmen Burak Saraçoğlu, Adana. Emredin komutanım.”
“Üsteğmen Buğra Kandemir, Rize. Emredin komutanım.”
“Teğmen Doruk Yaman, Samsun. Emredin komutanım.”
Albay kısa bir sessizlikten sonra,
“Rahat!” diye bağırdı.
Herkes aynı anda rahata geçti.
“Oturun çocuklar,” dedi.
Kimse kıpırdamadı.
Albayın dudaklarında kısa bir tebessüm belirdi.
“Bu bir emirdir, asker.”
Herkes aynı anda oturdu.
Ekran açıldı.
Karşımıza yıllardır peşinde olduğumuz, kırmızı bültenle aranan hedef çıktı.
Eslem’le aynı anda yumruklarımız sıkıldı.
Albay konuşmaya başladı:
“Hedefin kod adı Sancar. Kimliği belirsiz. Ailesi, geçmişi, cinsiyeti bile net değil. Elimizde sadece gizli çekilmiş bir fotoğraf var.”
Kısa bir duraksadı.
“Silah kaçakçılığı, uyuşturucu ticareti ve terör bağlantıları var.”
Odanın havası bir anda ağırlaştı.
Albay bakışlarını üzerimizde gezdirdi.
“Son istihbarata göre Suriye sınırında.”
Derin bir nefes aldı.
“Sizin göreviniz… o kampı yok etmek.”
Gözlerimizin içine baktı.
“En iyi ekibim sizsiniz. Sizden başka gidecek kimse yok.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“İtirazı olan?”
Hep bir ağızdan:
“Görev hazır, komutanım!” dedik.
Albay başını salladı.
“Yarım saat sonra helikopter sizi alacak. Hazırlanın.”
Ardından sert bir tonla ekledi:
“Anlaşılmayan bir şey var mı?”
“Hayır, komutanım.”
“Sevdiklerinizle vedalaşın. Gerekli her şeyi alın. Çıkabilirsiniz.”
Emirle birlikte herkes odadan çıktı.
Kimi ailesini aradı, kimi sessizce hazırlandı.
Ben doğrudan hangara gittim.
Eslem’le birlikte keskin nişancı silahlarımızı aldık. Mermi, bomba ve gerekli ekipmanları tamamladık. Diğer tim üyeleri de aynı şekilde hazırlandı.
Kısa süre sonra helikopterin önünde sıra olduk.
Albay geldi.
Bakışları sertti.
“Size şehit haberi vermeyeceğim,” dedi.
“Yaralı istemiyorum. Anlaşıldı mı?”
“Emredersiniz komutanım!”
Albay başını kaldırdı.
“Allah yar ve yardımcınız olsun.”
“Amin!”
Sesimiz hangarı doldurdu.
Karargâhtaki herkes bize bakıyordu.
Sonra bir adım öne çıktım.
“Tim, helikoptere bin!”
Sesim sert, net ve tartışmaya kapalıydı.
Herkes rütbeye göre helikoptere yerleşti.
Yerime geçtim ve timi süzdüm.
“Herkes ekipmanını kontrol etsin. Eksik istemiyorum.”
“Her şey tam, komutanım!”
Derin bir nefes aldım.
“Bu ilk görevimiz. Hata yok.”
Kısa bir duraksadım.
“Şehit olmak yok. Yaralanmak yok.”
Gözlerimi hepsinin üzerinde gezdirdim.
“Ve en önemlisi… emre itaatsizlik yok.”
Herkes sessizce başını salladı.
Helikopterin motoru çalıştı.
Operasyon başlamıştı.
