8. bölüm / 8
Karanlığın AnahtarıBÖLÜM 8
Bölümler 8Şu an: BÖLÜM 8
Lara, bankta otururken ellerini montunun ceplerine soktu.
Hava gittikçe soğuyordu ama onu asıl üşüten şey bu değildi.
Aklı hâlâ içerideydi.
Daha doğrusu, içeride bıraktığı adamdaydı.
Başını iki yana salladı.
“Hayır. Bu gece yeterince saçmaladım.”
Ayağa kalktı, çantasını omzuna yerleştirdi ve otoparka doğru yürümeye başladı. Birkaç dakika sonra arabayı gördüğünde içi garip bir şekilde rahatladı.
Sonunda bildiği bir yere dönecekti.
Evine.
Kimsenin ona emir vermediği, ne olduğunu anlamak için sürekli soru sormak zorunda kalmadığı hayatına.
Arabanın kapısını açıp sürücü koltuğuna oturdu. Anahtarı kontağa taktı ama çevirmedi.
Ellerini direksiyonun üzerine bırakarak başını geriye yasladı.
“Bitti, Lara. Burada bitiyor.”
Kendi kendine söylediği bu cümleye inanmak istiyordu.
Tam anahtarı çevireceği sırada arkasından bir ses duydu.
“Gerçekten gidecek misin?”
Lara gözlerini kapattı.
Tabii ki.
Bir tek bu eksikti.
Başını çevirip açık kapının yanında duran doktora baktı.
“Size de iyi akşamlar doktor bey.”
Doktor kollarını göğsünde birleştirdi.
“Bana kızgın görünüyorsun.”
"Size değil. Bu gece tanıştığım bütün insanlara.”
“Anladım.”
“Anlamadınız. Ama sorun değil, artık anlamanıza da gerek yok.”
Doktor hafifçe gülümsedi. Ardından yüzündeki ifade ciddileşti.
“Alaz'ın yarasıyla ilgilendim. Şimdilik dinlenmesi gerekiyor.”
Lara'nın eli anahtarın üzerinde durdu.
“Geçmiş olsun.”
“Bunu kendisine söyleyebilirsin.”
“Sanmıyorum.”
“Lara…”
“Bakın, gerçekten üzgünüm. Ama ben onun kim olduğunu bile bilmiyorum. Bana bir açıklama yapmıyor, soru sorduğumda konuyu değiştiriyor. Sonra da sanki hiçbir şey olmamış gibi benden yanında kalmamı bekliyor.”
Derin bir nefes aldı.
“Ben onun hayatında neyim, onu bile bilmiyorum. Neden bütün bunların ortasında olduğumu da bilmiyorum. Ve açıkçası artık öğrenmek için peşinden koşmak istemiyorum.”
Doktor bir süre sessiz kaldı.
Sonra başını hafifçe salladı.
“Bunu ona söylemelisin.”
"Bir gün konuşmaya karar verirse söylerim.”
Lara anahtarı çevirmek üzereyken doktorun sesi yeniden duyuldu.
“Peki, ya ben konuşmak istersem?”
Lara'nın eli durdu.
Başını yavaşça doktora çevirdi.
“Ne demek istiyorsunuz?”
Doktor ellerini önlüğünün ceplerine soktu.
“Senin soruların olduğunu biliyorum. Üstelik bunları sormakta da haklısın.”
Lara'nın yüzündeki alaycı ifade silindi. İlk kez biri ona haklı olduğunu söylüyordu.
“Öyleyse neden kimse bana cevap vermiyor?”
“Çünkü bazı cevaplar yalnızca Alaz'ın anlatabileceği şeyler. Ama bu, hiçbir şey öğrenemeyeceğin anlamına gelmiyor.”
Lara bir süre doktora baktı. Sonra başını iki yana salladı.
“Bana yarım yamalak şeyler söyleyip sonra da susacaksanız hiç uğraşmayın. Yeterince gizemli insanla tanıştım bu gece.”
Doktor güldü.
“İnan bana, Alaz'ın yanında benim ne kadar sıkıcı kaldığımı zamanla anlarsın.”
“Bundan hiç şüphem yok.”
“Gel, şurada oturalım. Sana anlatabileceğim birkaç şey var.”
Lara'nın bakışları yeniden binanın girişine kaydı.
“Alaz biliyor mu bunu?”
“Hayır.”
“Öğrendiğinde başınızın etini yiyecek.”
“Onunla başa çıkmayı yıllardır öğrenemedim, bir de senden mi öğreneceğim?”
Lara istemeden gülümsedi. Fakat gülümsemesi kısa sürdü.
“Ben yine de ona güvenmiyorum.”
“Güvenmeni istemedim zaten.” Doktorun sesi bu kez daha ciddiydi. “Sadece dinlemeni istiyorum. Sonrasında ne yapacağına kendin karar verirsin.”
Lara parmaklarının arasındaki anahtara baktı.
Derin bir nefes aldıktan sonra anahtarı cebine koydu.
“Pekâlâ. Ama bir şartım var.”
Doktor kaşlarını kaldırdı.
“Dinliyorum.”
“Bana yalan söylemeyeceksiniz.”
“Bunu yapmayacağım.”
“Bir şey anlatamayacaksanız da açıkça söyleyeceksiniz. Beni çocuk yerine koyup konuyu değiştirmek yok.”
“Anlaştık.”
Lara arabadan uzaklaşıp binanın girişinin yanındaki banka yöneldi. Doktor da onu takip etti.
İkisi yan yana oturduğunda Lara ellerini dizlerinin üzerinde birleştirdi.
“Başlayabilirsiniz.”
Doktor bir süre sessiz kaldı. Sanki nereden başlayacağına karar vermeye çalışıyordu.
“Öncelikle Alaz'ın sana karşı neden böyle davrandığını tamamen anladığımı söyleyemem.”
Lara kaşlarını çattı.
“Harika. Daha ilk cümlede umutlarımı yıktınız.”
“Biraz sabırlı ol.”
“Sabır konusunda bu gece bütün sınırlarımı aştım.”
Doktor başını salladı.
“Biliyorum. Ama şunu anlamanı istiyorum: Alaz herkese güvenen biri değildir. Özellikle de kendisi için önemli hâle gelen insanlara.”
Lara ona döndü.
“Ben onun için önemli miyim?”
Soru ağzından çıkar çıkmaz pişman oldu.
Bakışlarını başka tarafa çevirdi.
“Yani… Beni neden koruduğunu anlamaya çalışıyorum.”
Doktor onun bu ani toparlanmasını fark etti ama üzerine gitmedi.
“Bunu en iyi kendisi açıklayabilir.”
Lara gözlerini devirdi.
“Gerçekten bu cümleyi bir daha duyarsam bağırmaya başlayacağım.”
Doktor gülümsedi, ardından devam etti.
“Önce bir şeyi anlamanı istiyorum. Alaz'ı tanıdığın birkaç saat içinde onun hakkında bir sürü şey öğrenmiş olabilirsin ama geçmişini bilmiyorsun.”
“Çünkü kendisi iki kelimeyi bir araya getirip doğru düzgün konuşmuyor.”
“Alaz hiçbir zaman konuşmayı seven biri olmadı.”
Lara kaşlarını kaldırdı.
“Şaşırdım mı? Hayır.”
Doktor hafifçe güldü. Ardından bakışları ciddileşti.
“Alaz yetimhanede büyüdü.”
Lara'nın yüzündeki ifade bir anda değişti. Şaşkınlıkla ona baktı. Bunu duymayı hiç beklemiyordu.
“Ne?”
“Çocukluğunun büyük bir kısmını orada geçirdi. Onu bekleyen bir ailesi, eve döndüğünde kapısını açacak bir annesi ya da babası yoktu. Küçük yaşlardan itibaren kendi başının çaresine bakmayı öğrendi.”
Lara'nın dudakları aralandı ama bir şey söylemedi.
Az önce kendisine emirler yağdıran, her şeyi kontrol altında tutmaya çalışan adamı düşündü.
Onun da bir zamanlar küçük bir çocuk olduğunu hayal etmek tuhaf gelmişti.
“Hiç mi kimsesi yoktu?” diye sordu sessizce.
Doktor başını iki yana salladı.
“Bildiğim kadarıyla ona sahip çıkan bir ailesi olmadı. Hayatında güvenebileceği insanlar da çok azdı.”
Lara gözlerini yere indirdi.
Birden Alaz'ın bazı davranışları zihninde yeniden şekillenmeye başladı. Sorularını geçiştirmesi, kimseye bir şey anlatmaması, her şeyi tek başına halletmeye çalışması…
Yine de bunların hiçbiri onun davranışlarının haklı olduğu anlamına gelmiyor.
“Peki, babam?” diye sordu. “Onunla nasıl tanışmış?”
Doktor derin bir nefes aldı.
“Babanla Alaz'ın yolları, Alaz henüz gençken kesişmiş. Ayrıntıların hepsini bilmiyorum ama şunu biliyorum: Baban ona yardım etmiş. Hem de Alaz'ın buna gerçekten ihtiyaç duyduğu bir dönemde.”
“Nasıl bir yardım?”
“Alaz'ın o zamanlar başını belaya sokan bazı meseleleri vardı. Kendini savunmaya çalışırken daha büyük sorunların içine giriyordu. Çoğu insan onu yalnızca sorun çıkaran bir çocuk olarak görüyordu.”
Doktor kısa bir süre durdu.
“Baban ise ona yalnızca yaptıklarına bakarak hükmetmemiş. Onu dinlemiş, ne yaşadığını anlamaya çalışmış. Yanlış yaptığı zamanlarda bile karşısına geçip doğruyu söylemekten çekinmemiş ama onu tamamen gözden de çıkarmamış.”
Lara'nın boğazı düğümlendi.
Babası gözlerinin önüne geldi. İnsanlara yardım etmeyi seven, birinin başı sıkıştığında elinden geleni yapan adam…
Bu, babasına hiç yabancı bir davranış değildi.
“Yani babam ona sahip çıkmış.”
“Evet. Alaz'ın hayatında önemli bir yeri olmuş.”
Lara bir süre sessiz kaldı.
“Alaz da bu yüzden mi beni koruyor?”
Doktor ona döndü.
“Babanın ona yaptıklarını unutmadı. Alaz, kendisine yapılan iyilikleri kolay kolay unutmaz. Hele ki herkes ondan vazgeçmişken birinin ona inanmasını hiç unutmaz.”
Lara parmaklarını birbirine kenetledi.
“Peki, babam Alaz'dan bir şey istemiş mi? Ona beni koruması için söz mü verdirmiş?”
Doktorun yüzünde düşünceli bir ifade belirdi.
“Bildiğim kadarıyla baban ona böyle bir görev vermedi. En azından ben böyle bir şey duymadım.”
Lara şaşkınlıkla başını kaldırdı.
“O zaman neden?”
“Belki de Alaz, babana olan borcunu kendi içinde hiçbir zaman bitiremedi. Belki de babanın ona gösterdiği güveni şimdi sana göstererek karşılık vermeye çalışıyor.”
Doktor kısa bir ara verdi.
“Ama sana bir şey söyleyeyim mi? Alaz'ın yaptığı her şeyi yalnızca bir borç meselesi olarak açıklayabileceğimden emin değilim.”
Lara'nın kalbi hızlandı.
“Ne demek istiyorsunuz?”
“Şunu demek istiyorum: Alaz birine yardım etmeye karar verdiğinde genellikle mesafesini korur. İşini yapar ve geri çekilir. Ama senin söz konusu olduğun yerde her şeyin kontrolünü elinde tutmaya çalışıyor. Bu gece yaşadıklarınızdan sonra bile seni yalnız bırakmak istemedi.”
Lara hemen itiraz etti.
“Beni yalnız bırakmak istemediğinden değil, her şeyi kendi istediği gibi yönetmek istediği için.”
Doktor gülümsedi.
“Bu da mümkün.”
“Kesinlikle mümkün.”
İkisi de kısa bir süre sustu.
Sonra Lara'nın yüzündeki ifade yeniden ciddileşti.
“Peki, Alaz yetimhaneden ayrıldıktan sonra ne yaptı? Nasıl biri oldu? Yani… hayatını nasıl kurdu?”
Doktor bakışlarını karşılarındaki karanlık otoparka çevirdi.
“Bunu anlatmam doğru olmaz. Bunu kendisine sormalısın.”
"Peki , babamı tanıyor musunuz? Şu anda nerede olduğunu biliyor musunuz?”
Doktorun yüzündeki ifade değişti. Birkaç saniye düşündükten sonra başını iki yana salladı.
“Hayır, Lara. Babanı şahsen tanımıyorum.”
Lara şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı.
"Nasıl yani? Az önce Alaz'ın hayatında önemli bir yeri olduğunu söylediniz.”
“Çünkü bunu Alaz'dan duydum. Babanla ilgili bildiklerim, onun bana anlattıklarından ibaret.”
Lara'nın yüzündeki merak yerini hayal kırıklığına bıraktı.
“Yani babamın nerede olduğunu bilmiyorsunuz.”
“Hayır, bilmiyorum.”
“Peki, hayatta mı?”
Doktor bu kez cevap vermeden önce duraksadı.
“Bunu da bilmiyorum, Lara. Sana bilmediğim bir konuda umut vermek ya da seni gereksiz yere endişelendirmek istemem.”
Lara bakışlarını yere indirdi.
Bir anlığına sormaması gereken bir soru sormuş gibi hissetti. Ama babasıyla ilgili bildikleri zaten yeterince azdı.
Lara bir süre düşündü. Ardından aklına başka bir soru geldi.
“Peki, siz Alaz'la nasıl tanıştınız?”
Doktor ona döndü.
“Bunu neden merak ettin?”
“Çünkü onu uzun zamandır tanıyorsunuz. Birbirinizle konuşma şeklinizden belli. Hem bana sürekli başını belaya soktuğunu söylüyorsunuz hem de bu gece onu görünce sanki ilk defa karşılaşmıyormuşsunuz gibi davrandınız.”
Doktor hafifçe güldü.
“Çünkü ilk defa karşılaşmıyorduk.”
Lara gözlerini kıstı.
“Bunu ben de fark ettim.”
“Alaz'la birkaç yıl önce tanıştık. O zamanlar da pek uslu biri sayılmazdı.”
“Şimdi de sayılmaz.”
“Aradan geçen yıllar pek bir şey değiştirmemiş demek ki.”
Lara istemeden güldü.
“Peki, nasıl tanıştınız?”
Doktor bir süre geçmişi düşünür gibi sustu.
“Bir gece buraya geldi. Üstelik senin bu gece gördüğünden çok daha kötü bir durumdaydı. Yaralıydı, öfkeliydi ve kendisine yardım etmeme gerek olmadığını söylüyordu.”
Lara'nın kaşları havalandı.
“Yardım etmemenizi mi söyledi?”
“Defalarca.”
“Şaşırmadım.”
“Ben de onu dinlemedim. Yaralarını tedavi ettim. Sonra da neden kendisini bu duruma soktuğunu öğrenmeye çalıştım.”
“Cevap verdi mi?”
Doktor kahkaha attı.
“Hayır. Bana yalnızca susmamı söyledi.”
Lara başını iki yana salladı.
“Gerçekten inanılmaz biri.”
“Birkaç gün sonra tekrar geldi.”
Lara'nın gözleri büyüdü.
“Ne?”
“Bu sefer başka bir yarayla.”
Lara kendini tutamayıp güldü.
“Şaka yapıyorsunuz.”
“Keşke.”
“Peki, siz de her seferinde onu tedavi etmeye devam mı ettiniz?”
“Bir doktor olarak yaralı birini kapıdan çeviremezdim. Ayrıca zamanla onu tanımaya başladım. Ne kadar sinir bozucu olursa olsun, bazı şeyleri tek başına halletmeye çalıştığını fark ettim.”
Lara'nın gülümsemesi hafifçe azaldı.
“Kimseye güvenmediği için mi?”
“Muhtemelen. Ama bunu bana hiçbir zaman açıkça söylemedi.”
Doktor ellerini dizlerinin üzerinde birleştirdi.
“Zamanla aramızda tuhaf bir ilişki oluştu. O başını belaya sokuyor, ben yaralarını tedavi ediyorum, sonra da bir daha aynı şeyi yapmaması gerektiğini söylüyorum. Birkaç hafta geçiyor ve kendimi yine onun karşısında buluyorum.”
Lara gülerek başını salladı.
“Yani bu gece söylediğiniz ‘Yine mi sen?’ lafı…”
“Oldukça alışılmış bir tepki.”
Lara bu kez kahkaha attı.
Doktor devam etti.
“Alaz’ın arkasında duracak kimsesi olmadığını düşünüyorum. En azından benim gördüğüm kadarıyla, başına ne gelirse gelsin tek başına halletmeye alışmıştı. Bu yüzden ona birilerinin musallat olduğunu, belki de kimsesiz olduğu için zorbalığa uğradığını düşündüm.”
Lara’nın kaşları çatıldı.
“Yani ona zorbalık yaptıklarını mı düşünüyorsunuz?”
“Düşündüm. Ama kesin olarak bilmiyorum.”
Doktorun sesi biraz yumuşadı.
“Bana hiçbir zaman anlatmadı. Ben de onu konuşmaya zorlamadım. Yalnızca her gelişinde yaralarını tedavi ettim.”
Lara gözlerini yere indirdi. Alaz’ın sürekli alaycı tavırlarının, her soruyu cevapsız bırakmasının ardında ne olduğunu bilmiyordu. Belki de bilmediği çok daha fazla şey vardı.
Bir süre sessizlikten sonra
"Şimdi sen anlat? Bu baş belasıyla nasıl tanıştınız” diye sordu doktor.
Lara ona döndü.
“Bu gece evime gizlice giren, sonra beni peşimdeki adamlardan kaçıran ve bütün sorularıma cevap vermemek için elinden geleni yapan bir adam olarak tanıyorum.”
Doktor gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.
“Oldukça ayrıntılı bir tanım.”
“Daha fazlasını öğrenirsem güncellerim.”
“Buna hiç şüphem yok.”
“Anlattıklarınız için teşekkür ederim, Doktor bey.”
Doktor başını hafifçe yana eğdi.
“Olur mu öyle şey? Teşekkür edecek bir şey yapmadım.”
“Yine de… En azından sorularıma cevap vermeye çalıştınız. Bu gece bunu yapan ilk kişisiniz.”
Doktor kısa bir süre Lara'yı izledi. Ardından yüzünde içten bir gülümseme belirdi.
“Asıl ben teşekkür ederim.”
Lara şaşkınlıkla ona döndü.
“Siz mi?”
“Evet, ben.”
Doktor sırtını banka yasladı.
“İnanır mısın, uzun zamandır biriyle böyle oturup konuşmamıştım. Çok zevkliydi bana da iyi geldi. Teşekkürler küçük hanım."
Bir süre ikisi de güldü. Gecenin başından beri Lara'nın omuzlarında biriken gerginlik, ilk kez biraz olsun hafiflemişti. Yine de içindeki huzursuzluk tamamen kaybolmamıştı.
Çünkü ne kadar konuşurlarsa konuşsunlar, Lara hâlâ hiçbir şeyden emin değildi.
Babası neredeydi?
Alaz neden onun evine gelmişti?
Ve en önemlisi, bundan sonra ne olacaktı?
Lara bakışlarını otoparka çevirdi. Arabası birkaç metre ötede, sessizce duruyordu. Anahtarı hâlâ montunun cebindeydi. İsterse şimdi kalkıp gidebilirdi.
"Lara. Hava soğuk, sen yorgunsun ve birkaç saat önce neler yaşadığını düşünürsek şu an yola çıkmanı pek mantıklı bulmuyorum.”
“Eve gitmek için araba kullanmayı biliyorum.”
“Bundan şüphem yok.”
“Öyleyse?”
Doktor hafifçe gülümsedi.
“Öyleyse sana bir öneride bulunacağım. İstersen bu gece burada kalabilirsin.”
Lara'nın yüzündeki ifade değişti.
“Burada mı?”
"Evet. Misafir edebileceğim bir odam var. Sabah dinlenmiş bir şekilde kalkarsın, sonra da ne yapacağına karar verirsin.”
Lara hemen cevap vermedi.
Doktor bunu fark edince devam etti.
“Yanlış anlama, seni burada kalmaya zorlamıyorum. Karar tamamen sana ait. Gitmek istersen seni durduracak değilim. Sadece bu gece biraz dinlenmenin senin için daha iyi olacağını düşünüyorum.”
Lara dudaklarını birbirine bastırdı.
Bir gece daha burada kalmak…
Aslında mantıklıydı. Gece vakti yola çıkmak tehlikeliydi sonuçta.
"Peki, Bir gece,” dedi sonunda.
Doktor gülümsedi.
“Efendim?”
“Burada yalnızca bu gece kalacağım. Sabah olduğunda da ne yapacağıma kendim karar vereceğim.”
“Anlaştık.”
"Peki, Alaz nasıl?” diye sordu.
Doktorun yüzündeki ifade yumuşadı.
“Onu merak mı ediyorsun?”
Lara anında başını kaldırdı.
“Hayır. Sadece ne durumda olduğunu bilmek istiyorum.”
“Elbette."
Diyerek imalı şekilde güldü.
“Doktor bey…”
“Tamam, tamam.”
Doktor gülümseyerek ellerini kaldırdı. “Yarasıyla ilgilendikten sonra biraz dinlenmesini sağlamak için hafif bir sakinleştirici uyguladım. Şu an uyuyor.”
Lara'nın kaşları hafifçe çatıldı.
“Sakinleştirici mi?”
“Merak etme. Durumunu değerlendirdikten sonra uygun gördüğüm bir ilaç uyguladım. Şimdilik dinlenmesi gerekiyor. Sabah tekrar kontrol edeceğim.”
Lara birkaç saniye sessiz kaldı.
Gözünün önüne Alaz'ın muayene odasındaki hâli geldi. Doktorun karşısında bile rahat durmayan, her şeye itiraz eden o adamın şimdi sessizce uyuduğunu düşünmek tuhaf geliyordu.
“İlaçtan sonra uyudu yani?”
“Evet. Bir süredir uyuyor."
"Hadi, seni odana götüreyim.”
"Doktor bey?”
“Efendim?”
“Bana anlattıklarınızı Alaz'a söylemeyin. Aramızda kalsın en azından şimdilik.”
Doktor başını salladı.
“Merak etme.”
Binaya doğru yürümeye başladılar. Lara kapıdan içeri girerken bakışları istemsizce koridorun sonuna kaydı.
Alaz'ın bulunduğu odaya.
Kapı kapalıydı.
İçeride sessizlik vardı.
Lara birkaç saniye duraksadı. Onu görmek, bir şey sormak ya da en azından gerçekten uyuduğundan emin olmak istiyordu.
Ama hemen ardından başını iki yana salladı.
Hayır, Lara.
Doktor birkaç adım ilerledikten sonra arkasına döndü.
“Geliyor musun?”
Lara bakışlarını kapıdan çekti.
“Geliyorum.”
Doktor onu koridorun diğer ucundaki odaya götürdü. Kapıyı açıp içeriyi gösterdi.
“Burası. Temiz çarşaflar dolapta, banyoyu da koridorun sonunda bulabilirsin. Bir şeye ihtiyacın olursa ilerdeki odada olacağım.”
Lara içeri girip etrafına baktı. Oda sade ama rahattı. Küçük bir yatak, komodin ve pencerenin önünde bir koltuk vardı.
“Gayet iyi,” dedi.
Doktor kapının önünde durdu.
“İyi geceler, Lara. Biraz dinlenmeye çalış.”
“Size de iyi geceler, doktor bey.”
Kapı kapandığında Lara odada yalnız kaldı.
Çantasını komodinin yanına bıraktı, montunu çıkarıp koltuğun üzerine koydu. Sonra yatağın kenarına oturdu. Bütün gece gözünün önünden geçti.
Lara ellerini yüzüne kapatıp derin bir nefes aldı.
“Seninle işim bitmedi, Alaz,” diye mırıldandı.
Bir an durdu.
“Sabah ilk iş konuşacağız.”
Koridorun diğer ucundaki odada ise Alaz, verilen ilacın etkisiyle derin bir uykudaydı.
Lara'nın burada kaldığından haberi yoktu. Lara'nın gittiğini düşünmüştü.
Lara yatağa uzandıktan sonra gözlerini kapattı.
Uyuması gerekiyordu. Sabah olduğunda ne yapacağına karar verecek, mümkünse bu gece yaşadığı her şeyi geride bırakacaktı.
Ama ne kadar kendini ikna etmeye çalışsa da aklı bir türlü Alaz'dan uzaklaşmıyordu.
Yetimhanede büyümüş…
Doktorun söyledikleri zihninde yeniden yankılandı.
Arkasında duracak kimsesi yokmuş.
Lara dudaklarını birbirine bastırdı. Alaz'ın yüzü gözlerinin önüne geldi. Her şeye alaycı bir karşılık veren, en basit soruyu bile cevapsız bırakan, canı yansa dahi bunu belli etmemeye çalışan o adam…
Onun da bir zamanlar küçük bir çocuk olduğunu düşünmek Lara'nın içini tuhaf bir şekilde burkuyordu.
Acaba çocukken de böyle miydi?
Canı yandığında da kimseye söylemiyor muydu?
Birinin ona yardım etmesini istediği hâlde bunu dile getiremiyor muydu?
Lara başını iki yana salladı.
“Yeter artık,” diye fısıldadı kendi kendine. “Onu tanımıyorsun bile.”
Ama ne zaman gözlerini kapatsa zihni onu yeniden aynı yere götürüyordu.
Alaz'ın yaralı hâline.
Doktorun onu görünce söylediği o cümleye…
Yine mi sen?
Lara yastığın üzerinde huzursuzca döndü.
Alaz daha önce de yaralanmış, kendisini tedavi ettirmek için aynı doktora gelmişti. Hem de doktorun anlattığına göre bir kereden fazla.
Kaşlarını çattı.
İnsan kendini kaç kere bu duruma sokabilir ki?
Ardından doktorun söyledikleri aklına geldi.
Yetimhanede büyümüştü.
Onu bekleyen bir ailesi olmamıştı. Başına ne gelirse gelsin tek başına halletmeye alışmıştı. Üstelik bir zamanlar Lara'nın babası ona yardım etmişti.
Lara sırtüstü döndü ve tavana baktı.
Babası…
Onun Alaz'ın hayatında nasıl bir yeri olduğunu bilmiyordu. Ne yaşadıklarını, nasıl tanıştıklarını, babasının tam olarak ne yaptığını da bilmiyordu. Bildiği tek şey, babasının bir zamanlar Alaz'ın yanında durduğuydu.
Bu düşünce içini tuhaf bir şekilde burktu.
Alaz'ı düşündüğünde aklına ilk gelen şey, kendisine emirler veren o sinir bozucu adam oluyordu. Her soruyu ustalıkla geçiştiren, insanın sabrını sınamak için özel olarak yaratılmış gibi davranan o adam…
Ama artık zihninde başka bir görüntü daha vardı.
Bir zamanlar kimsenin sahip çıkmadığı küçük bir çocuk.
Lara dudaklarını birbirine bastırdı.
Onun geçmişini bilmiyordu. Belki de hiçbir zaman öğrenemeyecekti. Fakat doktorun anlattıkları, Alaz'a dair düşüncelerini istemese de değiştirmişti.
Yine de bu, ona güveneceği anlamına gelmiyordu.
Geçmişinde ne yaşamış olursa olsun, bana bir açıklama borçlu.
Yorganı omuzlarına kadar çekti.
Gözlerini kapattı.
Bir dakika geçti.
Sonra iki.
Lara gözlerini yeniden açtı.
“Of!”
Yatağın içinde doğruldu.
“Uyumak bu kadar zor olmamalı.”
Komodinin üzerindeki saate baktı. Henüz çok fazla zaman geçmemişti ama kendisine saatlerdir yatakta dönüp duruyormuş gibi geliyordu.
Aklı sürekli koridorun sonundaki o kapıya kayıyordu.
Alaz şu an ne yapıyordu?
Doktorun söylediğine göre uyuyordu. Yaraları tedavi edilmişti ve dinlenmesi gerekiyordu.
Peki, ya uyanırsa?
Ya ağrısı artarsa?
Ya yarası kötüleştiyse?
Lara bu son düşünceye takılıp kaldı.
Ardından yüzünü buruşturdu.
“Allah'ım, ben neden bunları düşünüyorum ki?”
Yataktan kalktı, birkaç adım attı ve pencerenin önünde durdu. Dışarısı karanlıktı.
Camdaki yansımasına baktığında kendi kendine kızan birini gördü.
Gitmesi gerekiyordu.
Sadece bir kez bakacaktı.
Bir kerecik.
İyi olup olmadığını görecek, sonra da odasına geri dönecekti. Hepsi buydu.
En azından kendisine söylediği buydu.
Kapıya yöneldi. Elini kapı koluna uzatmadan önce durdu.
“Saçmalama, Lara. Adam koskoca bir doktorun yanında.”
Bir adım geri çekildi.
Sonra yeniden kapıya baktı.
Birkaç saniye sonra derin bir nefes alıp kapıyı açtı.
Koridora çıktığında etraf sessizdi. Doktorun odasının kapısı kapalıydı. İçeriden herhangi bir ses gelmiyordu.
Lara, ayak seslerini mümkün olduğunca azaltarak koridorda ilerledi.
Alaz'ın kapısının önüne geldiğinde durdu.
Bir süre kapıya baktı.
Şimdi içeri girip ne yapacaksın? Uyuyorsa uyuyor işte.
Elini kapı koluna uzattı, sonra vazgeçti.
Ardından doktorun söyledikleri yeniden aklına geldi.
Alaz'ın arkasında duracak kimsesi olmadığını biliyordum.
Lara'nın yüzündeki kararsızlık yavaşça dağıldı.
“Bir bakıp çıkacağım,” diye fısıldadı.
Kapıyı çok hafifçe araladı.
Oda loştu. Köşedeki küçük lambanın ışığı, yatağın çevresini belli belirsiz aydınlatıyordu.
Alaz yatakta uzanıyordu.
Üzerine örtülen ince yorgan göğsüne kadar çekilmişti. Yüzü, gün boyunca taşıdığı o sinir bozucu ifadeden eser kalmayacak kadar sakindi. Kaşları çatık değildi. Dudaklarının kenarında alaycı bir gülümseme yoktu.
Lara kapının eşiğinde kaldı.
Onu ilk kez bu kadar sessiz görüyordu.
Gün boyunca susmak bilmeyen zihni bile bir anlığına durdu.
Yavaşça içeri girdi ve kapıyı arkasından kapatmadan bıraktı.
Birkaç adım ilerledi.
Önce yüzüne baktı. Ardından bakışları omzuna kaydı. Doktor yarasıyla ilgilenmişti ama Lara yine de bir şeylerin ters gitmesinden endişeleniyordu.
Yatağın yanındaki sandalyeyi fark etti. Sessizce çekip oturdu.
“Gerçekten baş belasıymışsın,” diye mırıldandı.
Sesini duyan olmadı.
Lara bir süre onu izledi.
“İnsan bir kere olsun düzgünce açıklama yapar. Yok, illa herkesi peşinden koşturacaksın.”
Dudakları belli belirsiz kıvrıldı.
“Bir de bana inatçı diyorsun.”
Bakışları yüzünde dolaştı.
Aslında gün boyunca onu doğru düzgün inceleme fırsatı bulamamıştı. Sürekli bir şeylere sinirlenmekten, sorularına cevap almaya çalışmaktan ve onunla tartışmaktan başka bir şey yapmamıştı. Şimdi ise karşısında ilk kez sessizce uyuyan bu adamı görünce bakışlarını ondan ayırmakta zorlandı.
Alaz'ın dağınık kumral saçları alnına düşmüştü. Bazı tutamları diğerlerinden daha açıktı; loş ışık vurdukça saçlarının arasında belli belirsiz kahverengi ve altın tonları beliriyordu. Normalde kendinden emin hareketleriyle dikkat çeken saçları, uyurken yüzüne gelişigüzel dağılmıştı.
Lara'nın bakışları kaşlarına indi.
Belirgin, koyu renkli kaşları yüz hatlarına ayrı bir keskinlik katıyordu.
Burnu düzgün, yüz hatları belirgindi. Elmacık kemikleri ve keskin çene çizgisi, yüzüne dikkat çekici bir görünüm kazandırıyordu. Dudakları hafifçe aralanmıştı. Normalde her fırsatta alaycı bir gülümsemeyle kıvrılan o dudaklar, şimdi sessizdi.
Lara'nın gözleri yanağındaki morluğa takıldı.
Yüzünün bir köşesinde duran o iz, kusursuz denebilecek yüzündeki tek pürüz gibiydi.
Bir an durdu.
Bu adamın yüzüne bakınca insanın sinirlenesi bile gelmiyor…
Düşünce zihninden geçer geçmez gözlerini kırpıştırdı.
Ne saçmalıyorum ben?
Dudaklarını birbirine bastırıp kollarını göğsünde birleştirdi.
Ama bakışları yine ona kaydı.
Alaz yalnızca yüzüyle değil, duruşuyla da dikkat çeken biriydi.
Üstelik bütün bunları fark etmek için çaba harcamasına bile gerek yoktu.
Adam, insanın istemeden dönüp bir kez daha bakacağı türden bir yakışıklılığa sahipti.
Lara bunu fark ettiği için kendisine kızdı.
"Pes doğrusu,” diye fısıldadı.
“Bir de yakışıklı olmayı eksik etmemişsin.”
Alaz'dan ses çıkmadı.
Lara başını hafifçe yana eğdi.
“İnsan biraz da çirkin olur. En azından sana kızarken işim kolaylaşırdı.”
Kendi söylediğine istemeden gülümsedi.
Sonra yüzündeki gülümseme yavaşça silindi.
Çünkü Alaz'ı bu kadar yakından incelerken bir şeyi daha fark etmişti: Yüzündeki bütün o sert hatlara rağmen, uyurken olduğundan daha genç görünüyordu. Kaşlarının arasındaki çizgi kaybolmuş, çenesi gevşemişti. Her an bir şey söyleyecekmiş gibi duran o kendinden emin ifade yoktu.
"Bu kadar yakışıklı olup bu kadar sinir bozucu olmak gerçekten büyük bir yetenek.”
Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
Ardından kendine kızarcasına başını iki yana salladı.
Lara bakışlarını ondan ayırıp ellerini yüzüne kapattı.
“Off, ne düşünüyorum ben ya…”
Parmaklarının arasından Alaz'a baktı. Sanki biraz daha bakarsa aklından geçenleri biri gelip yüzüne vuracakmış gibi hemen doğruldu.
Gitmeliydi.
Gerçekten gitmeliydi.
Ayrıca burda ne işi vardı ki.
Ama ayakları onu dinlemiyordu.
Yeniden bakışlarını Alaz'a çevirdi.
Acaba gerçekten nasıl biri?
Lara alt dudağını hafifçe ısırdı.
Doktorun anlattıkları aklına geldikçe içi burkuluyordu. Bir zamanlar kimsenin sahip çıkmadığı bir çocuk… Belki de canı yandığında başını yaslayabileceği bir omuz bile bulamamıştı.
Şimdi karşısında uzanan adamın geçmişini düşünmek, onu daha önce olduğundan farklı görmesine neden oluyordu.
Lara bir süre daha onu izledi.
Sonra gözleri kapalı yüzünde dolaşırken bir ayrıntı dikkatini çekti.
Alaz hiç kıpırdamıyordu.
Lara önce önemsemedi. Doktor sakinleştirici verdiğini söylemişti. Derin bir uykuya dalması normaldi. Fakat birkaç saniye geçmesine rağmen göğsünün hareket ettiğini fark edemeyince içine küçük bir kuşku düştü.
Başını hafifçe yana eğdi.
Sessizce fısıldadı.
“Alaz?”
Sessizlik.
Lara kaşlarını çattı.
“Hey, Bay Baş Belası?”
Yine cevap yoktu.
Bir an durdu.
Uyuyor işte. Ne bekliyorsun, kalkıp sana cevap vermesini mi?
Ama ya…
Ya bir şey olmuşsa?
Doktorun sözleri zihninde yankılandı. Yaralıydı. İlaç verilmişti. Dinlenmesi gerekiyordu.
Sandalyeden kalkıp yatağın kenarına yaklaştı. Onu biraz daha dikkatli inceledi. Yüzünde belirgin bir değişiklik yoktu ama Lara'nın içine düşen kuşku bir türlü geçmiyordu.
Elini uzatıp omzuna dokunmayı düşündü.
Sonra vazgeçti.
Ya gereksiz yere panik yapıyorsam?
Dudaklarını birbirine bastırdı.
“Bir kere de insanı endişelendirmeden uyusan şaşarım zaten.”
Bir adım daha yaklaştı.
Alaz'ın yüzü kendisine daha yakın olduğunda kalbi tuhaf bir şekilde hızlandı. Bunu düşünmeye fırsat vermeden hafifçe eğildi.
Önce yüzüne baktı.
Sonra nefes alıp almadığını anlamak için yüzünü onun yüzüne biraz daha yaklaştırdı.
Aralarında yalnızca birkaç santimetre kalmıştı.
Lara nefesini tuttu.
Tam o sırada…
"Uyurken bile peşimi bırakmıyorsun. Etkileyici.”
~Devam edecek
( Yorumlarınız bekliyorum. Merak ediyorum hikaye hakkındaki düşüncelerinizi😊)
Bölüm etkileşimi
