13. bölüm · KARADENİZ’İN YEMİNİ
KİMİLERİNİN DOĞUMU KİMİLERİNİN ÖLÜMÜ
O gün odada saatlerce sessizce ağlamıştım. Tamtamına bir haftadır Murat’ın evinde kalıyorduk. Deniz ve ben. Denizle tam konuşamamıştım. Arada göz göze filan geliyor yarım yamalak konuşuyorduk. Bu gün günlerden 23 Mart dı. Hem doğum hemde ölüm günümdü. Saat şuan 07.54’ü gösteriyordu. Düğün davetiyeleri çoktan basılmış ve dağıtılmıştı neredeyse tüm köy davetliydi çıldırdıracaktım. Neyse ki magazinciler yoktu ve hiç kimse video veya fotoğraf çekmeyecekti. Çağresizce yatağımdan kalktım üstümü değiştirme gereği duymadım onun için hızlı adımlarla lavaboya gidip elimi yüzümü yıkadım. Aynada kendime bakınca öğüre öğüre kusma isteği geliyordu göz altlarım morarmış ve torbalanmıştı. Oflaya puhlaya dişimi fırçaladım ve geri odama gittim üstümü değiştirip geri hızla yatağa girdim ve hiç bir şey olmamış gibi sosyal medyaya girdim. Gezinirken tanıya bileceğin kişiler önerisinde birisini gördüm. Deniz takip ediyordu,Bu Melis di. Deniz Melis’i takip ediyordu. Sinirle Melis’in hesabına girdim Melis’de Deniz’i takip ediyordu. Ve Melis’in hesabında tüm fotaraflarda Deniz veya Deniz’i belli eden bir mesaj vardı. Sinirle telefonu kapatıp duvara doğru fırlattım. Sonrasında ikiye ayrılan telefonuma baktım ve sinirle ağlamaya devam ettim. Kapım çalındı cevap vermedim “Zehra. İyi misin Zehram?” Diyen bir ses. Sesin sahibini tanıyordum Elif’di “Zehra kapıyı açıyorum” diyip kapıyı açtı ve hızla yanıma geldi “Zehra bu camlarda ne? Sen sen iyi misin?” Dedi korkuyla gözlerim yaşlı bir şekilde ona baktım “Telefonumu kırdım” dedim ağlayarak “Neden, Neden kırdın?” Diye sordu bu sefer “Bilmiyorum” dedim sonra gözlerimi kapatıp ağlamaya devam ettim “Zehra bir şey mi oldu? O şerefsiz abinden mesaj filan mı geldi bana anlat lütfen” dedi “Hayır. Hayır ondan mesaj filan gelmedi. Onunla alakalı değil. Deniz le alakalı” dedim “Deniz mi? Ne olmuş Deniz’e bir şey mi dedi sana kalbini mi kırdı?” Dedi hızla “Hayır kırmadı. Ama galiba ben onunkini kırdım” dedim çağresizce “Nasıl kırdın?” Diye sordu sakince “Bilmiyorum ama kırdım işte” dedim derin bir nefes aldı “Tamam. Sakin ol. Siz Deniz’le kavga mı ettiniz?” Diye sordu “Hayır. Etmedik hiç bir halt etmedik adam akıllı konuşmadık bile. Konuşamıyoruz birbirimizle olmuyor” dedim en sonunda dayanamayıp bana sarıldı bende ona sarıldım şuan karşılıklı birbirimize sarılmış ağlıyorduk. “Elif biz hiç bir bok yapamıyoruz” dedim ona sarılmaya devam ederken “Ağlama Zehra benide ağlatıyorsun” dedi “Elif Deniz’in sevgilisi var! Ben sevgilisi olan bir adamla evleniyorum” dedim “Zehra yapma” dedi “Elif o kıza yazık değil mi ben,ben artık dayanamıyorum. Herşeye boşver diyince boş verilmiyor. yapamıyorum” dedim ağzımdan ister istemez bir hıçkırık kaçtı harika bir o eksikti şimdi hıçkıra hıçkıra ağlıyordum “Elif! Zehra!” Diye bağıran bir erkek sesiyle irkildik. Murat bize doğru hızlı adımlarla geldi “Ne yapıyorsunuz. Niye ağlıyorsunuz?” Diye sordu. Elifle göz göze geldik niye ağlıyorduk. Lanet olsun ki onu bile bilmiyordum “O oros** çocuğunu mu bir şey yaptı size!” Dedi sinirle kimi kastettiğini söylemeye gerek yoktu. “Hayır” dedik Elifle aynanda “Niye ağlıyorsunuz o zaman?” Dedi sonra Elif hızla konuştu “Ya Murat. Hiç bir şey olduğu yok. Kız evleniyor onun için duygusallaştık” diye bir yalan söyleyiverdi. Murat Elif’in hızla konuşuşunu izledi sonra “Tamam. Bir şey demedim. Şey eğer ki bir şey olursa söyleyin.” Dedi ve yavaşça yanımızdan kalkıp gidiyordu ki “Murat. Deniz uyuyor mu?” Diye sordum “Yok uyanık sıra çok olur diye sabah erkenden traş olmaya götürdüm ben onu. Vallaha bir gör jilet oldu jilet.” Dedi sırıtarak “Şuan nerede?” Diye sordum “Vallaha ahırda keçilere bakıyordu ama” dedi keçilere mi? “Sizin keçiniz yok” dedim sakince “Biliyorum zaten bizim keçilerle değil. Senin keçilere bakıyor” dedi “Bizim keçilerin burada ne işi var?”
“Ahırınız bitlenmiş onun için bir kaç süreliğine bizim ahıra geldiler. Babanla konuştum da” dedi Babam mı
“Babamla mı konuştun?!” Dedim heyecanla kafasıyla onayladı “Bende konuşacağım” dedim heyecanla ayağa kalıp Murat’ın yanına gittim “Ara hadi” dedim “Bekle kız sakin ol” diye gülüp telefonunu açtı ve aradı sonra hızla bana verdi “Alo efendim Murat” diye bir ses yükseldi telefondan babamın sesini duyar duymaz gözlerim doldu “Baba” dedim sadece “Zehra. Kızım sen misin?!” Dedi heyecanla “Evet baba” diyip koltuğa oturdum gözlerimden artık yaşlar akmaya başlamıştı “Hayır ola kızım. Niye Murat’ın telefonundan aradın, Telefonuna bir şey mi oldu?” dedi “Kırıldı baba. Sen boş ver telefonu. Nasılsın iyi misin?” Diye sordum güldü “İyiyim kızım nasıl olayım işte madendeydik mola verdik” dedi “Kolay gelsin babacım. Kendine dikkat et tamam mı çok yorma kendini.” Dedim “Tamam kızım sende dikkat et tamam mı. Annengil nasıl?” Diye sordu bir kaç saniye sessiz kaldım “İyiler” dedim “İyi iyi hep iyi olsun inşallah. Keçilerin ahırı bitlenmiş.” Dedi “Haberim var babacım” dedim “Murat mı söyledi” dedi “Evet babacım” dedim “iyi kızım iyi. Zehra’m benim kızıl çiçeğim. Ben şimdi kapatıyorum mola bitmiş. Bir şey olursa arayın tamam mı yavrum hadi öpüyorum sizi.” Dedi “Bende seni babacım. Sende ara babacım. Seni çok seviyorum babacım. Görüşürüz” dedim ve telefonu kapatıp geri Murat’a verdim ve o an bir şey gördüm ki nefes almayı unuttum. Bir çift yeşil göz. Deniz kapıya yaslanmış kollarını birbirine bağlamış bana bakıyordu göz göze gelince gözlerini kaçırdı “Aa Deniz’im ne ara geldin” dedi Murat şaşkınlıkla “Asi yi sevip geldim” dedi Asi yi mi “Asi ne olum?” Dedi Murat “Keçi” dedi Deniz “Heee seni döven keçi” dedi sonra gülümseyerek Deniz’i kolundan tutup bir anda içeriye çekti “Hele şunun traşına bakın beee!” Dedi gururla Deniz’i süzerken. Gerçekten traşı yakışmıştı. “Nasıl olmuş Zehra” dedi Murat “İyi” dedim sadece “Zehra biz de kuaföre gidelim mi?” Diye sordu Elif “Gidelim” dedim “Tamammm öğlen yola çıkalımm saç makyaj derken saat 4-5 olur. Sonrada direkt düğün yerine gideriz” dedi “Tamam” dedim “İyi gelin hadi kahvaltı yapalım” dedi Murat.
BİR KAÇ SAAT SONRA
Saat 08.04 dü. Elif’in dediği gibi kuaförö gitmiş saçlarımızı makyajlarımızı yaptırmıştık. Şuanda düğün yerindeydik. Açık alanda yapılıyordu. Üzerimde gelinlik vardı. Üvey abim bir dükkandan kiralamış. Ne şuan burada olduğuma karşı çıkabilirdim ne de bunların yaşandığına. Sessiz ve sakince yelkovanın akrebi kovalamasını beklemeliydim. Çünkü yapacak hiçbir şey yoktu. Ben ve Deniz şuan gelin ve damat sandalyelerine oturmuş saf saf etrafı izliyorduk. Misafirlerden bir kaçı dimdik bize bakıyordu. Baran iti ise hiç bir şey olmamış gibi mutlu mutlu geziniyordu. Aras yoktu görmemiştim olmasın da zaten Deniz’i sinir ederdi. Deniz demişken yavaşça ona doğru baktım ellerini bacaklarının üstüne koymuş arkasına doğru yaslanmış etrafa bakıyordu. Üzgün müydü bilmiyorum mutlu muydu bilmiyorum bakışlarından hiç bir şey anlayamıyordum. Kafamı geri çevirecekken göz göze geldik çağresizce bir kaç saniye bakıştık sonra bana doğru yaklaştı ve kulağıma fısıldadı “Zehra” dedi “Deniz” dedim “Babanın haberi var mı?” Dedi “Yok” dedim evli olduğumdan haberi yoktu “Evli olduğumu söylersem üzülürdü. Yanında olmadım diye.” Dedim sonra biraz uzaklaştı ve önüne bakıp konuştu “Baban. Seni seviyor mu?” Diye sordu “Ne saçma soru bu hangi baba evladını sevmez?” Dedim sakince gözlerime baktı sonra geri önüne dönüp kafa burktu “Her baba sevmez.” Dedi işte o an ne dediğini anladım. Deniz’in biyolojik babası yoktu. Üvey babası vardı ve üvey babası da Deniz’i sevmiyordu. “Deniz ben” diye bildim sadece “Peki baban. Benimle evli olduğunu bilse. Beni sever miydi?” Diye sordu gözlerimin içine baka baka. Burukça sırıttım “Severdi” dedim aynı şekilde gülümsedi. “Değerli misafirler hoş geldiniz!” Diye bir ses yükseldi bir anda “Sizi aramızda görmek ne kadar güzel hissettirdi anlatamam” konuşan kişi üvey abimdi “Neyse çok uzatmıyorum. Değerli kardeşim Zehra ve değerli eşi Deniz’i alkışlarınız eşliğimde sahneye davet ediyorum” dedi. Deniz bir bana baktı bir Baran’a sonra hiç düşünmeden hızla ayağa kalktı ve bana elini uzattı bir kaç saniye gözlerimizle konuştuk ama sonra Deniz gözlerini kaçırdı. Hızla Deniz’in elini tutup sahneye doğru ilerledik ve sonra normal bir müzik eşliğinde dans. Müzik normaldi ama dans. Bana göre değildi çünkü Denizle yaptığım ilk dansdı. Deniz kendinden emin bir şekilde ellerimi belime koymuştu ve beni kendisine doğru çekmişti bende ellerini onun omuzlarına koymuştum. Bir kaç defa göz göze geldik ama konuşamadık en sonunda o konuştu “Hemen oturma tamam mı. Biraz oyna” dedi “O niyeymiş?” Dedim gözlerime baktı “Ne demek niye? Gelinsin sen. Misafirler gelin oynamadı mı desinler istiyorsun?” Diye sordu “Sence misafirler benim umrumda mı?” Diye sorusuna karşılık verdim bir kaç saniye gözlerime baktı sonra tekrar kaçırdı ve yavaşça kulağıma doğru eğildi “Zehra. Üzgün olduğunu biliyorum. Doğum gününü cehenneme çevirdim özür dilerim. Beni istemiyordun haklısın. Ama. Ama kendine laf ettirirsin.” Dedi sonra hafifçe gözlerime bakıp gülümsedi “Şey gibi düşün. Bu senin doğum günü partin ve etrafta sadece senin sevdiğin insanlar var. Sen en güzel kıyafetini giymişsin ve dünyanın en güzel doğum günü kızı olmuşsun. Öyle düşün ve doğum günü partinde dans ediyorcasına dans et olur mu. Beni görme it abini üvey anneni ve diğer istemediğin kişileri görme. Yeterki kendine laf ettirme. Sonra yine sen üzülüyorsun. Ben üzülüyorum” dedi “Kendini onlarla yanyana koyma” dedim hızla “Ne” dedi “Kendini üvey abim ve üvey annem ile yanyana koyma” dedim gözlerine bakarak “Hem. Hem seni istemediğimi de kim söyledi?” Dedim bir kaç saniye sustu sonra cevap verdi “Sen” dedi “Ne zaman böyle bir şey söylemişim ben?” Dedim “Düğün tarihi belli olduğunda” dedi. Nasıl yani sen duymuşmuydun. O an aklımda cümlelerim tek tek canlandı ‘Benim tek mutlu olduğum tarihide zehir edecek’ “Ben. Ben abime sinirliydim. Sen beni duydun mu” diye sordum “ Abine sinirliydin. Doğum gününde benim gibi birisiyle olacağına sinirliydin” dedi “Hayır ben ona sinirli değildim!” Dedim “Zehra. Yalan söylemene gerek yok beni sevmediğini bili-“
“Seni seviyorum!” Dedim sinirle şaşkınca suratıma baktı “Seni seviyorum. Sen buna ister inan ister inanma ama seni gerçekten seviyorum.” Dedim hiç bir şey söyleyemedi sadece suratıma bakakaldı tam da o an dans müziği bitti ve horon çalmaya başladı insanlar etrafımızı sararak horon oynamaya başladılar. Biz de ortalarında enayi gibi kalmayalım diye Deniz malını da yanıma alıp hızla hırına girdim Deniz tam bilmiyordur diyecektim ki adam benden iyi horon oynamaya başladı “Sen nereden biliyorsun bunu?” Diye sordum güldü “Orta okuldan” dedi ne alaka dercesine kaşımı kaldırınca daha da çok güldü “ Orta okulda 23 Nisan’da” dedi. Bir kaç tur horon oynadıktan sonra geri koltuklarımıza oturduk insanlar hala oyun oynuyordu ben de Elif’in getirdiği suyu içiyordum “Zehra?” Dedi Deniz “Hmm” dedim “Beni gerçekten seviyor musun?” Diye sordu ona hızla en sert bakışlarımdan bir tanesini yolladım “Seviyoruz dedikya adam ne bin defa soruyorsun!?” Dedim sinirle eşşek sırıttı “Sindiremedim bir anda söyleyince” dedi “Bi soda iç sindirirsin” dedim kahkaha attı. Resmen keyfini yerine getirmiştim ya bir haftadır put gibiydi. Gerçi bende öyleydim. Birbirimizin neşesi olmuştuk. Söve söve geldiğim düğünümde şuan kahkaha atıyorduk. Hayat gerçekten çok değişikti bir saat önce ağlıyorsan sonrasında gülüyordun bu çok güzel bir şeydi herşeyin böyle uyumlu olması çok güzeldi. Horonlar oynandı halaylar çekildi ve herşeyin sonu olduğu gibi düğünümüzünde sonu vardı ve düğünümüzde bitmişti. Giderken Murat ve Elif le vedalaştık sonra diğer hiç kimseyle konuşmadan hızla arabaya bindik. “Off canım çıkmış. Kaç kilo bu” diyip üzerimdeki zırh gibi olan gelinliği çekiştirdim “Eve kadar dayan bitti” dedi Deniz. Arabayı çalıştırıp eve doğru sürmeye başladı ev dediğimizde bizim evimiz babamın evi. Eve vardığımızda daha hiç kimse gelmemişti hızla odama kendimi atıp kapıyı kapattım ve üzerimdeki bilmem kaç kiloluk şeyi çıkartmaya çalıştım. Elimi yukarıdan götürüyorum fermuara deniyorum ama çekiniyordum aşağıdan götürüyorum böyle fermuara bile deyemiyordum “Hay si**yim” dedim dişlerimin arasından tam o sırada kapı çaldı “Kimsin” dedim sinirle “Benim.” Dedi Deniz’in sesiydi “Ne oldu” dedim “Üstünü çıkarttıysan bende çıkartacağım” dedi he beş dakikada çıkarttım. “Çıkartmadım daha” dedim “Neden?” Diye sordu “Çok beğendim de bununla yatacağım. Neden olacak çıkmıyor işte” dedim sinirle ve cümlemin bitmesinin ardından kapının açılıp Deniz’in odaya dalması bir oldu “Aayyğğ pis herif insan bi müsade ister be!” Diye bağırdım sırıttı “Görende çıplaksın sanacak” aptal adam diye geçirdim içimden ve en abartılı şekilde gözlerimi devirdim daha da çok sırıttı sonra arkama doğru geçti ve bir elini belime diyer bir elini gelinliğimin fermuarına koydu “Ne. Ne yapıyorsun be?” Dedim kekeleyerek. Boynuma doğru yaklaştı nefesini hissettim “Yardım”
“Bu nasıl yardım çek elini” diyip elini itmeye çalıştım ama ne fayda daha da çok sıktı belimi ve beni kendisine dayadı. Şuan sırtım onun göğsüne dayalıydı ve sırtımdaki eli yavaşça fermuarı indirmeye başlamıştı “Deniz” diye inledim sessizce “Efendim” dedi kafası boynuma gömülüydü eli ise arsızca fermuarımı indirmeye devam ediyordu. “Deniz. Yapma” dedim “Neyi” dedi ve elini çıplak sırtıma sürtmeye başladı resmen benimle oyun oynuyor du “Deniz. Çek elini” dedim zor bela “Terlemişsin” dedi belimdeki elini de sırtıma koydu kafasını boynumdan çekip enseme dayadı ve ellerini karnıma doğru götürdü “Deniz” diye inledim “Söyle. Yavrum” dedi kafamı zorla arkama yani ona doğru çevirdim o da enseme gömülü olan kafasını kaldırıp bana baktı. “Neden yapıyorsun” dedim yavaşça yaklaşıp burunlarımızı birbirine sürtmeye başladı “Çünkü birileri bana aşkını itraf etti” dedi aaaa ne aşkı be “Aşkı değil sevdiğimi söyledim bi kere” dedim hızla güldü “O birileri kendisini ne kadar da güzel biliyormuş” dedi bu sefer bende güldüm sonra yaklaşıp yanağıma bir öpücük koydu. “Hadi şimdi git duş al. Terleyip soğuma tamam mı benim keçi karıcım” diyip benden uzaklaştı bir kaç saniye bomboş gözlerle ona baktım sonra hızla banyoya doğru koştum ve banyoya girip kapıyı kapattım. Aynada kendimle göz göze geldim domates gibi kızarmıştım “Kendine gel Zehra ne yapıyorsun sen” desem de çoktan beynimin yerini kalbim almıştı ve baya bir sürede orada duracak gibi görünüyordu. Bir kaç saniye aynada bakıştıktan sonra ister istemez sırıttı ve üstümü çıkartıp duş almaya başladım. Vücudum sıcacık kalmıştı midem de kelebekler horon tepiyordu. Yanağım cayır cayır yanıyordu. Bir kaç dakika duş aldıktan sonra banyoda üzerime bir şeyler giydim ve dışarı çıktım. Deniz Bey çoktan üstünü değiştirmiş yatağa yatmış bir şekilde bana bakıyordu “Git duş al” dedim son derece ciddiyetimle sanki az önce hiç bir şey yaşanmamış gibi. “Aldım ben duşumu” dedi “Ne zaman nerede kiminle?” Diye pat küt soruları döşedim “Kiminle mi?” Diye sorup kahkahayı bastı utançla kızardım “Gülmede cevapla” dedim “Birincisi sen duş almaya gittiğinde bende gittim ikincisi bu evde iki tane banyo var ve son olarak üçüncüsü” diyip sırıttı
“Senin hayalin ile duş aldım. Hayalini de kıskanmazsın herhalde değil mi”
Benim hayalim mi ben mi ben? Şey bende aslında Deniz’i düşünerek duş almıştım ama olsun yani nede olsa bunu o bilmiyor. “Evet karıcım eğer soruların bittiyse uyuyalım mı?” Diye sordu “Uyuyalım mı derken? Sen uyu” dedim ve saçımı kurutmaya başladım bir kaç saniye bana baktı sonra yataktan kalkıp elimden saç kurutma makinesini aldı ve saçıma tutmaya başladı “Ne yapıyorsun?” dedim “Saçını kurutuyorum” dedi yok yaw ciddi misin “Salaksın bunu biliyorsun dimi Deniz” dedim güldü “Sayende biliyorum” bende güldüm. Saçımı kuruladıktan sonra makineyi kapattı ve masada ki tarağı alıp yavaş yavaş saçımı taramaya başladı o an aklıma bir şey geldi. Babam. Küçükken babam da saçımı aynı böyle tatardı sanki kırılacak incecik bir dalmış da dokunsan kırılacak o derece şefkatle dokunurdu bana. Ah baba ah gitti İstanbullara o dokunmaya kıyamadığın saçları yoldular çektiler hırpaladılar. Ben bunları düşünürken Deniz’in saçımı ördüğünü fark etmemiştim “Deniz?” Diyip arkama dönmeye çalıştım “Dur hareket etme bozacaksın” dedi tüm ciddiyetiyle. Deniz’i ilkkez bu kadar ciddi görüyordum adamın hayatında kıyamet kopuyordu umruna takmıyordu ama şuan benim saçını örerken ki ciddiyeti o kadar saçmaydı ki. “Hehhh bittiii” diyip uzaklaştı benden “Nasıl beğendin miii?” dedi hevesle gülümsedim “Evet evet çok güzel olmuş. Ellerine sağlık” dedim “Ne demek efendim görevimiz” dedi salak şey bir kaç dakika bana baktıktan sonra geri yatağa attı kendisini “Oha ayı yavaş yatağı kıracaksın!” Dedim “ Bişey olmaz ya. Hem fena mı olur yatağı kırsak” dedi sert bir bakış gönderdim “Ne bakıyorsun öyle? O it abin yatağı kırdığımızı görse bir daha asla evliliğimizden şüphe etmez” dedi
“Off saçma sapan konuşma Deniz” diyerek gidiyordum ki bir anda sanki güreşler olimpiyatın da gibi Deniz beni belimden yakalayıp yatağa koydu sonra üzerime doğru eğilip burnunu saçlarıma doğru bastırdı ve kokumu içine çekti sonra kulağıma doğru yaklaşıp alt dudağını şakak kemiğim ve kulak memem arasında sürtmeye başladı “Niye saçma sapan olsun ki. Bak istersek ne de güzel kırarız yatağı” dedi ve şakak kemiğime bir öpücük bırakıp yana doğru kendisini attı. Sıcak fazla sıcak güneş filan patladı da haberim mi yok avuçlarım terledi kızardım mahvoldum “ Zaten gıcırdıyor bu yatak” diyip bir anda bana sarıldı Deniz
“Ama neyse belki abin bizim gıcırttığımızı düşünür” dedi ve bir eli ile beni kendisine doğru çekip bacaklarının arasına koydu kafasını göğsüme doğru koyup yavaşça boynuma bir öpücük kondurdu Deniz bunları yaparken ben ne mi yapıyordum mal mal put gibi duruyordum ama içinde binlerce güneş patlaması sonrası yangınlar olan bir put. En sonunda yavaşça kıvrandım yatakta ve elimi onun saçına koydum ve saçıyla oynamaya başladım. Bir kaç dakika sessizce geçti Deniz arada burnunu ve kafasını boynuma sürtüyordu ama bu sefer sessizlik bölündü ve o kadar saçma bir soru ile bölündü ki “Zehra. Sen içine sütyen takmadın mı?” Deniz’in bu sorusunu idrak etmeye çalıştım ama edemedim yani cidden edemedim bu nasıl soru amı** koyayım dememek için kendimi zor tuttum “Ne yapacaksın?!” Dedim sertçe sonra gülümseyip burnunu göğsüme sürtmeye başladı “Kızma hemen. Sordum sadece”
“Nereden çıkardın bunu?”
“Hiç sadece çok yumuşak da. Sarhoş olarak yattığımda biraz sertti. Bir de” diyip bir anda göğsümü öptü “Ucunu hissettim” diyip geri yatmaya devam etti “Pis adam kalk üstümden” diye onu itmeye çalıştım “Ya tamam utanma bir daha sormam söz” diye beni tutmaya çalıştı “Azgın köpek ayda yılda bi sana şans vereyim diyorum o günde tüm mallığın üzerinde oluyor mal” dedim sinirle.Gülüp bana geri sarıldı “Ne yapayım bende heyecanlanıyorum öyle kaç hafta beni tersleyen kız bir anda seni seviyorum diyor bende mallaşıyorum bir anda duyunca”
“Hem azgın köpek diyorsun ama sende azdırmak için elinden geleni yapıyorsun” dedi “Aa ne yapmışım ben be!?” Dedim “Sütyen takmamışsın”
“Ama belirli bir sebebim vardı”
“Neydi sebebin lütfen söyle” dedi ee neydi sebebim harbiden niye sütyen takmamıştım lan ben nasıl yapabilirsin bunu Zehra sütlüklerini nasıl zırhsız bir şekilde bu aç köpeke sunabilirsin yaaa
“Sebebim var tabiki de. Şey sebebim eee ıslanmış” dedim
“Ney ıslanmış. Sütyenin mi ıslanmış?”
“Hı Hı evet o ıslanmış”
“Hmmmm”
“Ne hmmmm”
“ Takma zaten ya”
“ Höst azgın kertenkele” dedim kahkaha attı “Ne ya yalan mı bak ne kadar rahat böyle” diyip kafasını daha da çok sürttü “Ha önceden değildi yani?” Dedim “Önceden de rahattı da böyle daha iyi oldu.” Güldüm o da güldü sanki kaç haftadır birbirimizi yemiyormuş gibi şuan karşılıklı gülüyorduk hayat gerçekten değişikti. “Deniz.” Dedim ki dememe kalmadan beyfendi yine uyumuş. Bu adamın bir anda uyuma alışkanlığı beni çıldırtacaktı neyse en iyisi bende uyuyayım diye düşünüp uyumaya çalıştım. Sabah erken saatlerde telefonum çaldı yavaşça yattığım yerden doğruldum Deniz’in kafasını göğsümden kaldırıp yastığa koydum. Telefonu elime aldığımda daha önce hiç görmediğim bir numara vardı abim mi acaba diye düşünmeden edemedim. Açmamak istedim ama telefon o kadar ısrarlı bir şekilde çalıyordu ki Deniz bile sesine uyanmıştı. “Zehra. Telefon mu çalıyor?” Dedi uyku sersemi sesiyle “Sen uyu senlik bir şey yok” diyip telefonu açtım “Alo.”
“Alo merhaba Zehra Aydemir ile mi görüşüyorum?” Dedi telefondaki erkek sesi
“Evet benim. Siz kimsiniz?”
“Ben babanızın çalıştığı maden ocağının patronuyum. Sizi arama sebebim.. pek iyi bir iş için aramadım sizi”
“Ne. Ne için aradınız. Babam babama bir şey mi oldu?” Dedim boğazımdan kelimeler zar zor çıkıyordu nefes almak bile zorlaşmıştı sanki oksijen değilde zehir çekiyordum ciğerlerime.
“Zehra Hanım. Biliyorsunuz ki madencilik çok zor bir meslektir. Yerin binlerce metre aşağısına inerler madenciler o zorluğa karşı bile çalışırlar. Madencilerin hakkı ödenmez tıpkı babanızın da ödenemeyeceği gibi. Maden ocağında bir çökme meydana geldi yoğun yağmur ve dolu yağışından dolayı maden ocağı çöktü ve. Bir kaç madenci orada mahsur kaldı. Bir kaçı yaralı olarak kurtarıldı ama babanız. Babanız kurtarılamadı. Özür dileriz. Biz cenazeyi gönde-“ diyordu ki ses bir anda kesildi görüş alanım bulanıklaştı gözüm karardı beynime hançer saplandı. Kalbimi kara bulutlar istila etti. Babamı da mı melekler aldı? Annemi almanız yetmedi mi? Babamı da mı? Ne yapacaksınız babamı ? Bırakın babamı! “Zehra. Zehra’m ne oldu KİMSİN LAN SEN!?” Diye bağıran Deniz’i duydum kulağında telefonla bana bakıyordu bir kaç kelime söyledikten sonra telefonu kapatıp bana sarıldı. “Zehra’m. Yavrum. Nefes al. Beni duyuyor musun? Bebeğim. Zehra’n cevap ver ne olursun cevap ver. Zehra canı-“
“Babam” diye bildim sadece ondan sonrası hıçkıra hıçkıra ağlama oldu
“Yavrum yapma aşkım yapma. Ben. Ben sen ağlarken görmeye dayanamıyorum yapma.”
Hatırlarsanız düğündeyken bir söz söylemiştim ‘Bir gün ağlıyorsak diğer gün güleriz bu düzen harika keşke hep bu düzen olsa’ keşke o sözü söylemeseydim çünkü her güldüğümüzde de ağlamaya o kadar yakınlaşıyor muşuz. Bu da bir düzenmiş keşke hiç böyle bir düzen olmasa. Ya tam ağlasak ya da tam gülsek. Bu ikisine mahkum kalsak.
“Gerçekten ölmüş mü? Beni bırakıp gitmiş mi? Yapmaz benim babam yapmaz. Kızıl çiçeğim diye severdi beni. Beni bırakıp gidemez Deniz. Bir şey yap yalan söylüyorlar inanmam götür beni babama götür Deniz!”
“Bebeğim.”
“CEVAP VER DENİZ BİR ŞEY YAP DENİZ!”
Sessizlik
“Beni bırakamaz babam. Annem gitti o da gidemez ben. Ben yetim kalamam.Ben yanlız kalamam.”
“Yanlız değilsin. Ben varım”
“Babamda var dimi ölmedi babam bırakmadı beni dimi?”
Sessizlik
“Bana yine sıkı sıkı sarılacak kızıl çiçeğim diye sevicek beni dimi?”
Yine sessizlik
“Gelmesine son bir ay kalmıştı. Kavuşmamıza babacım diyip koşmama. Son bir ay.”
Bir kaç saniye sessizlik oldu sonra Deniz konuştu
“İnsan. Herşeye cağre bulamaz. Herşeye imkan olamaz. Bağzı şeyleri kabullenmemiz gerekiyor. Mesela ben yetim olduğumu kabullendim. Yetim olduğum için zorbalanmayı çoğu etkinliğe kayılamamayı. Kısacası yetim bir çocuk olmayı kabullendim.”
“Ben de mi yetim kaldım?” Diye sordum ağlayarak
Cevap veremedi sadece daha da çok sarıldı.
Si*tiğimin hayatı yine en mutlu olduğum zaman atmıştı kazığını.
