7. bölüm · KARA BÜLBÜL
5. Bölüm: Aşılan çizgiler
İLAHİ BAKIŞ AÇISI.
Miran yıldırım çok şey yaşamıştı fakat bu kadarını bu yaşına kadar görmemişti.
Başkan ata tarafından kaçırılmıştı. Fakat başkan, hiç bir şey olmamış gibi miranın tam karşısında oturuyor, çayını büyük bir keyifle yudumluyordu.
Miran hayatının şokunu yaşamıştı bugün. Ama elinden de hiç bir şey gelmiyordu. Ve her şeyden önce başkan bunu nasıl yapar? düşüncesinden kendini alıkoyamıyordu.
Başkan, miranın ellerini ve bacaklarını bağlamamıştı. Ve bunun tek bir nedeni vardı. Sırf bana karşı güveni sarsılmasın diye. Ama bilmediği bir şey vardı.
Miran yıldırımın güveni çoktan sarsılmıştı.
Miran yıldırımın içinde şuan çok büyük bir kin vardı.
Olduğu yerden kıpırdandı miran. Tam karşısındaki başkana baktı. Yarası geçmiş değildi fakat eskisi kadar kötü de değildi.
"Beni neden kaçırdın? Ve kaçırdığın halde neden bu kadar rahatsın?"
Miranın sorusuyla başkan kafasını çevirip tip tip baktı.
Üzerinde bir umursamazlık, yüzünde keyifli bir tebessüm vardı.
Bu tebessüm onun sonu olacak gibiydi çünkü miran şuan bile onu öldürmek istiyordu.
İstediği kadar başkanı desteklesin, ailesinin yanında başkan onun için iğne ucu kadar değerli değildi. Bu hayatta miran yıldırımı kimse hafife alamazdı.
Hemde hiç kimse.
"Kardeşin olan lalin, kara bülbül ekibiyle iş kuruyor miran. Lalin artık bir kara bülbül üyesi." dedi çayını yanındaki masaya bırakarak.
"Ve bir diğer kardeşin olan nevada yaptığı suçtan dolayı hücrede tutuldu."
Başkan ata, kafasıyla bacağındaki yarayı gösterdiğin de bu sefer miranın dudaklarında alaycı tebessüm vardı.
"Demek nevayı bile yenemedin ha?" dedi miran.
Başkan sinirlenmedi aksine sorusunu bile duymazdan geldi.
"Lalin olan kardeşim kara bülbül ekibiyle karokola saldırdı. Benim sonradan ne yapacağımı bilmeden kardeşini hücreden çıkartıp kaçırdı."
Miran bunu lalinden beklerdi. Affalamak bile istedi ama olmadı. Laline kızmak istedi ama yapamadı.
Çünkü miran yıldırım şuan lalinle gurur duyuyordu.
"Öyle mi? Çok iyi yapmışlar." dedi miran umursamaz bir tavır ile.
Başkan da ondan farksız değildi. Yüzü gülüyor, yapacağı planlara mutluydu.
"Sence hepsi burada mı bitecekti?" dedi başkan gülerek. "Seni kaçırdım çünkü seni karabülbül ekibiyle kurtarmaya gelecekler. Ve sence o zaman ne kadar planlı olacaklar? Bütün adamlarım burada olacak. Bütün planlarım hazır. Kısaca onlar buraya adımını attıkları an, ölmüş olacaklar."
İçinde az da olsa bir korku oluştu. Burdaydı ve onlara hiç bir şekilde iletişim kuramıyordu. Her yerde korumlar vardı ve çıkması imkansız gibi bir şeydi.
Onlara haber veremezdi. O yüzden sadece beklemekten başka bir şeyde yapmayacaktı. Başkan miran yıldırımı hafife almıştı. Ama yanlış yapmıştı.
Bunun cevabını verecekti.
Şimdi değil ama vercekti.
Başkan masadaki çayını alıp ayağa kalktı. Arkasını dönüp yürürken son kez mirana baktı. "Ben bu oyunu başlatmadım miran, bu oyunu lalin başlattı. Başlattı ve ben onun bitirmesine izin vermiyeceğim. Çünkü bu oyunu ben onları öldürerek bitireceğim."
Sonra bir saniye bile beklemeden kapıdan çıktı. Etrafına bir baktı. Ondan fazla koruma tam yanında dikiliyordu. Onlara gözünü devirip pencereden baktı.
Tam evine.
Annesi ve babası şuan meraktan ölmüş bile olabilirlerdi. Ama haber veremiyordu. Veremiyordu çünkü şuan resmen bir zindana hapsedilmişti.
***
Lalin yıldırım.
Oturduğum yerden tam karşıma, duvara bakıyordum. Yanımda ağlıyan nevayı umursamayıp, hareketsiz bir şekilde duvara bakıyordum.
Aklım yoktu benim.
Aklım olsaydı abimi bu yaralı halde tek başına bırakmazdım. Aklım olsaydı plansız bir şekilde hareket etmezdim. Aklım olsaydı ilk başından beri buraya gelmezdim.
"Beni kurtararak çok büyük bir yanlış yaptınız." dedi neva ağlayarak. "Eğer şuan hücrede olsaydım abim burada olacaktı. Ben bir şekilde kaçardım. Ama abim başkanın elinden nasıl kaçacak?"
Kaçamayacaktı.
Biz kurtaracaktık.
"Birde yaralıymış o." dedi hıçkırıklarının arasından. "Ya ona bir şey yaparsa başkan? Ya onu sağ bırakmazsa?"
Herkes umutsuz bir şekilde nevaya bakıyordu. Çünkü onlarda biliyordu. Miranı başkanın elinden kimse kurtaramazdı. Bu kişi karabülbül olsa bile.
"Sıçayım lan böyle işi." dedi ayaz sinirle.
Umutsuzluğu geç mutsuz bir şekilde ayaza bakarken akın konuştu.
"Bir şey yapmamız lazım. Burada öylece oturamayız ya?"
Gözüm tungara değdiğinde bana bakıyordu. Yüzümü inceliyor, tepkilerimi merak ediyordu. Tepkilerimde mutsuzluktan başka bir şey değildi zaten.
Bana bakmayı sürdürdüğünde tek gözünü bana kırpıp akına baktı. "Tabii ki de öylece durmayacağız. Bir şekilde miran yıldırımı kurtaracağız. Şimdi değil ama illaki."
Şimdi değil mi?
Bunu duyan neva tungara şaşkın bir şekilde baktı. "Şimdi değil mi? Ne demek şimdi değil? Abim o zamana kadar başkanın bir emri tarafından öldürülebilir! Ama gerçi neden size inanıyorum ki? Hatta biz neden burdayız bunu bile bilmiyorum."
Nevaya tepkisiz bir şekilde bakmaya başladım. Şuan zaten herkes ona bu şekilde bakıyordu. Onlar miranı kurtardığı için ben onlara güvenip yanlarında kalmıştım.
Nevanın bu sinirle girişimine kimse cevap vermemişti. Veya cevap vermek istememişlerdi bilmiyorum. Ama eğer şuan bu kadar mutsuz ve yorgun olmasaydım kesinlikle nevayı uyarırdım.
Uyarmam deyince...
Annem ve babam şuan acaba napıyordu?
Bizi merak etmişlerdi kesinlikle. Bizim için yayınlanan haberleri görmüşlerse kalp krizi bile geçirmiş olabilirlerdi!
Onları görmem lazımdı. Beş dakika olsa bile onlara gerçekleri anlatmam lazımdı.
"Tungar." diyerek söze başladım. "Ben nevayla kısa süreliğine annem ve babamı görmeye gideceğiz."
İnşallah bunda da bir sıkıntı yoktur.
Tungarın yüz ifadesinde anlamadığım bir duygu vardı.
Acıma?
Mutsuzluk?
Umutsuzluk?
"Tabii gidin. Mahirde sizinle gelsin güvenlik amaçlı."
Ona kafa sallayarak ayağa kalktım. Koltukta oturan ekin ve semaya, "Yarım saatte geliriz." diye bir açıklama yaptım.
Kızları hem buraya getirmiştim hemde evlerinize gidin bile diyemiyordum!
Şaka gibi ya!
Neva ve mahirde ayağa kalktığında çıkışa doğru yürümeye başladık. Mahir bir arabanın kilidini açıp sürücü koltuğuna kurulduğunda bende ön koltuğa kurulmak için diğer tarafa yürüdüm.
Ama tam o anda bir şey oldu.
Omzumda bir el hissetiğimde refleksle arkamı dönüp yumruğumu kaldırdım. Ama elin sahibi yumruk yaptığım eli havada tuttuğun da yüzüne baktım.
Tungar bana tebessüm ederek bakmaya başladığında havada kalan elimi serbest bıraktı. "Umarım yumrukların sert değildir çünkü bana ulaşmasına milimler kalmıştı."
Yalancı seni.
Onun refleksi çok iyiydi çünkü havadaki elimi bir saniye bile dolmadan yakalamıştı! Tabii bu kadar şaşırmama gerek yoktu çünkü bazen onun karabülbül olduğunu unutuyordum.
"Yumruklarım senin kadar sert değil. O zaman sorun olmazdı." dedim gülerek.
"Olurdu."
"Niye?"
"Çünkü o zaman ilk defa bir kadından yumruk yemiş olurdum."
Kaşlarımı çattım. "Ha senin derdin yumruk değil cinsiyet." dedim dalga geçerek. Ama tungar buna güldü.
"Derdim cinsiyet değil lalin, derdim gurur."
Buna sessiz kaldığım da bakışmaya başladık. Gözlerimi kısıp ona bakmaya başladığım da oda kaşlarını çattı.
"Sen niye geldin?" dedim anlam veremeyerek.
"Bende geleceğim tedbir amaçlı."
Kaşlarımı havaya kaldırdım. "Bunu mahir zaten hallediyordu."
"Bende halledeyim dedim."
Daha fazla konuşmamak amacıyla arka koltuğa kuruldum. Tungarda çok geçmeden ön koltuğa kurulduğunda mahir arabayı çalıştırıp evimizin adresini sordu. Ona başkanın adresini verdiğimde kaşlarını çatmıştı.
Ama bilmiyor ki başkan ile evimiz karşılıklıydı.
"Üç kardeş misiniz siz?" diye sordu direksyon başındaki mahir. Aynadan bize bakmaya başladıklarımda kafamı salladım. "Evet, üç kardeşiz."
Bunu bilmemesi saçmaydı. Hemde acayip derecede. Ben bir karabülbül üyesi olsaydım kesinlikle önceden araştırma yapardım.
Yaklaşık on beş dakika boyunca yol aldık. Daha sonra sokağımız gözüktü. Buraya gelmemem bayağı olmuştu. Özlememiş değildim.
Mahir, arabayı bizim evin önüne park ettiği anda kemerimi çıkartıp kapıyı açtım. Arabadan çıkıp kapıyı tekrar kapattığımda odamın penceresi ile bakıştım.
Neva yanıma geldiğinde yürümeye başladık. Eve doğru yürüdüğümüz esnada tungar, "On beş dakika!" diye bir uyarı yaptı.
Yapmasaydı zaten iki saat kalacaktık!
Kafamı çevirip camdan başını çıkartan tungara baktım.
"İnadına iki saat kalacağım." diyerek sevimsiz bir şekilde tebessüm ettim.
Tekrar önüme dönüp yürümeye başladım. Evin kapısının önüne geldiğimizde neva, "Abla bence şimdi babam tarafından azar işiteceksin. Haberin olsun." dedi.
Nevaya baktım. Bana gülerek bakıyordu.
"İnan bana seninde benden bir farkın olmayacak."
Kafamı nevadan çevirdim ve kapıyı iki kere tıklattım. Heycanlı bir şekilde beklerken bir korna sesi duydum. Kaşlarımı çatarak korna sesine doğru kafamı çevirdim.
Arabanın sahiplerini gördüğüm an kaşlarım endişeli bir hal aldı. Hızla nevanın kolunu tutarak evin arkasına doğru yürüttüm. Evin arka bahçesine vardığımız an, "Başkan burda." diyebildim.
Neva benim bu cevabıma affladı.
"Ne? Nasıl? Evine mi gelmiş?!" dedi nefes nefese.
Kafamı çevirip biraz illerledim. Kafamı duvarın arkasından çevirip başkanın evine baktım.
Korumalar tarafından arabanın kapısı açılıyordu. Başkan hiç beklemeden eve daldığında korumalar da peşinden gitmişlerdi.
Değişikti...
Tungar ve mahir bizi göremeyip telaşla göz gezdirdiklerini gördüm.
"Hadi gel."
Nevanın elinden tutup tungarların yanına doğru gittim. Ona doğru gittiğimi gördüğünde rahatlamış gibiydi.
"Kızım nereye gidiyorsunuz siz? Başkan buradayken bir de." dedi mahir telaşla.
Sesi kısık çıkmıştı ama ne kadar korkmuş ve sinirlenmiş olduğunu yüz ifadesiyle anlayabiliyordum.
"Refleksle evin arkasına saklandım. Ne yapayım başkanın yanından geçip sizin yanına mı ulaşsaydım?!"
Mahir bu cevabıma cıkladı. Ona göz devirdiğim sırada tungar ile göz göze geldim. "Başkan sence neden evine geldi?" diye sordum.
Çünkü gerçekten de merak ediyordum. Evine nadir gelirdi ve onu evinde görmeyeli haftalar geçmişti. Onun tek işi saçma sapak kurallar koyup, kendisini bir bok sanmasıydı.
"Bilmiyorum. Ama bu işte kesinlikle bir iş var..." dediği an neva gözlerini büyüttü.
"Yoksa... sen de benim düşündüğümü mü düşünüyorsun?"
Tungar tebessüm ettiğinde göz kırptı.
"Ne düşünüyorsun?"
Neva heycanlı bir şekilde anlatmaya çalışırken başkanın evinin en yüksek yani ikinci katının penceresinden bir ses yükseldi. Kafamı çevirip sesin sahibine baktığım an şsşkınlıktan ölecek gibiydim.
Başkan bu kadar önlemsiz hareket etmemiş olamazdı değil mi?
Abim pencereye çıkmış bize doğru el sallıyordu. "Lalin gel kurtar lan beni!"
Lan mı?
Sanırım abim başkan tarafından saatlerce esir tutulduğu için beyni çalışmıyordu. Yada benim kafam tamamen gitmişti. Koskaca hakim miran yıldırım başkanın penceresine çıkmış bana doğru gel kurtar lan beni diyordu.
Sanırım biraz dalga geçmezsem yapamazdım. Güneşten resmen yukarıya bakamıyordum ve abimi de görmem imkansız gibi bir şeydi. Ama onun hala gözleri bende olduğunu biliyordum.
"Abi!" diye bağırdım."Atlaman lazım. Sonuçta ben örümcek adam değilim senin yanına tırmanayım."
Yanımda olan ekib bana hem şaşırarak hem de gülerek bakıyordu. Tabii bende eğlenmiyor değildim.
"Lan gerizekalı başkan eve girdi korumalar da aşağı indiği için seninle konuşabiliyorum. Eğer şimdi beni kurtarmazsan öleceğim!"
Mahir, mirana sırıtarak baktı. "Öleceğim değil öldürüleceğim." dedi.
Miran mahire tip tip baktı. Daha sonra yüzünü buruşturarak bana baktı. "Kim bu kurbağayı getirdi? Resmen isterse zıplayıp yanıma bile ulaşabilir!"
"Lan kurbağa seni-"
"Lan yeter!" diye bağırdı tungar.
Tamam yeterdi.
Şimdi ciddi olmalıydım. Başkanın evine doğru yürüdüm ve tam abimin yanında durdum. Diğerleri de yanımda durduğunda neva bağırarak, "Abi kurtaracağız seni!" diye bağırdı.
Miran nevanın bağırdığını görünce işaret parmağını dudaklarına götürdü. "Sessiz olsana kızım." dediği an arkamızda duran evimizin balkonundan bir ses yükseldi.
"Miran, oğlum ne yapıyorsun orada?!"
Sıçtık!
Harbi sıçtık!
Kafamı evime doğru çevirdiğimde annemi gördüm. "Lalin? Kızım devlet düşmanı olmuşsun? Ne yaptın sen?!"
Abart anne.
Devlet düşmanı falan değildim. Sadece başkan atanın düşmanıydım.
"Abartma anne. Sadece başkanın düşmanıyız." dedi neva anneme aşağıdan bakarak.
Annem nevaya korkuyla baktı. "Kızım sende başkanı vurmuşsun! Kendini katil mi edeceksin? Aa, deriltiniz beni!"
Neva annemin cevabına güldüğünde abim yukarıdan konuştu. "Başkan gelecek şimdi! Kurtarsanıza beni!"
Tungar yukardan abime baktı. Güneşten yüzü parlıyordu. Hayır, zaten yakışıklı bir de böyle daha çok yakışıklı görünüyordu.
"Miran atla tutucam seni." dediğinde abim korkmamış gibi yaptı oysaki korkudan hemen havaya uçabilirdi.
"Tutmassan seni mahvederim. Karabülbül demem ayağımın altına alırım."
"Karabülbül mü?!" dedi annem korkuyla.
Tungar anneme bakıp tebessüm etti. Selam verip, "Selam teyze ben k-"
Miran abim birden tungarın üstüne ikinci kattan atlayınca ikiside yere yapışıp kaldı.
"Ay, oğlum!" diye bağırdı annem.
"Abi!" dedi neva endişeyle.
"Tungar ezildi!" dedi mahir korkuyla.
Bense hiç bir şey olmamış gibi duruyordum. Onları anlamsız bir şekilde izlerken, "Bir şey olmaz kalkarlar şimdi." dedim.
Abim altındaki tungara tip tip baktı. "Kalksana olum üstümden!"
Tungar kaşlarını çatıp en sert şekilde cevap verdi. "Sen kalk lan! Sen üstümdesin!"
Abim göz gezdirdiğinde kaşları havalandı. "Doğru." diyerek tungarın üstünden kalktı. Üstünü başını temizlerken, "Anne, iyiyim!" diye bağırdı.
Tungar mirana delirmiş gibi baltığında mahir çok ciddiydi. "Çabuk burdan gidelim yoksa başkan hepimizin ağzına eder."
Mahirin cümlesine kafamı salladım. Aynı şekilde nevada.
Tungar yerden kalkıp üstünü silkeledi.
Kafamı çevirip anneme baktım. "Anne biz iyiyiz sadece kara bülbül ekibiyle olacağız!" diye bağırdım. Annem bunu duyduğunda sertçe kalbini tuttu. "Sen bir eve gel bacaklarını kıracağım." dedi.
Tungar buna güldüğünde ona baktım. Bak hala gülüyor!
Sinirle arabaya doğru gittiğim sırada herkes peşimdeydi.
Ta ki bir ses duyana kadar.
"Kaçıyorlar! Başkanım kara bülbül ekibi kaçıyor!"
Duyduğum ses ile koşmaya başladım. Mahir sürücü, tungar ön ve biz üç kardeş arka koltuğa hızlıca kurulduk. Nefes nefese kalmış bir şekilde otururken mahir arabayı çalıştırdı.
Pencereden arkama bakarken tek bildiğim şey, başkanın peşimizde olduğuydu.
