5. bölüm · KARA BÜLBÜL

3. Bölüm: Karokal.

Gülnaz Demirhan

Hala bu lanet olası koltuktan kalkmış değildim. Abimin durumu iyiydi. Ama hala uyanmışta değildi. Ve bu beni ister istemez korkutuyordu. Kara bülbül ekibiyle oturmuş, hiç bir şey olamamış, ve abim vurulmamış gibi onlar ile sohbet ediyordum.
Aslında onların kötü olduğunu da savunamazdım. Onlar sadece adalet ve iyi bir düzen istiyordu. Tıpkı bazı insanlar gibi.
"Senin bir kardeşin var mı lalin?"
Gelen ayazın sesi ile düşüncelerimden ayrıldım. Yere baktığım halı ile göz temasımı kesip ayaza baktım.
"Evet, var."
Ayaz şaşırmış bir şekil de gözlerini büyüttü.
Bu adam her hareketiyle nevaya benziyordu.
"Öyle mi? Erkek mi kız mı? Sakın bana erkek olduğunu söyleme abin bize yeter."
Onun bu cevaplarıyla ofladım. Bu adam ciddiyet nedir? sorusunun tanımını asla bilmiyordu.
Bu adam da ciddiyet yoktu!
"Merak etme erkek değil, kız. Hatta ismi de neva. Neden sordun ki?" dedim ayaza bakarak.
Ayaz yeşil gözlerini bana dikip konuştu.
"Arkadaş arıyorum baby girl." deyip göz kırptı.
Onun bu haline yüzümü buruşturduğum da o kahkaha atmayı tercih etti.
"Bir, sakın bir daha bana baby girl deme. İki, arkadaş arıyorsan git deliler hastanesine kendine benzer birilerini bul. Nevayı asla bu ceheneme sokamam. Üç, Sen ne çeşit akıl hastasısın?"
Bu cevaplarım ayazın kahkaha atmasına sebep olmuştu. Gözlerimi devirip televizyon izlemeye başladım. Gördüğüm manzara ile yüzümü buruşturdum.
Saçma bir kanal üzerinde durmuş üstüne de bu kanalı izliyorlardı. "Şu kanalı değiştirip haberleri açın. Bakalım başkan bizim hakkın da neler paylaşıyor?"
Tungarın emri ile derin bir nefes verdim.
Akın kumandayı alıp haberleri açtığın da izlemeye başladı. Bir son dakika haberi vardı. Gözlerimi kısıp okumaya başladım.
SON DAKİKA.
Hakim miran yıldırımın kardeşi neva yıldırım adliye sarayın da olay çıkarttı!
Abisini ve ablasını adliye de bulumadığı için çılgına döndü. Hakim miran yıldırımın kardeşi olan neva yıldırım, onu sakinleştirmek için gelen başkan ata yı gözünü kırpmadan bulduğu bir silah ile bacağından vurdu!
Polisler adliye sarayına gelip neva yıldırımı ellerini kelepçelemeden karakola götürdüler. İşte neva yıldırma ait canlı görüntüler!
Şok içerisen de kaşlarımı çattığım da ekrana baktım. Neva iki polis eşliğin de arabaya doğru götürülüyordu. Fark eden kamerayı gördüğün de orta parmağını sırıtarak kameraya gösteriyordu. Polis hemen ellerin den tutup geri indirdiğin de bekletmeden nevayı arabaya sokmuştular.
İnanmayarak nevaya baktığım da erkek bir muhabir şöyle konuşuyordu.
"Neva yıldırımın yaptığı suçtan ve terbiyesizlikten dolayı polisler onu karakola götürmek için yola çıktılar. Başkanın koyduğu kuralara göre, neva yıldırımın cezası ölüme kadar dayanıyor!"
Hareketsiz bir şekil de televizyona bakmayı sürdürdüğüm mahir den bir ses yükseldi.
"Bu senin kardeşin miydi?"
Kafamı zorlukla çevirip mahire baktım.
"E-evet...sıçayım evet!"
Kendime geldiğim an refleksle ayağa kalkıp beyaz ceketimi aldım. Odanın kapısına doğru yürürken tungarın ayağa kalkışını duydum. Ağır adımlar ile kapıya yürürken tungar kolumdan tutup önüme geçti.
"Napıyorsun?(!)" dedim korkuyla.
"Burda kalıp gerekenleri yapacağız." dedi tungar.
Kaşlarımı çattım ve hafifçe yükseldim.
"Benim kardeşim suçtan yargılanırken ben burda elimi kolumu bağlamış bir şekil de duracak mıyım? Sanmıyorum!"
"Kardeşinin iyiliğini istiyorsan burda kalıp plan yapmalıyız!" dedi.
Derin bir nefes aldım. Sinirden ve korkudan ellerim titriyorken yolumu değiştirip tekrar koltuğa oturdum. Ayağımı stresli bir şekilde sallarken tungar da yerine kuruldu.
Birbirimize bakarken ayaz araya girdi.
"Bence plana gerek kalmadan direk karakola saldıralım."
"Oldu çay kahve de ister misin?" dedi eda sinirle.
"Kolaysa sen fikir sun!"diye karşı geldi ayaz.
Nevayı ölüme sürüklüceklerdi.
Başkan acımasızdı.
Nevayı öldürecekti.
"Kesin lan!" diye bağırdı tungar.
Tungarın sinrli yüzüne bakarken herkes korkudan susmuştu.
Derin bir nefes alıp ayaza baktı.
"Haklısın. Karakola saldıracağız. Şu an hücre de tutulmuş olması lazım. Saldırmayacağız sakince işimizi halledip geleceğiz. Hepimiz bazı rolere bürüneceğiz. Polis, gardiyan, hizmeli ne varsa... gardiyan olanda nevayı ordan çıkartıp getirecek."
Bu planı duyduğum da kalbim hızlı bir şekil de atmaya başladı.
Daha bir gün önce başkanı savunan lalin, kara bülbül ekibiyle iş birliği mi yapacaktı?
Evet yapacaktım... en azından kardeşim için.
"Sakın ama sakın kimliğinizi belli etmeyin. Tek bir kavga hepimizin hayatına meil olabilir."
Tek bir yanlış hepimizi öldürebilirdi.
"Tamam plan iyi fakat ne zaman planı uygulacağız? Neva yıldırım yarın bile mahkeme ye çıkabilir." diye sordu mahir meraklı bir şekil de.
Refleksle saate baktım.
On biri elli dokuz geçiyordu.
Hepimiz tungara kilitlenmişken, mahir ne olduğunu anlamış bir şekil de güldü.
"Şimdi mi?"
Cevap olarakta tungar tebesüm etti.
"Şimdi!"
Daha sonra her şey anlamadığım bir hız ile ilerledi. Herkes otomatik olarak ayağa kalktı ve hazırlanmadan çıkışa doğru yürüdüler.
Hala oturduğumu gören ayaz, "Hadi baby girl artık ikinci baby girl'i kurtarmaya gidiyoruz." deyip bana elini uzattı.
Elini tutup ayağa kalktığım da yürümeye başladık. Tungar yanıma geldiğin de ayaz yanımdan ayrılmıştı.
"Kardeşini getireceğiz biliyorsun değil mi?" diye sordu tungar.
"Emin değilim. Bu durum çok tehlikeli ve olasılık bir durum."
"O zaman yanlış biliyorsun. Bu durum yüz de doksan dokuz gerçekleşicek."
"Neden yüz de yüz değil?"
"Senin olasılık durumunu biraz ciddiye aldım diyeyim."
Tungara bakıp güldüm. "Ne kadar da ciddiye almışsın."
Tungar buna güldüğün de arabaya varmıştık. Kara bülbül ekibi arabalara kurulurken koltukta oturan ayaz ekibe seslendi. "Haydi baby girl ekibi gidip şu işi kökten çözelim!"
Ayazın karşısına kurulduğum da tungar da yanıma oturmuştu. Şöförleri tungar ayarlamıştı.
Ayazın yanında ki akın yüzünü buruşturdu. "Hiç havalı bir konuşma değildi." daha sonra gözlerini kısıp sanki havalı bir konuşma yapacakmış gibi bir hareket yaptı. Bir kaç saniye sonra gözlerini bulmuş bir semayla büyüttü.
"Evet kara bülbül ekibi! Hadi gidelim de neva yıldırımı hem kurtarıp hem de şoke edelim!"
Dudaklarımı büzüp akına baktım. "Özür dilerim ama bu havalı değildi."
Ben bunu söylediğim sırada araba yola çıkmıştı. Daha sonra bir etrafıma baktım. Akına, tungara, ayaza, mahire, edaya, ecrine ve kendime.
Nerdeydim ben?
Dudaklarımdaki derin tebesüm silinirken, derin bir nefes aldım.
Abimin canını kurtararak nevanın mezarını kazmıştım.
"Kıyafetleri nereden bulacağız?"
Gelen ses ile ecrine baktım. Gerçekten nereden bulacaktık?
Tungar ecrine bakmayı son verip kafasını bana çevirdi. Bana bakmaya başladığın da ne oldu der derecesine kafamı sağ ve sola salladım. "Ne oldu? Bana niye bakıyorsun?"
Tungar, "Bizim yüzümüzü ezbere biliyorlar. Bir tek seni bilmiyorlar. Senin yüzünü ezbere bilseler bile hiç bir şey yapamazlar. Kapıdaki görevlileri bir şekil de etkisiz hale getir. Biz de o zaman hızlı bir şekil de geçip, kıyafetlere bürünüceğiz." dedi.
Kaşlarımı çatıp tungara baktım. "Affedersin ama ben nasıl o ayıları etkisiz hale getiriceğim? Hem içeri de öyle elini kolunu sallayarak giremezsiniz. Kameralar var!"
Bunlar kendilerini avengers ekibi mi sanıyordu allah aşkına!
"Hemen arkan da olacağım. Ve kameraları da kapatmayacağız. Görmek mi istiyorlar görsünler. Risk severiz."
Beyfendi risk seviyormuş!
Polis tarafından götüne kurşun yiyince de risk sevdiğini söylersin!
Derin bir nefes aldım. Kafamı pencereye çevirdiğim de karakola çoktan gelmiştik.
Kendimi çeki düzen verip tungara baktım.
"Hemen arkam da ol çünkü bu erifler beni paket eder!"
Sinirle araba kapısını açıp yere adımımı attım.
Hayatım da hiç bu kadar korkmamıştım!
Kapıyı var gücümle sert bir şekil de kapattım. Gözlerimi arabadan ayırıp karakola baktım. Hem dışarı da hem de içeride bekleyen görevli kişiler vardı.
Ben bunları nasıl alt edecektim?(!)
Kapıya elimi sert bir şekil de vurup tungarın gelmesini işaret etmeye çalıştım. Sonra daha fazla beklemeden karakola adımlar attım. Görevli kişiler beni gördüğün de gözleri kocaman açıldı.
"Lalin hanım! Nasıl kurtuldunuz?" diye yüksek sesle konuştu uzun boylu olan.
Yüzüme endişeli bir hal almaya çalıştım. Ve korkuyla konuşmaya çalıştım.
"Benim nasıl olduğum önemli değil! Haberleri duymadınız mı? Başkan buraya geldiğin de kara bülbül tarafından vuruldu! Çabuk burayı boşaltın ve başkana yardıma gidin! Ben burayı koloçan ederim!" diye sesimi yükselttim.
Görevli kişilerin yüzü endişeli bir hal aldı.
"Ne? Nasıl!" diye bağırdı yeşil gözlü olan.
"Çabuk başkanın yanına gidin! Ben burdayım." dedim.
Aferim kızım lalin!
Görevliler bana gülümseyip bir an bile beklemeden kapıyı açıp yürümeye başladı. Hemen arabaya doğru baktım.
Tungar daha arabadan bile çıkmamıştı!
Sinirle büyük adımlar ile arabaya gittim.
Kapıyı sert bir şekil de açarak konuştum.
"Çabuk çıkın! Çabuk! Zamanımız yok!'
Herkes hızlı bir şekil de arabadan çıkarken, tungar onlara doğru bakıp ciddi bir şekil de konuştu.
"Hepiniz dağılıp bulduğunuz elbiselere gömülüyorsunuz. Hizmetli mi, polis mi yoksa avukatlara mı bürünüyorsanız bürünün ama sakın kendinizi belli etmeyin."
Daha sonra bir saniye bile beklemeden içeriye daldık. Koşarak içeriye daldığım da yanım da kimsesinin olmadığını fark ettim.
Şu an korkudan altıma yapabilirdim.
Şaka şaka.
Hemen bir koridora girip hızlı bir şekil de yürümeye başladım.
Bir role bürünmeliydim!
Tam o an da gözüm bir oda ya çarptı. Hizmetliler diye bir yazı gördüğüm de hemen içeriye daldım. Kapıyı kapatıp, kapıya yaslandım. Nefes nefese kalmıştım korkudan! Kafamı hemen karşıya çevirdiğim de gözlerimi kocaman açtım.
Akın ve ayaz iki hizmetliyi bayıltmış, onların kıyafetlerini giymiş, kendi kıyafetlerini ise hizmetlilere giydirmişti!
Bana bakıp anlamszıca sırıtıyorlardı.
"Lan, lan! Öldürdünüz mü lan adamları!" diye bağırdım.
Ayaz bağırdığımı gördüğün de, "Bağırmasana kızım bizi duyacaklar." dedi anlık bir yüz değişimi ile.
Sıkıtntılı bir nefes verip, konuştum.
"Tungar dedi ki kıyafet bulup değiştirin. Ama siz naptınız? Hizmetlileri bayıltıp kıyafetlerini giyiyorsunuz!"
Akın gülüp havalı sanan bir yüz ifadesiyle bana baktı. "Havalıyım demi?"
Ayaz bunu duyduğun da ensesine bir şamar çaktı. "Havalıyız demek istedin heralde." dedi.
Akın, ayazın kolundan tutup yere indirdi.
"Sen havalı değilsin. Ben havalıyım." dediğin de daha fazla dayanamayıp işaret parmağımla onlara kapıyı gösterdim. "Çabuk çıkın bu odadan elimden bir şey gelmeden!"
Söylediğim cümle ile ikisinin gözleri hemen tekrar bana döndü. Ayağa kalkıp adamları görünmeyecek bir kenara çektiklerin de kapıya doğru yürüdüler.
Akın kapıyı açıp çıktığın da ayaz son anda bana baktı. Sırıtıp, "Bayb girl değil man girlmüşsün." dediğin de ayağına bir tekme attım. "Lan sınamasına beni!"
Ayazı iteleyip odadan çıkarmaya başarmıştım. Odaya döndüğüm etrafıma baktım. Gardiyan kıyafetlerini gördüğüm de hemen elime alıp giydim. Zaman kaybetmemek amacıyla hemen oda dan çıkıp nevayı hangi hücre de tuttuklarını öğrenmeye çalıştım.
Koridolarlardan geçtiğim de beni çeken bir kamera gördüm. Yerde ki yangın tüpünü alıp kameraya geçirdim. Kamera yerle bir olduğunda, "Kurallara uymayı sevmem." diye mırıldandım.
Koridorda geçen insanlar bana anlam veremeyerek baktığın da hemen yürümeye başladım.
Merdivenleri hızla aşıp tekrar bir koridora geldim. Tam o anda hizmetli kıyafetiyle olan ayazı gördüm. Hızlı adımlar ile bir yere yetişmesi gerekiyormuş gibi yürüyordu. Tabii insanlar onu hizmetli kıyafetiyle gördüğü için onu tanımakta zorluk çekiyorlardı.
Ve beni de.
Yanıma vardığın da ona doğru fısıldadım.
"Nereye?"diye sordum.
"Nevanın elini inciten polisi öldürmeye."
"Öldürme diyecektim ama neva söz konusuysa öldür... bir de akın nereye gitti?"
"Akın da onu tanıyan kişiyi yok etmek derdinde. Ben havalıyım diye adamın beynini yıkadı."
Ayaza gözlerimi kocaman açtığım da gülümsedim. "Siz harbi hastasınız."
Ayaz buna güldüğün de hemen tekrar yürümeye başladım. Sonra bir avukat ilgimi çekti. Gözlerimi kısarak bekleyen avukata baktım.
Avukat benimle göz göze geldiğin de güldü. Yeşil gözlerini gördüğüm de tanıdım. Bu kişi ecrindi! Ona güldüğüm de tekrar yürümeye başladım.
Ecrin kendini avukat rölüne koyup sandalye de oturmuştu. Kesinlikle etrafı koloçan ediyordu.
Kafamı iki yana sallayarak hücrelerin olduğu yere doğru gittim. Hücreleri gördüğüm de gözlerimi kocaman açtım.
Arkadaşım sema ve ekin nevayı ziyarete gelmişti! Gardiyan da yanların da dikiliyordu!
Hemen gardiyanın yanına gittim.
"Bundan sonra burayı ben kontrol ediceğim. Senin görevin artık alt kattaki."
Gardiyan buna kaş çattığında, "Müdürün emridir." dedim. Nevaya ait anahtarları bana verdiğin de istemeye istemeye alt kata doğru gitti. ben kızlar ile tek kalmıştım. Bana anlamsızca baktıkların da onlara kaşlarımı çattım.
Beni tanımamışlardı!
"Benim lalin." dediğim de neva gözleri kocaman açılmıştı.
"Abla!" dedi sevinçle.
Tam o anda salak sema dan bir ses yükseldi. "Sen ne zaman gardiyan oldun?"
Ve ekin de şöyle devam ettirdi."Hayırlı olsun lalincim."
Onlara inanmayarak baktım. "Ben gardiyan olmadım! Nevayı kurtarmaya geldim." diye sesimi hafifçe yükselttim.
İkisinin de yüz ifadesi şaşkınlık içerisin de değiştiğin de, "Sakın konuşmayın sadece yardım edip etrafı koloçan edin. Birileri geldiğinde de işini halledin."
Çünkü ikisi de tekvando ile uğraşıyordu.
Ama beyinleri tersten çalışıyordu...
Biraz.
Hızla anahtarı alıp nevanın kilidini açmaya çalıştım. "Abla nasıl girdin buraya?" diye sordu korkuyla. Tam o anda kilidi açıp nevayı çıkarttım. "Sonra açıklarım şimdi burdan çıkmamız lazım. Hemde hemen!" dedim ciddiyetle.
Nevayla önümüze dönüp tam yürüyecekken gardiyanın sesini duyduk.
"Müdür öyle bir emir vermemiş sen ne saçma-"
Gardiyan bizi bu halde gördüğün de hemen ileriye atıldı. Ama sema hemen bacağına bir tekme geçirerek onun tek ayak yere düşürmüştü. Ekin de bundan faydalanarak yüzüne sert bir yumruk geçirmişti.
Gardiyan burnu kanlı bir şekil de yere düştüğün de, "Koşun!" diye bağırdım.
Hepimiz var gücümüzle koştuğumuz da koridora çıktık.
Yanlış yapmıştık!
İnsanların gözleri bize inanmayarak baktığın da büyük hapörlerlerden gür sesler çıktı.
"Dikkat dikkat. Kara bülbül ekibi karakolu basmıştır! Tedbirli olup siviller karokolu derhal terk etsin! Tekrar ediyorum siviller derhal karokolu terk etsin!"
"Sıçayım!" dedim ağız dolusu. "Sıçayım!"
Merdivenlere koşarak yöneldiğimiz de önümüzü tam dört polis kesmiştti.
"Geri gidin. Asansöre doğru koşun!" diye bağırdım.
Hepimiz tekrar yön değiştirip asansöre doğru yöneldik. Sema hemen düğmeye bastığın da daha gelmesine bir kat vardı.
Polisler bize doğru koştuğun da ekin, "Şuna sert bir şekil de bas sema!" diye bağırdı. Tam o anda asansör olduğumuz katta durdu. Kapı otomatik bir şekil de açılırken tungarı ve mahiri gördüm!
"Çabuk girin!" dedi mahir bağırarak.
Asansöre ilk önce onları iteleyip sonra kendim girdim. Sıfır düğmesine bastığım da cam kapılar kapandı. Polsiler tam o anda cam kapıya elleriyle vurduğun da neva onlara tekrar orta parmağını gösterdi.
Bu kız deliydi!
"Bunlar kim lan!" dedi mahir şaşkınlıkla.
Mahire bakıp konuştum. "Arkadaşlarım! "
Mahir bana inanmayarak baktığın da tungar bana baktı. "Gardiyanlık sana yakışmış." dedi. Ona baktıp refleksle konuştum. "Savcılıkta sana yakışmış." dedim.
Tam o anda kapılar açıldığın da hemen koşarak çıktık. Kapıya doğru koşarken hemen bahçeye indik. Kapıdaki görevlileri gördüğüm de içimden bir güzel sövdüm.
"Lalin hanım başkan burda değildi ve üstüne vurulmuş bir haber çık- "
Yeşil gözlü olan etrafımdakilere baktığın da kaşlarını çattı."Bunlar kim?" diye sordu.
Ona saçma bir şekil de güldüm. "Arkadaşlarım." dedim. Tungarı göstererek, "Bu hamdi" dedim. Semaya da bakarak, "Şurdaki de hamdiye." Bu esnada da mahiri gösterdim. "Buda nasrettin. Şurdaki de nesrin."
Lan ne diyordum ben!
Uzun boylu olan nevayı gördüğün de silahına uzandı ama tungar hemen yüzüne yumruğu geçirdi. Mahir de yeşil olana sert bir şekil de yumruğu geçirdiğin de ben de kapıyı açtım.
Kapıdan hızlı bir şekilde geçerken arabaya doğru koşuyorduk. "Sen bir daha yalan söyleme lalin. O isimler neydi?" dedi mahir koşarken.
Aklıma onlar geldi napayım?
Arabaya vardığımız da hemen kapıyı açtım. Kızları soktuğum da ben de içeri girdim.
Bizden önce herkes gelmşti.
Oturacak yer kalmadığın da araba da refleksle yere oturdum. Tungar edaya, "Bas!" diye bağırdığın da araba hızlı bir şekil de hareket etti.
Biz kara bülbül ekibi bugün de yine sağ çıkmıştık.