2. bölüm · KARA BÜLBÜL
1. Bölüm: Yalanlar ve gerçekler
Tam karşımdaki duvardaki yazıyı görünce adete dehşete kapılmıştım.
Bunlar odama nasıl girmişti?
En önemlisi bunlar evime nasıl girmişti?
Nefes alışverişlerim düzensiz hala girerken, sertçe yutkundum.
Hızla yataktan kalktım ve koşarak kapıya ulaştım. Kapıda da gördüğüm yazı ile daha da dehşete kapıldım. Onlar acımasızdı. Onlar insan öldürüyordu. Onlar örgüttü.
Hayır.
Onlar kara bülbüldü.
"Hiç bir konuşma gerçek değildir. Unutma dünya da bile büründüğümüz rolü oynuyoruz. Rol ne gerektiriyorsa onu söyleriz."
~kara bülbül.
Burada anlatılacak şeyi yarı anlamış yarı anlamamış gibiydim.
Ama bu benim umrumda değildi.
Bu adam benim odama girmişti!
Aman Allahım bu çok korkunçtu.
Kapı kolunu tutup odadan çıktım. Merdivenlerden hızlıca inereken düşmemeye çaba gösteriyordum çünkü korkudan her an yuvarlanabilirdim.
Merdivenlerden indiğimde hemen salonun yolunu tuttum. Salonun kapısını kırıcakmışım gibi açtığımda neva'nın ve miran abimin kavga sesleri durmuş, babam ve annem sohbeti sona ermişti.
Hepsi bana sorar ve endişeli bir şekilde bakarken ben nefes nefese kalmış bir şekilde kapının yanında heykel gibi duruyordum.
Tek bir kelime...
"Anne..." diyebildim.
Annemin endişeli bakışları hala üzerimdeyken, şu soruyu sordu. "İyi misin? Noldu"
Bir an durudum.
Onlara kara bülbülün odama girdiğini ve aksi takdirde odama yazılar yazdığını söylemeyecektim.
Bunu hiç kimseye söylemeyecektim.
"Şey... hiç bir şey olmadı"dedim. "Ben size bugün eve yabancı birinin gelip gelmediğini soracaktım."
Herkes bana soral gibi baktığında ben cevabı bekliyordum.
Babam, "Bugün bir arkadaşın geldi... ah neydi adı?" dediğinde annem araya girdi.
"Tungar karabülbül halil. Sen gerçekten yaşlandın. Her şeyi unutuveriyorsun."
AĞZIM AÇIK KALDI.
Abartısız söylüyorum ağzım gerçekten açık kaldı. Şoktan gözlerimi kocaman açarken, hareketsiz bir şekilde duruyordum.
Korkudan mı yoksa şaşkınlıktan mı bilmiyorum ama ellerim bile titremeye başlamıştı.
"Senin evde olmadığını söyledim ama o bekleyeceğini söyledi. Odana çıkıp seni beklemeye başladı ama on dakika bile dolmadan gitti. Ama iyi birine benziyordu."
Babamın sözlerini işitirken bile ağzım açık dinliyordum. Ayakta durmuyum diye kapı kenrarından çıkıp koltuğa oturduğum sırada salak abimden bir ses yükseldi.
"Sen ne zaman sevgili yaptın?"
Gözlerim hiç açılmadığı kadar açıldığında şok içerisinde abime baktım. Ona kızgın kızgın bakarken, "Ne diyorsun sen? O benim sevgilim falan değil!" diye yükseldim.
O bana imalı imalı bakarken babamın sırıttığını duydum.
"Yakışıklı adam ama."
BANANE!
İnsanların babası çocuğunun sevgilisi var diye kızarken benim babam beninle oynuyordu.
İşte babamın farkı.
"O benim sadece arkadaşım. Başka şeyler ima etmeyin. Rahatsız oluyorum."
Arkadaşım bile değildi.
Yüzünü bile daha görmemiştim.
Aman allahım!
Başkan bile tungar'ın yüzünü görmemişse benim annem ve babam tungarın yüzünü mü gördü?
Bu açıdan sanki biraz şanslılardı.
İsmini ülkede ki hiç kimse bilmiyordu. Ta ki annem ve babam öğrenene kadar...
Aslında gerçek isminin söylediğine emin değilim.
Bir isim sallayabilme imkanı sonuçta elinde vardı.
"İyi tamam. Sen arkadaşım diyorsan arkadaşındır."dedi abim.
Ona sinirli bir şekilde bakarken, o kahkaha atmayı tercih etti.
Sinirle salonu terk edip odama geri gitmek için merdivenin yolunu tuttum.
Merdivenlerden çıkıp odama geldim. Kendimi hemen yatağa bıraktım ama gözlerim her defasında karşımdaki duvara yazılmış yazıyı görüyordu.
Silemez miyim?
Silmek istiyor muyum ki?
Emin değildim.
Ama bir yandan da ufak tefek hayranı olduğum için silmiyecektim.
Hayran demek doğru olmaz ama yazılan tehdit mesajlarını veya sözleri ilgi çekici gözüküyordu.
Bunları boş verip gözümü kapattım.
Uyumak dileğiyle.
***
Sabah
Hiç istemeden tekrar dünya ya gözümü açtım. Beni karşılayan karşımdaki duvardaki yazıydı.
Gözlerimi devirip yataktan kalktım. Odamın kapısını açıp odadan çıktım. Merdivenlerden inerken bu sefer nevanın ve abimin kavga sesleri orta da yoktu.
Belki daha önceden tartışmışlardır.
Sırıtarak kafamı iki yana salladım.
Bana göre kesinlikle onlar evin neşesiydi. Kavga ederler ve acayip derece de ses çıkartırlardı ancak yumuşadıklarında da evin neşesi oluyorlardı.
Hukuk okumak istemediğimde ikisi beni korumuştu. Annem ve babam bana kızarken o ikisi başkanı ölesiye savunduğu halde beni korudular.
Türk dili ve edebiyatı bölümü seçtim. İyi işte başardım.
Çalıştım, ağladım, sızladım ama sonunda istediğimi elde ettim.
Sonra başkan bir açıklama yaptı.
Bu ülke de artık hukuk ve gazetecilik bölümüne izin verildiğini acımasızca söyledi.
Tam edebiyat öğretmeni olacaktım ki bunu elimden almıştı.
Hayalimi elimden almıştı.
Karşı gelemedim. Çünkü her şeyin bir cezası vardır. Bu ülke de başkana karşı gelmek halk için ölüm demekti.
Ölümde hiç istemediğimiz bir şeydi.
Sene 2032.
Ülkenin gelişmesi gerekirdi. Ama bunu başkan eliyle aldı.
Dünya artık tamamen bir falekete dönüştü. Kuralar, cinayetler ve tehditler.
Hepisinin tek bir sebebi vardı. Hepsi birinin elindeydi. Düz bir çizgide hepsi akıp duruyordu.
Başkan ata.
İsminden bile nefret ederim. Kısacası başkanın her şeyinden nefret ediyordum.
"Günaydın." diyerek mutfağa geçiş yaptım. Ama bu mutfakta biri eksikti.
Neva.
Abim halinden menun bir şekilde gülümsedi.
"Günaydın."dedi harfleri uzatarak.
Kaşlarımı çatıp etrafa baktım. "Neva nerde sabah sabah."dedim anneme doğru bakarak.
Annem elindeki eşyaları masaya bırkatığında bana baktı ve konuştu.
"Şeye... şeye gitmişti. Neydi ya..."
Tam o anda televizyon başındaki babamın bir sesi yükseldi.
"Bir mahkemeye gitmişti arkadaşlarıyla. Elvan sen bana yaşlı diyorsun ama yaşlı olan sensin. Kızının gittiği yeri nasıl unutursun aklım almıyor."
Annem ona ters bir bakış gönderdiğinde susmasını işaret etmişti.
Masaya oturup abime baktım.
"Bugün gideceğin bir mahkeme var mı?"diye sordum. Çünkü olsaydı bende giderdim. Tama o muhabirler sinirimi bozuyor olabilirlerdi ama evde daha da sinirlerim bozuluyordu.
Abim bana bakıp gülümsedi.
"Evet, var. Gelmek ister misin?"
Sorar gözlerim ona şimdi şaşırarak bakıyordu. Kaşlarımı çatarak ona baktım.
"Sana noldu bugün? Neden hep gülüyorsun?"
Abim bana tekrar gülümsediğinde yüzümü buruşturarak geri çekildim.
"Sen iyi misin?"
"Bugün evde neva yok lalincim. O yüzden moralimi şuan kimse bozamaz."dedi.
Geri çekildiğim yerden hareketlenip tekrar önüme çekildim. Sırıttım.
"Ha sen o yüzden bugün böylesin?"
Abim bana baktı ve ya tabiki de diye bir gönderme yaptı.
Babam ve annem de sofraya oturduğunda kahvaltı etmeye başladık.
"Haberleri duydunuz mu?"
Bababım sorusuyla ona baktım.
"Yok ne olmuş?"dedim.
Cevap vermek yerine haberleri açtığında kaşlarımı havaya kaldırarak televizyona baktım.
SON DAKİKA.
Kara bülbülün kuzeni olarak tanınan ayaz isimli kişi başkan tarafından ele geçirildi!
Hakim miran yıldırım ile mahkemeye girecektir. Ve en büyük cezayı almaya çaba gösterecektir.
İçinizi rahat tutun çünkü kabuslar sona eriyor.
Saygılarla
Donmuş bir şekilde karşımdaki televizyona bakarken karşımda oturan abimin sesi yükseldi.
"Ben mahkeme var derken ayazın mahkemesinden bahsediyordum. Korkuyorsan gelme." diyerek beni alaya aldı.
Boğazımı temizledim ve kendime gelmeye çalıştım.
"Ayazdan korkan senin gibi olsun... geliyorum." dedim.
Abim iki elini hafifçe masaya vurarak ayağa kalktı.
"İyi hadi kalk gidelim."
Kaşlarımı çatarak, "İyide daha kahvaltı bile yapmadım."dedim mırıldanarak.
Abimin, "Hadi hadi çabuk."demesiyle bende ayağa kalkıp odama gittim.
Hazırlandığım da odamdan çıkıp merdivenlere yöneldim.
Abim her zamanki gibi yerli yerindeydi.
Ona doğru giderken, "Hiç öyle bakma bu sefer hazırlanmam on dakikamı bile almadı."dedim.
Abim de bana gülerek baktı.
"İyi ya ben de ona şaşırdım."
Hafif bir kahkaha attığımda dışarıya çıktık.
Yolda yürürken sohbet açılsın diye ona bir soru sordum.
"Neden hakim oldun?"
Sorduğum soruyla yüzünde anlık bir şaşkınlık oluştu.
"Bu nerden çıktı?"dedi bana bakarak.
Kafamı umursamazca iki yana salladım.
"Hiç öyle merak ettim."
Abim bana bakmayı sürdürdüğünde ben yürüyen ayaklarıma bakıyordum.
Dakikalar geçtiğin de hala bir cevap vermemişti.
"Adaleti sağlamak için. Hangisinin iyi ve kötü olduğunu tespit etmek ve kötü olana cezasını vermek için." dediğinde sesi ciddiydi.
Yolda yürürken kaldırım taşlarındaki kanları gördüğüm de bir soru daha sordum.
"Peki başkanın insanları kaldırımlar da öldürmesinden zevk mi alıyorsunuz?"
Abim refleksle bana baktı. Nereye baktığımı tespit etmek ister gibi benim baktığım yere baktı. Kurumuş kanları gördüğün de hemen kafasını başka bir yere çevirdi.
"Lalin biliyorum kurallara uymak istemiyorsun, düzeni değiştirmek istiyorsun ve başkan da nefret ediyorsun. Ama bunları onlar hak etti. Onları hapishaneye koyduklarını düşün. En ağır ceza veririyor ama cezası bittiğin de tekrar aynı hatayı yapıyor. İnsan öldürüyor, soygunluk yapıyor, kaçakçılık yapıyorlar. Sence onları hapishaneye koymak yerine onları öldürmek ülkemiz için daha şerefli değil mi?"
Kural 4.
Bu ülke de hapishane kullanmak yasaktır. Karşı gelenlere ölümle cevaplarız.
"Onların hepsi suçlu değil!"diye yükseldim. "Sırf başkanın kurallarına karşı geldiler diye onları kaldırımlarda öldürdüler. Sırf iyi bir düzen istediler diye öldürüldüler. Sırf adalet istedikleri için kara bülbüle destek verdiler diye öldürüldüler. Bu ülke adaletli bir ülkeyse, bu ülke laik bir devletse insanların düşüncelerine karşı gelemezsin! Onların yarısı kadın! Kadınları bile gözünü kırpmadan öldürüyorlar." dedim sesimi hafifçe yükselterek.
Gözlerimi kaldırım taşlarından ayırarak abime baktım.
Bana bakıyordu ama şu an hiç bir duyguya sahip değildi.
İlk defa içimdekileri dışa aktarmıştım. Üstelik bu abimdi. Üstelik abim hakimdi.
"Sen de söylediklerimi doğru olduğunu biliyorsun."dedim mırıldanarak.
"Lalin ben yaşadığım sürece başkanı desteklemeye devam edeceğim. Ama sen ne düşünüyorsun bu beni ilgilendirmez. Mesleğime sadığım." dedi abim ciddiyetle.
"Sadıkmış."dedim alay ederek.
"Kadınlar mahkemeye girdiğinde maddi durumları iyi olmadığı için avukat tutamıyorlar ve devlet hiç bir şekil de onlara destek bile olmuyor! Sırf mahkemeyi kaybetip ölsün diye. Oysaki o sadece iyi bir düzen istemişti. Ama sen onu ölüme yolladın. İdam falan edilmedi direk orda işini halletiniz.
Söylesene senin adaletin bu mu? Bir hakim olarak karşı gelemedin mi? Hepiniz boş konuşuyorsunuz. Hepiniz başkanın ne kadar kötü olduğunu biliyorsunuz ama nasıl bir beyniniz varsa anlayamıyorsunuz!"
Ona bağırarak söylediğim cümleler ile şok olmuştu. Bana inanmayarak baktığın da ben hala aynı şekilde ona bakıyordum. Abim cevap vermeyip önüne döndüğün de ben de önüme döndüm. Bir kaç dakika geçtiği halde hiç bir tepki vermediğin de yanlış yaptığımı anladım. Kendi fikirlerimi ona söylemiş olabilirim. Bunda bir sıkıntı yoktu. Ona göre de bunda bir sıkıntı yoktu ancak ona sesimi yükselttiğim için şoka uğramıştı.
Kaşlarım üzgün bir hal alırken kısık bir sesle konuştum.
"Özür dilerim abi. Bir an patladım."
Abim kafasını çevirmeden konuştu.
"Sorun değil. Kendi fikirini ortaya koymak doğal bir şey."
Kafamı hafifçe sallayarak tekrar önüme döndüm. Adliyeye ulaştığımız da her zaman ki gibi muhabirler yerli yerindeydi.
Onlar bize yaklaşırken tam abime bakıp konuşacaklarken abim hiddetle elini kaldırdı.
Muhabirler geri çekilirken abim hızlı adımlarla adliye kapısına vardı.
Güvenlik bize başıyla selam verdiğin de bana baktı.
"Savcılar, avukatlar ve hakimler hariç içeri girenlerin telefonlarını alıyoruz."
Alaylı bir şekil de gülerek konuştum.
"Geçen geldiğim de niye almamıştınız?"
Güvenlik tam konuşacak iken abim araya girdi.
"Benin kardeşim. Telefonunu almanıza gerek yok."
Güvenlik istemsizce kafa sallarken tekrar yürüdük.
Adliyenin içerisine girdiğimizde ilk defe bu kadar sakindi.
Abimle koridolarda yürürken, bir erkek avukat benim yanımdan geçiyordu. Bana bakmayı sürdüğün de kafamı hayırdır anlamın da sallladım. Avukat hiç bir tepki vermeden yanımdan geçtiğin de içimden şu an ona saydırıyordum.
Bir kapıya ulaştığımız da abim durdu.
"Burası."dediğin de kafa salladım.
Tam karşımız da sarşın bir adam gördüm. Elleri ters kelepçeli ve direk bana bakıyordu.
Neden adliyedeki herkes bana bakıyordu.
Sonra aklıma bir şey geldi.
Bu ayazdı! Aman allahım bu kara bülbülün kuzeni olan ayazdı!
Ona çaktırmadan abime kolumla dirsek attığımda kolunu tutup bana baktı.
"Oha!" diye yükseldi. "Napıyorsun?"
"O o mu?" dedim korkarak.
Kaşlarını çattı. "Kim kim?"
"Ya ayaz o mu?"diyerek kafamla oturan adamı işarer ettim.
Gülerek bana baktı.
"Evet o. Ne o korktun mu?"diye sordu.
Kafamı kaldırarak ona baktım.
"Tabii ki de korkmadım."
Abimin gülüşü kordior da yankıladığın da derin bir nefes verdim.
Tam o an yanım dan geçip bana bakan avukat tam ayazın yanına vardı.
Yoksa ayazın avukatı o muydu?
O esmer biriydi. Saçları hafif kahve rengiydi. Gözleri de. Boyunun bir doksanı geçtiğine emindim.
"Gel biz girerim. Onlar da şimdi gelir."dedi abim.
Kafamı salladım. İçeriye girdiğim de hiç kimse burada yoktu.
Ben arka koltuklara geçtiğimde abimde kendi yerine geçti.
Cübbesini giydiğin de bu sefer hiç olmadığı kadar ciddiydi.
Ben buraya oturdum ama kimse izlemeye gelememişti.
Korkaklar.
Ben hiç korkak değilim.
Çünkü ayazın mahkemesine geldim!
Hafifçe kıkırdadığımda kapı açıldı.
Girenin ayaz olduğunu görünce yerimde dikleştim.
Ayaz, iki gardiyanın koruma eşliğin de içeri girip yerine kururdu.
Yanına da hemen avukatı oturdu.
Ayazın korkması lazımdı ama o hiç öyle görünmüyordu.
Avukata bir kaç bir şey deyip sırıttı. Daha sonra beni işaret etti.
Bak korkmaya başlıyorum.
Avukat ayazın koluna dirsek attığında ayazın sırıtışı yerine yüzüne ciddi bir ifadesi büründü.
Bir savcı da içeri girdiğinde abim iki kere tokmağa vurdu.
"Sessizlik!" diye bağırdı.
Daha sonra sustu. Sanki sözü savcıya vermişti.
Savcı ciddi ifadesiyle konuşmaya başladı.
"Ayaz kara bülbül, kara bülbülü desteklediği ve onunla iş birliği yapmıştır. Bunun cezası ölüme kadar dayanır."
Bu esnada savcı elindeki bir kaç evrağı abime verdi.
"Bu fotoğarfta biri ayaz bir diğeri kara bülbül. Ayaz kar maskesi takmamış görünüyor ancak yanında ki bir adam kar maskesi takmış durumda. Kar maskesi takmış kişi ise kara bülbülün ta kendisidir."
Abim evraklara baktığın da ağır bir şekil de kafa salladı.
Tam o esna da ayazın avukatından bir ses yükseldi.
"İtiraz ediyorum!" diye yükseldi.
Bir avukatın böyle diyeşi normal gözükebilirdi. Hatta çok doğal bir şeydi ama bu ayazın kahkaha atışına sebep olmuştu.
Abim sinirle tokmağı vurdu.
Ayaz tekrar ciddi ifadesine büründüğün de ne olup olduğunu şu an anlamış değildim.
"Fotoğraftaki kişinin kara bülbül olduğunu nereden biliyorsunuz? Ayazın yanındaki adam kar maskesi takmış ve yüzünü gizlemiş olabilir ancak bu onun kara bülbül olduğunu kanıtlamıyor. Kanıt istiyorum."
Ayaz arada sırada sırıtıp duruyordu.
Noluyor?
Savcı tam konuşacak iken dışarıdan çığlık ve silah sesleri yükseldi.
Refleksle yerim den kıpırdadığım da abim bir hakim olarak gardiyana, "Dışarı da neler olduğuna bak."diye emir verdi.
Gardiyan kafa sallayarak dışarı çıktı.
Savcı tekrar konuşmaya başladı.
"Kara bülbülü orda gören biri var." Bu sırada hakime yani abime baktı.
"İzin verirseniz buraya çağırmak isterim."
Kesin yalancı şahittir.
"Kesin yalancı şahittir."
Lan lan ne dedim ben az önce.
Söylediğim cümleyle herkes bana baktı. Ayaz denen adam güldüğün de savcı araya girdi.
"Sizin konuşmanız yasak."dedi.
Hadi canım ben bilmiyordum.
"Ay çok pardon. Bir an oldu." dedim.
Savcı bana delirmiş gibi bakarken abim de aynı durumdaydı.
Ayaz hala gülerken ben ona yeter dercesine bir bakış gönderdim.
Oha o bir katildi.
Ve ben az önce ona yeter diye bir işaret mi gönderdim?
Kesin ölüceğim.
Yüz de yüz.
"İzin verildi."dedi abim.
Kapı sert bir şekilde açıldığın da dışarı kontrol eden gardiyan bir tekmeyle sırt üstü yere düştüğün de, refleksle ayağa kalktım.
Ben daha ne olduğunu anlamadan adamlar sürü olarak içeriye daldı. Bir tane adam elindeki iki silahı avukat ve ayaza verdiğinde adam, "Cübbe sana çok yakışmış tungar" dedi.
Ben gerçekten öldüm.
El fatiha.
"Kes lan sesini." dedi avukat.
Aman allahım avukat kara bülbüldü!
Yani tungardı.
O yüzden bana imalı imalı bakıyordu!
Neden bana imalı bakıyordu?
Bu yer de bile gözlerimi devirdim.
Ayaz dışarı çıkıp avukatlara kurşun yağdırırken, tungar savcıya doğru yürüdü.
Abim de sana cübbe çok yakışmış tungar diyen kişiyle yumuşak bir kavga ediyordu.
Şüpheli...
Savcı geriye adımlar atarken tungar, korkusuzca savcıya doğru asker adımları atıyordu.
"Ben bir şey yapmadım!" diyerek ağlamaya başladı savcı. "Hepsi başkanın yüzünden! Ben sadece işimi yapıyorum!"
Tungar onu dinlemeden silahı tam alnına dayadı.
"Şimdi senin de konuşma hakkın olmayacak." Bu esna da sesini kısıp korkunç bir şekil de tebessüm etti.
"Savcı."
Bir an bile beklemeden silahı sıktı.
Çıkan gür sesle ufak bir çığlık attım.
Ufacık.
Yemin ederim ufacıktı.
Tungarın yüzü bana döndüğün de sanki kalbim yerinden çıkacak gibi hızlı atmaya başladı.
Ve bunun tek bir sebebi vardı.
Korku
Boğazımı korkusuz bir şekil de temizlemeye çalıştım ama imkansız gibi bir şeydi.
Bana tam döndü ama aramız da bayağı mesafe vardı.
Gözlerini kısıp bana baktı.
Ben şimdi karabülbül ile göz teması mı kuruyorum?
Ben bir katil ile göz teması kuruyorum!
"Sen?" dedi sorar gibi.
Benim kim olduğumu adım gibi biliyordu.
Kafamı kaldırıp, "Hakimin kardeşiyim."dedim.
Kaşlarını çattı.
Rolü de iyimiş.
"İsmin ne?"
Sanane
İsmimi söylemesem öldürülür müyüm?
"Lalin."
Neden onun sorularına cevap veriyordum?
"Lalin yıldırım yani."dedi tespit eder gibi.
Kafamı kendimden emin bir şekil de salladım.
"Evet lalin yıldırım."
Bana bakmayı sürdürüyordu ama tam o anda kapı şiddetli bir şekil de açıldı.
Teker teker polisler içeri daldığın da tungar iki elini teslim olmuş bir şekil de havaya kaldırdı.
"Ellerinizi kaldırın! Çabuk." diye gürledi.
Ben kaldıracak mıyım?
Refleks olarak ben de elimi kaldırdım.
Bunu gören tungar kafasını sağa doğru eğerek güldü.
Onu aldırış etmeden abimin olduğu tarafa baktım.
Abimle kavga eden kişi de tıpkı tungar gibi iki elini yukarıya doğru kaldırmıştı.
Ama abim iki elini kaldırmamıştı.
Neden kaldırsın ki?
Benim şu an yaptığım bile aptallıktı.
Ama ne olduğunu bilmeden polis silahını kaldırıp abimin karnından vurdu.
Ne olduğunu anlamadan gözlerimi kocaman açtım.
Abim iki elini karnına bastırarak geriye adımlar atıyordu. Sonra dengesini kaybetip sırt üstü yere düştü.
Korkunç ve bir o kadar da büyük bir çığlık attım.
Sonra bir silah sesi daha geldi.
Gözlerimi çevirip kurşunun geldiği yere baktım.
Tungar belindeki yedek silahı alıp abime vuran polisi vurmuştu.
Abimin yanında ki kişi de bundan faydalanarak diğer polisi tam alnından vurdu.
Hızla abime doğru koşup tam yanına oturdum.
"Abi." dedim sadece.
Gözleri açıktı ama beni iştiyor mu bilmiyordum.
Artık dayanamayıp ağlamaya başladım.
Bu sefer adeta, "Abi!"diyerek haykırdım.
Abimin gözü kapandığın da titreyen iki elimi karnına bastırıp kanını durdurmaya çalıştım.
"Abi gitme." diyerek omuzuna sarıldım. Ama o gözlerini açmıyordu.
Kanaması çok vardı.
Ve bilincini kaybetmişti.
Elimi hemen boynuna koyup nabzına baktım.
Çok yavaştı.
Çok.
Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.
"Abi polisler her yeri sardı gitmemiz lazım!"diye bağırıyordu polisi vuran adam.
Üstümde ki beyaz ceketi umursamadan yırtarcasına çıkarttım ve karnına daha sıkı baskı uyguladım.
"Sen hakimi al. Bunları bu şekil de bırakamayız."diyordu tungarda.
Ama yanında ki hayvan da ona şiddetle karşı geliyordu.
"Abi onlar başkanı destekliyor!"diye gürledi.
"Mahir!" diye bağırdı tungar. "Al dediysem al."
Kapıdan giren birini işittim ve tam olarak şöyle diyordu.
"Abi polisler geliyor!" dedi ayaz.
Mahir denen adam tek bir kelime söylemeden yanıma geldi.
Ayaz da mahirin yanına gelip abimi tek hamle de alıp götürdüler.
Yerde oturduğum halde kanlı ellerime baktım.
Abimin kanı.
"Hadi kalk." diyen tungarın cümlesini işittim.
Gözlerimde ki yaşları elimin tersi ile sildim. Gözlerimin kan olduğuna emin gibi emindim.
Arkamı dönüp tungara baktım.
Bana bakıyordu.
Tepkisiz bir şekilde.
Hiddetle ayağa kalktım.
"Sizin yüzünüzden!" diyerek omzundan ittim.
"Senin yüzünden abim vuruldu!" diyerek bağırdım.
Tungar tepkisiz bir şekilde bana bakarak, "Hatırlatayım ama abini polisler vurdu."
"Ama sizin yüzünüzden vurdu!"
Bana ne dediğimi tespit eder gibi baktı.
Şu an ne dediğimi ben de bilmiyordum. Kanlı ellerimle gözümde ki yaşları sildim.
Ve kelimleri tükürürcesine çıkarttım.
"Biliyor musunuz? Siz gerçekten de ne mafyasınız ne de örgüt. Siz çöpün tekisiniz!"
Bağırdığım cümle ile az da olsa affalamıştı.
Sinirleniceğini düşünmüştüm ama o güldü.
"Evet doğru tespit. Biz ne mafyayız ne de örgüt. Bunun cevabını daha önce de duvarına yazmıştım.
Ama daha açıklayacı istiyorsan şöyle açıklayabilirim. Biz ne mafyayız ne de örgüt. Çünkü ikisi de yanımız da bir köpekten farksız kalır."
Sonra bana konuşma fırsatı bile vermeden kolumdan tutup çekiştirdi.
O zaman canım bile umrum da değildi.
O zaman sadece abimin ölmemesini istiyordum.
