6. bölüm · KARA BÜLBÜL
4. Bölüm: Kaçırılma
Araba da sıkışık bir şekil de kaldığım için nefes alamıyordum! Sağım da mahir, solum da ayaz olduğu için ve ayazın yanında da sema olduğu için havasızlıktan ölecek gibiydim.
Karakoldan sağ salim çıkmış, tungarın malikanesine doğru gidiyorduk. Ama anlamadığım bir yer vardı.
Neden peşimize düşmemişlerdi?
Bu işte kesinlikle bir iş vardı. Başkan isterse hemen peşimize düşüp, bizi takip ederdi. Ama yapmamıştı. Ve buda demek oluyor ki her an başkan dan beklenmedik bir hareket oluşabilirdi.
Elimle boğazımı tutup, "Nefes alamıyorum!" diye bağırdım. Sağımdaki mahire bakıp, "Üstüme çık istersen. Uzaklaşsana biraz nefes alamıyorum!" dedim sinirle.
Mahir sıkıştığı yerde rahatsızca kıpırdandı. Bana bakıp, "Lan biraz daha gidersem kapı benim ağırlığımdan kırılacak." dedi.
Tungara bakarak, "Padişahım lütfen o elinizi kullanıp pencereyi açar mısınız? Biliyorum çok zor bir iş ama siz üstesinden gelirsiniz." diyerek sevimsiz bir şekil de tebesüm ettim.
Tungar bir kaç saniye bana bakmayı sürdürdüğün de camı açtı.
"Bu iş bir padişah için fazla kolay gibiydi."
Yok canım çok zordu.
Tungara bakıp tam ona laf sokacaktım ki yüzündeki yeni bir yara gibi gözüken yarılmaya baktım. Çok kötü yarılmıştı ve o hiç bir şey olmamış gibi davranıyordu.
"Kaşına noldu senin?" diye sordum.
Bu söylediğim cümle ile kaşlarını çattı. Daha sonra elini kaşlarına dokundurduğun da aydınlandı.
"Bu mu?" dediğin de evet anlamın da kafamı salladım.
"Bir gardiyan ile tartıştım. Önemli bir şey değil zaten şuan ölü."
Ölü mü?
Tabii ya tungar ona karşı gelenleri sağ bırakmaz ki aptal lalin. Bazen kendimi cahil sanıyordum. Çünkü en anlaşılır problemleri de anlamıyordum.
Tungarın yarasına bakmayı son verip konuştum.
"İlk yardım çantası var mı?" diye sordum.
İlk saniyler de bana anlamsızca baktıkların da daha sonra aldırış etmeden bana ilk yardım çantasını verdiler.
Tungarın yanında ki nevaya, "Sen benim yerime geç." dediğim de neva ile yer değiştirdik. O mahir ile ayazın ortasın da oturduğunda ben de ekin ile tungarın ortasına oturmuştum.
Kafamı çevirip tungara baktığım da bana bakıp gülüyordu. Kaşlarımı çattım.
"Neye gülüyorsun be?(!)"
"Neden yanıma geçtin?"
"Çünkü yaranı sarıcam."
"Neden beni önemsiyorsun."
Çünkü...
Neden önemsiyordum?
Neden önemsediğimi bilmiyordum. Yeterli doğru bir cevapta bulamıyordum. Hatta neden şuan onun yanına geçtiğimi bile bilmiyordum!
Ama tabii ki de lalin yıldırım bu işi de çözerdi.
"Nevayı kurtardığınız için bir hediye diyelim." dedim.
Tungar gözlerini kısıp bana baktı.
"Kurtardığın değil de kurtardığınız dedin. O zaman diğerlerine de öyle ilgi gösterir miydin?" diye sordu merakla.
Onun bu çıkışıyla kaşlarımı çattım. Ha ayaza ha mahire ilgi göstereyim bundan ona neydi?
Bu tungar da bir şeyler oluyordu. Bir şeyler oluyordu ve ben bunu bilmiyordum. Aklımda ki gerçekleşmese iyi olurdu. Ama yakın da kokusu çıkardı.
Kaşlarımı havalandırdım.
"Bundan sanane?" dedim.
Oda benim bu çıkışımla kaşlarını çattı.
Şaka gibi ama ben şuan tungar kara bülbüle laf mı soktum?
Kendimi şuan çok havalı hissettim.
Hatta akından bile havalıydım şuan!
"Merak ettiğimden değil heralde. Çıkışın ve tepkin ne olur diye merak ettim." dedi tungar.
Aynen kesin öyledir.
İlk yardım çantasını alıp içine baktım. Bandaj ve bantlar vardı.
Bu ne biçim ilk yardım çantasıydı?(!)
Mahire bakıp, "Bu ne biçim ilk yardım çantası? İçin de bandaj ve banttan başka bir şey yok!" dedim.
Mahir bana baktı ve şöyle dedi:
"Aslında onun için de vardı ya eşyalar... vallah bilmiyorum en son akın götüne kurşun yemişti belki onun için kullanmışlardır."
Gözlerim hiç açılmadığı kadar açıldığın da arabayı kahkaha sesleri doldurdu.
Neva su içerken mahirin bu diyeşine güldüğün de boğazına su takılmıştı. Takıldığı için de böğüre böğüre öksürüyordu.
"Ay, kız ölecek!" diye yükseldim.
Ayaz gülerek nevanın sırtına vurdu.
"Helal helal."
Boğazındaki su çıktığın da ayaza baktı.
"Ölüyordum lan!" dedi.
Ayaz da havalı rolüne bürünerek, "Benim sayen de ölmedin." dedi.
Neva hadi canım diye bir yüz işareti yaptı. Daha sonra önüne dönüp tungara baktı.
"Sen götüne kurşun mu yedin akın?" diye sordu.
Bekle.
Neva akını tungar mı sanıyordu?
Hayır lalin gülmemeliyim! Dudaklarımı birbirine bastırarak nevaya baktım.
"Neva o akın değil. Karabülbül."
Neva söylediğim cümle ile gözlerini kocaman açtı. Donmuş bir şekil de bana bakmaya devam ettiğin de zar zor bir şekil de tungara döndü.
"O meşhur karabülbül sen misin?" dedi şaşkınlıkla.
Yok nevacım ben seni kurtarmaya karabülbül ile değil de avengers ekibi ile gelmiştim.
Tungar nevanın bu çıkışına tebesüm etti. "Evet benim."
Neva hemen cebinden telefonunu çıkartıp kamera uygulamasını açtı.
"Ben sizin hayranınızım bir fotoğraf çekebilir miyiz?" dedi hevesle.
Arabadaki herkes nevaya bir o kadar şaşkınlık içersin de bakarken tebesüm de ediyorlardı.
Tungara gülüp, "Tabii ki de." dedi.
Neva koltuktan kalkıp tungarın yanına geldi. Elini boynuna dolayıp gülümsedi.
Tungar da nevanın bu girişimine tebesüm edip kolunu boynuna doladı. Neva flaşı patlattığın da tekrar yerine oturdu. Fotoğraflara bakıp gülmeye bile başlamıştı.
Yanımdaki akın yerinden rahatsız bir şekil de kıpırdadığın da şöyle dedi.
"Nova." dediğin de neva akına baktı.
"Nova değil neva."
"Nevo."
"Neva."
Akın bunalına gelmiş gibi bağırdı.
"Ay ha nevo ha neva ne fark eder?"
Neva onun bu girşimine kaşlarını çattığın da akın gözlerini devirdi.
"Benimle fotoğraf çekmek istersen şimdi çekebilirsin." dediğin de neva kaşlarını havaya kaldırdı.
"Sizinle neden fotoğraf çekmek isteyeyim?"
"Çünkü o meşhur havalı akın benim."
"Siz halkın gözün de meşhur değilsiniz. Hatta halk sizi tanımıyor bile."
Akın nevanın bu cümlelerine derin bir nefes verdi. Bir şey demeyip önüne döndüğün de onun ne yapmak istediğini anlamıştım.
Oda tungar gibi meşhur olmak istiyordu. Oda halkın gözün de tanınır olmak istiyordu. Kendini hep havalı akın diye tanıtıyordu çünkü kendini bizim gözümüz de meşhur etmek istiyordu.
Kollarımı havaya kaldırıp akına sarıldım.
"Onları boşver ben senin hayranınım."
Akım benim bu sözüme güldü. Oda bana sarıldığın da, "Sen bir daha yalan söyleme çünkü beceremiyorsun." dediğin de sarılmayı bıraktık.
İlk yardım çantasına tekrar döndüğüm de eda, "Geldik." diye bağırdı.
Camdan baktığım da tungarın malikanesine gelmiştik. Gözlerimi camdan ayırıp tungara baktım.
"Galiba senin bu yaranı doktor halletse daha iyi olacak."
"Bencede."
Tungar kapıyı açıp indiğin de ben de indim. Herkes sırayla indiğin de nevanın yanına gittim ve biz önden yürdük. Elimi nevanın beline doladığım da onunla konuşmaya çalıştım.
"Sana orda bir şey yapmadılar değil mi?" diye sordum
"Hayır. Sadece hücreye soktular. Daha bir saat bile dolmadan siz gelip beni kurtardınız zaten."
Tabii kurtarırım.
Tamam anlamın da kafamı salladığım da kapıya varmıştık. Gözlerimi neva dan ayırıp kapıya baktım.
Sıçayım!
Kapı kırılmıştı! Sıçayım kapı resmen kırılmıştı.
Abim...
Hızla diğerlerini beklemden kırık kapıdan koşarak girdim. "Abi!" diye bağırdım.
Uzun kordordaki bu dağınıklığı gördüğüm de gözümden yaşlar geldi. "Abi!" diye tekrar bağırdım. Arkamda ki sesleri duymazdan gelip tekrar koşmaya başladım.
Adımlarım salona doğru gittiğin de adeta ayaklarım titriyordu. Yürümekta zorlanmış ve başıma şiddetli bir ağrı gelmişti.
Salonun kırık kapısını gördüğüm de koşmaya başladım. Kırık kapıdan içeriye doğru girdiğim de gördüğüm manzara ile kaşlarımı çattım.
Abimin yanın da olan iki görevli sandalyelere bağlanmış ve gözleri bandaj ile kapatılmış durumdaydı.
Hızla onların yanına gidip iplerini çözmeye çalıştım. Ama ellerim titrediği için hiç bir şey beceremiyordum.
Tungar gelip yanıma eğildiğin de ipeleri açtı. Adamın gözüne bağlı olan bandajı kaldırıp adamın yakasına tutundum.
"Abim nerde?(!)" diye bağırdım.
Adamın yüzünde ki yeni yaraları gördüğüm de gözlerim den yaşlar geldi. Adam dudaklarını aralayıp konuşmaya başladı.
'Ö-özür dileriz. K-kurtaramadık."
Ne?
Tungar adamın yakasından tutup duvara sürüklediğin de adam acıdan dolayı inlemişti. Tungar adamı duvara yapıştırıp, "Ne demek özür dilerim? Seni hakimi korumak için görevlendirdim ben!" diye gürledi.
Adam cevap vermediğin de tungar sinirden o sert yumruğu adamın yüzüne yapıştırdı. Adam önceden de dayak yediği için tungarın bu yumruğuyla yere yapışıp bayılı vermişti.
Ben adama odaklanmış ve sanki çok önemli bir yere bakıyor gibi donakalmıştım. Beni kimse şuan hareket ettiremezdi ama açık televizyondan bir haber sesi yükseldiğin de kafamı haraket ettirip televizyona baktım.
SON DAKİKA.
Neva yıldırım beklenmedik bir şekil de karabülbül ve ablası olan lalin yıldırım tarafından karakoldan kaçırıldı!
Başkan bu işte başarılı ve her şekil de başkanı savunan hakim miran yıldırımın parmağı olduğunu düşünüyor.
Başkan ve milletvekilleri YILDIRIM ailesini kınıyor
Bu haber benim yere çöküşüm ve ağlamama sebep olurken, neva da elindeki pet şişeyi yere düşürmüştü.
Başkan bize bu haber de mesaj veriyordu.
Başkan abimi kaçırmıştı...
