19. bölüm · Kapının Ardında
4. KISIM
Her şey zifiri karanlıkta başladı. Genzi yakan o boğucu, nemli kömür kokusu ve toprak kokusu, 13 yaşındaki Emre’nin ciğerlerine hapsolmuştu. Karanlığın içinden gelen hızlı, panik dolu nefes alışverişleri, kapalı bir alanda kapana kısılmış bir çocuğun çaresizliğini haykırıyordu.
“Anne… Anne lütfen…” diye inledi genç Emre. Sesi boğuktu.
Ardından o meşum ses duyuldu: GÜM! GÜM! Minik yumruklar, içeriden eski, tahta kapıya amansızca vuruyordu. “Anne, aç kapıyı! Korkuyorum!”
***
Kömürlük kapısının hemen dışında, eski bir Anadolu evinin bodrum katında, soluk ve titrek bir ampulün ışığı her şeyi olduğundan daha tekinsiz gösteriyordu. 40’lı yaşlarındaki anne, sırtını o tahta kapıya dayamış, içerideki yalvarışları dinliyordu. Gözleri ağlamaktan kızarmıştı ama yüzündeki ifade bir annenin şefkatinden fersah fersah uzaktı.
“Anne yemin ederim! Bir daha yapmayacağım! Söz!” diye ağlıyordu genç Emre kapının arkasından.
Annenin yüzü bir anlığına acıyla kasıldı; ancak bu bir pişmanlık değil, derin bir iğrenmeydi. Kapıya doğru başını eğip fısıldadı: “Sus!”
Sesi bir anda yükseldi, bodrumun boşluğunda yankılandı: “Sus dedim sana! O pis günah düşünceleri kafandan atana kadar çıkmayacaksın oradan!”
İçeriden gelen o titrek cevap, yıllar sonra Emre’nin karakterini şekillendirecek olan o temel kırılmanın sesiydi:
“Anne ben… Ben hasta değilim…”
Annenin avucu, tahta kapıya bir tokat gibi indi. "SUS!" diye haykırdı, sesindeki titreme nefretle karışık bir korkudan geliyordu. "Hasta olmasan o… o…" Kelimeler boğazına dizildi, bir laneti telaffuz etmekten korkar gibi kekeledi: "Sen o kavimlere mi özeniyorsun?!"
Genç Emre’nin sesi, kapının çatlaklarından sızan tozlu bir feryat gibiydi: "Yalvarırım… Karanlık…"
Annesi, gözyaşları içinde başını kapıya dayadı. "Baban duysa ikimizi de öldürür!" dedi, bu bir uyarıdan ziyade bir infaz ilanı gibiydi. "Orada kal! Belki Allah aklını başına getirir!"
Anne, soğuk elleriyle kapının üzerindeki o ağır asma kilidi kontrol etti. Metalin metale çarpma sesi, Emre’nin çocukluğunun üzerine vurulan son mühürdü. Kadın arkasını döndü, mutfak kapısından çıkıp onu da arkasından kilitledi.
***
"ANNE! GİTME!"
Genç Emre’nin haykırışları, uzaklaşan ayak seslerinin ritmiyle yavaş yavaş etkisini yitirdi. Sonunda elleri yoruldu, yumrukları gevşedi. Kapıya vurmayı bıraktı. Sırtını, kendisini dış dünyadan ayıran o tek engel olan soğuk tahtaya yaslayarak karanlığın içine çöktü.
O an, zifiri karanlığın en ücra köşesinde iki küçük, kan kırmızısı nokta parladı. Bir farenin aç ve meraklı gözleri...
Emre'nin nefesi boğazında düğümlendi. Dehşet, bir yılan gibi göğsüne dolandı. Çığlık atmak istedi, ciğerlerini patlatırcasına bağırmak istedi ama sesi, o nemli ve ağır karanlığın içinde boğulup gitti.
Hiçlik, onu yavaşça yutmaya başladı.
