24. bölüm · Kanun Barut Tanımaz
Son Direniş
23. Bölüm – Kesişen Çelikler
Isabella’dan;
Marcos'un göğüs kafesinden fışkıran kan pıhtıları ameliyat masasının kenarından mermer zemine sızarken, laboratuvarın o steril havası saniyeler içinde tam bir kıyamet alanına dönmüştü. Gözlerimden akan yaşlar yanaklarımı dağlarken, parmaklarımın arasındaki göğüs tüpünü ve aspiratör hortumunu onun o feci şekilde yırtılmış gövdesine doğru büyük bir panikle sabitlemeye çalıştım.
Ciğer zarı yırtılmıştı; nefes borusuna dolan kan onu içeriden boğuyordu ve az önce ağzından gelen o kırmızılıkla bilincini kaybetmesi, bana hayatımın en feci çaresizliğini yaşatmıştı.
"Aspiratörü son güce getirin, ciğeri tamamen kanla doluyor!" dedim, sesimdeki o sivil otoritetiyi korumaya çalışarak cerrahi dikiş iğnesini hırsla elime alıp öne atılırken.
Eva, hemen sağımda, o narin sivil maskesinden tamamen sıyrılmış bir halde cerrahi pensleri yaraya doğru uzatıyordu. "Solunumunu sabitledim Isabella, ama göğüs kafesindeki bu yırtığı kapatmak için en fazla altı dakikamız var," dedi, ellerindeki ilk yardım teçhizatını jilet gibi bir hızla koordine ederek.
Aramızdaki o haftalardır süren buz dağı, o sivil hayatlarımızın getirdiği yeni sevgililer bu masanın üzerinde tamamen hükümsüz kalmıştı. Ben içten içe deliler gibi sevdiğim o Barut Faresi’ni bu sedyede ölüme teslim etmemek için and içmiştim; her iğneyi tenine saplayışımda, kalbimin o dur durak bilmeyen çarpıntısını kendi göğsümde bizzat hissediyordum.
Enzo’dan;
Laboratuvarın çelik kapısının önünde, elimdeki tabancanın namlusunu koridora doğru kilitlemiş halde beklerken, omuzlarımdaki brövelerin getirdiği o sarsılmaz askeri kibir tüm gövdemi kaskatı bir duvara dönüştürmüştü. saçlarımın altından bakan gözlerim saf bir katliam şehvetiyle kararmıştı. Marcos’u o paslı fabrikada o zincirlerin arasında ölüme terk eden o urganlı şebekeğe, o sınır hattındaki pisliklere karşı içimde sadece tek bir yırtıcı imha arzusu kalmıştı. Ben bu ordunun yarbayıydım ve kışlanın kurallarını hiçe sayan o serseri kurşunları bizzat kendi ellerimle bu koridorlara gömecektim.
Arkamdaki masada Marcos’un can çekişen o hırıltılı nefes sesleri yükseldikçe, dişlerimi birbirine öyle bir hırsla bastırdım ki çenem çatırdayacaktı. Koridorun sonundaki siber ana terminalden gelen o kesik uyarı sinyallerini telsizimden takip ediyordum.
O fabrikanın siber ağından sızdırdığımız son kripto veriler ekranda kırılmaya başlamıştı; o katillerin arkasındaki asıl büyük baronun, şehre sızan o sinsi düşmanın gizli koordinatları nihayet deşifre oluyordu.
"O sivil adliyenizin, o yavaş prosedürlerinizin bu karargahın intikam hızına yetişmesine izin vermeyeceğim, Isabella!" dedim. Sesim göğüs kafesimin en derininden gelen, o emir vermeye alışmış en pes, en hırıltılı ve tavizsiz tonundaydı.
Tüfeğimin şarjörünü sert bir metalik sesle yerine oturtup pencereden dışarıya, o İspanya’nın dur durak bilmeyen yağmurunun vurduğu karanlığa doğru baktım.
"O listeden çıkan her bir hainin gırtlağını bizzat bu dövüşçü ellerimle tersine büküp kırana kadar bu kışlada dur durak yok. Eva ve sen o Barut Faresi’nin o yırtılan ciğerini o demir iğnelerinizle ayağa kaldıracaksınız. Ben aşağıda o katillerin koca bir ordusunu bu sokakların çamuruna gömmeye gidiyorum. Eğer o sivil maskenizle benim bu askeri öfkeme siper olmaya kalkarsanız, o adliye koridorlarınızı bizzat kendi ellerimle havaya uçururum!"
Marcos’un parmakları, o derin dikişlerin ve dumanlı plazma ünitelerinin altında milimetrik bir hareketle titrediğinde, o bükülmez gövdesi ölümün pençesine karşı o kartal kanatlarıyla son kez direnmeye başlamıştı. Biz bu odada, o kalleş pusuların gölgesinde sarsılmaz bir aile bağıyla birbirimize kilitlenmiştik; ve o yarım kalan cümlenin intikam senedini bu gece kanla mühürleyecektik.
