8. bölüm · Kanun Barut Tanımaz

Dijital Tuzak

Aybüke Boyraz

8. Bölüm – Sızan Kripto

Isabella’dan;

Marcos’un o sırılsıklam çamurlu ve kanlı gövdesini salonun uzağındaki tekli deri koltuğa bırakmasının ardından, aramızdaki o görünmez ama buz gibi çelik sınırı tek bir milim bile esnetmedim. Ecza dolabından çıkardığım sargı bezlerini, antiseptik solüsyonları ve dikiş setini masanın üzerine mesafeli bir takırtıyla bıraktım. Ona dokunup o kaba askeri dünyasının kirini kendi temiz sivil hayatıma bulaştırmaya hiç niyetim yoktu.

"Al şunları, Barut Faresi," dedim, kollarımı göğsümde bağlayıp yeşil gözlerimi onun o yaralı omuzlarına dikerek. "Kendi yaralarını bizzat kendin saracaksın. Benim işim laboratuvardaki o soğuk et parçalarıyla, senin o bitmek bilmeyen kibirli egonla değil."

Marcos, dişlerini birbirine bastırarak sol omzundaki üniforma kumaşını hırsla yırttığında, mermi sıyrığından sızan kan koltuğun kenarına damladı. Acıyla yüzünü buruştururken, siyah gözlerini doğrudan benim yeşil gözlerime kilitledi.

Tam o esnada, yırttığı kumaşın arasından mermer zemine şifreli, askeri formatta metalik bir veri sürücüsü düştü. Sürücünün üzerindeki kırmızı ışık, yeraltı şebekesinin aktif bir siber ağ protokolü başlattığını gösteren feci bir hızla yanıp sönüyordu.

"Yine arkandan ne tür bir bela sürükledin?" dedim, yerdeki o siber diske doğru buz gibi bir bakış fırlatarak.

Marcos’tan;

Kaburgamdaki o sızlayan bıçak darbesine ve omzumdaki mermi yarasına aldırmadan, masanın üzerindeki sargı bezini hırçın bir sabırsızlıkla kapıp yaramın üzerine bastırdım. Isabella’nın o odanın diğer ucunda, yeşil gözlerindeki o saf iğrenme ve sivil gururla beni uzaktan izlemesi içimdeki o bükülmez hırsı daha da kamçılıyordu. O feci pusudan canlı çıkmıştım ama bu kadının o mesafeli, steril dünyasında bir saniye bile aciz duruma düşmeye niyetim yoktu.

Yerdeki metalik veri sürücüsüne doğru uzanmak istedim ama gövdemdeki ani bir sızı yüzünden sırtımı tekrar koltuğun sert arkalığına yaslamak zorunda kaldım.

"O gördüğün şey, o urganlı katillerin sınır hattındaki ana sunucudan çektiğim son siber kripto," dedim, sesimi en pes, en hırıltılı tonuna indirerek acımı onun o sivil gözlerinden saklamaya çalışarak. "Raporunu mühürlemek için can attığın o feci cesedin asıl katillerinin listesi o diskin içinde kilitli. Ama senin o yavaş prosedürlerin bu şifreyi kırmaya yetmez."

Isabella, aramızdaki o aşılmaz uzaklığı koruyarak masanın üzerindeki kendi sivil dizüstü bilgisayarını açtı ve yerdeki diski tek bir hamlede ayağının ucuyla kendine doğru çekip bilgisayara bağladı. Kumral saçları ekranın mavi ışığı altında savrulurken, yeşil gözlerinde o boyun eğmez adalet ateşi yeniden şaha kalktı. Parmakları klavyenin üzerinde jilet gibi bir hızla hareket etmeye başladığında yüzüme baka baka o mesafeli maskesini taktı.

"Benim sivil hukukumu ve işimi küçümsemeyi bırak, Barut Faresi," dedi Isabella, sesi tüm salonu donduracak kadar net ve iddialı bir tonda çıkarken. "Eğer yarın sabah o operasyona sağ salim çıkmak istiyorsan, o çeneni kapat ve bu siber ağın kırılışını izle. Çünkü o sınırda senin namlunun ucundan kaçan her detayın senedini bu ekranda bizzat ben çözeceğim, Bisturi Cadısı’na meydan okumak senin o kaba askeri kurallarına benzemez."

İkimiz de o loş salonun iki ayrı köşesinde, birbirimizden hâlâ nefret eden ama o sızan kriptonun gölgesinde birbirinin sınırlarını zorlayan iki düşman gibi sabahın ilk ışıklarına kadar o mesafeli savaşı sürdürmeye kararlıydık.