7. bölüm · Kanun Barut Tanımaz

Eşiği Geçen Düşman

Aybüke Boyraz

7. Bölüm – Eşikteki Kanlı Hat

Isabella’dan;

Telsizdeki o hırçın cızırtıların ardından kopan sağır edici silah sesleri, evimin loş salonunda yankılanan son şey olmuştu. Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Üzerimdeki beyaz önlüğü laboratuvarda bırakmış, evimin o korunaklı, sessiz sığınma alanına çekilmiştim. Ancak içimdeki o adalet hırsı, sınır tepelerinden yükselen o ölüm kokusunu bir saniye bile zihnimden söküp atamıyordu.

Tam o sırada kapımın dışından gelen ağır, düzensiz bir darbe sesiyle irkildim.

Hızla kapıya adımlayıp sürgüyü jilet gibi bir sesle geri çektim. Kapıyı aralajığım an, o zifiri karanlığın içinden üzerime doğru yıkılmak üzere olan o gölgeyle sarsıldım. Marcos... Koyu renkli askeri üniforması tamamen çamura ve o yeraltı şebekesinin pis kanına bulanmıştı. Sol omzundan ve kaburgasından sızan taze, sıcak kan tüm gövdesini aşağı doğru büküyordu.

O kibirli, her şeyi kendi namlusunun gücüyle çözeceğini sanan adam, şimdi benim eşiğimde ayakta durmakta zorlanıyordu. Siyah gözlerini doğrudan benim yeşil gözlerime diktiğinde, yüzündeki o sarsılmaz maskenin arkasında derin bir acı saklıydı.

"Evime bu kanlı halinle gelme cüretini nereden buluyorsun, Barut Faresi?" dedim, aramızdaki o mesafeli ve uzak duruşu bozmadan, kapının pervazına tutunarak. "Sana o sınır hattından derhal geri çekilmeni söylemiştim."

Marcos’tan;

O feci pusudan, o etrafımı saran urganlı katillerin çemberinden sadece kendi askeri reflekslerimle ve namlumun o acımasız gücüyle sıyrılabilmiştim. Gövdemdeki o yakıcı mermi sıyrıkları ve bıçak darbeleri her nefeste canımı diri diri dağlarken, gidebileceğim tek sığınak, laboratuvarında benden iğrendiğini haykıran o kumral'ın eviydi.

Kapının eşiğinde, o loş salon ışığının altında bana tiksintiyle karışık bir endişeyle bakan Isabella’ya doğru bir adım atmaya çalıştım ama bacaklarımın bağı feci şekilde çözüldü. Yine de o dik askeri duruşumu bozmamak için sırtımı koridorun soğuk duvarına sertçe yasladım.

Aramızda hâlâ o aşılmaz nefretin bıraktığı uzak, mesafeli santimler vardı. Kumral saçları omuzlarına dökülürken, yeşil gözlerindeki o sivil gurur bu kanlı halim karşısında ilk kez bir milim sarsılmıştı.

"Senin o bitmek bilmeyen emirlerine itaat edecek değilim, Bisturi Cadısı," dedim, sesimi en pes, en hırıltılı tonuna indirerek acımı gizlemeye çalışarak. "O şifreli metal kutudaki urganın düğümünü çözdüğün andan beri haklıydın. Tuzak büyüktü. Ama senin o steril, buz gibi dünyana sığınmak için gelmedim buraya. Sadece... o yeraltı ağının yeni koordinatlarını o sivil adliyene bildirmeden önce bu kanı durdurmam gerek."

Isabella, aramızdaki o buz gibi mesafeyi koruyarak bana bir adım bile yaklaşmadı. Gözlerindeki o boyun eğmez hırsı, duvara yaslanmış olan benim darmadağınık gövdeme yukarıdan aşağıya doğru baktı.

"Eğer o sivil kanunlarıma inanıp o koordinatları masama bırakacaksan, içeri geç ve o koltuğa otur, Barut Faresi," dedi Isabella, sesi tüm koridoru donduracak kadar net ve uzak bir tonda çıkarken. "Ama sakın bana yaklaşmaya, o kaba askeri dünyanı benim bu temiz evime bulaştırmaya kalkma. Benim işim sadece o soğuk et parçalarıyla, senin o kibirli egonla değil."

İkimiz de o loş koridorun iki ayrı ucunda, birbirimizden hâlâ nefret eden ama o ölümcül tuzağın gölgesinde birbirine ilk kez lakaplarla meydan okuyan iki düşman gibi kalakalmıştık. Yakınlaşmak şöyle dursun, aramızdaki o hırçın düşmanlık bu kanlı gecede tamamen yeni bir cephe açmıştı artık.