37. bölüm · Kanun Barut Tanımaz

Fırtından Önceki Sessizlik

Aybüke Boyraz

36. Bölüm – Soğuk Toprağın İzleri

Isabella’dan;

Nick’in o İspanya’nın sert rüzgarları altında yapılan resmi askeri cenaze merasiminin üzerinden saatler geçmişti. Tören bittiğinde, omuzlarındaki o ağır yasla dikilen Marcos, yeşil gözlerimden ona doğru akan o derin çaresizliği ve aramızdaki o sarsılmaz yakınlaşma hırsını tamamen hiçe saymıştı. Yüzüme bakmayacak bile, beni hayatında hiç görmemiş bir yabancı gibi es geçecekti; nitekim öyle de yaptı.

Cenaze işlerinden sonra yine arabasına binip gidecek, o sahil kenarındaki ıssız sığınağına, o karanlık otopark gecelerinden kalma o yalnızlığına geri dönecekti.

Arkasından bakarken, yeşil gözlerimden süzülen o hırçın gözyaşlarını durdurmak için dişlerimi birbirine öyle bir hırsla bastırdım ki çenem çatırdayacaktı. İki hafta boyunca hastane odasında, ardından o laboratuvar tezgahında kardeşinin soğuk bedeniyle yüzleştiğinde içten içe ona karşı büyüttüğüm o amansız sevgi,

onun bu feci sessizliği ve beni tamamen görmezden gelişiyle bir kez daha diri diri dağlanmıştı kalbimi. O formalite evliliğimize, aramızdaki o koca buz dağına rağmen o Barut Faresi’nin bu yıkılışı içimdeki o tüm sivil gururumu tek bir saniyede küle çevirmeye yetmişti.

Marcos’tan;

Mezarlığın o puslu, soğuk havası arkamda kalırken, kafamın içindeki o bükülmez hırs yerini tamamen o urganlı katillere duyduğum vahşi bir imha arzusuna bırakmıştı. Nick’in o bayrağa sarılı tabutunu o toprağın altına bizzat kendi ellerimle indirdiğimden beri, içimdeki o her şeyi zapt etmek isteyen askeri canavar saniyeler içinde zincirlerini koparmıştı.

Isabella’nın o mezarlık çıkışında bana o sivil şefkatiyle, o yeşil gözlerindeki saf korkuyla bakmasını tamamen görmezden geldim. Yüzüne bakmadım bile. Benim dünyamda o hastane odasında bana fırlattığı o zehirli iftiranın,

beni katillikle mühürlemesinin kırgınlığı hâlâ göğüs kafesimi diri diri yırtıyordu. Ama şimdi, kardeşimin kanı o İspanya topraklarına sızmışken, onun o yavaş sivil kanunlarına, o steril laboratuvar odasındaki prosedürlerine ayıracak tek bir saniyem yoktu.

Arabama bindim. Kapıyı hırsla kapatıp motoru son gaz çalıştırdım ve o sahil kenarındaki ıssız karanlığa doğru, o konseyin siber tetikçilerini tek başıma avlamak için fırlayıp gittim. Dikiz aynasından arkaya baktığımda, onun o kumral duruşunun loş ışıkta solan birer gölge gibi kırılışını izledim.

Dudak kenarım o ölümcül acıya rağmen o bildik alaycı tavrıyla hafifçe yukarı doğru kıvrıldı; o gelecekteki boşanma evresi yaklaştıkça, içimde uyanan o sarsılmaz aşk fırtınasının beni nasıl bir cehenneme sürüklediğini çok iyi biliyordum. Ama bu gece, o Bisturi Cadısı’na yüz vermeyece, o hak ettiği sessizliği ona bizzat kendi tenimle ödetecektim.

Enzo’dan;
Marcos’un o jipiyle mezarlık çıkışından bir fırtına gibi uzaklaşmasını izlerken, elimdeki taarruz tüfeğinin namlusunu sert bir metalik sesle sabitledim. Siyah saçlarımın altından bakan gözlerim o Gabriel tondaki o sert, tavizsiz askeri kibrin tüm yırtıcılığıyla kararmıştı. Omuzlarımdaki yarbay bröveleri bu gece intikam kanıyla mühürlenecekti.

Eva, yanımda o siber harita terminalini zırhlı aracın ekranına yansıtırken bana o bükülmez disipliniyle baktı. "Nick’i şehit eden o üst düzey konsey tetikçilerinin sınır hattındaki yeni koordinatları sızdırıldı Enzo, Marcos tek başına oraya gidiyor," dedi.

"O sivil adliyenizin, o korkak prosedürlerinizin bu gece o kardeşimin kanının hesabını sormama engel olmasına izin vermeyeceğim, Isabella!" diye kükredim, sesim o emir vermeye alışmış en pes, en hırıltılı tonunda tüm mezarlık çıkışını titretirken. "Marcos o sahil kenarında kendi öfkesiyle kavrulurken, ben o katillerin koca bir ordusunu bu sokakların çamuruna gömmeye gidiyorum. Eğer o sivil maskenizle benim bu askeri öfkeme siper olmaya kalkarsanız, o dünyayı bizzat kendi ellerimle ateşe veririm!"

Araçları o İspanya’nın dur durak bilmeyen fırtınasının altına doğru sürdüğümüzde, dördümüzün o sarsılmaz aile bağı bu kanlı intikam gecesinde yepyeni, sarsıcı bir cephe açıyordu. Marcos yüzüne bakmasa da, Isabella o laboratuvar odasındaki o siber senedi bizzat o katillerin kanıyla yazmak için bizimle birlikte o namlunun ucuna feci bir hızla ilerliyordu.