42. bölüm · Kanun Barut Tanımaz

Küllerinden Doğan Yemin

Aybüke Boyraz

41. Bölüm – Yıllar Sonra Gelen Şafak

Marcos’tan;

O loş koridorun ortasında, sigaramın dumanını onun o buz tutmuş sivil gururunun tam ortasına üflediğim o serseri gecenin hemen ardından, İspanya’yı ve o sınır hattındaki tüm barut kokusunu arkamda bırakacak o ani, feci kararı tek bir saniyede almıştım. Bu kış kış bitmeyen nefret savaşı, o katillik iftirasının kırgınlığı göğüs kafesimi öyle bir dağlamıştı ki, kalbimi o kadına tamamen kapatıp buralardan gitmek tek sığınağım olmuştu. Başka bir ülkeye, okyanusun ötesindeki o en uzak sınırlara fırlayıp gitmiştim.

Ve aradan yıllar, yıllar geçmişti...

Ülkeye yıllar sonra geliyordum, aslında hiç özlememiştim ama özlediğim bir kişi vardı... Kumral’ımm...

Havalimanının o devasa cam kapılarından içeri adım attığım an, üzerimde yine o eski hatları taşıyan siyah deri ceketim vardı. Siyah saçlarım hafifçe dağılmıştı ama o siyah gözlerindeki yırtıcı, amansız kibir yerini tamamen o yılların getirdiği sarsılmaz bir teslimiyete bırakmıştı. Onu hayatımdan tamamen sildiğimi sandığım o koca yıllar boyunca, içimdeki o sarsılmaz aşk fırtınası o bükülmez çelik duvarlarımı bütünüyle yerle bir etmişti. Artık ne o boşanma evraklarının ne de o aşılmaz buz dağının bir hükmü vardı.

Döner dönmez yapacağım ilk hamle, o sivil adliye kurallarını feci bir hızla havaya uçurmaktı. Jipimin anahtarını parmaklarımın arasında hırsla kavrayıp doğrudan adli tıp laboratuvarına, o Bisturi Cadısı’nın bizzat kendi odasına doğru son gaz fırladım. Bu kez kağıt üzerinde formalite bir anlaşma için değil; onu doğrudan kendi tenime mühürlemek, döner dönmez o nikahı basmak için geliyordum.

Isabella’dan;

O serseri ceketini kuşanıp bu evin kapısından bir gölge gibi çıkıp gidişinin üzerinden geçen o upuzun yıllar, laboratuvarımdaki o buz gibi sessizliğe gömülmüştü. Her sabah evimden çıkıp o steril masanın başına geçtiğimde, yeşil gözlerimde o boyun eğmez adalet hırsımı korumaya çalışsam da, içten içe deliler gibi sevdiğim o adamın yokluğu kalbimi her salise diri diri dağlamıştı. Biz kağıt üzerinde boşanmış iki yabancıydık ama o gidişiyle benim tüm sivil dünyamı tamamen kimsesiz bırakmıştı.

Tam masanın üzerindeki yeni balistik dosyaları incelerken, laboratuvarın ağır çelik kapısı yıllar önceki o tanıdık, hoyrat güçle sarsılarak açıldı.

Marcos'u yıllar sonra ilk kez görüyordum.

Üzerindeki o siyah deri ceketi, boynumdaki o gümüş zinciri ve o siyah gözlerindeki amansız, dumanlı bakışlarıyla tam karşımda dikiliyordu. Göğüs kafesi nefes nefese, hırçın bir ritimle hızla inip kalkarken, elindeki o resmi nikâh evraklarını ve kırmızı mühürlü senedi masamın üzerine, o keskin bisturilerin hemen yanına büyük bir gürültüyle bıraktı.

"Marcos..." dedim, sesimdeki o sarsıcı titremeyi ve gözlerimden süzülmek üzere olan o hırçın yaşları saklamaya çalışarak yerimden feci bir panikle doğrularak.

Aramızdaki o nefes kesen santimlik mesafeyi tek bir askeri adımla kapatıp tam önümde bir dağ gibi dikildi. Büyük, nasırlı eliyle çenemi kavrayıp yüzümü yüzüne kilitlediğinde, genzinden gelen o en pes, o en hırıltılı tonu tüm laboratuvarı bir saniyede titretti. Siyah ışıklarını doğrudan yeşil gözlerime dikti:

"Bu iş burada bitecek, Bisturi Cadısı," dedi Marcos. "Yıllar önce o adliye koridorunda yırttığın o senedi bu resmi nikâhla bizzat şimdi yeniden mühürlemeye geldim. Bu kez kaçışın yok, Kumralım."

O an, onun o serseri, o yırtıcı ve adeta vahşi bir kurt gibi sınır tanımayan duruşuna meydan okuyan o yeşil gözlerimdeki sarsılmaz aşk ateşiyle, ben de ona kendi unvanına yaraşır yeni bir karşılık verdim. "O zaman o kalemi masaya bırak, Lupus," dedim, sesimdeki o eski buz dağlarını tek bir saniyede eriterek. "Eğer o yılların intikamını bu resmi kâğıtla alacaksan, sivil kanunlarım bu kez senin o askeri kibrine seve seve teslim olmaya hazır."

Enzo, odanın çelik kapısının önünde o bükülmez yarbay disipliniyle ve o sarsılmaz, sert Gabriel tonuyla dikilerken, Eva yanımıza gelip bu muazzam geri dönüşün getirdiği o derin gurura kilitlenmişti. Enzo o pes, pürüzlü sesiyle gülümsedi. "Bu kış kış bitmeyen nefret savaşı bitti Marcos," dedi Enzo, sesi tüm koridoru titreterek. "Artık kendi ebedi sivil hayatınızı mühürleme zamanı."

Marcos daha fazla konuşmama, o avukat gururumla ona meydan okumama izin vermedi; kalemi elime tutuşturup o mermer masanın üzerinde, o sarsılmaz aşk fırtınasının gölgesinde o nikahı bizzat kendi elleriyle bastı. Biz yıllar sonra, o laboratuvar odasının loş ışıkları altında birbirimizin teninde sarsılmaz aşkımızı sonsuza kadar mühürlemiştik.