13. bölüm · Kanlı Taç
12. Bölüm
Bir insanın en derin sığınağı güvendi. İhanet ise o sığınağı içeriden yakan en sessiz ateşti.
Yıllarca uzakta aramıştım düşmanımı. Erişilmez kalelerin ardında aramıştım oysa en büyük darbe sırtımı yasladığım sarsılmaz olduğunu düşündüğüm duvarın arkasından değil, hemen karşımdan gelmişti. Korunduğumu sandığım her anın aslında büyük bir aldatmaca olduğunu anladığımda adımlarımı bastığım zemin çatırdadı sanki.
Ekranda yıllar önce annemin hayatını kaybettiği saldırıya ait gizli bir arşiv dosyası duruyordu. Yılan Örgütü’nün siber kasasından çıkan bu belgede saldırının sadece dışarıdan gelen bir operasyon olmadığı, operasyonun arkasında içeriden birinin lojistik destek sağladığı açıkça belirtilmişti.
Belgenin en altında ise dijital bir imza ve sadece bizim içimizden birinin kullanabileceği, yıllardır unuttuğumuz karanlık kod adı yer alıyordu.
Gözlerim ekrandaki tek kelimelik kod adına takılı kaldı. O an malikanedeki herkesin yüzü tek tek zihnimden geçti. Hangisiydi? Bize yardım ediyormuş gibi görünüp arkamızdan iş çeviren, annemin ölümüne yol açan o hain kimdi?
Barlas parmaklarını masaya vurarak doğruldu. Mavi gözlerinde daha önce hiç görmediğim kadar derin bir şok ve öfke vardı. “İnci...” dedi sesi adeta fısıltı gibi ama bir o kadar da sert çıkarken. “Bu kod adı bizden birinin yaptığını gösteriyor. Bu doğru olamaz.” Daha çok kendine bunun gerçek olmadığını söylemek ister gibiydi.
Tırnaklarımı avucuma bastırdım ağlamamak için. Annemin yarım kalan hesabını sormak için bu yola çıkmıştım ama hainin bu kadar yakınımızda olduğunu tahmin etmemiştim. Ağlamak istiyordum ama dişlerimi sıkarak kendimi tuttum. Yalnızken ağlayacaktım, şimdi değil, şu an değil.
“Doğru,” dedim sesim titrese de gözlerimi ekrandan ayırmayarak. “Yıllardır aradığım katil meğer burnumuzun dibindeymiş. Ve ben onu bulana kadar bu malikanedeki hiç kimseye huzur yok.”
Barlas bakışlarını bana çevirdi. Koyu mavi gözlerinde ilk kez ne yapacağını bilemeyen, çaresiz bir ifade vardı. Masanın üzerindeki elini yumruk yaptı.
“İnci,” dedi sesi odada adeta bir fısıltı gibi yankılanırken. “Bu arşiv doğruysa bu sadece sizin örgütünüzün değil, yeraltındaki tüm dengelerin sarsılması demek. Kimseye tek bir kelime etmeyeceksin. Hakan’a bile.”
“Hakan’a mı?” dedim alayla karışık acıyla. Gözlerimi ekrandan ayırıp Barlas’ın yüzüne diktim. “Hakan benim çocukluğumdan beri yanımda olan tek insan, Barlas. Ona şüpheyle bakmam ama bu odadan çıktığım an o ve benim dışımdaki herkesten şüphe etmek zorundayım. Annemin kanını taşıyan bu eller, haini bulana kadar durmayacak.”
Barlas derin bir nefes alıp açık camdan içeri giren soğuk havanın odayı doldurmasına izin verdi. Aramızdaki sözsüz çekim yerini ortak bir intikamın soğukluğuna bırakmıştı. “Önce verilerin geri kalanını analiz edeceğiz,” dedi masaya geri dönerek. “Eğer bu kod adı geçmişte kaldıysa bugünkü izini bulmak zorundayız. Yılan Örgütü bu bilgiyi siber kasasında saklıyorsa haini hâlâ kullanıyor demektir.”
Oturduğum yerden doğruldum, avuçlarımı sıktığım için beyazlaşan parmaklarımı serbest bıraktım. İçimdeki sarsılmaz Eraslan lideri, küçük kız çocuğunun yasını bir kez daha ertelemişti. Şimdi ağlama zamanı değildi. Şimdi satır aralarında gizlenen o gölgeyi avlama zamanıydı.
Oturduğum koltuktan kalktığımda duruşum dikti. Omuzlarımı dikleştirdim. “Bu benim savaşım, Barlas,” dedim kararlılıkla. “Kimseye güvenmediğin dünyanda Hakan’ı bir hedef haline getirmeye kalkma yoksa karşında Yılan’dan çok daha tehlikeli bir düşman bulursun.”
Barlas’a sırtımı dönüp odadan hızlı adımlarla çıktım ve kapıyı arkamdan sertçe kapattım. Bir hain olduğu ortadaydı fakat o hainin Hakan olduğunu düşünmüyordum. Hakan benim güvendiğim tek kişiydi ve onun böyle bir şeyi yapması imkansızdı çünkü o zamanlar o da bir çocuktu. Bir anlık hırs yüzünden katil olmaya yanaşacağını zannetmiyordum. Hakan öyle biri değildi, hiçbir zaman olmamıştı.
Kapının kapanma sesi kulaklarımı doldururken adımlarım durmadı. Omzumun üstünden dökülen saçlarımı elimle geriye savurup az önce sinirle indiğim merdivenlere yöneldim. Yine sinirliydim ama bu kez haklı bir nedenden dolayı.
───
Barlas Uygur
İnci’nin kapıyı sertçe çarparak dışarı çıkması beklenmedikti. Bana bakmadığını bildiğimden irkildiğimi gizlemedim. O kadının karşısına geçmenin kötü sonuçlanacağı zaten belliydi. İhanet benim de çok korktuğum bir gerçekti ve ben, bana ihanet edeni ölsem de affetmezdim.
Ekranın mavi ışığında parlayan veri sürücüsüne baktım. İnci Hakan’ı korumak için pençelerini çıkarmıştı ama bu acımasız dünyada körü körüne güvenmek, göğsüne kendi ellerinle bir hedef tahtası çizmekten farksızdı. Yine de onun gözü kara, tehditkar duruşu içimde garip bir saygı uyandırmıştı. O, babasının piyonu değildi; kendi krallığını kurmaya çalışan yaralı bir kadındı.
Elimi tekrar klavyeye uzatıp şifreleme döngülerini yeniden başlattım. Odadaki soğuk hava tenimi yalayıp geçerken gözlerimi lanet kod adından ayırmıyordum. Yılan Örgütü bu sırı saklayarak ikimizi de avucunun içine aldığını sanıyordu.
“Yanılıyorsun,” diye mırıldandım Yılan Örgütü’nü kastederek. Sesim buz gibiydi. “Bu kez avcı biziz.”
Ekrandaki veriler satır satır çözülmeye devam ederken, bu malikanenin duvarları arasında artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını biliyordum. Savaş kapıdaydı ve bu kez düşman içimizdeydi.
Mavi gözlerim ekranın kırmızı uyarısında takılı kalmıştı. Parmaklarımı masanın pürüzsüz ahşap yüzeyine sertçe vurarak derin bir düşünceye daldım.
İnci’nin az önceki gözü kara tehdidi kulaklarımda yankılanıyordu: “Kimseye güvenmediğin dünyanda Hakan’ı bir hedef haline getirmeye kalkma.”
Hafifçe güldüm ama bu neşeden uzak bir tebessümdü. “Kör bir sadakat,” diye mırıldandım kendi kendime. “İnsanın en büyük zayıflığıdır.”
Yine de içimdeki profesyonel taraf İnci’nin haklı olabileceği ihtimalini tamamen göz ardı etmiyordu. Hakan Soylu o yıllarda henüz bir çocuktu; lojistik bir ihanetin arkasındaki beyin olması mantıken imkansızdı.
Ama bu onun tamamen masum olduğu veya bir sonraki hamlede hedef olmayacağı anlamına gelmiyordu. Yeraltı dünyasında şüphe, hayatta kalmanın ilk kuralıydı.
Koltuğuma oturup ellerimi klavyenin üzerine yerleştirdim. Yılan Örgütü’nün bu veriyi neden siber kasasında sakladığını şimdi daha iyi anlıyordum. Bu sadece geçmişe ait bir arşiv değil, günümüzde iki örgütü birbirine kırdırmak için kullanılabilecek pimi çekilmiş bir bombaydı.
“Eğer bu kod adı hâlâ aktifse,” dedim. “Hain içerideki yerini koruyor demektir.”
Hızla yeni bir komut satırı yazmaya başladım. Parmaklarım klavyede adeta bir makine ritmiyle hareket ederken, Yılan Örgütü’nün ana sunucusundan kopyaladığım şifreli kayıtların derinliklerine indim. Dijital imzanın izini sürmek, o kod adının son bir ay içinde hangi yerel IP adresleriyle temas kurduğunu bulmak zorundaydım.
Ekran birden karardı ve ardından yeşil veri akışları yukarı doğru kaymaya başladı. Arkamdaki büyük gücün farkındaydım. Eğer bu köstebeği İnci’den önce bulursam oyunun kurallarını tamamen kendisim yazacaktım.
Telefonumu cebimden çıkarıp güvendiğim sadık adamlarımdan biri olan Ömer’i aradım. Telefon ilk çalışta açıldı. “Efendim, Barlas Bey?” dedi Ömer’in tetikteki sesi.
“Ömer, bahçe kapısındaki nöbetçileri iki katına çıkar,” dedim uzatmadan. “Ayrıca bu geceden itibaren malikaneden giriş çıkış yapan herkesin, Hakan ve adamları da dahil olmak üzere tüm hareket dökümünü bizzat bana rapor edeceksiniz. Gökhan’a da söyle işi bitince yanıma uğrasın.”
Ömer bir an duraksadı, durumun ciddiyetini sezmişti. “Anlaşıldı, Barlas Bey. Hemen organize ediyorum.”
Gözlerimi ekranda beliren son koordinat eşleşmesine diktim. “Avcumuzun içinde bir yılan besliyoruz, Ömer. Ve o yılanın kafasını koparmadan önce kiminle beslendiğini öğrenmem gerekiyor. İnci’ye de belli etmeyin. Şu an zaten kendi içinde savaşıyor.”
Telefonu kapatıp masanın üzerine bıraktım. Ekrandaki veri akışı tamamlanmış, dijital imzanın son sinyal gönderdiği konum netleşmişti. Bu konum iki gün sonra yapılacak olan büyük sevkiyatın tam merkezini gösteriyordu.
Arkama yaslanarak derin bir nefes aldım. Gözlerimdeki şüphe bu kez çok daha acımasızdı. “Oyun bitti, İnci Eraslan,” diye fısıldadım. “Kime güvendiğini iyi seç çünkü o güven boşa çıktığında en büyük zararı sen göreceksin.”
───
İnci Eraslan
Koridorun soğuk zemininde hızla ilerlerken kalbimin ritmi hâlâ düzene girmemişti. Barlas’ın odasından çıkmıştım ama odadaki kırmızı ekran zihnime kazınmıştı. Atlatmam gereken bir şok, sormam gereken hesaplar vardı ama en önemlisi şu an bu malikanede atacağım her adımı iki kez düşünmek zorundaydım.
Merdivenleri çıkarken üst kattan Lidya’nın neşeli sesi ve Gökhan’ın ona verdiği söylenmeli cevaplar geliyordu. Az önce arabada çocuk gibi eğlenen insanların yüzüne şimdi nasıl bakacaktım? Hangisi maske takıyordu? Hangisi annemin hayatını çalarken Yılan Örgütü’ne destek veren haindi?
Üst kata çıktığımda girişin sağ tarafında kalan koltuklara baktım. Gözlerim salondaki tanıdık ama artık her biri birer şüphe odağına dönüşen yüzlerin üzerinde gezindi.
Lidya elindeki tableti sallayarak Gökhan’a bir şeyler anlatıyor, Gökhan ise her zamanki mesafeli ama dikkatli bakışlarıyla onu dinliyordu. Hangisiydi? Hangisi bunca yıl boyunca bize dost gibi görünüp en büyük yaramızın mimarı olmuştu?
Bakışlarım kalabalığın biraz daha uzağında tek başına duran Hakan’a kaydı. Kollarını göğsünde birleştirmiş, gözlerini gecenin karanlığına dikmişti. Onun orada güven veren duruşuyla beklediğini görmek içimde kopan fırtınayı bir anlığına da olsa dindirdi.
O olamazdı. Hakan benim bu hayattaki yegane sığınağımdı; geçmişimin, çocukluğumun ve acılarımın tek şahidiydi. Ona güvenmekten vazgeçersem üzerine bastığım bu dünya tamamen başıma yıkılırdı.
Adımlarımı doğrudan ona yönlendirdim. Yaklaştığımı hissetmiş gibi başını hafifçe yana çevirdi. Ela gözleri beni bulduğunda yüzümdeki solgun ama öfkeli ifadeyi anında yakaladı. Kaşları endişeyle çatılırken bana doğru bir adım attı.
“İnci?” dedi kısık sesle. “Ne oldu aşağıda? Barlas ile mi ilgili?”
“Hakan,” dedim sesimin titrememesi için boğazımı temizleyerek. “Yalnız kalacağımız bir yere geçelim. Seninle önemli bir konuyu konuşmamız gerekiyor.”
Hakan gözlerimde gördüğü tehlikeli ifadeyi fazla sorgulamadı. Sadece hafifçe başını salladı ve adımlarını bana uydurdu. Kimsenin dikkatini çekmeden odalarımızın olduğu tarafa ilerledim. Hakan’ın benimle gelmediğini görünce ona döndüm. Meraklı bakışlarıma karşılık, “Aşağıda bahçede kimse yoktur. Orada konuşalım,” dedi.
Onu onaylayarak bahçeye çıktım. Hakan gergin havayı hissetmiş olacak ki bakışları sürekli bana kayıyordu. Loş sokak lambalarının zar zor aydınlattığı eski çardağa yürüdük. Burası yaprakların ve gölgelerin arkasına saklanmış, konuşmak için en güvenli bölgeydi.
Çardağın gölgesine sığındığımızda Hakan bana döndü, ellerini omuzlarıma yerleştirip gözlerimin içine baktı. “Anlat şimdi. Ne gördün o sürücüde? Yüzün kireç gibi.” Hemen de anlamıştı sürücünün sebep olduğunu.
Derin bir nefes aldım. Ellerim yumruk olurken içimdeki ağlamaklı kız çocuğunu bir kez daha susturdum. “Veri sürücüsünde annemin hayatını kaybettiği güne ait gizli bir arşiv dosyası vardı, Hakan,” derken sesim her kelimede daha da keskinleşiyordu. “Saldırı dışarıdan gelmemiş. İçimizden biri onlara lojistik destek sağlamış. Yol haritalarını, nöbetçi saatlerini, her şeyi vermiş.”
Hakan’ın omuzlarımdaki elleri kaskatı kesildi. Ela gözleri şokla irileşti. “Ne diyorsun sen İnci? Bu imkansız. O dönem etrafımızdaki herkes babanın en sadık adamlarıydı.”
“Belgenin altında dijital bir imza var,” diye devam ettim. “Yıllardır unuttuğumuz, sadece Ateş ve Eraslan Örgütlerine ait olan bir kod adı. Hain bizimle aynı havayı soluyor, Hakan. Yıllardır aradığım katil meğer burnumuzun dibindeymiş.”
Hakan ellerini omuzlarımdan çekip saçlarının arasından geçirdi, çardağın içinde gergin adımlarla bir tur attı. “Barlas ne dedi peki? O biliyor mu?”
“Biliyor. Ekrandaki her şeyi benimle birlikte gördü,” dedim çenemi dikleştirerek. “Bana kimseye, hatta sana bile söylemememi tembihledi. Ama sana olan güvenimi sorgulamasına izin vermedim, vermem de. Biz bu yola beraber çıktık, bu hesabı da beraber kapatacağız, Hakan Soylu.”
Hakan durdu, tekrar karşımda durup gözlerimin içine sarsılmaz bir inançla baktı. “Bana güvendiğin için pişman olmayacaksın, İnci. O hain her kimse, annenin yarım kalan hesabını ondan söke söke alacağız. Ama Barlas haklı, artık bu malikanede hatta bizim örgütte bile attığımız her adıma dikkat etmeliyiz. Kimseye belli etme. Gizlice, adım adım o kod adının bugünkü sahibini bulacağız.”
Başımı salladım. İçimdeki soğuk intikam ateşi Hakan’ın yanımda durmasıyla daha da harlandı. Yalnız değildim, arkamda sarsılmayacak tek bir duvar vardı.
Ve onunla birlikte bu yalanlar imparatorluğunu o hainin başına yıkacaktım.
