7. bölüm / 7
Kanla Yazılan Kurallar7. Bölüm: Yarım Kalan Tabur
Bölümler 7Şu an: 7. Bölüm: Yarım Kalan Tabur
- 1 1. Bölüm: Törenin Karşısında Bir Üstçavuş320 kelime
- 2 2. Bölüm: Avludaki Fırtına526 kelime
- 3 3. Bölüm: İki Ateş Arasında727 kelime
- 4 4. Bölüm: İlk İmtihan456 kelime
- 5 5. Bölüm: İki İrade, Tek Gece582 kelime
- 6 6. Bölüm: Kırmızı Leke330 kelime
- 7 7. Bölüm: Yarım Kalan Tabur461 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
(Asena’nın Ağzından)
Urfa’nın boğucu sıcağından bir nebze olsun uzaklaşmak, günlerdir omuzlarıma çöken o ağır taş konağın havasını dağıtmaya yetmişti. Yanımda, her şeyden çok korumak istediğim kardeşlerim vardı. Altı kardeştik biz... Her biri canımdan bir parçaydı. Ama aramızdaki o kırılma, en büyük ağabeyim Ömer’in gözlerindeki nefretle derinleşmişti. Ailede kardeşlerimizin canı için bu töre evliliğini kabul ettiğimi, bu kurbanı onlar yaşasın diye verdiğimi bir tek o kabullenmiyordu. Benden nefret ediyordu; sırf asker olduğum için, sırf kendi bildiğim yoldan yürüdüğüm için...
Yine de bugün o nefreti de, konağın baskısını da bir kenara bırakmış, altı kardeşin beşini etrafıma toplamıştım. En küçüklerimiz olan Umut ve Gece önden koşuyor, gülüşmeleri Urfa’nın dar ve gölgeli sokaklarında yankılanıyordu. Onların bu neşesi, aldığım tüm yaralara merhem gibiydi.
"Abla! Şuraya gidelim, dondurma alalım!" diye bağırdı Umut, elimden çekiştirerek.
"Tamam, tamam," dedim gülümsüyerek. Bir masaya oturduk, hepsine dondurmalarını sipariş ettim. Onların masumiyetini izlerken içimdeki o sert askeri kabuk birkaç dakikalığına da olsa aralandı.
O sırada Gece, kaşığını dondurmasına daldırıp duraksadı. Yeşil gözlerini bana çevirdi; bakışları tıpkı altı numaramız, şehit olan kardeşimiz Burak’a benziyordu. Burak benim görev yaptığı karargahta, emrimdeki birlikte Yüzbaşıydı. Omuz omuza çarpışmış, aynı ekmeği bölüşmüştük. Ama o hain pusuda toprağa düşen de yine o olmuştu.
"Abla..." dedi Gece, sesi birden kısılarak. "Burak abime ne oldu? Neden bizimle dondurma yemiyor artık? Sana bir şey mi söyledi en son?"
Göğsüme bir kayanın oturduğunu hissettim. Yüzbaşı Burak Bozkurt’un son nefesindeki o bakışı, kanlı ellerini tuttuğumu kimseye anlatmamıştım. Onların o küçük zihinlerine operasyonların, vurulan kurşunların, bayrağa sarılı tabutların ağırlığını yükleyemezdim.
"Dondurmanı ye ablam," dedim, sesimin titremesine izin vermeyerek. Boğazımdaki düğümü sertçe yuttum. "Burak abiniz çok uzaklarda, büyük bir görevde. Sizin burada güvende ve mutlu olduğunuzu bilmek ona yetiyor."
Gözlerimi onlardan kaçırıp dondurma kabıma baktım. Bir asker emrindekini, bir abla kardeşini koruyamadığında içindeki o yara asla kapanmıyordu.
Kardeşlerimi güvenle bıraktıktan sonra akşama doğru konağa döndüm. Taş avluya adım attığımda, Miran çoktan gelmiş, avludaki ahşap masada elinde bazı evraklarla oturuyordu. Beni gördüğünde bakışlarındaki o dikkatli ifadeyle ayağa kalktı.
"Kardeşlerin nasıl?" diye sordu, sesi bu sefer şaşırtıcı şekilde sakindi.
"İyiler," dedim, üzerimdeki o hüznü gizlemeye çalışarak. "En azından bu konaktan uzakta, nefes alabiliyorlar."
Miran masadaki dosyayı bana doğru itti. "Güzel. Çünkü artık erteleyecek vaktimiz kalmadı Asena. İmam nikahıyla aşireti ve sokaktaki gözleri doyurduk. Ama devlete karşı, kanunlar önünde de bu evliliğin resmiyet kazanması gerekiyor. Resmi nikah işlemlerini başlattım. Hafta içi imzalar atılacak."
Gözlerim masadaki nikah başvuru formuna kaydı. Dün gece avucunu kesip o kanı beze süren adam, şimdi karşıma geçmiş kanuni bağlardan bahsediyordu.
"Benim için fark etmez Miran Ağa," dedim adımlarımı merdivenlere doğru yönlendirerek. "İster kağıt üstünde olsun ister törelerin önünde... Bu imza benim kim olduğumu değiştirmeyecek. Ben yine Kıdemli Astsubay Asena Bozkurt'um, sen de kendi sınırlarında yaşayan bir ağasın."
Miran arkamdan hafifçe gülümsedi. "Göreceğiz Asena. O soyadı cüzdanına girdiğinde, bu sınırların ne kadar karıştığını beraber göreceğiz."
Bölüm etkileşimi
