4. bölüm / 7
Kanla Yazılan Kurallar4. Bölüm: İlk İmtihan
Bölümler 7Şu an: 4. Bölüm: İlk İmtihan
- 1 1. Bölüm: Törenin Karşısında Bir Üstçavuş320 kelime
- 2 2. Bölüm: Avludaki Fırtına526 kelime
- 3 3. Bölüm: İki Ateş Arasında727 kelime
- 4 4. Bölüm: İlk İmtihan456 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 5. Bölüm: İki İrade, Tek Gece582 kelime
- 6 6. Bölüm: Kırmızı Leke330 kelime
- 7 7. Bölüm: Yarım Kalan Tabur461 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
(Asena Ağzından)
Miran odayı terk ettiğinde, kapının kapanma sesiyle birlikte göğsümde sıkışıp kalan o nefesi sonunda dışarı bıraktım. Omzuma dokunduğu yer, sanki askeri üniformamı delip tenimi yakmış gibi hala sıcaktı.
Parmaklarım refleks olarak omzumdaki kıdemli astsubay rütbeme gitti. Hayatım boyunca bu rütbeyi, bu saygınlığı kazanmak için ne kadar ter döktüğümü, Diyarbakır’ın o çetin dağlarında kaç gece uykusuz nöbet tuttuğumu düşündüm. Şimdi ise bir aşiret reisi, kendi çöplüğünde bana kurallarını dayatmaya çalışıyordu.
"Sana bu lügatte diz çökmek olmadığını öğreteceğim, Miran Baran," diye fısıldadım odanın taş duvarlarına.
Aşağıdaki avludan gelen uğultuları duyabiliyordum. Muhtemelen aşiretin o yaşlı adamları, Miran’ın tepesinde boza pişiriyor, "Bir kadın sana nasıl kafa tutar?" diye onu dolduruyorlardı. Ama umurumda bile değildi. Ben buraya bir kurban olarak gelmemiştim; kardeşlerimin canını kurtarmak için yapılmış askeri bir hamleydi bu evlilik. Bir stratejiydi. Ve iyi bir asker, savaş alanında asla duygularına yenilmezdi.
Ertesi sabah, güneş Urfa dağlarının ardından doğarken ben çoktan ayaktaydım. Yılların getirdiği askeri disiplin, yatakta boş boş uzanmama izin vermiyordu. Odanın köşesinde duran o ağır, boncuklarla ve işlemelerle bezeli yöresel gelinliğe baktım. İçimden bir parça bu kumaş yığınını paramparça etmek istese de, sakin kalmayı başardım.
Bu oyunu kurallarına göre oynayacaktım, ama kendi tarzımla.
Gelinliği üzerime geçirdim. Aynaya baktığımda karşımdaki kadın bana yabancı gibiydi. Saçlarımı her zamanki gibi sıkı, milimetrik bir asker topuzu yaptım. Yüzüme tek bir makyaj malzemesi bile sürmedim; benim süsüm, gözlerimdeki o tavizsiz bakışlardı. Ve son dokunuş... Yatağın üzerinde duran, her operasyonda gururla taktığım, üzerinde rütbemin ve adımın kazılı olduğu o çelik tokalı askeri palaskamı aldım. Gelinliğin ince beline o ağır kemeri sertçe doladım ve tokasını kilitledim. Çıt.
Bu ses, benim teslim bayrağım değil, taarruz planımdı. "Bedenimi bu konağa hapsetmiş olabilirsiniz," diyordum onlara, "ama benim ruhum hala Türk Silahlı Kuvvetleri'ne ait."
Odanın kapısını açıp merdivenlerin başına geldiğimde, avludaki tüm o fısıltılar bıçak gibi kesildi. Onlarca göz bana, daha doğrusu gelinliğimin üzerindeki o askeri kemere dikildi. Kadınların yüzündeki şaşkınlığı, yaşlı adamların öfkeden kızaran gözlerini tek tek izledim.
Tam karşıda, avlunun ortasında Miran duruyordu.
Gözleri önce yüzüme, sonra belimdeki palaskaya kaydı. Şaşırdığını görebiliyordum ama o güçlü duruşunun arkasında, dudaklarının kenarına yerleşen o hafif, alaycı ve bir o kadar da takdir dolu kıvrılmayı kaçırmadım. Merdivenleri bir podyumda yürür gibi değil, içtima alanındaki bir subay gibi dik ve kararlı adımlarla indim. Tam karşısında durdum. Boyca benden uzundu, evet, ama çenemi dikleştirip doğrudan gözlerinin içine baktım.
"Nikahı kıyabiliriz, Miran Ağa," dedim, sesimin titremediğinden emin olarak. "Ama unutma, bu imza sadece bir ateşkes protokolüdür."
Miran bir adım öne çıktı. Aramızdaki mesafe kapandığında, kokusuna karışan o tütün kokusunu yeniden hissettim. Eğildi ve sadece benim duyabileceğim bir fısıltıyla konuştu:
"Bu protokolün şartlarını zamanla ben yazacağım, Kıdemli Astsubay. Bakalım ilk kim pes edecek."
İmamın karşısına oturduğumda, önümdeki kağıda bakarken içimden tek bir şey geçiyordu: Savaş başlıyor, Miran Baran. Ve ben kaybetmeye hiç alışık değilim.
Bölüm etkileşimi
