3. bölüm / 6
Kanımdaki Düşman2.BÖLÜM - YASAKLI BÖLGE
Bölümler 6Şu an: 2.BÖLÜM - YASAKLI BÖLGE
Helin, elindeki kâğıdı yatağının üzerinde oturmuş hâlde inceliyordu.
Geçmişini bilmeden düşmanını tanıyamazsın.
Cümleyi kaçıncı kez okuduğunu bilmiyordu. Her okuyuşunda aynı şeyi düşünüyordu: Bu, rastgele birinin bırakabileceği türden bir not değildi.
Birisi onu izliyordu.
Üstelik akademideki ilk gününden beri başına gelen tuhaflıklar düşünüldüğünde, bunun basit bir şakadan ibaret olması pek mümkün görünmüyordu.
Helin kâğıdı ikiye katlayıp komodinin çekmecesine koydu.
Yarın ilk işi, akademinin eski kayıtlarını araştırmak olacaktı. Notu kimin bıraktığını bulamasa bile en azından burada ne döndüğünü öğrenebilirdi.
Yatağına uzandı ve gözlerini kapattı.
Fakat uykuya dalmak üzereyken zihninde bir görüntü belirdi.
Taş duvarlarla çevrili karanlık bir koridor.
Uzaktan gelen bir kadın sesi.
Ardından duyduğu, anlamını çıkaramadığı tek bir kelime.
Helin.
Gözlerini aniden açtı.
Oda sessizdi.
Birkaç saniye boyunca nefesini düzene sokmaya çalıştı. Son zamanlarda başına gelen tuhaflıkların yorgunluktan kaynaklandığını düşünmek istiyordu. Ancak ne kadar uğraşırsa uğraşsın, kendini buna inandıramıyordu.
Yastığının yanındaki telefona uzandı. Saat gece yarısını geçmişti.
"Harika," diye mırıldandı. "Daha ikinci günden delirmeye başladım."
Telefonu bıraktı ve yeniden yatağa uzandı.
Bu kez uyumadan önce kendine bir söz verdi.
Yarın kimsenin kendisini cevapsız sorularla baş başa bırakmasına izin vermeyecekti.
### Sabahın İlk Saatleri
Helin, sabah alarmı çalmadan birkaç dakika önce uyandı.
Hazırlanıp üniformasını giydi, saçlarını taradı ve çantasını topladı. Odadan çıkmadan önce komodinin çekmecesini açıp notu kontrol etti.
Kâğıt hâlâ oradaydı.
Çekmeceyi kapatıp odadan çıktı.
Akademinin koridorları sabahın erken saatlerinde oldukça sakindi. Uzun pencerelerden içeri süzülen ışık, taş zeminin üzerinde soluk çizgiler oluşturuyordu. Duvarlardaki tabloların önünden geçerken bazı portrelerin gözlerinin kendisini takip ettiği hissine kapıldı.
Helin adımlarını yavaşlattı.
Tablolardan birinin önünde durdu.
Resimde, koyu renkli kıyafetler giymiş bir adam vardı. Omzuna kadar uzanan saçları, sert yüz hatları ve gölgelerin ardına gizlenmiş bakışlarıyla diğer portrelerden ayrılıyordu.
Tablonun altındaki küçük plakada yalnızca bir tarih yazıyordu.
1897.
İsim yoktu.
Helin biraz daha yaklaşarak çerçeveyi inceledi. Sağ alt köşeye kazınmış küçük bir işaret dikkatini çekti.
Birbirine geçmiş iki çizgi ve ortasında küçük bir daire.
Kaşlarını çattı.
Dün yasaklı kapının üzerinde gördüğü sembolün aynısıydı.
Tam elini çerçeveye uzatmıştı ki arkasından bir ses geldi.
"Sanatla ilgileniyor musun?"
Helin dönmeden cevap verdi.
"İnsanların neden isimlerini portrelerinin altından sildiklerini merak ediyorum."
"Belki de unutulmak istemişlerdir."
Helin arkasını döndü.
Nick, elinde birkaç kitapla koridorun ortasında duruyordu. Her zamanki gibi rahat görünüyordu. Sanki sabahın bu saatinde karşısına çıkması dünyanın en doğal şeyiymiş gibi ona bakıyordu.
Helin kollarını göğsünde birleştirdi.
"Sen herkese böyle habersizce yaklaşıyor musun?"
"Yalnızca duvarlarla konuşanlara."
"Duvarlarla konuşmuyordum."
"Öyleyse portreyle konuşuyordun. Bu daha iyi değil."
Helin gözlerini devirdi.
Nick'in yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
"Bir şey sorabilir miyim?"
"Hayır."
"Yine de soracağım."
"Ne kadar şaşırtıcı."
Nick, portreye doğru baktı.
"Bu tabloyu daha önce görmüş müydün?"
"Hayır."
"Peki neden bu kadar dikkatli inceliyorsun?"
Helin bir an duraksadı.
Çünkü sembolü tanıyordu. Çünkü birisi odasına not bırakmıştı. Çünkü bu akademide karşılaştığı her yeni şey, sanki kendisini bir yerlere yönlendirmeye çalışıyordu.
Bunların hiçbirini Nick'e anlatmayacaktı.
"Merak ettim."
Nick başını hafifçe salladı.
"Anladım."
Fakat yüzündeki ifade, cevabına pek inanmadığını gösteriyordu.
Helin yürümeye başladı.
"Bu arada, insanların cevap vermek istemediği soruları sormayı bırakmalısın."
Nick onun yanında yürümeye başladı.
"Sen de her soruyu kişisel algılamayı bırakmalısın."
"Seninle anlaşamayacağız."
"İlk konuda hemfikiriz."
Helin istemsizce gülümseyecek gibi oldu ama hemen kendini toparladı.
Nick bunu fark etmiş miydi, bilmiyordu.
Fakat koridorun sonuna geldiklerinde onunla aynı yöne gitmediğini görünce rahatladı.
En azından şimdilik.
### Yeni Bir Arkadaşlık
Yemekhaneye girdiğinde Rosa'yı pencere kenarındaki masada buldu.
Rosa onu görür görmez elini kaldırdı.
"Buradayım!"
Helin masaya yaklaştı.
"Bağırmana gerek yok. Bütün salon seni duydu."
"Önemli değil. Seni kaybetmek istemiyorum."
Helin karşısına oturdu.
"İki gündür tanışıyoruz."
"Ve iki gündür seni bulmak için uğraşıyorum. Bence aramızda güçlü bir bağ oluştu."
Helin güldü.
Rosa'nın en tuhaf yanı buydu. Bir an önce arkadaş olmaya karar veriyor, sonra da karşısındaki kişinin bu karara yetişmesini bekliyordu.
Ama Helin bundan rahatsız olmuyordu.
Aksine, Rosa'nın yanında biraz olsun rahatlayabildiğini fark etmişti.
Rosa önündeki tabağı kendisine doğru çekti.
"Dün sana bir şey soracaktım ama konuyu değiştirdin."
Helin kaşını kaldırdı.
"Ne soracaktın?"
"Buraya gelmeden önce nerede yaşıyordun?"
Helin'in gülümsemesi hafifçe silindi.
"Bir süre farklı yerlerde kaldım."
"Farklı yerler derken?"
"Rosa."
"Tamam, tamam. Sorguya çekmiyorum."
Rosa ellerini kaldırarak teslim olduğunu gösterdi.
"Yalnızca seni tanımaya çalışıyorum."
Helin birkaç saniye ona baktı.
"Anlıyorum. Ama bazı şeyleri anlatmak için zamana ihtiyacım var."
Rosa'nın ifadesi yumuşadı.
"O zaman beklerim."
Bu kadar basit söylemesi Helin'i şaşırttı.
"Gerçekten mi?"
"Tabii. Arkadaşlık kurmak için birinin bütün hayat hikâyesini ilk günden öğrenmek zorunda değilim."
Helin başını önüne eğdi.
Kelimeler basitti ama uzun zamandır duymadığı kadar rahatlatıcıydı.
Belki de Rosa'ya güvenmek sandığı kadar zor olmayacaktı.
Henüz değil.
Ama belki bir gün.
Rosa birden parmaklarını şıklattı.
"Bu arada, bugün ilk uygulamalı dersimiz var!"
Helin başını kaldırdı.
"Hangi ders?"
"İz sürme ve savunma. Eski eğitim alanında yapılıyormuş."
Helin'in ilgisi hemen arttı.
"Eski eğitim alanı nerede?"
Rosa'nın yüzü aydınlandı.
"İşte şimdi doğru soruyu sordun."
### Akademinin Diğer Yüzü
Öğleye doğru öğrenciler eğitim alanında toplandı.
Burası akademinin ana binasından farklıydı. Yüksek taş duvarlarla çevrili geniş bir avlu, kenarlara yerleştirilmiş eğitim hedefleri ve eski silahların sergilendiği cam dolaplar bulunuyordu.
Avlunun arka tarafında, kullanılmadığı belli olan küçük bir bina vardı.
Pencereleri koyu renkliydi. Girişindeki kapı diğer kapılardan daha kalındı ve önünde iki taş sütun yükseliyordu.
Helin bakışlarını binaya çevirdi.
Rosa bunu fark etti.
"Oraya bakma."
"Neden?"
"Eski arşiv binası. Öğrencilerin girmesi yasak."
"Yine mi yasak bir yer?"
Rosa ona döndü.
"Ne demek yine mi?"
Helin bir an durdu.
"Hiç. Akademinin her köşesinde bir yasak varmış gibi görünüyor."
Rosa güldü.
"Akademinin kurallarını öğrendikçe alışacaksın."
Helin cevap vermedi.
Çünkü alışmak gibi bir niyeti yoktu.
Dersin hocası avlunun ortasına geçti. Orta yaşlı, uzun boylu bir adamdı. Koyu renkli üniformasının üzerinde akademinin arması bulunuyordu.
"Bugün burada öğrendiklerinizin çoğunu ilk kez uygulayacaksınız," dedi. "Bu yüzden dikkatinizi dağıtacak şeylerle ilgilenmemenizi öneririm."
Bakışları kısa bir an Helin'in üzerinde durdu.
Helin bunu fark etti.
Hoca öğrencileri ikişerli gruplara ayırdı. Amaçları, eğitim alanına önceden yerleştirilmiş işaretleri bulmak ve belirlenen güzergâhı takip etmekti.
Rosa, Helin'in koluna girdi.
"Birlikte olalım."
"Tamam."
İlk işaret avlunun doğu tarafındaki duvarın arkasına yerleştirilmişti. Rosa onu bulmak için etrafı incelerken Helin yerdeki izlere dikkat etti.
Toprağın üzerinde birbirinden farklı ayak izleri vardı.
Bazıları yeniydi.
Bazılarıysa birkaç gün öncesine ait görünüyordu.
Helin çömelip izlerden birini inceledi.
"Buradan biri geçmiş."
Rosa yanına geldi.
"Tabii ki. Eğitim alanındayız."
"Hayır, bu iz diğerlerinden farklı."
Helin parmağıyla toprağın kenarını gösterdi.
"Diğer izler eğitim hedeflerine doğru ilerliyor. Bu ise duvarın arkasından geliyor."
Rosa eğilip baktı.
"Belki hocalardan biridir."
"Belki."
Helin ayağa kalktı.
Ama içindeki şüphe dinmiyordu.
İzleri takip ettiklerinde duvarın arkasındaki dar geçide ulaştılar. Geçidin sonunda küçük bir metal kutu bulunuyordu.
Rosa kutuyu açtı.
İçinde eğitim için kullanılan bir işaret vardı.
"İşte bulduk!"
Helin kutunun üzerindeki tozu silerken metalin alt kısmına kazınmış küçük bir şekil gördü.
Birbirine geçmiş iki çizgi.
Ortalarında küçük bir daire.
Helin'in yüzündeki ifade değişti.
Rosa işareti fark etmedi. Kutuyu kapatıp havaya kaldırdı.
"İlk biz bulduk!"
Helin ise hâlâ metale bakıyordu.
Bu sembolü artık tesadüf olarak açıklayamıyordu.
Fakat bir şeyi öğrenmişti.
Bunu kim yapmış olursa olsun, işareti görmesini istiyordu.
Soru şuydu:
Neden?
### Yanlış Zamanda, Yanlış Kişi
Ders sona erdiğinde öğrenciler yeniden avlunun ortasında toplandı.
Helin, Rosa'ya sınıfa birazdan geleceğini söyleyip su almak için çeşmeye yöneldi.
Çeşmenin yanında birinin durduğunu görünce adımlarını yavaşlattı.
Alexander.
Elindeki küçük deftere bir şeyler yazıyordu. Helin'i fark ettiğinde defteri kapattı.
Helin doğrudan yanına gitti.
"Size bir şey sorabilir miyim?"
Alexander başını kaldırdı.
"Bu, cevabını beğenmeyeceğin bir soruysa hayır."
Helin'in kaşları çatıldı.
"Beni tanımıyorsunuz."
"Öyle mi?"
Söylediği iki kelime, Helin'in beklediğinden daha soğuk çıkmıştı.
Helin bir adım yaklaştı.
"Akademinin bazı yerlerinde aynı sembolü gördüm. Ne anlama geliyor?"
Alexander'ın yüzünde belli belirsiz bir değişiklik oldu.
"Nasıl bir sembol?"
Helin şekli tarif etti.
Alexander onu dinlerken gözlerini ondan ayırmadı.
"Bu işareti nerede gördün?"
"Sorumu cevaplamadınız."
"Ben de sana bir soru sordum."
Helin kollarını birleştirdi.
"Bir portrede. Bir de eğitim alanındaki bir kutuda."
Alexander'ın bakışları kısa bir anlığına eski arşiv binasına kaydı.
Çok kısa bir hareketti.
Ama Helin gördü.
"Arşiv binasıyla bir ilgisi var mı?"
Alexander'ın yüzü yeniden ifadesizleşti.
"Öğrencilerin girmemesi gereken yerlerden uzak durmanı öneririm."
Helin hafifçe güldü.
"Bu akademide herkes aynı şeyi söylüyor. Kimse nedenini söylemiyor."
"Belki de nedenini bilmen gerekmiyordur."
"Belki de siz benim bilmemden korkuyorsunuzdur."
Alexander defterini kolunun altına sıkıştırdı.
"Merak, bazen insanı yanlış kapılara götürür."
Helin'in yüzündeki gülümseme kayboldu.
"Kapıların ardında ne olduğunu bilmeden doğru yerde durduğumu nasıl anlayabilirim?"
Alexander bir süre ona baktı.
Sonra yanından geçip gitti.
Helin arkasından seslendi.
"Bir gün bana cevap vermek zorunda kalacaksınız!"
Alexander durmadı.
Fakat avlunun kapısına ulaştığında başını hafifçe çevirip tek bir cümle söyledi.
"Umarım o gün geldiğinde hâlâ cevapları duymak istiyor olursun."
Helin olduğu yerde kaldı.
Alexander uzaklaşırken elindeki defteri daha sıkı tuttuğunu fark etti.
Ve Helin ilk kez, sorduğu soruların yalnızca kendisini değil, başkalarını da rahatsız ettiğini anladı.
### Nick'in Fark Ettiği Şey
Akşamüstü Helin, ders notlarını almak için sınıfa döndü.
İçeride kimse yoktu.
Defterini sırasından alırken arka taraftan gelen bir ses duydu.
"Bugün Alexander'la konuşmuşsun."
Helin irkilerek arkasını döndü.
Nick, pencerenin önündeki sıraya yaslanmış duruyordu.
"Sen neden buradasın?"
"Kitabımı unuttum."
"Kitabın nerede?"
Nick yanındaki kitabı kaldırdı.
Helin ona baktı.
"Demek kitabını bulmuşsun. Gidebilirsin."
Nick gülümsedi.
"Önce bir şey soracağım."
"Hayır."
"Alexander sana ne söyledi?"
Helin çantasını omzuna astı.
"Bu seni ilgilendirmez."
"Belki."
Nick'in bu kadar kolay geri adım atması Helin'i şaşırttı.
Tam kapıya yönelecekken Nick yeniden konuştu.
"Yalnızca dikkatli olmanı istiyorum."
Helin durdu.
Bu kez sesinde alay yoktu.
"Niye?"
Nick birkaç saniye düşündü.
"Çünkü buraya gelen herkesin amacı aynı değil."
Helin yavaşça ona döndü.
"Senin amacın ne?"
Nick'in yüzündeki ifade değişti.
Bir anlığına cevap verecekmiş gibi göründü. Ardından omuz silkti.
"Henüz karar vermedim."
Helin gözlerini kıstı.
"İnanılmaz derecede gizemli olduğunu mu düşünüyorsun?"
"Hayır. Ama işe yarıyor gibi görünüyor."
Helin başını iki yana sallayıp sınıftan çıktı.
Bu kez Nick onu takip etmedi.
Fakat Helin koridorun sonuna ulaştığında kendi kendine düşünmeden edemedi.
Nick'in söyledikleri bir uyarı mıydı?
Yoksa kendisini şüphelerinden uzaklaştırmak için söylenmiş başka bir yalan mı?
Henüz bilmiyordu.
Ve bir süre daha bilmemeyi tercih edecekti.
### Gece Yarısından Önce
Helin odasına döndüğünde ilk işi kapıyı kilitlemek oldu.
Çantasını masaya bıraktı, üniformasını değiştirdi ve gün boyunca tuttuğu notları çıkardı.
Portredeki sembol.
Eğitim alanındaki sembol.
Alexander'ın verdiği kaçamak cevaplar.
Nick'in uyarısı.
Hepsini tek tek defterine yazdı.
Sonra sayfanın altına büyük harflerle bir soru ekledi.
BU İŞARET KİME AİT?
Kalemi bıraktı.
Bir süre yazdıklarını inceledikten sonra komodinin çekmecesini açtı. Dün gece bırakılan kâğıdı çıkardı ve defterinin yanına koydu.
İki şeyin bağlantılı olduğundan emindi.
Fakat bağlantının ne olduğunu henüz bilmiyordu.
Pencerenin önüne gidip dışarı baktı.
Akademinin bahçesi sessizdi. Uzakta birkaç öğrenci ana binaya doğru ilerliyordu. Taş yolların üzerindeki lambalar yanmıştı.
Helin perdeyi kapatmak üzereyken bahçenin diğer ucunda bir hareket fark etti.
Eski arşiv binasının önünde biri duruyordu.
Karanlık nedeniyle yüzünü seçemiyordu.
Kişi başını kaldırdı.
Doğrudan Helin'in penceresine baktı.
Helin geri çekildi.
Birkaç saniye sonra yeniden baktığında orada kimse yoktu.
Perdeyi kapattı ve masasına döndü.
Tam defterini kaldıracağı sırada kapının altından bir kâğıt kaydırıldığını gördü.
Helin dondu.
Koridordan herhangi bir ses gelmiyordu.
Yavaşça kapıya yaklaştı ve yerdeki kâğıdı aldı.
Bu kez üzerinde uzun bir cümle yoktu.
Yalnızca bir tarih yazıyordu.
17 Ekim.
Helin kâğıdı çevirdi.
Arkasında küçük harflerle yazılmış tek bir cümle vardı.
O günü hatırlamıyorsan, hatırlayan birini bul.
Helin'in parmakları kâğıdın kenarına kenetlendi.
17 Ekim.
Bu tarih nereden tanıdıktı?
Defterini açtı, gün boyunca aldığı notları karıştırdı. Sonra durdu.
Az önce incelediği portreyi hatırladı.
Altında yalnızca 1897 yazan portreyi.
Helin yavaşça başını kaldırdı.
Bu tarih bir tesadüf olmayabilirdi.
Ama kâğıdı bırakan kişinin ne bildiğini, neden kendisine ulaştığını ve hangi günü kastettiğini bilmiyordu.
Kâğıdı diğerinin yanına koydu.
Artık iki notu vardı.
İkisinde de cevap yoktu.
Yalnızca daha fazla soru.
Helin ışığı kapatıp yatağına oturdu.
Akademiye geleli yalnızca iki gün olmuştu.
İki gün içinde gördüğü işaretler, duyduğu isimler ve karşılaştığı insanlar, buraya gelmeden önce bildiği her şeyi sorgulamasına yetmişti.
Yine de korkmuyordu.
En azından kendine korkmadığını söylüyordu.
Çünkü Helin'in öğrenmek istediği şey yalnızca geçmişi değildi.
Burada kimsenin kendisine anlatmadığı bir şey vardı.
Ve ne olursa olsun, onu bulacaktı.
Fakat Helin'in henüz bilmediği bir şey vardı: Akademide bazı insanlar onun sorular sormaya başlamasını bekliyordu. Bazılarıysa bu soruların hiç sorulmaması için ellerinden geleni yapıyordu.
Bölüm etkileşimi
