4. bölüm / 6
KAN VE GÜL4.bölüm
Bölümler 6Şu an: 4.bölüm
- 1 1.bölüm1.269 kelime
- 2 2.bölüm531 kelime
- 3 3.bölüm1.471 kelime
- 4 4.bölüm972 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 5.bölüm927 kelime
- 6 6.bölüm505 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sokakta herkes ve her şey, sanki büyük bir katliamın ardından çöken o ölüm sessizliğinin içine gömülmüş gibiydi. Yol kenarındaki sokak lambalarının bazıları patlamış, bazıları ise son nefesini vermek üzere olan bir hasta gibi kırpışarak tekinsiz bir ışık yayıyordu etrafa. Geçtiğimiz yollardaki evler yıkık döküktü; sıvaları dökülmüş, pencereleri kararmış, sanki kendi ölüm vakitlerini bekleyen ihtiyar canavarlar gibi dizilmişlerdi.
Fakat bu sefalete acımasız bir zıtlık yaratan tam karşılarındaki manzara, insanın yüzüne bir tokat gibi çarpıyordu. Yolun diğer tarafında, devasa duvarların arkasına gizlenmiş, spot ışıklarıyla aydınlatılan lüks villalar vardı. Orada yaşayanların, karşı taraftaki insanların döküntü hayatlarına üzüldüğü falan yoktu; herkes kendi fildişi kulesinde kör kalmayı seçmişti. Hayatın o iğrenç, acımasız adaletsizliği bir kez daha dikiz aynasından yüzüme vurdu. Bir tarafta ölüme terk edilmiş eski evler, diğer tarafta kanla beslenen o ışıltılı saraylar...
Ben bunları düşünürken Matmazel bir yandan arabayı karanlığın içine doğru sürüyor, bir yandan da elini uzatıp camı hafifçe aralıyordu. Bakışları o yıkık dökük evlere kaydı. Ses tonu o kadar düşüktü ki, bir an kendi kendine konuştuğunu sandım.
"Ben de bir aralar buradaydım..." diye fısıldadı, geçmişin ağır yükü sesine çökmüştü.
Kendi iç sesini dışarıya kaçırdığını fark ettiği an, hafifçe öksürerek durumu toparlamaya çalıştı. Sesini bilerek yükselterek neşeli bir ton takındı. "Helvin, böyle bir heykel gibi susup duracak mısın ya?" dedi, az önce gözlerinden geçen o karanlık anıları tamamen yok sayarak. Onu deşmek, rahatsız etmek istemediğim için ben de o eski evleri izlemeye devam ettim.
Kafamı hafifçe ona doğru çevirdim. "Nasıl yani?"
Matmazel direksiyonu kırarken gülümsedi. "Moralin bozuk gibi. Niye bozuk bu moral senin, söyle bakalım?"
Doğrudan gözlerinin içine baktım. "Sence?"
Bana kısa bir bakış fırlatıp güldü, ardından bakışlarını tekrar yola sabitledi. "Doğru... Bu 'sence' kelimesinin iki şıkkı var gerçi," dedi, vitesi büyütürken. "Biri boks salonundaki o gerzekler, ikincisi de o sevgili deden."
Ön paneldeki gözden sigara paketimi ve çakmağımı çıkardım. Dudaklarımın arasına sıkıştırdığım sigaranın ucunu çakmağın o turuncu ateşiyle buluştururken tek kelime ettim: "İkisinde de."
Matmazel salonda yankılanan o içten kahkahalarından birini patlattı. "Bak ne kadar ortak özelliğimiz var! Benim de acayip sinirim bozuk. Bu arada, o Karan’ın yanındaki o koruma kılıklı adamın adı neydi?"
Sigaradan derin, ciğerlerimi yakan bir nefes çekip dumanı aralanan camdan dışarıya, İstanbul’un soğuk gecesine üfledim. "Akın mıymış neymiş..."
Matmazel yüzünü buruşturdu. "Akın mı?"
Kafamı onaylar anlamda salladım. Sigaranın kor ateşi parmaklarımın arasında parlarken ona döndüm. "Sence de onda tuhaf bir şey yok muydu? Şey gibi gelmedi mi sana..."
"Trakyalı gibi mi?" dedim tam o esnada.
Aynı saniyede Matmazel de lafa girdi: "Zilli "
Aynı anda, tamamen farklı şeyler söylemiştik ama ikimiz de ne demek istediğimizi çok iyi anlamıştık. Arabanın içi ikimizin de yükselen kahkahalarıyla doldu. İçimdeki o ağır gerilim, Matmazel’in bu deli halleriyle hafifçe dağılıyordu.
Gülmemi sakinleştirmeye çalışarak ona baktım. "Senin bu erkek nefretin..." dedim, dumanı havaya doğru savururken.
Gözlerini yoldan ayırmadan yarım bir tebessüm etti. "Olması gerektiği kadar, Helvin."
"Olması gerektiği kadar mı?" dedim, dudaklarımın kenarı kıvrılırken. "Bana sanki ondan çok daha fazlası gibi geldi ama, neyse."
"Abartma istersen," dedi, gözlerini devirerek.
"Abartmıyorum," diyerek kahkahayı bastım. Sigaramdan son bir nefes daha çekip izmariti açık camdan dışarı, karanlık sokağa fırlattım. Sesim tekrar o ciddi, donuk tınısına kavuştu. "Onu bunu boş ver de... Eve gidince ne bok yiyeceğiz?"
Matmazel vitesi küçülttü, araba tanıdık sokaklara girmişti. "Bir şey yapmayacağız," dedi, sesi son derece netti. "Sen arabadan iner inmez direkt odana çıkacaksın. Eğer o evden biri senin canını sıkmaya çalışırsa da ne yapacağını çok iyi biliyorsun." Aynadan bana bakıp göz kırptı.
Ona gözlerimi devirdim. "Benimle uğraşma Matmazel."
"Ne dedim kızım? Ne yapacağını biliyorsun dedim sadece."
Ona bakıp parmağımı 'seni seni' der gibi salladım. "Neyden bahsettiğini çok iyi biliyorum. Tamam, kabul ediyorum... Sıla bir keresinde karşıma o maskeli, aptal yüzüyle çıkınca kafasına teflon tavayla vurmuş olabilirim. Sonra da 'Hırsız var!' diye bağırıp bütün malikaneyi ayağa kaldırmış ve herkesi aşağı indirmiş olabilirim amaaaa..." Derin bir nefes aldım. "...asla pişman değilim."
Matmazel direksiyonun üzerinde ellerini vurarak güldü. "Pişman olma zaten. İyi de yaptın o bok yüzlüye. Az bile yapmışsın."
Biz böyle eski defterleri açıp gülüşmeye devam ederken araba Arslan malikanesinin o devasa, demir kapısının önüne geldi. Kapıdaki silahlı adamlar bizi görünce hızla kapıyı açtılar ve bahçeye giriş yaptık. Matmazel arabayı her zamanki yerine park etti.
Kapıyı açıp arabadan indiğimde, o devasa malikanenin üst katındaki balkona gözüm çarptı. Abdullah Arslan... Dedem olacak o insan, ellerini korkuluklara dayamış, karanlığın içinden bizi izliyordu. Bakışlarındaki o soğuk öfkeyi buradan bile görebiliyordum.
Matmazel hızla yanıma ulaştı. Saçlarını eliyle arkaya doğru iterken gözlerini kırpmadan balkondaki yaşlı kurda dikti. Hafifçe eğilip kulağıma fısıldadı: "Bu adam bence bizi izliyor."
Ona doğru yaklaşıp sesimi alçalttım, gözüm hâlâ yukarıdaydı. "Kıskanıyor," dedim alayla.
İkimiz de o ölümcül bakışların altında sessizce güldük. Matmazel kafasını salladı. "Deli kız..."
Birlikte o cehennemin kapısını açıp içeri girdik. Yemek odasında veya salonda hâlâ oturan, fısır fısır konuşan bazı aile üyeleri vardı. Hiçbirinin yüzüne bakma zahmetinde bulunmadım, hiçbirinin varlığını umursamadan merdivenleri tırmanıp odama geçtim.
Hızla üzerimdeki o ağır kıyafetleri çıkarıp rahat bir şeyler giydim. Saçlarımı tepeden sıkı bir topuz yaptım. Tam o sırada Matmazel de kendi odasından üzerine bir eşofman takımı uydurup odama daldı. Yatağımın kenarına gelip yanağıma kocaman, şefkatli bir öpücük kondurdu.
"Evet Helvin, sakın beni arama, çağırma. Ölü gibi uyuyacağım şimdi," dedi, gözleri yorgunluktan kapanmak üzereydi. "İyi geceler."
Ona samimiyetle gülümsedim. "İyi geceler, Matmazel."
Gülümseyerek odamdan çıktı ve kendi odasına doğru geçti. Kapıyı arkasından kapattım.
Aradan birkaç saat geçmişti. Odanın içindeki o sessizlik, kapının iki kez sert ve resmi bir şekilde çalınmasıyla bölündü. Gelenin Matmazel olmadığını o ritimden anlamıştım; çünkü Matmazel kapıyı böyle çalmazdı.
"Gel, Matmazel," dedim yine de içimdeki o ince umutla.
Kapı yavaşça aralandı. Ama giren o değildi. Dedemin en sadık, en soğuk yüzlü adamlarından biri eşikte dikiliyordu. Takım elbisesinin altındaki o resmiyetle bana dik dik baktı. Yattığım yatakta doğruldum, sırtımı dikleştirip ben de ona aynı sertlikle baktım.
"Ne var?" dedim, sesim jilet gibi keskindi.
Adam kafasını hafifçe eğdi ama gözlerindeki o tekinsiz ifade değişmedi. "Helvin Hanım," dedi, sesi buz gibiydi. "Dedemiz sizi aşağıda, çalışma odasında çağırıyor. Hemen."......
Bölüm etkileşimi
