10. bölüm / 12
KALBİN YANSIMASIBölüm 8 : Karanlık öfke ve yalnızlık
Bölümler 12Şu an: Bölüm 8 : Karanlık öfke ve yalnızlık
- 1 Giriş : Geceyle gelen sessizlik258 kelime
- 2 Bölüm 1 : Kırık Düşler1.613 kelime
- 3 Karakter Tanıtımları: Ada232 kelime
- 4 Bölüm 2 : Sessiz Çığlıklar1.211 kelime
- 5 Bölüm 3 : Karanlık Dalgalar969 kelime
- 6 Bölüm 4 : Karanlığın içinden861 kelime
- 7 Bölüm 5 : Yeni Düzen930 kelime
- 8 Bölüm 6 : Yeni bir başlangıç502 kelime
- 9 Bölüm 7 : Kaçış567 kelime
- 10 Bölüm 8 : Karanlık öfke ve yalnızlık988 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 Bölüm 9655 kelime
- 12 Bölüm 10 : Karmaşanın Yankısı487 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Selamlar Canlarım nasılsınız yeni bir hafta ve yeni bir bölüm umarım beğenirsiniz.
***********
Halit Dönmez, ofisinin yüksek tavanlı odasında pencereden dışarıya bakıyordu. Arka planda şehrin ışıkları, geceyi aydınlatıyor, fakat Dönmez’in gözleri kararmıştı. Oda, lüks bir yerdi; her şeyin en iyisi, en pahalı olanı burada toplanmıştı. Fakat Halit, o an bir şeyin eksik olduğunu hissediyordu. Bir şey kırılmıştı ve o kırık, hem ruhunda hem de planlarında bir boşluk bırakıyordu.
"Mert." dedi, sesi derin ve sert bir şekilde odada yankılandı. "Ve o örgüt… Sonlarını hazırladılar."
Halit, masasına yöneldi ve derin bir nefes aldı. Adamları, her biri soğukkanlı ve dikkatle odanın köşelerinde bekliyorlardı. O anki gerginlik, her şeyin son noktaya gelmiş olduğunu, her şeyin bittiğini hissettiriyordu. Kollarını kavuşturdu ve adamlarına döndü.
“Mert ve örgütüne öyle bir darbe indireceğiz ki, kendilerine bir daha gelemeyecek duruma getireceğiz. Benim öfkem, onların sonunu getirecek. Mert'i öldüreceksiniz!"
Dönmez’in gözlerinde, gözle görülür bir öfke parlıyordu. Adamlarına bakarken, her biri bir yanda başlarını sallayarak, emirleri kabul etti. Halit Dönmez için, bu bir intikam meselesiydi. “Onlar kendi sonlarını hazırladıklarında ben çoktan kazandım.” diye mırıldandı.
Savaşın ve kargaşanın içinde, Dönmez’in her kelimesi bir hüküm gibiydi. O an, her şey onun istediği gibi olacaktı. Erkam ve Mert, hayatlarının sonunu hazırlamıştı ve Halit Dönmez, bu öfkeyle tüm planlarını birleştirip son darbeyi yapacaktı.
Eski depo, karanlık bir yerdi. Ama o gece, içerideki atmosfer farklıydı. Müzik gürültüsü, halaylar, kahkahalar… Mert ve adamları, birkaç kutu biraya gömülmüş, her anını eğlenceye dönüştürüyordu. Depo, eski günlerin izlerini taşıyor, her köşe bir zamanlar daha ciddi bir yeri barındırmıştı. Ama şimdi burada, bir kutlama vardı. Mert’in liderliğinde, bir kutlama halini almışlardı.
Erkam, kenarda duruyordu. İnsanlar etrafında eğlenirken, o gözlerini uzaklara daldırmıştı. İçinde bir huzursuzluk vardı. Geçmişi, ruhunu sürekli kemiriyordu. Yalnızlığı, bazen çok ağır geliyordu. Müzik ve kahkahalar arasında kaybolmuş, düşüncelerine gömülmüştü.
Bu hayatı istemediğini biliyordu. Gerçekten kimseyi tanımıyor gibiydi. İnsanların neşesi, onun ruhundaki boşluğu daha da derinleştiriyordu. Herkes eğleniyor, o ise bir kenarda yalnız başına kaybolmuştu. O an, bir zamanlar hiç var olmamış gibi hissediyordu—geçmişin, geleceğin ve şu anın arasında kaybolmuş gibiydi. Sadece sesleri duyuyor, ama hiçbir şeye katılmıyordu.
Mert, bir süre sonra onu fark etti ve yanına geldi. "Bunu senin için yapıyoruz, Erkam." dedi, omzuna hafifçe dokunarak. "Geriye dönme, burada kal."
Erkam, sadece başını sallayarak yanıtladı. "Beni tanımıyorsun." dedi, sesi biraz daha soğuk bir ton alarak.
Mert, durakladı ve ona bakarken bir şeyler anlamaya çalıştı. Ama Erkam’ı değiştirebilecek tek şey, onun geçmişinden kurtulmasıydı.
Evdeki atmosfer, tıpkı kasvetli bir kış gününün ilk saatlerinde olduğu gibiydi. Ada, annesinin karşısında duruyor, gözleri belli belirsiz kırgınlıkla dolmuştu. Annesiyle asındaki bu gerginlik, hep vardı. Ama o an, her şey çok daha yoğun hissediliyordu.
"Seninle böyle yaşamak zor." dedi Ada, sesi sarsılarak. "Beni anlamıyorsun. Neden her şeyi senin üzerinden yapmam gerektiğini düşündün? Benim de bir hayatım var. Beni görmek bile istemiyorsun."
Annesi, masanın arkasına yaslanarak, derin bir nefes aldı. "Sadece senin iyiliğini düşünüyorum, Ada. Bunu sana anlatmaya çalışıyorum. Ama sen anlamıyorsun."
Ada, sinirli bir şekilde başını iki yana salladı. "Beni anlamıyorsun, anne. Gerçekten beni anlamıyorsun. Bazen varlığım bile senin için bir yük"
Gözlerinden bir damla yaş süzüldü, ama hemen sildi. Duygusal bir patlama, Ada’yı kapladı. Odayı terk etmek istedi. Her şeyin bittiğini, her şeyin anlamsız olduğunu düşündü.
Annesi bir adım atarak peşinden geldi. "Ada…"
Ada, annesinin elini iterek, "Beni yalnız bırak, lütfen." dedi. Evdeki karanlık, annesinin tüm sözcüklerinden daha ağırdı. Ada, sadece bir şey istedi: İyi hissetmek. Ama buna ulaşabilmesi için, yalnız kalması gerekiyordu.
Ada, evin kapısını çarparak dışarıya çıktı. Havanın soğukluğu, sanki tüm vücuduna sirayet ediyor gibiydi. Sadece birkaç adım attıktan sonra, derin bir nefes aldı ve gözlerini kapatarak zihnindeki gürültüyü susturmaya çalıştı. Kafasında çalan, annesiyle yaşadığı son tartışmanın yankılarıydı. İçindeki fırtına, kelimelere dökülmeden büyüyordu.
Her adımda, adeta kendi kimliğiyle savaşıyordu. Bir yanda annesinin ona yönlendirdiği hayat, diğer yanda ise kendi istekleri, hayalleri vardı. Kendini bir kaybolmuş gibi hissediyordu. Hangi yolu seçse, diğerinin eksik kaldığını düşündü. Bazen, yalnız kalmak en kolay çözüm gibi geliyordu; ama sonra, o yalnızlık her şeyin üzerine bir ağırlık gibi çöküyordu.
Sahile doğru yürüdü. Ay ışığının suyun üstünde bıraktığı gümüş ışıklar, adeta bir rüya gibi parlıyordu. Her şey soğuk, ama bir o kadar da güzeldi. Kıyıya doğru adım attı ve kumların arasında yürümeye başladı. Ayakları, denizin kenarına vurduğunda sular kısa bir anlığına ayak parmaklarına dokundu, sonra geri çekildi. Ada, bu sessizliği içindeki boşlukla birleştirdi.
Neden böyle hissediyordu? Her zaman güçlü biri olacağını düşünmüştü, ama şimdi zayıf hissetmek, kafasını karıştırıyordu. Bazen insan, kendi içindeki karanlıkla boğuşurken, dışarıdaki ışığı göremiyordu. Bunu ne annesi, ne de başkaları anlayabilirdi. Kimse, içinde ne yaşadığını bilemezdi. Gerçekten anlaşılmak, bazen dünyadaki en zor şeydi.
"Benim yerimde olsaydınız ne yapardınız?" diye kendi kendine sordu. Şu an, içindeki boşluğu her geçen saniye daha çok hissediyordu. Kimseye görünmeden yaşamak, ne kadar kolay olabilirdi? Ama bu da yalnızlık demekti, değil mi? Kendi içine kapanarak, tüm dünyadan uzaklaşmak… Ama bunu yaparak neyi kazanacaktı? Kendi kimliğini mi?
Geçmişte yaşadığı travmalar, bugünün iç savaşına dönüşmüştü. Annesiyle her tartışmasında, küçük bir çocuğun çaresizliğine dönüyordu. Oysaki büyüdüğünü ve kendi ayakları üzerinde durabileceğini düşündüğü her an, kalbinde bir şeyler kırılıyordu. Annesinin sevgisizliği, ona başka bir dünyayı hayal ettiriyordu. Ama o dünya, yalnızlık ve kaybolmuşlukla doluydu.
Bir an, kendini bir gölge gibi hissetti. İnsanlar, bazen kendi kimliklerini kaybeder. Ada, kim olduğunu, ne istediğini bilmiyordu. Bazen, sadece susmak ve duygularını içe atmak istiyordu. Bunu kimseye anlatamayacağını, anlamayacaklarını hissediyordu. Bütün bu yaşananlar, onu daha da uzaklaştırıyordu.
Ama sonra, içindeki bir ses ona şunu söyledi: "Bu senin hayatın, Ada. Hiç kimse senin yerinde olamaz. Senin verdiğin kararlar, seni şekillendirecek." Bu ses, ona umut vermek yerine, sorular yükledi "Peki ya ben yanlış bir şey yaparsam?" diye düşündü. Ama o sorunun cevabını kim verebilirdi?
da, gözlerini kapatarak derin bir nefes aldı ve dalgaların kıyıya vuruşunu dinledi. Kafasında çakan fırtına, bir an duraksadı. İçindeki karanlık, bir parça olsun aydınlığa dönüştü. Bunu başarmak, kolay değildi ama belki de kendi yolunu bulması için bir fırsattı.
Sahildeki sessizlik, ona huzur veriyordu. Belki de zamanla, kendi iç savaşını kazanacaktı. Ama o an, sadece kendini dinlemek istiyordu. Ne de olsa, hayatının geri kalanında yapacağı seçimler sadece ona aitti.
Bölüm etkileşimi
