5. bölüm / 12
KALBİN YANSIMASIBölüm 3 : Karanlık Dalgalar
Bölümler 12Şu an: Bölüm 3 : Karanlık Dalgalar
- 1 Giriş : Geceyle gelen sessizlik258 kelime
- 2 Bölüm 1 : Kırık Düşler1.613 kelime
- 3 Karakter Tanıtımları: Ada232 kelime
- 4 Bölüm 2 : Sessiz Çığlıklar1.211 kelime
- 5 Bölüm 3 : Karanlık Dalgalar969 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 Bölüm 4 : Karanlığın içinden861 kelime
- 7 Bölüm 5 : Yeni Düzen930 kelime
- 8 Bölüm 6 : Yeni bir başlangıç502 kelime
- 9 Bölüm 7 : Kaçış567 kelime
- 10 Bölüm 8 : Karanlık öfke ve yalnızlık988 kelime
- 11 Bölüm 9655 kelime
- 12 Bölüm 10 : Karmaşanın Yankısı487 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Selamlar canlarım, uzun bir aradan sonra bölümlere kaldığımız yerden devam ediyoruz. Nasılsınız bakalım
***************
Ada, okuldan sonra eve gitmemişti. O, nereye gideceğini bilmeyen bir yaprak gibi, rüzgarın onu sürüklediği her yere savrulmuştu. Adımları onu sahile kadar getirmişti. Şehrin gürültüsü arkasında kalmış, önünde ise engin deniz yatıyordu. Ufuk çizgisinde kaybolan gün ışığı, yavaşça yerini alacakaranlığa bırakıyordu. Deniz, sessiz ve derin bir hüzün gibi, üzerine çöken karanlığı kabulleniyordu.
Ada, sahilde bir banka oturdu. Soğuk bir rüzgar saçlarını savuruyordu. Kollarını sıkıca göğsüne sardı, ama aslında üşüyen sadece bedeni değildi. İçinde, daha derin bir soğukluk vardı. Dışarıdan kimseye belli etmediği o yalnızlık ve çaresizlik, onu içeriden kemiriyordu.
Kafasını kaldırıp denize baktı. Karanlık sular, tıpkı onun ruhu gibiydi; derin, sessiz ve anlaşılması zor. Dalgalarda kendi iç çatışmalarını görüyordu. Ne kadar uzağa bakarsa baksın, gözleri her seferinde aynı sahneye geri dönüyordu: O cinayet. O çığlıklar. Bıçak darbeleri… Gözlerinin önünden gitmiyordu. Ne kadar kaçsa da, zihninden silinmiyordu.
"Nereye baksam, o geceyi görüyorum," diye düşündü Ada, içinden derin bir nefes alarak. Artık kendini bile suçlamaya başlamıştı. Olan biteni engellemek için hiçbir şey yapmamıştı. Gözlerinin önünde bir kız ölmüş, ama o donup kalmıştı. Ne yapabilirdi? Ne yapmalıydı? Bilmiyordu. Tek bildiği, bu suçluluk duygusunun yavaşça onu ele geçirdiğiydi.
Denizin kıyısında otururken, Ada kendini geçmişin acı hatıralarına bıraktı. Annesi ve babası… Ayrılıklarından sonra her şey darmadağın olmuştu. Küçük bir çocukken bile, sevgi yoksunluğunun ne olduğunu anlamıştı. Evde annesiyle kaldığında, babasının yokluğunu hissederdi. Babasıyla geçirdiği sınırlı vakitlerde ise, annesinin soğukluğunu ve sessizliğini düşünürdü. İki dünya arasında sıkışıp kalmış, ait olduğu bir yer bulamamıştı.
"Kimse beni gerçekten sevmedi," diye düşündü. Annesi ve babası birbirlerinden o kadar uzaklaşmışlardı ki, Ada'yı da bu mesafeye hapseden bir duvar örmüşlerdi. Kendi küçük dünyasında yalnız kalmıştı. Şimdi ise o yalnızlık, yıllardır büyüttüğü bir boşluk olarak karşısındaydı.
Gözleri dalgalara takıldı, ama zihni çok daha uzaklara gitmişti. Kendi kendine konuşur gibi mırıldandı:
"Bir şeyler değişse... Birileri gerçekten yanımda olsa... Belki her şey farklı olabilirdi."
Ama biliyordu, bu sadece bir hayaldi. Gerçekten kimse yoktu. Fevzi ve arkadaşlarının zorbalıkları, okulda maruz kaldığı o dışlanma... Hepsi, hayatının üzerine bir gölge gibi çökmüştü. Ada, kendini bir hayalet gibi hissediyordu. Kimse onu görmüyordu, kimse onun hissettiği acıyı anlamıyordu.
Birden, hafif bir titreme hissetti. Gece serinliği daha da sertleşmişti. Ama bu titreme sadece soğuktan değildi. Gözlerini tekrar kapattı ve o anı düşünmeye başladı. O gece… Cinayet anı…
Bıçak darbelerinin yankısı, kızın çığlıkları, sonra sessizlik… Yine gözlerinin önünde canlanmıştı. Gözlerini sımsıkı kapatsa bile, o anları zihninden silemiyordu. Her bir bıçak darbesi, Ada'nın içinde yankılanıyordu. Sessiz bir çığlık gibiydi; kimse duymuyor, ama o her an hissediyordu. O anın yükü, ruhuna bir taş gibi oturmuştu.
"Keşke..." diye mırıldandı. "Keşke bir şey yapabilseydim."
Birden ayağa kalktı, nefesi hızlanmıştı. Derin bir iç çekti, ama içindeki huzursuzluk hala geçmemişti. Sahilde yürümeye başladı, ayakları yavaşça taşların üzerinde sürükleniyordu. Her adımında zihninde aynı düşünceler dönüp duruyordu. Kafasını nereye çevirse, aynı sahne: o kız ve o genç adam.
Denize doğru bir adım daha attı ve suyun kenarına geldi. Dalga sesleri, sakinleştirici gibi geliyordu. Ama denizin derinliğinde bile, kendi acısını yansıtan bir şeyler vardı. İçindeki boşluk ne denizle doluyordu, ne de geceyle. Aksine, her şey daha da boş geliyordu.
Birden, arkasından bir ses duydu. Kalbi hızla çarpmaya başladı, ama dönüp bakmadı. Sadece gökyüzüne doğru baktı. Gözleri, yıldızlarla dolu karanlığa takıldı. İçindeki karanlıkla yüzleşmenin vakti gelmişti. Ama nasıl?
Ada, arkasından gelen sesi bir süre dikkate almadı. Kalbi hâlâ hızlı hızlı atıyor, beyninde binbir düşünce dönüp duruyordu. Ama ses ısrarcıydı.
“Ada? Bu... sen misin?”
Ses, bir tanıdıklık taşıyordu. Ada'nın sırtından geçen ürperti yerini bir tür meraka bırakmıştı. Yavaşça arkasına döndü. Karşısında, yüzünde kocaman bir gülümseme taşıyan bir kız duruyordu. Saçları omuzlarına dökülmüş, koyu kahverengi gözleri ise sıcacık bir tanışıklık hissi yayıyordu.
“Cemre?” Ada’nın sesi, şaşkınlıkla karışık bir tınıyla çıktı.
Cemre, bir adım daha yaklaştı. “Evet, benim. Beni tanıdın mı?” dedi, hafifçe gülerek.
Ada, bir an duraksadı. Elbette tanımıştı. Cemre, çocukluğundan bir parçaydı. Eskiden mahallede birlikte oynadıkları, daha sonra ailesinin taşınmasıyla izini kaybettiği Cemre. Şimdi, yıllar sonra karşısında duruyordu.
“Cemre... Nasıl olur? Sen neredeydin bu kadar zaman?”
Cemre’nin yüzündeki gülümseme biraz hüzünlendi. “Babamın işi yüzünden çok yer değiştirdik. Sonunda tekrar buraya döndük. Yeni bir başlangıç yapıyoruz sanırım” dedi, sahile yayılan melankolik bir ses tonuyla. “Ama seni böyle bulacağımı hiç düşünmemiştim. Burada, yalnız başına.”
Ada, ne diyeceğini bilemedi. Kendini toparlamaya çalıştı ama o gece gördükleri hâlâ zihnindeydi. Konuşmaya çalıştı, ama kelimeler boğazında düğümlendi.
“Sen... iyi misin?” Cemre’nin sesi daha da yumuşadı.
“Bilmiyorum” dedi Ada sonunda. Bir an duraksadı, gözlerini yere indirdi. “Sadece her şey üstüme geliyor gibi. Buraya, biraz kafamı toparlamak için geldim.”
Cemre, yanında duran banka oturdu ve elini Ada’nın omzuna koydu. “Benimle konuşmak istersen, buradayım" dedi.
Ada, bir an tereddüt etti. Cemre’nin sıcak bakışlarında bir tür huzur bulmuştu. Ama aynı zamanda, anlatacaklarının ağırlığını taşıyıp taşıyamayacağını da bilmiyordu. İçindeki karmaşa, Cemre’yle yeniden buluşmanın getirdiği şaşkınlıkla karışmıştı.
“Hayat bazen çok zor, değil mi?” dedi Cemre, kendi dalgınlığına dalarak. “Ben de bazen kendimi bu kadar yalnız hissettiğimi düşünüyorum. Sanki kimse beni anlamıyor gibi.”
Ada, başını kaldırdı. Cemre’nin sözleri, tam da kendi hissettiklerini yansıtıyordu. Bu bir anlık güven, içindeki duvarları yavaş yavaş yıkmaya başlamıştı.
“Cemre, sana bir şey anlatmam gerek...” dedi Ada, derin bir nefes alarak.
“Dinliyorum.”
Ada, duraksadı. Gözlerini tekrar denize çevirdi. “Geçen gece... Bir şey oldu. Çok kötü bir şey gördüm. Hâlâ o sahne gözlerimin önünden gitmiyor.”
Cemre’nin yüzü ciddileşti. “Ne gördün, Ada? Anlatabilirsin.”
Ada, hafif titreyen bir sesle devam etti. “Bir adam... bir genç kızı... öldürdü. Onu gözlerimin önünde bıçakladı. Onu durduramadım, Cemre. Hiçbir şey yapamadım.”
Cemre’nin gözleri büyüdü. Sözlerin ağırlığıyla bir an sessiz kaldı. Ama sonra, Ada’nın elini tuttu. “Ada, bu senin suçun değil. Böyle şeyler... kimse hazırlıklı olamaz.”
Ada, gözyaşlarını tutmaya çalıştı ama başaramadı. Gözyaşları, sahilin karanlığında sessizce yanaklarından süzüldü. Cemre, ona sarıldı.
“Yalnız değilsin, Ada. Artık burada, yanındayım,” dedi Cemre, kararlı bir sesle.
O an, Ada’nın içinde küçük bir umut ışığı belirdi. Belki de yalnız değildi. Belki de Cemre’nin varlığı, onu bu karanlık dalgalardan kurtarabilirdi.
Bölüm etkileşimi
