1. bölüm / 13
KALBİN REHİNESİGİRİŞ
Bölümler 13Şu an: GİRİŞ
- 1 GİRİŞ1.781 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 1. BÖLÜM | İLK GÜN4.938 kelime
- 3 2. BÖLÜM | KEMANIN SON ÇIĞLIĞI9.081 kelime
- 4 3. BÖLÜM | İHANET7.033 kelime
- 5 4. BÖLÜM | CANAVAR6.685 kelime
- 6 5. BÖLÜM | MASKELİ DAVET9.653 kelime
- 7 6. BÖLÜM | AV VE AVCI7.220 kelime
- 8 7. BÖLÜM | KUMARLA UMUT7.567 kelime
- 9 8. BÖLÜM | ANLAŞMA7.961 kelime
- 10 9. BÖLÜM | ANLAŞILMAZ DUYGULAR6.940 kelime
- 11 10. BÖLÜM | ELMA MI, ARMUT MU?6.528 kelime
- 12 11. BÖLÜM | EKİP8.997 kelime
- 13 12. BÖLÜM | POLİNGO7.568 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Arabanın camından sızan güneşin sıcaklığını hiss ederek gözlerimi açtım. Dışarıdaki dünya henüz uyanmamış gibiydi; sessizlik, sadece kuş cıvıltılarıyla bozuluyordu. İçimde hafif bir huzur vardı, sanki zaman yavaşlamış ve her şey sadece benim etrafımda dönüyordu. Derin bir nefes aldım. Sabahın serinliği ve güneşin sıcaklığı bir araya gelmiş, içimde tatlı bir dengelilik yaratmıştı.
İşte. Dört yılın ardından yurtdışında okumak için ayrıldığım evime geri dönüyordum.
Amerika'da ünlü bir üniversitede piskoloji okumuştum bu dört yıl içinde.Yeni bilgiler, farklı kültürler, sabahın erken saatlerinden gece yarılarına kadar süren kütüphane çalışmalarım... Hepsi beni bugün olduğum kişi yapmıştı. Ama ne kadar uzaklara gitmiş olursam olayım, kalbimin bir köşesi her zaman buraya, çocukluğumun geçtiği o sıcak evin önüne bağlıydı.
Araba, bildiğim sokaklardan geçerken her köşe bana çocukluğumun ve gençliğimin anılarını fısıldıyordu. Evimizin önündeki çınar ağacı hâlâ aynı yerdeydi.
Babamla annem bu çınar ağacını sevgilerinin bir sembolü olarak dikmişti. Ağacın o yaşlı gövdesinde yıllar önce kazıdıkları baş harfleri o günün neşesini ve heyecanını hala saklıyordu.
Yaprakları rüzgârla dans ediyor, beni selamlar gibi hafifçe sallanıyordu. Kalbim, beklenmedik bir sevinç ve hafif bir hüzünle çarpıyordu. Çünkü her dönüş, bir veda kadar tatlı ve bir merhaba kadar umut doluydu.
"Geldik, İnci hanım." Sürücü koltuğundakı korumanın sesi ile çabucak indim arabadan. Ayaklarımın altındaki taş yolu hissetmek, uzun süredir görmediğim evimin sıcaklığını ilk anda bana hissettirdi.
Gözlerim etrafta gezindi kısa bir süre. Bahçede yirmiye aşkın koruma vardı. Eskiden bu kadar korumaya ihtiyaç duymazdık. Neden şimdi bu kadar adam duruyordu kapının önünde?
Kapıya doğru yürürken derin bir nefes aldım; evin o tanıdık kokusu, taze boyanın ve eski ahşap mobilyaların karışımını bahçeden bile hiss ediyordum.
Kapının tokmağına uzandım, parmaklarım hafifçe titriyordu. İçeri adım attığım anda, yılların ardından geri dönmüş olmanın verdiği tuhaf ama güzel bir duygu sardı beni. Salon hâlâ aynı düzenindeydi, büyük pencerenin önündeki koltuk, mutfaktaki çanak çömlekler... Her şey bir hatırlatma gibiydi. Burası benim köklerimdi, hayatımın başladığı yerdi.
Ailemin bu gün geleceğimden haberleri yoktu. Onlara sürpriz yapmak istemiştim. Sadece abime haber vermiş ve babamlara çaktırmamasını istemiştim.
Bir an durdum, derin bir nefes aldım ve salonun ortasında durup etrafıma baktım. Her şey tanıdık, ama bir o kadar da farklıydı. Zamanın bıraktığı izler hafifçe görünüyordu.
O sırada, mutfaktan annemin kahvaltı hizmetçilerle konuştuğunu işittim. Gözlerim bir an parladı, kalbim hızlıca çarpmaya başladı. Henüz beni fark etmediklerini biliyordum. Bu sürpriz, hem eğlenceli hem de biraz ürkütücüydü.
Arkamdan gelen ayak seslerini hissettim. Başımı yavaşca sesin geldiği yöne çevirdim.
Abim.
Durmuş gülümseyerek bana bakıyor, gözlerindeki özlem gözlerimin dolmasına neden oluyordu. "Pırlantam?" diye seslendi o güzel gülümsemesiyle. Bayılıyordu bu lakaba.
Gülümseyerek ona baktım, içimde hem bir rahatlama hem de mutluluk hissi doğdu. Yavaşca ona doğru yürüyüp sıkıca sarıldım. Abim, beni kollarına alırken hafifçe gülümsedi ve başımı okşadı. Saçlarımı öptükten sonra ondan ayrıldım.
"Seni çok özlemişim, Kuzey abi." Titrek sesimle konuşup yeniden sıkıca sarıldım ona.
Göğsüne yaslandığım anda, kalp atışlarını hissetmek bile beni sakinleştiriyordu. Ne kadar zaman geçerse geçsin, Kuzey'in sarılışı hep en güvenli yerimdi. Yanından ayrılmak istemiyordum.
O, yavaşça geri çekilip yüzüme baktı. Parmaklarıyla yanağımdaki yaşı silip hafifçe gülümsedi.
"Bak hele... Daha yeni geldin, şimdiden sulu göz oldun." deyip çenemi nazikçe yukarı kaldırdı. Hep böyle yapardı, gözyaşlarımdan hiç hoşlanmazdı.
Tam o sırada, arkamdan bir ses duydum.
"İnci?"
Annemin sesi... O titreyen tonu duyduğum anda nefesim kesildi. Yavaşça başımı o yöne çevirdim ve gözlerim annemle buluştu. Elleri ağzında, gözleri yaşla dolmuştu.
Annemin yüzüne baktığım anda, sanki zaman bir anlığına durdu. Gözlerindeki şaşkınlık, özlem ve inanamazlık birbirine karışmıştı. Kalbim göğsümde hızlı hızlı atıyordu. Dört yılın birikmiş hasreti bir anda boğazıma düğümlendi.
"Anne..." diye fısıldadım, sesim neredeyse duyulmayacak kadar ince çıkmıştı.
Annem, parmaklarını dudaklarından çekip bana doğru birkaç adım attı. Sonra bir anda koşmaya başladı.
Bana sarıldığında nefesim kesildi. Kolları öyle sıkıydı ki, sanki bırakırsa kaybolacağımı sanıyordu.
"İnci... İnci kızım... Gerçekten sen misin?"
Sesi titriyordu. Her kelimesinde dört yıllık özlem, merak, kaygı ve sevgi vardı.
Kollarımı onun beline doladım, başımı omzuna yasladım. "Ben geldim anne... Evdeyim artık," dedim fısıltıyla.
Annemin saçlarımı okşayan eli titriyordu. Bir yandan da ağlıyordu, sessiz ama içten.
Arkamızda duran Kuzey'in hafifçe gülümsediğini hissettim. Sanki yıllardır beklediği o sahnenin gerçekleşmesini izliyordu.
Annem beni biraz geri çekip yüzüme baktı, elleri yanaklarımdaydı.
"Hiç değişmemişsin... Ama bir o kadar da büyümüşsün," dedi, ağlamakla gülmek arasında sıkışmış sesiyle.
Ben ise sadece onun sıcaklığını içime çekiyordum.
Bu ev... bu an... işte gerçek yuva buydu
***
Akşam olmuştu. Salonda annem ve abimle oturmuş sohbet ediyorduk. Annem geldiğimden beri 'hiç salıklı beslenmenişsin, bak ne kadar zayıflamışsın.' diye doğradığı meyveleri ağzıma tıkmaya çalışıyordu.
"Ya anne, ama bak cidden kusucam artık!" diye söylendim ağzımdaki elmayı çiğnemeye çalışırken. Cidden artık durması gerekiyordu, yoksa salon berbat bir hal alacaktı.
Annem sinirli sandığı bir ifadeye bürünüp kaşlarını çattı. Elindeki tabaktan bir tane mandalina alarak "Bak ne kadar zayıflamışsın. Eee o kadar zaman anne yemeği yemedin. Vitamin kazanman gerek." Mandalinayı bana doğru yaklaştırdığında dolu ağzımla başımı iki yana salladım. "Bak bu son, güzel kızım." dedi şefkat dolu gülümsemesiyle.
Abimin gür kahkahası salonu doldurdu. Bu halimden baya eğleniyordu beyefendi! "Tam beş dilim elma ve üç mandalina öncesinde de aynı şeyi söylemişti." Bunları derken bile sırıtıyordu. Çok kötüsün abi!
Tam o sırada kapı açıldı ve babam içeri girdi. Yüzünde şaşkınlık, gözlerinde ise derin bir özlem vardı. "İnci kızım?" dedi sesi titreyerek. Odanın havası bir anda değişti. Babamın gelişinin ağırlığı ve sıcaklığı tüm salonu sardı.
Hızla ona doğru koştum ve kollarımı etrafına sardım. Babam beni sıkıca tutarken hafifçe başımı okşadı, gözlerindeki yaşları fark ettim. "Benim küçük kızım." dedi derin bir nefesle.
Babamın arkasından diğer abim Vural da salona girmişti. Yüzünde her zamanki gibi ciddi bir ifade vardı; gözleriyle kısa bir bakış attı ve hemen köşede durdu. Benim gelmem onu pek de memnun etmemişti. Bakışlarından mesafe ve soğukluk okunuyordu.
Beni bu ailede tek sevmeyen kişi Vuraldı.
Nedenini ise hiç bir zaman anlayamamıştım.
Vural çok zaman soğuk ve ciddi biriydi, yani bana karşı. Başarılı bir iş adamıydı ve babama holdinginde yardım ediyordu. Hırslı bir kişiliğe sahipti. Hissettiğim kadarıyla Kuzeyi ve beni babamın sevgisine karşı kıskanıyordu.
Belki de en çok da benden nefret etme sebebi buydu.
Onunla göz teması kurmamaya çalışarak babama döndüm. Yüzümde kocaman bir gülümseme ile yanaklarına sulu öpücük bıraktım.
Ümit Akın... Her zaman güçlü, karizmatik ve akıllı bir adamdı. İş dünyasında herkes ona saygı duyardı. Holdingdeki başarıları, zekâsı ve kararlılığıyla herkesi etkilemişti. Ama benim gözümde babam sadece güçlü bir iş insanı değildi.
O, aynı zamanda sevgi dolu ve koruyucu biriydi. Küçükken her düşüşümde beni kaldıran, her başarısızlığımda cesaretlendiren hep o olmuştu. Gözlerindeki sıcaklık, sözlerindeki güven ve kollarındaki şefkat... Bunlar, dört yıl boyunca uzakta olsam bile içimde hep bir güven duygusu bırakmıştı.
Babam hiç değişmemişti, saçlarına düşen beyazlar hariç. Beyaz teller bile onun o güçlü ve güven veren duruşunu gölgeleyememişti. Sesindeki derinlik, gözlerindeki bilgelik ve yüzündeki hafif gülümseme, bana yıllardır eksikliğini hissettiğim evi ve yuvası hatırlatıyordu.
İçimden bir ses, "Ne kadar büyüsem, ne kadar uzaklara gitsem de işte burası, işte o güvenli liman hep sen olacaksın," diyordu. Babamın yanında kendimi hem küçük kız gibi korunaklı hem de güçlü bir kadın gibi hissediyordum. Onun sevgisi ve varlığı, tüm hayatın karmaşasında bana rehberlik eden bir pusula gibiydi.
O an, dört yılın özlemi, babamın varlığıyla birleşip içimde tatlı bir huzur bırakmıştı. Bu eve, bu salona, bu aileye ait olduğumu derinden hissediyordum.
***
Geç saatlere kadar ailemle oturmuş yılların özlemini gidermeye şimdiden başlamıştım. Gece boyu annem ve babamın gururlu bakışları ile sevinmiş, Kuzey abimin şakalarına gülmüştüm. Vural abimse gece kalmayıp acil bir işi olduğunu söyleyerek aceleyle evden çıkmıştı.
Annemin zoruyla çok geç olmadan odama çıkıp uyumak zorunda kalmıştım. Annem karşısındakının artık piskolok olan yetişkin bir kadın olduğunu anlamak istemiyordu.
Yatağıma uzandığımda derin bir nefes aldım. Dört yılın ardından evimde, ailemin yanında olmanın verdiği huzur ve güven, yorgunluğumu bir anda unutturuyordu. Dışarıda rüzgâr hafifçe çınar ağacının yapraklarını sallıyor, gecenin sessizliğiyle birlikte evin sıcaklığı içimi ısıtıyordu.
Susadığımı hissederek yatağımdan kalktım. Odamdaki sürahinin boş olduğunu gördüğümde hafif bir sıkıntıyla nefesimi verdim. Söylenerek odamdan çıkıp mutfağa doğru yürüdüm. Ayaklarımın altında tahtaların hafif gıcırdaması, gecenin sessizliğinde oldukça yüksek geliyordu.
Mutfağa vardığımda ışığı açtım ve suyu doldurmak için musluğu açtım. Suyun serinliği elimden parmaklarıma doğru yayıldı. Dudaklarıma dokunduğunda günün yorgunluğu biraz olsun hafifledi.
Suyumu içtikten sonra sürahiyi de doldurup odama doğru gitmeye başladım. Babamın çalışma odasının yanından geçerken ışığın yandığını fark ettim.
Gecenin üçünde neden uyanıktı ki?
Yavaşca kapıya yaklaştığımda aralık olduğunu gördüm. Dikkatlice aralık kapıdan içeri baktım.
Babam çalışma odasında yalnız sanmıştım ama masanın yanında Kuzey de oturuyordu. İkisi, gecenin üçünde hâlâ işlerini görüşüyor, bir yandan evraklara bakıyor, bir yandan sessizce konuşuyorlardı. Babamın yüzünde yoğun bir düşünce hâli, Kuzey'in gözlerinde ise merak vardı.
Gecenin bu saatinde babamın uyanık olması, şimdi Kuzey'in de burada olduğunu görmek, içimde hem merak hem de hafif bir huzursuzluk uyandırdı. Masanın üzerindeki küçük bir lambanın ışığı yüzlerini aydınlatıyor, gölgeler odada dans ediyordu.
"Baba..." dedi Kuzey abim. Babam onun sesi ilə yorgun gözlerini evraklardan kaldırdı. "İnci geldiği için keyfini bozmak istemedim, ama sormak istediğim bir şey var." diye devam etti Kuzey, sesi hem ciddi hem de merak doluydu. Babam, kaşlarını hafifçe çatarak gözlerini Kuzey'den ayırmadı. Sessizlik kısa bir süre odada hâkim oldu.
"Ne soracaksın, oğlum?" dedi babam sonunda, sesi yorgun ama sakin. Gözlerindeki bilgelik ve sabır, gecenin sessizliğinde daha da belirginleşmişti.
"Bir kaç gündür evin önüne baya koruma koyduğunu fark ettim. Ve bu aralar hiç keyfinde yok. Bilmediğimiz bir şey mi var?"Kuzey'in sesi, merak ve hafif bir endişeyle titriyordu.
Bunu bende fark etmiştim geldiğimde. Demek gerçekten bir problem vardı. İçimde bir ürperti dolaştı. Uzun süredir hissetmediğim bir gerilim. Babamın ciddi yüzü, Kuzey'in merak dolu bakışları ve gecenin sessizliği... Hepsi birleşerek tüylerimi diken diken ediyordu.
Babam yavaşça başını salladı, yüzünde hem ciddi hem de hafif bir hüzün vardı. "Evet, oğlum... Bazı durumlar var. Ama endişelenmenizi istemem. Sadece bazı önlemler almak zorundayım."
Kuzey kaşlarını çattı, gözleri babamın gözlerinde dikkatle dolaşıyordu. "Ama neden bu kadar gizli? Neden bize söylemiyorsun?"
"Merak etme, oğlum. Ben ilgileniyorum." dedi ve güven vermek istercesine gülümsedi. Ama ben biliyordum ki babam ne kadar sakin görünmeye çalışsa da içindeki kaygıyı gizleyemiyordu
"Baba... Bizi korumaya çalıştığının farkındayım. Ama neden korumaya çalıştığını bize söylemezsen bu korumanın bir önemi kalmaz." Kuzey haklıydı. Ne olduğunu bilmemiz gerekiyordu.
Babam sıkıntı ile nefesini verdi. "AKA ülkeye geri dönüyormuş." dedi tek nefeste. Hiç bir şey anlamamıştım. AKA da neyin nesiydi? Tanrım!
Kuzey de hafif kaşlarını çatmıştı. O da bir şey anlamamıştı. "AKA da kim?"
"Ekrem Arslan'ın oğlu vardı ya yurtdışında..."
"Şu Ateş Kıvanç Arslan mı?" dedi abim şaşkınlığını saklayamazken. Hiç bir şey anlamamıştım. AKA da neyin nesiydi? Tanrım! İçimde bir panik ve merak karışımı dolaştı. "Ama neden?"
Babam başını ellerinin arasına aldı. "Bende bilmiyorum." Ve bu onu çıldırtıyordu. Babamı çok iyi tanırdım.
Kimdi bu Ateş Kıvanç Arslan?
Babamla ne derdi ola bilirdi ki?
Gerçekten bir tehlike miydi?
Soruların ardı sırası kesilmiyordu. Cevaplar ise geleceğin bilinmez sayfalarında yatıyordu.
Aralık kapıdan masaya bakarken, babamın gözlerindeki endişeyi ve Kuzey'in merakını bir kez daha fark ettim. Her şey bir gizemle sarılıydı ve ben, dört yılın ardından geldiğim bu evde, kendimi bir anda yeni bir maceranın eşiğinde bulmuştum.
Bölüm etkileşimi
