21. bölüm · Kalb-i Şehzade
20
Yavaş yavaş akşam olmaya başlamıştı. Sarayda pek ses seda çıkmamış, herkes işiyle meşguldü. Kalfaların ortalıkta gezmediği bir vakit Gülperi, Nihal Hatun’u yanına tekrar çağırdı.
Gülperi
“İstediğim zehiri buldun mu?”
Nihal
“Buldum sultanım.”
Nihal elindeki zehri Gülperi’ye uzattı. Gülperi elinde biraz döndürdükten sonra gülümsedi.
Gülperi
“Çok dikkatli dök tamam mı? Şehzadem şüphelenmesin. Bu gece kurtuluyoruz artık.”
Nihal hatun gülümseyip Gülperi’nin elini tuttu.
Nihal
“Sonunda sultanım. Geldiğinizden beri şehzadeyle beraber vakit geçiremediniz. Bundan gayrı sıra sizde.”
Gülperi gülümsedi. Bir süre sonra Nihal odadan ayrıldı. Elindeki zehri elbisesinin kemerine gizleyerek şehzadenin odasına doğru yol aldı. Geldiğinde kapıda iki şifacı, iki tane de kapıcı vardı.
Nihal
“Hatunun şifasına bakmaya geldim.”
Şifacılardan biri öne çıktı.
Hekim
“Biz burada dururuz ya hatun, sana mı kaldı?”
Nihal
“Gülbahar Sultan bizzat ilgilenmemi istedi. Belli ki size güvenememiş sultanımız.”
Nihal önündeki şifacıyı ittirip kapıcıların karşısına geldi.
Kapıcı
“Şehzademiz müsait değiller.”
Nihal
“Allah’ım sabır ver! Şifa getirdim diyorum, hatun ölsün mü içerde?”
Kapıcı
“Şehzademiz misafiriyle akşam yemeğinde. Başka bir vakit uğrayın.”
Nihal daha fazla göze batmamak için ısrar etmedi ve geri çekildi. Koridordan döndüğü sırada Gülbahar Sultan ile karşılaştı. Hatun hemen eğildi.
Gülbahar Sultan
“Hayırdır Nihal Hatun bu vakitte, Gülperi’nin yanında olman gerekmez mi?”
Nihal Hatun
“Sultanım hatunun durumunu merak etmiştim. Onu sormaya geldim.”
Gülbahar, konuşurken sesi titreyen kızı biraz süzdü ardından geçmesi için işaret etti. Gülbahar Eirene’yi ziyaret etmek için gelmilşti, odaya doğru ilerledi.
Kapıcı
“Sultanım, şehzademiz misafiriyle akşam yemeğindedir.”
Gülbahar Sultan
“Âlâ.”
Gülbahar kapıdaki hekimlere döndü.
Gülbahar Sultan
“Eirene Hatun’un ahvali nasıldır?”
Hekim
“Gayet aââdır sultanım. Biz şifalarını eksik etmeyiz. Lâkin az önce bir hatun geldi, sizin onu yolladığınızı söyledi. Bir kusurumuz mu oldu?”
Gülbahar duydukları karşısında şaşırdı.
Gülbahar Sultan
“Ben mi yollamışım?”
Hekim
“Evet sultanım.”
Gülbahar Sultan
“Yok bir kusurunuz. Siz görevinizden ayrılmayın.”
Gülbahar bunu dedikten sonra hemen ayrıldı.
—
Şehzadenin odasında ortada kocaman bir sofra vardı. Eirene ile Bayezid yan yana oturmuş yemeklerini yiyorlardı. Eirene’nin yüzündeki morluklar sabaha göre birazdaha inmişti. Bayezid yemek yemeyi bırakmış, sanki ilk defa görüyormuş gibi Eirene’nin yüzünü incelemeye başladı.
Eirene çorbasından son yudumu alınca dayanamadı.
Eirene
“Gene başladın Bayezid.”
Bayezid kaşlarını kaldırdı.
Bayezid
“Neye?”
Eirene
“Yüzüme bakmaya.”
Bayezid kıza doğru biraz eğildi.
Bayezid
“Bakmayayım mı?”
Eirene
“Bayezid..”
Bayezid bu hitabı duyunca her zamanki gibi yumuşadı. Dudağının ucu hafifçe kıvrıldı. Kısık sesle konuştu.
Bayezid
“Canım?”
Eirene gülümseyip gözlerini devirdi.
Eirene
“Sabah da baktınız. Öğlen de baktınız. İkindi vakti de baktınız.”
Bayezid
“Çünkü hâlâ canım yanıyor.”
Eirene’nin gülümsemesi durdu.
Eirene
“Benim yanağım ağrıyor. Senin neden canın yanıyor?”
Bayezid elini kaldırıp kızın yanağındaki morluğun yanına dokundu.
Bayezid
“Sana bunları yapanları düşündükçe.”
Biraz sessizlik oldu. Eirene hemen elini tuttu.
Eirene
“Geçti artık.”
Bayezid
“Geçmedi.”
Eirene
“Bayezid.”
Bayezid
“Geçmedi.”
Şehzadenin sesindeki sinir ve kırgınlık çok belliydi. Eirene uzatmadı.
Bayezid başını eğdi.
Bayezid
“Seni o hâlde gördüğümde, sanki birisi nefesimi kesmiş gibi oldu.”
Eirene’nin gözleri yumuşadı.
Eirene
“Bütün gün yanımdaydın şehzadem.”
Bayezid
“Gene de az geldi.”
Eirene hafifçe güldü.
Eirene
“Bir insan tüm vaktini başka bir insanın yanında nasıl harcayabilir?”
Bayezid
“Senin yanında vakit geçmiyor ki.”
Eirene’nin gülümsemesi büyüdü.
Eirene
“Bu sözleri nereden öğreniyorsun?”
Bayezid
“Bilmem.”
Bayezid Eirene’nin belinin biraz aşağısını kavrayıp kendine yaklaştırdı.
Bayezid
“Belki de sen öğretiyorsundur.”
Eirene utanıp gözlerini sofraya indirdi. Hiç ellenmemiş tatlılara baktı.
Eirene
“Tatlı yiyelim şehzadem.”
Bayezid ise hâlâ Eirene’ye bakıyordu.
Eirene
“Bayezid.”
Bayezid
“Hm?”
Eirene
“Tatlı?”
Bayezid kızın çenesini tutup kaldırdı.
Bayezid
“Bakarız.”
Eirene gülerek elini şehzadenin çenesinde olan elinin üstüne koydu.
Eirene
“Bütün gün beni seyrettin zaten.”
Bayezid
“Yetmedi.”
Eirene
“Ne doymaz şehzadesin.”
Bayezid Eirene’nin elini öpüp avucunun içine koydu.
Bayezid
“Doymak istemiyorum ki.”
Bir süre birbirlerine sessizce baktılar. Eirene kafasını Bayezid’in omzuna koydu.
Eirene
“Biliyor musun..”
Bayezid
“Neyi?”
Eirene
“Bugün ilk defa kendimi emniyette hissettim.”
Bayezid’in nefesi durur gibi oldu. Kolunu beline dolayıp okşamaya başladı.
Eirene
“Sabah gözümü açtığımda seni yanımda gördüm. Sonra yine seni gördüm. Her döndüğüm yerde sen vardın.”
Bayezid elini belinden çekip saçlarını okşamaya başladı.
Bayezid
“Daima öyle olacak.”
Eirene
“Daima mı?”
Bayezid
“Allah ömür verdikçe.”
Eirene başını kaldırıp gözlerinin içine baktı.
Bayezid alnını kızın alnına yaklaştırdı.
Bayezid
“Bir daha sana zarar gelmesine müsaade etmeyeceğim.”
Eirene gözlerini kapattı.
Eirene
“Bende birdaha yalnız kalmaktan korkmayacağım.”
—
Nihal hatun tekrar Gülperi Hatun’un dairesine dönmüştü. Kapıyı çalıp içeriye girdi.
Gülperi hemen ayaklanıp hatuna doğru koştu.
Gülperi
“Ne oldu? Döktün mü? İşe yaradı mı? Şüphelendiler mi?”
Nihal derin bir iç çekti.
Nihal
“Sultanım dökemedim. İçeriye almadılar, Gülbahar Sultan ile de karşılaştım.”
Gülperinin gözleri kısıldı ve hatunun sağ kolunu sıkıca tuttu.
Gülperi
“İnşallah hiçbir şey belli etmedin Nihal!”
Nihal hatun kafasını eğdi.
Nihal
“Olur mu sultanım etmedim tabii ki.”
Gülperi kolunu bırakıp cama doğru gitti.
Gülperi
“Eğer uyandıysa, çoktan her şeyi anlatmıştır.”
Nihal
“Sultanım kötü düşünmeyin, hatırlamıyor da olabilir.”
Gülperi
“Şehzadem tüm gün o hatunla beraberdi. Dışarıda gören olmamış. Hakaret bu bana!”
Nihal
“Sultanım vasıfsız bir şifacıyı bu kadar kafanızda büyütmeyin. Şehzadeler doğuracak olan sizsiniz, o değil. Sizin dayanağınız evlatlarınız olacak.”
Gülperi hatuna dönüp baktı. Baştan aşağı memnun olmayan bir şekilde süzüp elini uzattı.
Gülperi
“Tamam çekil. Beyhude laflarla yorma beni.”
Gülperi cevap vermeden tekrar arkasını döndü. Nihal aldığı tepkiye şaşırarak odadan ayrıldı.
Nihal akşam yemeğini kaçırdığı için atıştırmalık almaya mutfağa gidiyordu. Cariyeler koğuşundan geçerken Reyhan Ağa önünü kesti.
Reyhan Ağa
“Ne işin var senin bu saatte burada be hatun!”
Nihal
“Ya sabır! Ne işim olacak ağam? Yemek vaktini kaçırdım, karnım acıktı.”
Reyhan Ağa baştan aşağı süzdü hatunu. Nihal göz devirdi.
Nihal
“Haydi çekil çekil!”
Reyhan Ağa hatuna karşı geldi. İşaret parmağını kaldırıp ona uzattı.
Reyhan Ağa
“Hemen gitmek yok Nihal Hatun. Gülbahar Sultan seni görmek ister.”
Nihalin gözleri büyüdü.
Nihal
“B-beni mi ister?”
Reyhan Ağa
“Laftan anlamaz mısın be? Düş önüme!”
Reyhan Ağa’nın önüne geçip yürümeye başladı.
—
Nihal hatun destur isteyip Gülbahar Sultan’ın odasına girdi. Karşısında eğildi.
Gülbahar kendisine yaklaşmasını işaret etti.
Nihal
“Sultanım beni buyurmuşsunuz.”
Gülbahar Sultan
“Evet Nihal hatun.”
Nihal
“Bir kusurum yok ya sultanım?”
Gülbahar Sultan ilk önce sessiz kaldı. Sonra eteğini oturduğu yerde savurup hatuna daha dikkatli baktı.
Gülbahar Sultan
“Şehzademin, aslanımın dairesinde ne işin vardı senin?”
Nihal eğdiği kafasını hâlâ kaldırmamıştı. Parmaklarıyla eteğini sıkıyordu.
Nihal
“Sultanım söyledim ya, hatunun durumuna bakmak istemiştim.”
Gülbahar Sultan
“Ne diye oradaki hekimlere yalan konuşursun? Ben mi görevlendirmişim seni!”
Nihal
“Affedin sultanım. Başka türlü izin vermezlerdi.”
Gülbahar kalkıp kızın çenesini tuttu hızlıca. Nihal, Gülbahar’ın suratına bakarken sert bir şekilde yutkundu.
Gülbahar Sultan
“Senin ne işin olabilir o hatunla! Ne yapcaksın ahvalini!”
Nihal
“Sultanım iyi mi diye kötü bir amacım yok vallahi.”
Gülbahar Sultan
“Nihal Hatun!”
Gülbahar bunu derken hem Nihal’i biraz ittirmişti, hem de Nihal korkudan geri çekilmişti. Bu yüzden arkada duran meyve ve şerbet olan tepsiye çarptı. Tepsidekiler bir bir yere düşerken Nihal hatunun kemerindeki zehir de meyvelerin arasına düşmüştü.
İkili yere baktığında orada duran zehiri farketti.
Gülbahar Sultan
“Ver onu bana!”
Nihal yavaşça eğilip zehiri eline aldı. Ani bır hızla elinden çekti Gülbahar.
Gülbahar Sultan
“Sen kimsin be hatun! Ne yapacaktın bununla? Oğlumu mu, Eirene’yi mi zehirleyecektin?”
Gülbahar, hatunun cevap vermesine izin vermeden hızlı bir tokat attı. Tokadın etkisiyle yere düşen Nihal hem yanağını tutuyordu, hem ağlıyordu.
Nihal
“Sultanım benim bir kabahatım yok! Etim ne budum ne benim sultanım!”
Gülbahar Sultan
“Konuş o vakit! Kim yaptırdı?”
Nihal’in ağlaması daha da şiddetlenmişti.
Gülbahar Sultan
“Kalk!”
Nihal hemen kalktı. Ağlaması durmuyor, sultanın yüzünede bakamıyordu.
Gülbahar Nihal’in dibine girip göğsünün ortasına işaret parmağını dayayıp bastırdı.
Gülbahar Sultan
“Ya şimdi konuşursun, ya da bu zehiri bizzat ben sana içiririm.”
Gülbahar kızın gözlerinden gözlerini ayırmıyordu. En sonunda kızın ağzından bir fısıltı çıktı.
Nihal
“Gülperi Hatun..”
Gülbahar elini indirip biraz uzaklaştı.
Gülbahar Sultan
“Ne dedin?”
Nihal daha yüksek sesle konuştu.
Nihal
“Gülperi Hatun istedi sultanım.”
Gülbahar Sultan
“Gülperi neden böyle bir şey istesin? Kimin hakkında nasıl konuştuğuna dikkat et!”
Nihal
“Vallahi sultanım, benim bir kabahatım yok. Beni zorladı.”
Nihal bıraz duraksadı. Ağlaması daha hafiflemişti.
Nihal
“Hatunu da Gülperi Hatun darp etti sultanım. Ayılıp konuşmasın diye zehirlememi istedi.”
Gülbahrın yüzündeki şaşkınlık açıkça belli oluyordu. Hatuna eliyle çıkmasını işaret etti, ardından ağalar etrafı topladı. Gülbahar sedirin üzerine oturup elindeki zehire bakıyordu.
—
Bir kaç gün geçmişti. Bu günlerde Eirene iyice toparlanmış, kendine gelmişti. Şehzade hiçbir vakit hatunu yalnız bırakmamıştı.
Bu sabah Eirene hep odada kalmaktan şikayetçi olduğu için hava almak için beraber hasbahçeye çıktılar.
Bahçeye çıktıklarında hava ilk kez bu kadar ferah gelmişti. Günlerdir odada kalan Eirene, çiçeklerin arasında süzülen rüzgârı hissedince derin bir nefes aldı. Bayezid ise her zamanki gibi birkaç adım gerisinde değil, tam yanında yürüyordu.
Bayezid
“Yavaş, henüz tam iyileşmedin.”
Bayezid temkinli bir şekilde söylemişti.
Eirene gözlerini devirdi.
Eirene
“Beş adım attım sadece.”
Bayezid
“İşte altıncı adımda yorulursan diye tedbir alıyorum.”
İkisi konuşurken uzaktan gelen ince bir ses duyuldu.
Mustafa
“Maşallah ağabey! Devlet işerini bırakmış, hekimbaşı olmuşsun.”
İkiside dönüp baktı.
Küçük şehzade hızlı adımlarla yanlarına geliyordu. Yüzündeki muzır sırıtış daha uzaktan belli oluyordu.
Ciddi görünmeye çalışarak konuştu.
Mustafa
“Ağabey, sarayda seni arıyorlar.”
Bayezid daha ne olduğunu sormadan Mustafa tekrar konuştu.
Mustafa
“Amman ağabeyim merak etme, telaşlanma. Kendisinin artık hasta bakıcılığıyla meşgul olduğunu söyledim.”
Bayezid kaşlarını kaldırdı.
Bayezid
“Senin boş vaktin yine fazla galiba.”
Mustafa
“Yok ağabeyim. Ben sadece gördüğümü söylüyordum. Sabah odasında, öğlen odasında, akşam odasında.. Vallahi bir ara Amasya’ya gitmişsin de haberimiz yok sandık.”
Eirene başını eğerek gülümsemesini bastırdı. Bayezid bunu farkedince ona baktı.
Bayezid
“Gülme.”
Bu sefer Eirene’nin gülüşü sesli oldu. Küçük şehzade de aynı şekilde güldü.
Mustafa
“Geçmiş olsun Eirene hatun.”
Eirene kafasını kaldırıp şehzadeye eğildi.
Eirene
“Sağolun şehzadem. Sağolsun ağabeyiniz yanımdan ayrılmadı.”
Bunu söylerken kendini kaptırmıştı. Bayezid’in koluna girdiğini bile farketmedi.
Mustafa bir ikisinin koluna bir de ağabeyinin suratına bakıp güldü. Lakin Bayezid, Mustafa’nin aksine kardeşine ciddi bir şekilde bakıyordu. Eirene bu sessizlikte kardeşlerin bakışmasına güldü.
Mustafa fırsatı kaçırmadı.
Mustafa
“Bak ağabey, nasıl da güller açtı yüzünde Eirene hatunun. Demek ki sen fazla ciddisin.”
Bayezid
“Sen de fazla konuşuyorsun.”
Mustafa
“Allah Allah.. Kötü mü oldu ağabey? Biraz neşe kattım sohbetinize.”
Eirene kıkırdadı.
Eirene
“Küçük şehzademiz haklı biraz.”
Mustafa
“İlk defa birisi beni destekledi.”
Bayezid iç çekti.
Bayezid
“Bu cesaretleri kim veriyor sana?”
Mustafa
“Sen.”
Bayezid
“Ben mi?”
Mustafa
“Elbette. Hep öğütler verirdin ya ağabey. Cesaretli ol, yiğit ol diye.”
Bayezi’in sinir olduğunu gören Eirene daha çok sırıtıyordu. Mustafa kıza yaklaşıp fısıldadı.
Mustafa
“Sana bir sır vereyim mi?”
Eirene
“Nedir şehzadem?”
Bayezid hemen ikisine döndü. Mustafa’nın kolundan çekiştirdi.
Bayezid
“Mustafa git.”
Mustafa
“Ağabey neden böldün? Önemliydi.”
Bayezid
“Mustafa.”
Mustafa, Eirene’ye el sallayıp gülerek uzaklaştı. Bahçede kısa bir sessizlik oldu.
Eirene gülümseyerek Mustafa’nın uzaklaşan hâline baktı.
Eirene
“Çok tatlı biri.”
Bayezid başını salladı.
Bayezid
“Sen öyle sanıyorsun.”
Eirene
“Bence seni çok seviyor. İnsan sevdiğiyle uğraşır.”
Şehzade yere baktı.
Bayezid
“Evet, baş belasıdır ama sever.”
—
Tatlı biyerde bitiriyim dedim. Diğer bolum kaosla baslayalım.
oyy verır mısınızzz.💜
