6. bölüm / 6
KALANBir Çatlak ~ İlker 2012
Bölümler 6Şu an: Bir Çatlak ~ İlker 2012
Hazal’ın kokusu farklıydı.
Teni de.
Aslında onda bana her şey herkesten farklı geliyordu.
Ona dokunduğumda teninin ne kadar yumuşak olduğunu fark etmiştim. Bembeyaz, pürüzsüzdü.
O akşam ona yemek yapmak istemiştim.
Ne kadar başarılı olduğum tartışılırdı.
Hazal ise yemeğin iyi ya da kötü olmasıyla ilgilenmiyordu.
Onu düşünmüş olmam yetmişti.
Onun için mutfağa girmiş olmam…
Bir şey hazırlamaya çalışmam…
Hazal’ın böyle bir tarafı vardı.
Yapılan şeyden çok, neden yapıldığına bakardı.
Bunu anlamaya başlamıştım.
O gece dördümüz çok eğlendik.
Yemek yedik, okey oynadık, şarkılar söyledik, güldük.
Ama gecenin ilerleyen saatlerinde aklımdan geçen tek bir şey vardı.
Burak ve Merve artık odalarına çekilse de Hazal’la baş başa kalsak.
Sonunda kaldık.
Belki içtiğim alkolün de etkisi vardı. Kendimi normalden daha rahat hissediyordum.
Hazal’ın o gece gitmesini istemedim.
Kalması için ısrar ettim.
Onun yanımda olmasını istiyordum.
Kokusunu içime çekmek, ona dokunmak…
Geceyi onunla bitirmek istiyordum.
Kalacağını söylediğinde üzerini değiştirmesi için kendi kıyafetlerimden birini verdim.
Üzerinde görünce bir süre sadece baktım.
O kadar yakışmıştı ki…
Beline kadar uzanan saçları, makyajını sildikten sonra ortaya çıkan küçücük yüzü, uykudan ağırlaşmaya başlayan gözleri…
Bir insan makyajını sildikten sonra bile bu kadar güzel olabilir miydi?
Yatağın kenarına oturdum.
Odam hiç bu kadar anlamlı görünmemişti.
Hazal karşımda duruyordu.
Ellerini tuttum.
Yavaşça kendime doğru çektim.
Titrediğini hissettim.
Kalbi o kadar hızlı atıyordu ki neredeyse ben duyacaktım.
Hazal’da çözemediğim bir şey vardı.
Çekingenliği vardı ama korkmuyordu.
Kendinden emindi ama aynı anda sanki nereye varacağımızı o da bilmiyordu.
Onu biraz daha kendime çektim.
Kucağıma doğru geldi.
Yüzümü boynuna yaklaştırdım.
Kokusu…
Burnumu boynundan kulağının arkasına doğru gezdirip kokusunu içime çektim.
Hafifçe öptüm.
Sonra yüzüne baktım.
Dudaklarımız birleşti.
Ellerim beline doğru kaydı.
Onu daha da kendime çekmek istiyordum.
Daha fazlasını da istiyordum.
Ama durmalıydım.
Hazal’ın bana duyduğu güveni kıracak hiçbir şey yapmak istemiyordum.
Çünkü bu, daha önce yaşadığım gecelere benzemiyordu.
Hazal onlardan biri değildi.
Benim için değildi.
Bir süre sonra uzandık.
Ben onu öptüm.
O beni.
Sarıldık.
Konuştuk.
Sonra yan yana uyuduk.
Sabah gözlerimi açtığımda ilk gördüğüm şey Hazal’dı.
Yanımdaydı.
Bir gece önce üzerime sinen kokusu şimdi yatağımdaydı, yastığımdaydı, odamdaydı.
Onu yanımda görmek…
Paha biçilemezdi.
Hazırlandık ve kahvaltı etmek için dışarı çıktık.
Hazal’ın en sevdiği öğün sanırım kahvaltıydı.
Akşam yemeklerinden çok daha fazla kahvaltıya çıkmıştık.
Üstelik aceleye getirmeyi hiç sevmezdi.
Yavaş yavaş yer, sohbet eder, masada uzun uzun otururdu.
Ve üzerine kahve içmeden kalkmak?
Mümkün değildi.
O sabah da öyle yaptık.
Ayrılmak istemiyordum.
Ama okul vardı.
Dersler vardı.
Sınavlar vardı.
Akşam görüşmek üzere sözleşip ayrıldık.
Hazal’ı evine bıraktıktan sonra ben de eve geçtim.
Odama girdiğimde hâlâ onun kokusu vardı.
Bir süre yatağa uzandım.
Sonra kalkıp duş aldım, giyindim ve arabama atlayıp okula geçtim.
Hazal’la artık çoğu zaman okula beraber gidiyorduk.
Otobüsle gidip gelmesini pek istemiyordum.
Ama o gün ders saatlerimiz aynı değildi.
Okula vardığımda kantine uğradım.
Arkadaşlarla oturduk.
Muhabbet koyulaşmış, gülüp eğleniyorduk.
Sonra Hazal içeri girdi.
Her zamanki yüz ifadesi…
Soğuk.
Sert.
Ciddi.
Ama ben o yüzün arkasında nasıl bir Hazal olduğunu artık biliyordum.
Üzerinde dizinin hemen üzerine gelen siyah bir elbise, siyah çorapları ve topuklu botları vardı.
Boynunda kırmızı şalı, üzerinde uzun siyah ceketi…
Saçları dümdüzdü.
Her zamanki gibi bakımlıydı.
Makyajı muntazamdı.
Çok güzeldi.
Ve içeri girdiği anda bunu fark eden tek kişinin ben olmadığımı gördüm.
Neredeyse bütün erkeklerin gözü ona dönmüştü.
Hoşuma gitmedi.
O benimdi.
Bunu bilmelerini istiyordum.
Yanına gittim.
Belinden tutup kendime çektim ve yanağına küçük bir öpücük bıraktım.
Sonra birlikte birer çay içtik.
Derslerimize girdik.
Ama ben derste bile onu düşünüyordum.
Üstelik ders bitmek bilmiyordu.
Sonunda çıktığımda arkadaşlarla yeniden kantine doğru yürüdük.
Hazal oradaydı.
Şermin’le koyu bir sohbete dalmıştı.
Beni görmemişti.
Sonra gözüm çapraz masaya takıldı.
Okulun en gözde kardeşlerinden olan ikizler ve yanlarında arkadaşları oturuyordu.
İkizlerden biri Hazal’a bakıyordu.
Öyle bir bakıyordu ki…
Sinirlerimin gerildiğini hissettim.
Bakışlarını Hazal’dan çekmesini istiyordum.
Bir süre sonra kalkıp arka kapıdan çıktılar.
Ben de ön tarafa geçip Hazal’a seslendim.
Dersten sıkılıp çıktığını söyledi.
Akşam yemeği için AVM’ye geçtik.
Şermin de bizimleydi.
Zaten artık çoğu zaman yanımızdaydı.
Hazal’la her şey yolundaydı.
Ama o akşam benim huzursuz olduğumu fark etti.
“Neyin var?” diye sordu.
“Bir şeyim yok. Yoruldum, ders ağırdı,” dedim.
Yalan söyledim.
Aklımda ders falan yoktu.
Aklımda yalnızca o çocuğun Hazal’a bakışı vardı.
Zamanla ilişkimiz bir düzene oturdu.
Neredeyse her gün en az bir öğünü beraber yiyorduk.
Birbirimizi giderek daha iyi tanıyorduk.
Ailelerimizi…
Arkadaşlarımızı…
Neleri sevip neleri sevmediğimizi…
Günler böyle geçiyordu.
Sürekli beraberdik.
Küçük sürprizler yapıyorduk.
Hediyeler alıyorduk.
Arkadaşlarımızla buluşuyorduk.
Bir şekilde hayatlarımız birbirine karışmıştı.
Hazal’ın bir de ne zaman ortaya çıkacağını kestiremediğim tarafı vardı.
Her şey gayet güzel giderken bir anda bir şeye takılıp benim hiç beklemediğim bir yerden tartışma çıkarabilirdi.
Başlarda anlam veremezdim.
Sonra ona da alıştım.
Hatta sinirlendiğinde bazen daha çekici gelirdi gözüme.
Kaşlarını çatıp ciddi ciddi bana kızarken söylediklerine odaklanmak yerine onu izlediğim bile olurdu.
Ben ki düzenli bir ilişki istemeyen, birine bağlanmaktan özellikle kaçınan adamdım.
Bir anda kendimi tam da kaçtığım şeyin içinde bulmuştum.
Üstelik bundan hiç rahatsız değildim.
Ben hâlimden memnundum.
Ama herkes benim kadar memnun değildi.
Özellikle ablam.
Onunla ne zaman konuşsak konu bir şekilde Hazal’a geliyordu.
Hazal’ı itici bulduğunu söylüyordu.
Yanıma yakıştırmıyordu.
Üniversite hayatımı doya doya yaşamam gerektiğini düşünüyordu.
Başka kızlarla tanışmamı…
Bir kişiye bağlı kalmak için çok genç olduğumu…
Her konuşmamızda benzer şeyler söylüyordu.
Ben onu dinliyordum.
Sonra telefonu kapatıp Hazal’ın yanına dönüyordum.
İlişkimden memnundum.
Hazal’ı seviyordum.
Ama ablamla her konuşmamdan sonra içime anlam veremediğim bir huzursuzluk yerleşiyordu.
Hazal da bunun farkındaydı.
Ailemden kendisine karşı sıcak bir yaklaşım gelmediğini hissediyordu.
Bu yüzden onun da aileme karşı hiçbir zaman olumlu bir enerjisi olmadı.
Belki de kendisine verilmeyen bir sıcaklığı geri vermesini beklemek haksızlık olurdu.
Ablamla yaptığım konuşmalardan biri o gün beni fazlasıyla etkilemişti.
Kafamı dağıtmak istedim.
Arkadaşlarla dışarı çıkmaya karar verdik.
Her zaman gittiğimiz mekâna gidecektik.
Herkes kız arkadaşını da çağırdı.
Hazal da geldi.
Müzik çok güzeldi.
Yedik.
İçtik.
Dans ettik.
Güldük.
Gecenin ilerleyen saatlerinde herkesin kafası güzeldi.
Benimki sanırım biraz daha güzeldi.
Hazal’la dans ettik.
Ona sarıldım.
O an her şey yolundaydı.
Gecenin sonunda mekândan çıktık.
Herkes acıkmıştı.
Çorba içmeye karar verdik.
Aşiyan’a gittik.
Gemi şeklinde, otantik bir yerdi.
Loş bir ortamı vardı. Masaların üzerinde özlü sözler yazardı.
Masada dört kişiydik.
Hazal.
Ben.
Emre.
Murat.
Çorbaları beklerken masaya birkaç atıştırmalık geldi.
Hazal önündeki siyah zeytinlerden birini aldı.
Bana doğru uzattı.
Normalde yapmam gereken şey çok basitti.
“Ben siyah zeytin yemiyorum,” demek.
Ama demedim.
Bir anda yükseldim.
“Ben siyah zeytin yemiyorum. Bunu nasıl bilmezsin?”
Sesimdeki sertliği ben bile fark ettim.
Hazal donup kaldı.
Böyle bir tepki beklemiyordu.
Nasıl bekleyebilirdi ki?
Biraz önce bana zeytin uzatan kız şimdi yüzüme bakıyordu.
Gözleri doldu.
Alkolün arkasına saklanacak değildim.
Neden öyle yaptığımı ben de bilmiyordum.
Ablamın söyledikleri mi içimde bir yere dokunmuştu?
Yoksa zaten içimde olan başka bir şey mi ilk kez dışarı çıkmıştı?
Bilmiyorum.
Bildiğim tek şey, Hazal’ın bana baktığıydı.
Ama bu kez bakışı farklıydı.
O gece bitti.
Hazal’ın bana bakışındaki o sıcaklık gibi.
Bölüm etkileşimi
