KALAN kitap kapağı

2. bölüm / 6

KALAN

11 Kasım 2025 — Tanıdık Ses ~ İlker

Vaveyla Yazarı: Nihan'ın Kaleminden

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 11 Kasım 2025 — Tanıdık Ses ~ İlker

Mezun olduktan sonra memleketime, Burdur’a dönmüştüm.
Aslında başka bir yerde yaşamayı hiç düşünmemiştim. Üniversite yılları güzeldi ama benim için hep geçici bir hayattı. Okul bitecek, ben dönecektim.
Öyle de oldu.
Yıllar içinde kendi işimi kurdum.
Bazen dükkânın kapısını açarken hâlâ gülüyorum. Bir zamanlar böyle bir iş yerim olacağını söyleseler inanmazdım.
Gerçi kendimi tanıyorsam şaşırmamam gerekirdi.
Ben zaten başkasının yanında ne kadar çalışabilirdim ki?
Kendi kendimin patronu olmak bana daha uygundu.
Hayat da zamanla başka bir düzene girmişti.
Evlendim.
Çocuklarım oldu.
İkinci çocuğumuz daha yeni doğmuştu. Eşim iş konusunda her zaman benden daha yoğun biriydi. Onun işi, benim işim, çocuklar, ev…
Günler bazen nasıl başlayıp nasıl bittiğini anlamadan geçiyordu.
Ama şikâyetçi değildim.
Bu, kurduğum hayattı.
Üniversitedeki İlker görse muhtemelen benimle dalga geçerdi.
Çünkü o İlker’in hayatı biraz daha farklıydı.
Gece dışarı çıkmalar, arkadaşlar, sigara, içki…
Eğlenmek için sebebe ihtiyacımız yoktu.
Sonra evlendim.
Hayatın ritmi değişti.
Sigara gitti.
İçki gitti.
Geceler yerini eve dönmek için saate baktığım akşamlara bıraktı.
Arkadaşlarla görüşmeler bile artık çoğunlukla eşler, çocuklar ve kalabalık sofralar demekti.
O gün doğum günümdü.
Eşimle kutlamamızı daha önce yapmıştık. İkinci çocuk henüz çok küçük olduğu için o akşam için ayrıca bir planımız yoktu.
Ama arkadaşlarımın vardı.
“Bu gece seni eve bırakmıyoruz.”
“Erkek erkeğe çıkıyoruz.”
“Bir gece de eski İlker ol.”
Sonuncusuna güldüm.
Eski İlker…
Sanki bir yerlerde bırakıp geldiğim başka bir adammış gibi.
Sonunda ikna oldum.
Plan yemek yemek, biraz içmek, eski günlerdeki gibi sohbet etmekti. Hatta geceyi uzatıp sabaha kadar oturmaktan bahsediyorlardı.
Yol bizi Eğirdir’e kadar getirdi.
Uzun zamandır gelmemiştim.
Göle karşı güzel bir masa bulduk.
Meyhane kalabalıktı. Fasıl vardı. İnsanların konuşmaları, kahkahaları, kadeh sesleri birbirine karışıyordu.
İlk kadehten sonra kendimi garip hissettim.
İkinciden sonra nedenini anladım.
Özlemişim.
İçkiyi değil belki.
Bu hâlimi.
Arkadaşlarımla hiçbir yere yetişmek zorunda olmadan oturmayı, saçma şeylere gülmeyi, ertesi günü düşünmemeyi…
“Eski İlker geri geldi,” dedi biri.
Güldüm.
“Abartmayın.”
O sırada burnuma bir koku geldi.
Elimdeki kadehi masaya bırakırken bir an durdum.
Parfüm.
Tanıdık bir parfüm.
Ama üzerinde düşünmedim.
Daha doğrusu düşünmek istemedim.
Yıllardır kullanmadığım bir kası çalıştırmak gibi bir şeydi geçmişi hatırlamak.
İnsanın canını gereksiz yere acıtıyordu.
Sohbete döndüm.
Ne kadar zaman geçti bilmiyorum.
Fasıl ekibinin sesi azaldı. Birkaç masadan alkışlar geldi. Birilerinin şarkı söylemesi için ısrar edildiğini duyuyordum.
Sonra bir kadın sesi yükseldi.
Elimdeki kadeh havada kaldı.
Kalbimin içinde küçücük bir yer…
Cız etti.
Saçmalama, dedim kendime.
Uzun zamandır içmiyorsun.
Çarptı işte.
Kadehten bir yudum daha aldım.
Kadın söylemeye devam etti.
Gidemem.
Başımı kaldırdım.
Hayır.
Bir insanın sesini bunca yıl sonra tanımak mümkün müydü?
Demek ki mümkündü.
Çünkü ben o sesi tanıyordum.
Bir kelimesinden.
Bir nefesinden.
Şarkının arasında sesinin hafifçe değişmesinden…
Hazal.
Bütün sesler bir anda uzaklaştı.
Meyhane sustu sanki.
Arkadaşlarım konuşmaya devam ediyordu ama hiçbirini duymuyordum.
O ses tam arkamdan geliyordu.
Sonra yeniden o parfümü aldım.
Bu kez kendime yalan söyleyemedim.
Yavaşça gözlerimi kapattım.
O buradaydı.
Hazal tam arkamda oturuyordu.
Yapmam gereken tek şey dönmekti.
Bir sandalye mesafesi.
Belki daha az.
Dönsem görecektim.
Ama dönemedim.
Şarkı devam ederken gözüm karşı masaya kaydı.
Ve o an başka bir şey fark ettim.
Bana bakan bir çift göz.
Sonra bir başkası.
Hazal’ın masası.
Üniversiteden arkadaşları.
Beni görmüşlerdi.
Tanımışlardı.
Bundan emindim.
Birinin yüzündeki gülümseme kayboldu. Diğeri birkaç saniye bana baktıktan sonra gözlerini Hazal’a çevirdi.
Hazal ise hiçbir şeyin farkında değildi.
Şarkısını söylüyordu.
Kimse ona bir şey söylemedi.
Ben de bakışlarımı kaçırdım.
Belki onlar da benim gibi ne yapılması gerektiğini bilmiyordu.
Belki bazı isimlerin üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin, yan yana geldiklerinde insan ne söyleyeceğini bulamıyordu.
Çünkü bir zamanlar…
Hazal denildiğinde ben gelirdim insanların aklına.
Benim adım geçtiğinde de o.
Şimdi aynı meyhanede, sırt sırta oturuyorduk.
Ve aramızda bir sandalye mesafesinden çok daha fazlası vardı.
Şarkı bitti.
Alkış koptu.
Ben alkışlayamadım.
Kadehi masaya bıraktım.
“Ben kalkayım.”
Arkadaşlarımdan biri şaşkınlıkla yüzüme baktı.
“Ne kalkması oğlum? Daha gece yeni başlıyor.”
Başımı iki yana salladım.
“Beni biraz çarptı.”
Yalan değildi.
Sadece beni çarpan şey içki değildi.
Ayağa kalkarken arkama bakmamaya çalıştım.
Bakmadım.
Belki korktum.
Belki dönüp onu görürsem yıllardır kapalı tuttuğum bir kapının açılacağını biliyordum.
Oysa o kapıyı kapatmak kolay olmamıştı.
En son sesini kısa bir telefon konuşmasında duymuştum.
Birkaç cümle.
Sonra…
Bitti.
En azından ben bittiğini sanmıştım.
Otele döndüğümüzde arkadaşlarım geceyi devam ettirmekten bahsediyordu.
Ben odama çıktım.
Yatağa uzandım.
Uyuyamadım.
Gözlerimi her kapattığımda aynı ses kulaklarımdaydı.
Aynı koku burnumda.
Ve aklımda tek bir düşünce vardı.
Bunca zaman sonra…
Hazal neden yine karşıma çıkmıştı?

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

24okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.