2. bölüm / 6
Kadim YeminKanlı Yüzük
Bölümler 6Şu an: Kanlı Yüzük
- 1 Yemin839 kelime
- 2 Kanlı Yüzük770 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 Kerbela Düğün536 kelime
- 4 Yeni Gelin657 kelime
- 5 Nefes Al576 kelime
- 6 Nefes ver319 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Saat 18:29, Sabah bahçe kapısının önünde kardeşimle sarılmamızın ardından saatler geçmişti. Geçen her saatte, her dakikada canımdan can gitmiş. Bundan sonra nasıl bir hayatım olacak düşüncesiyle başıma ağrılar girmişti.
Ben ne yapacaktım, bu saatten sonra kırmızı halılarla yeni hayatımızı giriş yapacaktım. Yoksa saçlarımdan sürüklenerek büyük kapılardanmı geçecektim. Hiçbir şey bilmiyordum. Bildiğim tek şey Asyanın artık onunla birlikte kalamayacağımı öğrendiğinde kendini odaya kapatıp ağladığı, Melek sabah duyduklarından sonra kendini bazı şeyler için sorumlu tutarak odasından çıkmadığıydı. Üzerimde siyah renginde bileklerinde ve boyun kısmında sim detayları olan fermarlı eteği topuklu ayakkabılarımı kapatacak kadar uzun olan elbisem vardı.
Aldığım elbisenin siyah olması yüzünden babam tarafından aşşağılanmam da vardı. Niye öyle yapmıştı ki kefen siyah olmazmıydı. Olurmuydu ki siyah kefen olurmuydu. Olmazdı değil mi? Olmazdı. Peki gelinlik kefen olurmuydu. Olurdu. Benim olmuştu. Defne Ezelinin gelinliği ona kefen olmuştu.
Bez bebek gibi kuaförlerin elinde dönüyordum. Biri saçıma asılmış maşa yapmaya çalışıyor diğer maskarayı gözüme sokarak makyaj yapmaya çalışıyor. Ama benim aklımda tek bjr soru var. Annem nerede?. Evet annemi sabah gördüğümden başka görmedim. Normalde bir misafir gelse annem herkesi yönetir yapılacakları verirdi. Ama bugün annem yoktu.
Babam okula gitmeyeceğimin kararını verdiğinde, Annem aynı bugün ki gibi arkada sadece üzgün gözlerle bana bakmıştı. Neredesin be firuze hanım kızını üzüyorlar. Annem her zaman ki gibi sessiz kalma hakkını kullanmıştı.
Her zaman yaptığı gibi yine kızının fermanı yazılırken beni kurtarmamıştı. Sahip annem beni ne zaman kurtarmıştı. Annem Babam ne derse Babadır, o en iyi o bilir. Derdi. Neden her şeyi Babalar bilir. Bende çok şey biliyorum. Ama kimse beni dinlemiyor.
Dışarıdan gelen araba seslerini duyunca kafamı kapıya doğru çevirdim. Sesler kesilince yanımda duran Elif'in "Geldiler" demesiyle. Sesi kulağımda yankılanmıştı. Evet Gelmişti. Azrailim gelmişti. Bahtsız kaderimin, Ağası gelmişti.
Elif'in yaptığı kaş göz işaretlerinden sonra kuaförler odadan çıkmıştı. Tam 4 kadının elinizden kurtulduğum için sesli bir şekilde nefes vermiştim. Elif bana dolan gözlerle bakınca kendimi çok acınası bir durumda hissettim.
"Yeter, sanki ben değil sen evleniyorsun, ne bu sulu gözlülük böyle" dedim. Bugün o kadar ağlayan insan görmüştüm ki artık ağlamak bile istemiyordum. Kendimi çok acınası durumda hissediyordum. Zaten öyle değilmiydim.
"Meleği çağır" dedim Elif'e bakarak bugün sadece onun görmek istiyordum. Oda ağlıyordu ama onun ağlaması bile insana güzel geliyordu. Gülümsediği zaman eşi benzeri bulunmayan bir pırlanta gibi olurdu. Ağladığındaysa, insanda onunla birlikte ağlamak istiyordu. İşte bu yüzden onu şuan çok ihtiyacım vardı.
Elif benim sözümden sonra odadan çıktı. İşte o an kendimi daha fazla ayakta tutamayarak. Yatağımın ucuna oturdum. Elbisem kırışacaktı belki ama bu umurumda değildi.
Kapı çalmıştı ama gelinin dememi beklemeden kapı aralanmıştı. Bu evde tek bir kişi kapımı çalmadan açardı. Oda Melekti, Abim bile kapımı çalar, gel demeyene kadar. Asla açmazdı. Sahiden ben bugün Abimi hiç görmedim. O neredeydi, sabahta yoktu. Böyle durumlarda o hep yanımda olurdu. Ama o bile yoktu.
İçeri Melek girince yüzümde hafif bir gülümseme, oldu. Ben gülümseyince Oda kıpkırmızı olmuş gözlerle gülümsedi. Yanıma gelip yatağa oturunca bana sarıldı. Üzerinde lacivert kemerli, prenses etekli bir elbise vardı sabah aldığı elbiseyi giymemişti. Sabah aldığı elbise kırmızı uzun kollu düz bir elbiseyi. Seçmişti ama onu giymemişti. Makyaj yoktu yüzünde. Sanırım zorla olan bir şeye mecburmuşum gibi yapamam dedi.
Kapı tekrar çalınca gel dedim. Ümmü girdi içeri. Onun arkasındanda Asya pembe, kolları tülden olan, kol kısmında kelebek detayları olan bir elbise giymişti. Ümmü Asya'nın konuşmasına izin vermeden."Kahveler hazır mutfakta sizi bekliyorlar" dedi. Annem düşünüp kahveleri önceden yaptırmış. Keşke kahve yerine beni düşünseydi.
Ayağa kalkıp aynadan kendime baktıktan sonra hızla odadan çıkıp, merdivenleri inerek mutfağa girdim. Annem kahve tepsisini başında duruyor. Elif kahve tepsisini alıp önümde durdu. "Soldan ilk olanı tuzlu kahve" dedi. Tuz mu? Ben zehir koyarız sanmıştım. Kafamı hafifçe sallayıp tepsiyi aldım. Merdivenlerinden birbir çıktım. Ve her çıktığımda peşime birinin takıldığını biliyordum.
Salonun kapısının önünde durdum. Ve derin bir nefes alıp içeri girdim. Büyük salonda baş koltukta Babam, onun yanında ki baş koltukta ise Başka bir adam. Misafirlerden kimseyi tanımıyordum. Keşke kahve yerine damadın kim olduğunu söyleselerdi. Onun yanın daki koltukta bir kadın, yanında jilet gibi giyinmiş. Ve benim gibi mutsuz bir adam. Onun yanın da ondan daha genç tebessüm ederek bana bakan biri daha vardı.
Kahveyi sırayla hepsine verdim. Ve kapının yanındaki sandalyeye oturdum.
"E Devran çocuklar pek büyüdü, çok vakit geçmeden şu yüzüğü takalım" dedi. Babam bu ne ya bıraksalar düğünüde beklemez.
"Öyle Mervan öyle, önce bebekdiler bir söz verdiler. Şimdi sözlerini tutuyorlar."
Dedi. Pardonda ben bebekken böyle bir söz verdiğimi hatırlamıyorum, herşey sizin oyununuzken ben ne alaka. Babamla Devran Ağa ayağa kalktılar onlarla birlikte salonda ki herkes ayaklandı.
Boncuklu ve beyaz kurdeleli yüzüklerin tepsisini babama verdiler. Babam yüzükleri ve makası alıp. Hiç beklemeden parmaklarımız takıp kesti. Tektek yere düşen boncuklardaydı ki bütün odağım taki odadaki herkesin sanki ne olmuş. Gibi alkış çalana dek...
Bölüm etkileşimi
