6. bölüm / 6
KADERİN YÖRÜNGESİNDE6.BÖLÜM/YALAN OKYANUSU
Bölümler 6Şu an: 6.BÖLÜM/YALAN OKYANUSU
(Silivri)
Artık her şey eski de kalmıştı.Asena'nın eskisi,hayatımın eskisi,düşüncelerimin hepsi geçmişte kalmıştı.Ama ben yerini dolduramıyordum.Annem yoktu,Atlas yoktu, bir tek Göktuğ vardı onu da en son iki hafta önce görmüştüm.Turan'ın o gün ki teklifine cevap vermemiştim ve o şerefsiz de kararımı duyuncaya kadar beni rahat bırakmayacağını söylemişti.İki hafta önce beni kendi evlerinden birine getirmiş ve dışarı çıkmamam için de kapıya bir sürü adam dikmişti.Kararımı verdiğimde bey efendiyi arayacakmışım.Pışıık.
On dört gündür bu evde resmen hapisim.Ancak bahçeye çıkabiliyordum ama o zaman da adamları beni soru yağmuruna tuttuğu için onu da pek yapamıyorum.Günlerdir o ses kaydı ve Atlas'tan başka bir şey düşünemiyordum.15 yıldır babamın şiddeti ve azarlamalarını kaldırabiliyordum çünkü annem vardı, yanına gittiğimde beynimi resmen formatlayıp bana herşeyi unutturan ikizim vardı,ikisi de onun yüzünden yoktu şimdi.Annemiz de mi o yüzden yok,iyi düşün Asenacık.Annemi karıştırma.
Günlerdir Göktuğ'nun da yanına gidemiyordum,yüzünü bile görmemiştim.Beynim vücuduma hücum ediyordu,başım çatlıyordu ve umrumda olmasa da acayip bir karın ağrım vardı.Evdeki dolap doluydu ama midem su dışında bir şey almıyordu, şu ana kadar ağzıma attığım lokmalar bayılmamam içindi.Zaten yediğim en ufak şeyi çıkarıyordum.Aklımı meşgul eden soru O YAŞLI KADIN KİM? belki de herşeyin cevabı bu sorumun cevabında gizliydi.Zorlukla kendimi salondan atıp banyoya geldim.avuçlarımı mermere yaslayıp aynaya baktım, çökmüştüm.
Yirmi-otuz yaşında gibi görünüyordum, yaşayan bir ölüydüm resmen.İkizlerin en çok korktuğu şey işte bu.Biriniz diğerinizden erken ölürse hayatta kalan bahtsız normal kardeşten daha fazla kahroluyor.Çünkü doğarken bile beraber geldiğiniz,nasıl başlayacağınızı ya da nasıl ilerleyeceğinizi bilemediğiniz bu hayatta bir bakmışsınız yol arkadaşınız yok.Ne acı.Kapının açılma sesiyle kendime son kez bakıp banyodan çıktım.Koridorun başında Turan ve Tolga vardı.Yine beni ikna edip,sözlerle avutmak için gelmişlerdi.On dört gündür hep bunu yapıyorlardı.
"Asena, gel bir konuşalım."dedi Turan.
"Konuşacak bir şey yok.Aynı konuları konuşmaktan hepimiz sıkıldık."dedim sert ve seri bir sesle.Olabildiğince ertelemek istiyordum,vereceğim cevap hayatımı etkileyecekti.Bu adamlara güvenilir miydi? Ne yapmalıydım?
"Benim de bir teklifim var?"dedim birden.
"Neymiş teklifin?"dedi Tolga.
"İki şey istiyorum.Birincisi, Göktuğ ile canlı görüşüp konuşacağım.En az bir saat bizi yalnız bırakıcaksınız.İkincisi de..." kalbim daralıyordu.
"İkincisi de ?" Dedi Turan devam etmemi ima ederek.
"Atlas'ın mezarına gideceğim." Dedim düz bir sesle.Birbirlerine bakıp kısa bir süre düşündüler ve bana dönüp aynı anda;
"Teklifin kabul." Dediler.
💔
(İstanbul)
Araba da üç kişiydik. Turan, Tolga ve ben.İlk önce Göktuğ'nun yanına gidicektim, hayattaki tek varlığımın yanına.Yaklaşık beş dakikalık bir yolumuz kalmıştı, ona haber vermiştim.İçimde garip bir his hakimdi 'hayır olsun' deyip geçiştirdim.Yani normal hissetmek daha saçma olurdu,önümde ikizimin katili ve onun ikizi oturuyordu.Onların sürdüğü bir araba da kendimi teslim etmiştim onlara, üstelik tektim.Bizi gerçekten yalnız bırakacak kadar güveniyorlar mıydı? Sanmıyorum.Gerçi güvenmek isteyen on dakikada da güveniyor ama ben onlardan değilim, hiçte olamadım.
Sonunda evine geldik,tam inecektim ki Turan birden;
"Sadece bir saat sürecek.Altmış birinci dakika da araba da olacaksın."dedi.
"En az bir saat diye anlaştık, en fazla değil."diye çıkıştım.
"Sen inemeden tekrar anayola karışmam on saniye bile sürmez.Bir saat dedim." Dedi.
"Beni tehtid mi ediyorsun? Keyfin bilir, o zaman teklifini reddederim." Dedim.
"İn hadi in, süren doluyor." Göz devirip indim arabadan ve kapıya yürüdüm. İki şehrin hava sıcaklığı net fark ediliyordu,İstanbul soğuktu hem de henüz Ekim ayındayken.Kapının önünde durup iki kez tıklattım.Ben kapının açılmasını beklerken bile mavi belaları üzerimde geziniyordu.Kapı açıldı ve onu gördüm,hayattaki tek varlığımı.Beni kendine çekip öyle bir sarıldı ki şuan neye bürünmüştü bilemiyordum.Abim miydi? İkizim miydi? Yoksa küçük kardeşim miydi? Sanırım şuan hepsi olmak istiyordu.
"Enamm."dedi derinlerden, sıcak nefesi boynumu ısıtıp mayıştırdı.Sanki bana sarılana kadar boğuluyordu da ben ona oksijen olmuştum."Hadi içeri geçelim sadece bir saatimiz var, sonra gitmek zorundayım Göktuğ." Anlamazca bakarken ben içeriye girip kapıyı kapattım.Ayakkabılarımı çıkarıp salona geçtim ve onun evindeki en sevdiğim koltuğun baş köşesine kuruldum.Onun evinde yabancı hissetmiyordum.Tek ailemdi, tek ailesiydim.Biz birbirimize asla ihanet etmezdik.
"İki haftadır nerdeydin sen?" Dedi endişeyle.
"O adamların yanındaydım, beni bir bırakmadı ki ama sorun şu artık istesem de bende onu bırakamam,aynı şekilde Tolga'yı da."
"Ne? Ne demek bırakamam?"
"Şuan anlatmaya vaktim yok,Turan bana bir teklif sundu.Tekrar bir örgüt kurmayı ve onlarla beraber başına geçmemi istedi.Bende kabul ettim,zorundaydım." İnanmadı tabiki.
"Yok,yok,yok Ena sen ne dediğinin farkında değilsin.Sen-"
"Gayet farkındayım.Bunu düşünüp tartmak için on dört günüm oldu.İnan en doğrusu bu herkes için."
"Herkes için mi ? O adamlarla ortak olup örgüt yönetmek, ikizinin katilleriyle birlikte insanları öldürmek senin için iyi mi?" Haklıydı ama o ses kaydını anlatamazdım,şuan yapamazdım.Konuyu değiştirmek için
"Ablan meselesi nasıl oldu, nerede buldun onu?"dedim.Amacım onu üzmek değildi sadece üstümdeki baskıyı biraz dağıtmaktı.Yanımda her daim dik duran omuzları çöktü.Ayağa kalktı.
"Gel benimle."dedi durgun bir sesle.Sesimi çıkarmadan onu takip ettim,üst kata çıktık ve tahminimce Gökçe ablanın odasına geldik.Kapıyı açıp büyük bir kederle ağırlaşan bedenini güçlükle içeri attı.Odaya ilk defa giriyordum.İçerisi hastane odası gibiydi.Hasta yatağı,çeşit çeşit makineler,monitörler,solunum ve oksijen cihazları,serum askılığı.Burası bir hastaneydi tek farkı evin içinde olmasıydı.İçeri de tarif edemediğim bir koku vardı,böyle nasıl desem.Beyni dinlendirip durgunlaştıran bir koku ve his vardı oda da.Yatağın pikesi toplanmamıştı.Tamamen bitmemiş bir serum torbası vardı asılı.Göktuğ yatağın ucuna oturdu.Gözlerimin önünde çöküyordu ve bunu görmek içimi parçalıyordu.İlk gördüğü anki hâlini düşünemiyordum,keşke o an yanında olabilseydim.
"Ben girdiğim de,buraya asılmıştı." Dedi,gösterdiği şey serum askılığıydı.Yatalak olduğu için beslenemiyor ve ilaçlarla yaşıyordu.Bir ara otuz küsür kilolara düşmüştü.
"Buraya onu yaşatmak için serum asılmalıydı, ölmesi için urgan değil."
"Göktuğ."deyip yüzünü avuçlarımın arasına aldım.Çoktan avucuma ela gözlerinde bir damla yaş düşmüştü.
"O gitti.Sen de gittin.Ben yapayalnız kaldım.Onun cesediyle baş başa kaldım burada saatlerce.Adımlarım ne bir ileri gitti, ne de bir geri. Olduğum yerde kaldım,dizlerimin üstüne çöktüm." Daha anlatamadı bende zorlamadım konuşması için.
"Kim yapmış olabilir sence? Ablanın anlaşamadığı ya da kavga ettiği biri oldu mu?"
"Ablam öyle biri değildi hiçbir zaman.Düşmanı olmazdı, herkes çok severdi onu.Kimin yaptığı konusuna gelirsek...Bilmiyorum,ama kim olduğunu bulduğumda onu mezara baş aşağı sokacağım."dedi.
"Hadi aşağı inelim.Burada durmak iyi gelmiyor sana."dedim kolundan tutup destek olarak.Eski yerimize geri oturduğumuzda aklıma yine aynı düşünceler doluşuyordu.Kardeşlerimizin ölümü bir gün arayla gerçekleşmişti,bu tesadüf olamazdı.Turan Atlas'ı öldürdü ama onu vuranlar başkaydı ve büyük ihtimalle Atlas'ı öldüremeyince zavallı Gökçe ablayı hedef almışlardı.Yemin ederim ki bulacağım,bu işin peşini bırakmayacağım."Ha bu arada, baban geldi bugün buraya."dedi birden.
"Ne? Niye gelmiş?"dedim.
"Seni sordu,evde görememiş.'Gördün mü?' Dedi."Ben kızımı -52° depoda ölüme terk etmiştim de cesedini bulamadım gördün mü ? Diyemedi tabii,nasıl desin.
"Sen ne dedin?"
" 'Bugün hiç görmedim.' Dedim." Oh.Akıllı dostum.Telefonumun alarmı çalmıştı birden.Şerefsizler bir saati geçmesin diye kaşla göz arasında alarm kurmuşlar.
"Göktuğ vaktim doldu,gitmek zorundayım.Görüşürüz."
"Ena, sadece iki kişiler gitmek zorunda değilsin.Bana gitmek istemediğini söyle yeter.Sen istemedikten sonra kimse seni zorla alamaz."
"Keşke benim istememle olsa Göktuğ.Keşke..." deyip belki de son kez sıkıca sarıldım.
"Şimdi nereye gidiceksin?" Diye sordu.
"Önce ikizime,sonra kaderime." Deyip vakit kaybetmeden evden çıktım.Aklımda bir plan yoktu ilk defa.Bu kadar yalnızdım ilk defa.Sona çok ama çok yakın olduğumu hissediyordum ilk defa...
💔
(Ordu) On Beş Yıl Önce(2005)
"Acaba burnu kime benzeyecek."dedi Turan merakla.Tolga;
"Tabiki bana benzeyecek en son ben doğdum benim özelliklerim daha çok kalmıştır." Diye saçma bir açıklama yaptı çocuk aklıyla.Tartıştıkları konu doğmamış kız kardeşlerinin kime daha çok benzeyeceğiydi.Gelecekten habersiz.Anneleri Selen Keskin;
"Hadi bakalım okula,Turan ve Tolga çabuk kapıya gelin! Hadi güzel oğullarım."demesiyle birlikte ikiletmeden son hazırlıklarını tamamlayıp kapıya geldiler.Her gün olduğu gibi önce anneleriyle öpüşüp koklaştılar, ardından şişmiş karnının üzerinden kardeşlerine minik bir öpücük bırakıp okulun yolunu tuttular.Genelde derslerine asılan Tolga, boşlayan Turan olurdu.Onlar ders işlerken saatler sonra annelerinin suyunun geldiğinden habersizlerdi.
Babaları kızının doğması için acele ediyordu ama niyeti çok farklıydı.Üzerinde acımasızca deneyler yapmak isteyen bir psikopattı Yakup Keskin.Selen hanımın ağrıları başlayınca onu apar topar hastaneye götürdü ve o doğdu: TALİHSİZ KIZ.
Leyla bebeğimiz eve gelir, abileri onu sever ,bağrına basar.Aradan aylar geçer ve babası kızında gelişim geriliği olduğu için onu denek olarak kullanamayacağını öğrenir.Bebek olduğuna bakmaksızın kimseler yokken canını yakar,ağlatır.Kızını istemesinin tek nedeni de boşa düşünce Leyla, babası için bir yük hâline gelir.Günlerden 18 Eylül'de, daha birkaç ay önce ilk yaşına giren kızını, karısı ve çocukları evde yokken yalan bir tebessümle kandırıp kucağına alır.Hiçbir şeyden haberi olmayan meleğimiz babasının kucağında gülücükler saçarken babası çoktan bodrum kata inmiştir.El kadar bebeği bir koluyla tutup, bir yandan soğuk hava deposunun ısı ayarını rastgele değiştirir.Elini tuşlardan çektiğinde gördüğü derece de kendisi bile on saniye dayanamayacağını bildiği hâlde kucağındaki öz kızını iki gülümseme ve hoplatmayla kandırır.Yakup Keskin'in yüzündeki gülümseme bir anda değişirken kucağındaki kızı karanlığın içine adeta fırlatır.Zavallı kız acıdan, karanlıktan ve soğuktan korkup ağlamaya başlar.Babasıysa evden hiç düşünmeden çıkıp kızını ölüme terk eder.
Saatler geçer, altı buçuk saatin sonunda deponun kapısı açılır.Turan o gün okuldan kaçıp eve erken dönmüştür.Gelirken sürdüğü bisikletini yerine koymak için deponun olduğu kata iner.Tam bırakıp çıkıyorken o katın normalden fazla soğuk olduğunu anlar.Deponun kapısının altındaki ufacık sızıntıdan sızan hava bile koca bir katı üşütmeye yetmiştir.Soğuğun nedenini merak eder ve güçlükle tüm gücünü kullanıp deponun kapısını açar, karşısındaki manzara kaderinin yörüngesini değiştiren ilk adımdır.Bir yaşına daha bir kaç ay önce basmış, öpmeye kıyamadığı kız kardeşinin morarmış ve buz tutmuş cansız bedeni aklından ne yaparsa yapsın silinememişti.Ve Turan bırakın bunu Tolga'ya anlatmayı, kendine hatırlatmaya bile cesaret edememişti.
Bölüm etkileşimi
