1. bölüm / 6
KADERİN YÖRÜNGESİNDE1.BÖLÜM/MERAK
Bölümler 6Şu an: 1.BÖLÜM/MERAK
Tarih 09.03.2005 o gün bir kız doğdu.Bu kız tek değildi,doğarken bile dünyaya yoldaşıyla gelmişti.Peki sırf aynı kandasın diye,aynı karından,aynı kadından doğdun diye birine güvenmek ne kadar mantıklı sizce?
Bu kişi kim miydi?Asena Saman.Hayat yoldaşıysa Atlas Sayman.
(İstanbul) (Asena Sayman)
Ayakkabılarımı ayağıma geçirmiş bağcıklarımı bağlıyordum.Servisçinin susmak bilmeyen korna seslerine karşılık resmen haykırdım.
"Atlas!Çabuk ol biraz,ilk dersi senin yüzünden kaçırırsam sende kaçacak delik ara!"dememle birlikte yanımda bitmesi bir oldu."Hayret, bir derse yetişmek için acele ediyorsun çok şaşkınım."dedi bir yandan o da ayakkabısını ayağına geçirirken."Ben derslerimi senin kadar boşlamıyorum bir kere,bir kaç dersi sevmiyorum o kadar."
"Bu bahsettiğimiz birkaç ders kimya ve tarih dışındaki tüm dersler mi?" Dedi
[birkaç] kelimesine eliyle iki tırnak işareti yaparken."Üff ne boş yaptın hadi ya adam ana bacı sövecek şimdi bize."
Diyip çıktım,merdivenlerden inmeye başladım o da hemen arkamdaydı.
"Senin sövecekleri bir bacın yok ki?" Dedi pis pis sırıtıp.İnmeye devam ederken cevap verdim."Bacım yoksa sen erkek olduğun için!Ne vardı kız olsaydın." Dış kapıdan çıkıp oyalanmadan servise bindik.Her zamanki gibi kırk dakikalık yolda ben en arkada kulaklarıma dolan müzikle başka evrenlere ışınlanırken kıvırcık ikizim agalarıyla takılmakla meşgül oluyordu.Dikkatimi çekense iki gün öncesine kadar varlığını bile bilmediğim o garip bakışlı kızdı.O kıza her baktığımda içimden tuhaf bir his geçiyordu,her seferinde...
💔
İlk dersi kaçırmamamın sebebi tabiki de en sevdiğim ders yani Tarih olmasıydı.Geçmişte yapılan akıllıca planlar, stratejik savaşlar, tuzaklar, zaferler, herbirini dinlemek benim için çok keyifliydi.Küçüklükten beri askeri filmler izler, asker kurguları okurdum.10 yaşımdan beri tek bir hedefim var Üsteğmen olmak.Evet belki kimisine göre çekilmezdi,katlanızmazdı ama benim en büyük isteğim buydu,bu hayal uğruna yaşıyor ve bu hayatıma katlanıyordum.Aslında birazda zorunda bırakılmıştım, Üsteğmen olmaya değil,çok ama çok erken olgunlaşmaya...O yaşa gelmeyi dört gözle bekliyordum.4 yıl beklemek zordu ama sonunda o vakit gelip çatacaktı, planım gayet belliydi.Önce liseden sonra akademiye girmeye hak kazanıcak daha sonra akademi çıkışlı bir teğmen olucaktım.Yıllar içinde de rütbe atlayarak o mertebeye varacaktım,Üsteğmenlik...Ama bunları planlarken planımdan kimseye bahsetmeyecektim, ikizime bile.Çünkü 15 yaşında bir kız olarak şu hayatta en inandığım şeylerden biriydi herşeyini gizli tutmak.Ben bunları düşünürken her seferinde cızırtılı sesiyle kulakları kanatan Adem hoca girdi içeri.Ayağa kalkma, yoklama alma fastlı bittikten sonra nihayet derse geçtik.Konumuz bu sefer savaşlar değildi.Adaletti.Evet bu toplumdaki en eksik şeydi konumuz.Ama bence adalet kişiden kişiye değişiyor, sizce de öyle değil mi?Yoksa neden sorunlar çözülmüyordu ki? Aklımdan sorular film şeridi gibi geçerken hocanın adımı seslenmesiyle birlikte gözlerim ona döndü.Yine derste düşüncelere dalmış hocayı dinlememiştim."Bak Asena,ders notların iyi olabilir ama bu dersi dinlemeyeceğin anlamına gelmez.Lütfen bir daha böyle bir şey olmasın.Aksi takdirde seni dersten atmak zorunda kalacağım,artık orası idareyle senin sorunun."Demesiyle birden irkildim ve beynimi sirkeledim.Nerede olduğumu kendime hatırlattım.Ders boyu dalıp gitmemek için kendime çeşitli işkenceler yaptıktan sonra nihayet zil sesi duyuldu.Diğer dersler benim için önemsiz olduğundan kırk yılda bir kullandığım iznimi kullanıp okuldan çıktım.İçimde sebebini bilmediğim bir his vardı.Ama şuna çok emindim, bugün normal şeyler yaşanmayacaktı.
💔
Öğrenci kartımı cihaza okutup eşikten geçtim ve travmayın olduğu tarafa yürümeye başladım.Her zamanki gibi artık organım haline gelen beyaz kafa üstü kulaklığımdan müzik dinliyordum aynı zamanda.Tam banklardan birine oturacaktım ki ben yaşlarında bir çocuğun bana çarpıp kol çantamı düşürmesiyle ona döndüm,hızla ileri koşuyordu.Öyle hızlı koşuyordu ki sanki birinden kaçıyordu.Yüzünü sadece iki üç saniyelik gördüm ama gözüm o çocuğu bir yerden ısırıyordu.Kafamdaki meraka yenik düştüm ve çocuğun peşine takıldım.Zaten gideceğim kesin bir yer yoktu, boş boş İstanbul sokaklarında dolanıcaktım.Çocuk çok hızlı koşuyordu ama neyseki bende gayet hızlıydım.Artık ne olduysa arkasına bakmak bile aklına gelmiyordu.Bu gizli kovalamaca yaklaşık on-on beş dakika devam etti ve sonunda hiç bilmediğim bir yerde beş-altı metre uzağımda durdu ve soluklanmaya çalıştı, bende bir binanın arkasına saklanmış onu izliyordum, çok geçmeden çocuğun yanına neredeyse iki metreden bile uzun iri yarı iki adam geldi, yüzleri belli belirsizdi.Arkasından gördüğüm manzara karşısında az daha küçük dilimi yutacaktım şaşkınlıktan.En az onlar kadar iri başka bir adam sırtında her yeri kesik ve kan dolu balta benzeri bir şeyle parçalanmış birini getirdi.Ama asıl olay bu değildi, asıl olay aralarındaki en uzun adamın beni fark etmesiydi.
İnsan merakına kulak verse başına en fazla ne gelebilir?Hele de benim gibi macera tutkunu biriyse.Bence merak bizi normal şartlar da yanından bile geçmeyeceğimiz gerçeklere götürür.Peki neden yanından geçmeyiz?Cevabı çok açık,birçok insanda bende bolca olan bir şey eksik,cesaret.Kimisine göre cesaret başa bela ama bence bir noktada belalarada ihtiyacımız var.İşte bu yüzden kendimi seviyorum.
💔
Anlam veremediğim o olayın üzerinden iki gün geçmişti.Açıkçası o an hissettiğim tek şey şaşkınlıktı başka hiçbir şey değil, birde merak.Ahh şu merak.O adamlar kimdi? O kişiyi neden öldürdüler? O çocuk kimdi? Aklımda yine deli deli sorular, ve yine o sorulara bir cevap bulamadan bölen sesler."Asena,kızım hadi sofraya gel aç gitme okula bak yine geç kalıcaksınız!"diye söylenmesine daha fazla dayanamayıp odamdan çıktım.Hızla merdivenlerden aşağı inip mutfağa gittim."Kahvaltı edeyim etmesine de ben bugün okula gitmeyeceğim anne." dedim."O niyeymiş? Daha okulun ilk haftasından devamsızlık mı olur kızım.Sınıfta kalırsın bak böyle."diye söylenmeye devam ediyordu ki o gelince annemin bile sesi kesildi.Kim mi o? Babam.Ben isimlerin uyumuna inanırım ama annem ve babamın ismi hiç uyumlu değil, Serkan ve Nur.Gerçekten uyum sıfır, belki de tıpkı düşündüğüm gibi isimleri uymadığı için başka şeyleri de uymuyordur.Olamaz mı?
"Kim okula gitmiyormuş?"dedi babam sorgulayıcı bir ses tonunda."Bu."diye beni gösterdi canımdan çok sevdiğim ikizim "Sebebini öğrenebilir miyim küçük hanım? Yani ilk haftadan kaytardığına göre bir sebebi olmalı öyle değil mi?"gıcık şerefsiz keşke kızın olmasaydım,annemin yüzü suyu hürmetine sana katlanıyorum."Bazı alacaklarım var kırtasiye de, bir de cafeye uğrayacağım Göktuğ'da bir PDF dosyası vardı onu alıcam sonra okula geçerim."şüpheci bakışları üzerimde devam ederken belki de ilk defa hergün ana avrat sövdüğüm servisçinin korna sesine mutlu olmuştum.Atlas servise bindi, bende aynı anda evden çıkıp kendimi dışarı attım.Gidiceğim yer belliydi, o sokak.Kulaklığımla yaklaşık yirmi dakika kendimi avuttuktan sonra o sokağa geldim.O günkü adam cesedi sırtından indirip yere bıraktığı için zemine de kan geçmişti ama her yer şuan tertemizdi.Biraz daha yaklaşıp tam o uzun adamın beni fark ettiği noktaya geldim.Bana döndüğü yöne döndüm, şuan o adamın o gün beni fark ettiği pozisyonda duruyordum.Bedenimi oynatmadan etrafıma bakındım, hiç bir iz yoktu.Açıkçası pek şaşırmamıştım, amatör insanlara benzemiyorlardı.Buradan bir şey bulamayınca Göktuğ'nun yanına gittim.Benden iki yaş büyüktü okumuyordu, cafe işletiyordu.Şu hayatta hayran olduğum çok az kişi vardı ve o da bunlardan birisiydi.Çünkü ailesi yok, anne babası ölmüş sadece bir ablası var adı Gökçe.İki yıl önce geçirdiği kazadan ötürü yüzde yetmiş felç kalmış.Evimizin hemen yanında oturuyorlar yani aynı zamanda komuşumuz ve çocukluk arkadaşım.Onu o kadar seviyorum ki Atlas'a anlatmayıp ona anlattığım sırlarım var. Hem kendine hem de ablasına bakıp aynı zamanda kendi evini hayatını kurduğu için ona hayranım.Yine yaklaşık on dakika bir yol yürüyüp cafesinin önüne geldim.Bir müşterinin siparişini alıyordu.Beni görünce siparişi hemen başkasına devredip yüzünde o samimi gülümsemesiyle yanıma geldi."Enam!Hoşgeldin.Senin bu saatte okulda olman gerekmiyor muydu?" Evet bana Asena değil Ena diyordu,hatta çoğu zaman 'Enam' derdi.Nedenini hiç merak etmemiştim, sormamıştım da.Bana böyle seslenen tek kişi oydu."Bugün okula gitmedim, önemli bir işim vardı."
"Kazandibi var yersin değil mi? sen bayılırsın?"
"Daha yeni kahvaltı yaptım bana borcun olsun.Daha sonra hatırlatırım."
"Ha bu arada önemli demişken sosyal medya çalkalanıyor haberin var mı?"diyerek lafa atladı."Nasıl çalkalanıyor? Noldu ki?" "Kızım sen nasıl görmedin? Uzun zamandır böyle gizemli olaylar olmuyor bu ülkede. Birde sen böyle şeylerin hastasısın." Kafam allak bullak olmuştu."Şunu doğru düzgün anlatsana be n'oldu?"
"Şimdi şöyle adamların ismi cismi belli değil ama öldürenin yüzü belli olmasa da arkadan fotoğrafları var.Herifler bence insan değil, elektrik direği gibiler.Bunun ilginç kısmı şu, adamlar birden fazla kişiyi canice öldürmüşler. İşledikleri cinayetin arkasında durmakla kalmayıp herkese yayıyorlar,üstelik adam öldürmeye devam edeceklerini de açık açık söylüyorlar." Göktuğ anlatmaya devam ederken her kelimede aklımda onlarca soru birikiyordu.Birden herkes sustu, herşey sustu, beynim sustu çünkü gördüğüm şey tekrardan belaya çekilmeme sebep olacaktı, hissediyordum.
💔
Bana çarpıp kaçan ve peşinden onu kovaladığım çocuk bana ilginç ve tehtidkâr bir gülümsemeyle el sallıyordu. Beni korkuttuğunu mu düşünüyordu? Eğer öyleyse tam bir aptaldı.Canımı almakla tehtid etseler asla yalvarmazdım.Belki de gerçekten tam da hayallerimdeki meslek için doğmşumdur.Yine o çocuğu kovaladım yine aynı yere getirdi ve yine aynı iri iki adam ve sonradan sırtında bu sefer bir kadın cesediyle gelen adam.Bu sefer hepsine daha dikkatli baktım.O iki iri adam yüzlerini görmesemde birbirlerine vücud tipi olarak çok benziyorlardı.Acaba ikiz olabilirler miydi? Bu sefer yeni biri daha vardı aralarında, servisteki garip bakışlı kız.O her baktığımda içime huzursuzluk dolan kız. Yakalanmadan birkaç fotoğraf çektim.Ve oradan ayrılmak için arkamı döndüm.Hızlı adımlarla oradan uzaklaştım.Bu sefer o adam beni fark etti mi bilmiyorum ama bu işin peşini bırakmayacağım.Tabiki de okula gitmedim, yakınlarda sevdiğim bir kütüphanenin çalışma odalarından birine girdim.Odalar da kameralar vardı.Çalışma masasında duran renkli not kağıdını koparıp kameranın lensine yapıştırdım.Sonra çantamı sandalyenin sırt kısmına asıp oturdum ve çektiğim fotoğrafları inceledim.Her detayı aradım ve emin olduğum tek şey bunların bir çete veya örgüt olduğuydu.Çünkü bu iki üç kişinin yapabileceği bir şey değildi.Ama biraz daha bilgiye ulaşırsam bunların ne olduğunu öğrenebilir hatta belki onları yakalatırdım.Bu görev bana mı düştü?Hayır.Ama neden benden başkası fark etmedi o zaman? Aklımda binlerce soru.
Bölüm etkileşimi
