3.BÖLÜM/BİR ELMANIN İKİ YARISI

Vaveyla Yazarı: Gülsüm

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 3.BÖLÜM/BİR ELMANIN İKİ YARISI

Atlas iki gündür yoktu,Göktuğ nerede hiçbir fikrim yoktu.Yüreğim dört parçaya ayrılmıştı ve iki parçasını benden almışlardı.Yüreğimin yarısını söküp götürmüşlerdi hemde benim yüzümden.Atlas vurulmuştu en son,yaşıyor muydu bilmiyordum.Durumu nasıl? canı yanıyor mu?Bilmiyorum.Allah kahretsinki bilmiyorum!İkizim benim yüzümden ne halde Allah bilir hele Göktuğ...Onu da çok seviyorum o da benim ikizim,yeri geldi mi abim,yeri geldi mi küçük kardeşim.Annemle babama Atlas için"Arkadaşında kalmaya gitti hafta sonunu orada geçirecekmiş pazartesi de oradan turnuvaya geçecekler."dedim.Üç günüm vardı Atlas'ı bulmam için,bulamazsam yani anlaşılırsa babam...Bir şey yapmak zorundaydım.Ve yapıcam hemde bugün.Bugün o ŞEDRAK çetesini,örgütünü artık her ne boksa bulup çökerticem başka yolu yok,başka şansım yok.Ya şansımı deneyeceğim ya da iki kardeşimin ölüm haberini bekleyeceğim,asla.
💔
(2 gün sonra)

Bu iki günde önemli bilgiler edindim,tabiki boş durmadım.Duramazdım da zaten,aklım susmuyordu,beynim bedenimi öldürüyordu.Kulaklığımla son ses müzik de dinlesem fayda etmiyordu sanki,sanki bir kız sürekli kulağımı tırmalıyor bana "senin yüzünden oldu!"diye bağırıp duruyordu.Bir düşünce bataklığının içindeydim her saniye hatta her salise biraz daha çekiliyordum o bataklığa ve beni kurtarabilicek biri yoktu.Beni kurtarabilecek o kişi yoktu demiyorum,beni kurtarabilecek biri yoktu.Ben bile kurtaramazdım kendimi.
Örgütün toplandığı ve büyük planlarını yaptığı yeri buldum terk edilmiş bir çiftliğin barakasında.Ama aklım hâlâ benim hakkımda nasıl bu kadar fazla bilgi sahibi olabildiğindeydi.İkiz olduğumuzu nasıl bilebilir?Benzemiyoruz bile.Atlas sarı kıvırcık saçlı,ela gözlü,uzun,sportif biri.Bense kumral saçlı,yeşil gözlü,uzun,kalıplı bir kızım.Hiç benzemiyoruz ki,ben daha adamın yüzünü bile görmemişken o nasıl bunları bilebilirdi?Aklımı kaçırıcam.Hislerim ve duygularım sadece iki şeyden ibaret,MERAK ve İNTİKAM ve ikisine de bayılırım.
Planım belliydi her zamanki gibi.Barakaya gidicem eğer oradalarsa polisleri oraya yığıcam,orada değillerse de nerede olduklarını bulup yine açığa çıkarıcam.Ama biraz da oyun katıcam işin içine.
💔
Bugün hafta sonu olduğu için normalde okullar kapalıydı ama dokuzuncu sınıfların veli toplantısı olduğu için okul veliler ve öğrencilerle dolu olacaktı,çocukların da gelmesi istenmişti toplantıdan bağımsız bir evrak işlemi olduğu için.Hava esiyordu,gökyüzü bulutluydu depresyona girmelik bir hava vardı insanların morali bile düşmüştü nedense.Ben kapalı havaları çok severim hele yağmura bayılırım.İnsanlar evlerine çekilir, dünyayı pisleştiren varlıklar bir süreliğine ortadan kaybolur, sanki masumlar ya da bunalanlar rahatlasın diye yağmur yağıyor gibi sizce de öyle değil mi? Yağmurlu hava da eve giresim gelmez koşup ıslanmak isterim,soğuktan nefret ederim ama o an üşümek hiç umrumda olmaz.Bugün yağmur yağacak gibi bir his vardı içimde ama sevinmiyordum,ben ilk defa yağmur yağacağı için sevinmiyordum,son zamanlarda olanlardan da olabilir ama bilemiyorum.Üstüme kahverengi bir swiet altıma da siyah bir kot pantolon giyip çıktım.İzlenme ihtimalimi de göz önünde bulundurarak her zaman kullandığım pek insanın geçmediği yolu değil,kalabalıktan dolayı geçilmeyen o yolu seçtim.Edindiğim bilgileri not aldığım minik defterim,beyaz kafa üstü kulaklığım ve telefonumu da kol çantama atıp kapıya geldim.Raftan ayakkabımı alıp kapı eşiğinde giyerken "Nereye?"diye sordu mutfaktaki masa da bilgisayarla bir şeyler yapan babam."Veli toplantısına.Bizi de çağırdılar evrak işleri varmış."bana bakmaya tenezzül bile etmedi"Ha o gereksiz şey bugün müydü?Atlas arkadaşıyla mı geçicek okula?"saniyesinde yalan bulma yeteneğimi kullanıp müthiş bir sakinlikle cevap verdim "Onların turnuva için son çalışmaları yapması gerekiyormuş onun işini de ben halledicem." Dedim ve daha fazla soru sormasın diye hemen yerden kol çantamı alıp kapıyı çekip çıktım.Başımı ne kadar ağrıttığının daha yeni farkına vardığım sıkı topuzumu açtım ve saçlarımın diplerini havalandırıp beynimi rahatlattım,tokayı bileğime geçirip aşağı indim.Kulaklığımı kafama takıp kalabalık sokakta otobüs durağına yürümeye başladım.Dışarda arabalar geçtiği için olabildiği kadar yüksek sesle müzik dinledim ama yapamadım,yine beynimin içindekileri susturamadım.O gün Atlas'ın dedikleri geldi aklıma sonra"Hiçbir şeye ihtiyaç duymadan da beynini susturmanın bir yolunu bulmasın.Yoksa böyle ömür geçmez."Yok olmuyordu işte yapamıyordum,aklımdakileri susturamıyor o görüntüleri de beynimden silemiyordum.Ben bunlarla uğraşırken otobüs durağına varmıştım.Cihaza okutabilmek için öğrenci kartımı kartlığımdan çıkarıp elime aldım ve beklemeye başladım.Göz ucuyla benimle beraber bekleyen insanlara baktım.Herkes kendi halindeydi, yaşıtlarım arkadaşlarıyla konuşuyor,bir kadın sanırım önemli bir telefon görüşmesi yapıyor,başka bir adam da yine işle alakalı olduğunu düşündüğüm sayfalarca kalınlıktaki dosyasını en rahat şekilde tutmaya çalışıyordu.Trafiğe baktığımda benim otobüsümün geldiğini gördüm.Geldiği gibi vakit kaybetmeden kartımı okutup bindim va en arkalardaki boş koltuklardan birine oturdum.kol çantamı kucağıma oturtup kafamı cama yasladım, yağmur yağmaya hatta hızlanmaya başlamıştı.İçimde hâlâ gram mutluluk yoktu.Kötü bir zamandan geçmemle alakası olduğunu sanmıyordum,babamın bana tüm okulun ortasında tokat attığı ve iki gün dışarı çıkamadığın o üç günün üçünde de yağmur yağmıştı.Sahiden de hep ben mutsuzken yağmur yağmıştı,başıma hep bir şey geldiğinde yağıyordu.Otobüste sadece bana kilitlenmiş şekilde bakan bir kız dikkatimi çekmişti.O otobüsün en önünde ben en arkasındaydım aramızda insanlar vardı ama o insanların arasındaki boşluktan gözünü bir an bile kırpmadan bana bakıyordu.Ten rengi vampir gibi bembeyazdı,kanı çekilmiş gibiydi.Siyaha yakın gözlerinin etrafı kanlanmış ve tek avını bekleyen bir avcı gibi dikilmişti bana.Zapzayıftı üzerinde siyah bir kapüşonlu altında koyu mavi kot pantolonu vardı saçları bakır rengi,düz ve seyrekti.Gözünün üstüne uzanan kahkülleri vardı,kollarını göğsünün altında bağlamıştı.
"Bir sonraki durak,Mescid-i Selam."diyen robotik sesi duyunca ayağa kalktım orta kapıdan indim,kız kaybolmuştu.Bakışları rahatsız ediciydi ve ben,ilk defa birinin bakışından dolayı kendimi gerçekten rahatsız hissetmiştim.Telefonumun yanındaki tuşa basıp sonuma kadar müziğin sesini açtım,zaten kaldırımdan yürüyecektim.Yaklaşık on dakika yürümemin sonunda okul kapısından içeri girdim,girer girmez futbol takımı olarak on kişi etrafıma üşüştüler.
"Kaptanımız nerde Asena?Veliler hazır toplantıdayken bizde bahçede bir el maç atarız."dedi Kerem.Tam ne diyeceğim diye düşünürken yandan Emir atladı kafa."Harbiden kaç kere aradım lavuk açmadı,nerede o?"
"Iıı.İşi çıktı yok burada,hem benim de işim var beyler çekilir misiniz?"diyip aradan sızışmaya çalıştım ama önüme barikat gibi dizildiler."Nasıl işi çıktı ya nerede ki?Yarın ki turnuvanın heyecanı yüzünden gözüne uyku girmediğini söylemişti,bundan büyük işi mi var onun?"kaşlarım çatıldı,durdum.
"Nededin sen?"dedim Yaman'a.
"Turnuva heyecanından gözüne uyku girmediğini söylemişti en son onu gördüğümde."bunu bana söylememişti.O böyle anlarda ilk benim yanıma koşardı hislerini paylaşmak için.Bana söylememişti hatta eskisinden farklı davrandığımı söylemişti aksine.Bana,ilk defa anlatmamıştı hislerini,ilk defa dertleştiği kişi ben değildim.Derin bir yumru geçti boğazımdan,canımı yaktı bu yaptığı,orta da yokken bile canımı yakmıştı.Söz vermişti bana her hissini ilk benimle paylaşıcaktı,her duyguyu birlikte tadıcaktık.Gerçi biz son zamanlar da hiç eskisi gibi değildik ki,tamam hâlâ birbirimize takılıp uğraşıyorduk ama gerçekten bu değildik biz.Onda da gariplik vardı,en son ne zaman bana bir derdini anlattı hatırlamıyorum,eskiden bana ruh halimi,moralimi bile sorardı.Son bir aydır neredeyse hiç sormamıştı.
Oturup beynimdekileri derlemem lazımdı ama ondan da önce şu lanet pislikleri başımdan kovmam lazımdı.
"Ee,tamam daraldım ben çekilin!Açıl açıl boğuldum aranızda."dedim elimi tişörtümün üstünden hafif içime sokup göğsümü ovuştururken.Titrek bir nefes verdim dudaklarımın arasından.Tam merdivenlerden sınıfımın olduğu kata çıkıyordum ki bu sefer kolumu tutup durduran da sınıf arkadaşım Ezgi'ydi.
"Aşkım gurup kurdukta makara niyetine çok sarıyor takılıyoruz öyle sende eklensene."dedi,hep böyle boş işlerle uğraşan biriydi şaşırmadım o yüzden
"Yok,ben,eklenmicem takılın siz."
"Aşkım gel vallahi çok eğlenceli,hem kafamız dağılır dersler boğdu zaten yeterince."
"Ezgi siz takılı-"
"Senin numaran vardı bende dur ekleyeyim seni de.Ayy çok eğlenicez."
"Yav is-te-mi-yo-rum."diye bağırdım en sonunda yüzüne.O sırada siktiğimin bedencisi de olduğumuz merdivenlerden aşağı iniyordu.
"Asena ne napıyorsun sen?"dedi hoca.
"Hocam kusura bakmayın,şuan hiç iyi değilim ne dediğimin de farkında değilim mazur görün,ikinizde."dedim söz kelimeyi Ezgi'ye dönüp söyleyerek.Koşa koşa hocanın yanından geçip tuvalete koştum.Kapıyı kitleyip çantamı pis yere attım,umrumda değildi.Lavabonun mermerine ellerini dayadım aynadan gözlerime baktım nefesimi kontrol edemiyordum bir türlü,yüzüme su çarptım,ensemi ıslattım,boynumu,alnımı heryerimi ıslattım.Kalbimin atışı şuan belki de iki yüzü bile geçmişti sağ elim kalbimde duvara yaslandım,sesli sesli konrtolsüzce nefes alıyordum,bana n'oluyordu onu da anlamıyordum.Kaç dakika öylece kapalı tuvalet kapısına baktım bilmiyorum ama beni kendime getirense gözümü diktiğim kapının açılması ve içeriden otobüsteki kızın çıkması olmuştu.Beni görmeyi bekliyor gibiydi kapı anında geri kapatıp kitledi.
Bende kapıya dayandım,çalmıyordum bildiğin yumrukluyordum az daha ilerisi tekmeyle girişmekti.
"Çık dışarı!O haraketlerinin hesabını vericeksin!Sen bu okulda okumuyorsun biliyorum.Niye beni takip ediyorsun hepsini söyleyeceksin!Çık dışarı dedim!"O ise sadece daha da sinir bozucu bir şekilde kikirdedi.Bundan bir bok olmayacağını anlayınca buraya neden geldiğimi,asıl planımı hatırladım ve yerden çantamı alıp çıktım.Başka hiç kimseyle karşılaşmadan şu Beyza belasını bulmam lazımdı da nerede...Şimdi de koridorun sonundan gelip beni farkedince hızlanan sınıf hocamı gördüm.
"Heh Asena kızım tam vaktinde geldin bende sizi arıyordum.Hani Atlas,babanlar nerede kaldılar?"Bıktım!bıktım!"Hocam onların işleri var hiçbiri gelmeyecek bende şimdi çıkıyorum,bu evrak işlerini bekleyemeyeceğim."diyip ondan da kurtuldum.Boş koridorda gezinirken bana arkası dönük halde merdivenlere ilerleyen avımı buldum.Onu bulurken ki yüz ifademi görmeliydiniz çok sinsice gülmüştüm.Gülmemin bir diğer nedeni de aklımdaki bir sorunun açığa kavuşmasıydı.O adamlara Atlas'ın ve benim hakkımdaki bilgileri o yetiştirmişti.Cevabın benim açımdan iyi ya da kötü olmasına takılmıyordum çünkü açıklığa kavuşturamadığım her soru beynimi kullanmamı zorluyordu.Burada işim kalmamıştı tek işim artık onu takip etmekti.

24 Dakika Sonra
Yaklaşık yarım saattir yürüyordu,ilginçtir ki hiçbir araç ya da toplu taşıma kullanmamış yürümeyi tercih etmişti Ya da yürümek zorunda kalmıştı.Bu ihtimali de unutma Asişş.Ve evett,tam tahmin ettiğim gibi barakaya gelmişti.Hava çoktan kararmıştı ve yağmur hâlâ aynı şiddetiyle yağmaya devam ediyordu saçım,üstüm başım tamamen ıslaktı ama umrumda değildi,zaten ıslanmayı çok seviyordum.Yol boyu onu görüş alanımda tutup olabildiğince uzağında yürümüştüm.Ve o önden barakaya girdi, içeriden ışık yayılıyordu.Bende yavaş ve sessizce araziye girip bir ağacın arkasına saklandım.Beyza girer girmez kapıyı kapattı ama yaklaşık bir dakika sonra kapı içeriden tekrar açıldı ve çimenlerin arasından her zaman cesetleri taşıyan adam bu sefer canlı bir adamı taşıyordu.O insanları burada mı öldürüyorlardı?Daha fazla vakit kaybetmeden polisi aradım ve durumu bilmeleri gerektiği kadarıyla özetledim,beş dakikaya burda olacaklardı.Beş dakika,özgür oldukları son beş dakika.İçeriyi bir şekilde görmem lazımdı,acaba Atlas ve Göktuğ burada mıydı? İçeriyi görmek için bir altmış beş boyum sağ olsun yeterli olmadığı için ağaca tırmandım,barakanın çatısının büyük bir alanı açıktı.Düşmeyeceğimden emin olduğum bir pozisyonda durup baktım ve o manzara...İşte şimdi korkudan küçük dilimi yutucaktım.Ameliyat masası gibi bir düzeneğin üzerinde elleri,ayakları ve gövdesi bağlanmış yatan benim ikizimdi.Atlas nasıl bu duruma düşmüştü?O günde çabalamamıştı, vurulmadan önce.Üstelik çırpınmıyordu da bayıltmışlar mıydı onu?Yüzünü tam göremiyordum.Kenarda debelenen tek kişi bizim için canını verecek olan Göktuğ'du.O herifler de oradaydı yüzleri görünüyordu.Elindeki satırı havaya kaldırıp paat! diye indirdi.Kanlar her yere herkese sıçradı.Ve benim aklıma o görüntü öyle bir kazındı ki Atlas'ın o kesik ikiye yarılmış, nefes ve soluk borusunu net bir şekilde gördüğüm boğazını ve Göktuğ'nun bağırışlarını hiçbir kulaklık susturamaz.Daha yeni yeni farkına varıyorum ben ne yaptım?Gözlerim kocaman açılmış Atlas'ın yere düşen kafasına bakıyordu,nefes almayı unutmuştum.Gerçekten dakikalarca nefes almadığımı boğulur gibi hissedince farkettim.Kardeşim gözlerimin önünde satırla öldürüldü!Anın şokuyla dengemi kaybedip yere düştüm,ses çıkarmıştım.Polisler gelmişti birazdan basarlardı,onları siren çalmamaları konusunda uyarmıştım.Onları gördüm elimle önce sessiz ol işareti yaptım ardından içeriyi gösterdim.Anlaşılan devlet bile bunları kendine sorun etmişti çünkü polis değil direkt özel harekat gelmişti.Kapıyı kırıp içeri girdiler.Kargaşa sesleri kesilince,hepsini birer birer ters kelepçe dışarı çıkardılar.Hava deli gibi esiyordu ve yağmur sicim gibi yağıyordu.Bende ortaya çıktım yavaşça artık hepsinin görüş alanındaydım,her şeyimle.Onlarca polis arabası ve ambulans vardı.O beni gördü,artık yüzü açıktı.Koyu kumral dalgalı saçları vardı,boğacak gibi bakan buz mavisi gözleri,kısa sakalları vardı.Ne kadar uzun boylu olduğunu bir kere daha hatırladım.Üç polis personeli tutuyordu,hepsinden daha uzun ve iriydi.İkizi olduğunu düşünmüyordum arrık emindim çünkü onun da yüzünü gördüm tek farkları diğerinin gözleri kahve rengiydi.En son Göktuğ çıktı,büyük ihtimalle işkence edip konuşturmaya çalışmışlardı,bitkin görünüyordu.Beni görünce gözleri fal taşı gibi açıldı ve bana doğru koşarak sarıldı.Öyle sıkı sarıldı ki az kalsın kemiklerim kırılacaktı.Göktuğ normalde böyle durumlarda sakinliğini koruyabilen biriydi ama konu Atlas'la ben olunca bu mümkün olmuyordu.Kıpırdayamıyordum.Atlas'ı düşünmek istemiyordum,Göktuğ'nun sarılmasına karşılık veremedim gözlerimi o buz mavisi gözlerden çekemiyordum."Vallahi helal olsun seni hafife almışım.Ee ziyaretlerde bir don atlet getirirsin artık."diyip sırıttı.Deli mi bu?Hayatını kararttığımın farkında değil herhalde"Sen farkında değilsin herhalde, hayatını kararttım.Ömrün hapislerde geçecek." Tabi ki öyle olmayacak,bu mesele burada bitmeyecek ama polislerin yanında konuşabileceklerim sınırlı,aynı şekil onun da."Cık,yanlışın var.Hayatımı aydınlattın." Ne? Dercesine bakmış olacak ki gözlerim açıklama yapmak zorunda kaldı."Sen beni yıktın,örgütümü çökerttin tek başına doğru,bravo.Ama ben senin kalbinin yarısını çaldım ve sen o boşluğu ne yaparsan yap dolduramayacaksın."devam edecekti ama polisler izin vermedi ve araca bindirip götürdüler.O Beyza'yı da götürdüler,onun bu işle ne alakası var çözmem gerekiyordu.Ve bende bolca olan cesaretim Atlas'a bir kere daha bakmaya yetmiyordu...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

34okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.