6. bölüm / 6
Kaderin İki YakasıBölüm-6 Yaralar
Bölümler 6Şu an: Bölüm-6 Yaralar
Gülizar, ellerine beyaz eldivenlerini geçirdikten sonra yanında duran çantadan temiz bir bez çıkardı. Yaman’ın başındaki yaraya doğru eğilerek kanı yavaşça silmeye başladı.Yaman ise sessizce duruyordu.
Gülizar, yarayı temizledikten sonra kanlı bezi bir kenara bıraktı. Feride ile Cemal çoktan konağın içine girmişti. Gülbahar ise kapının önünde durmuş, kızını izliyordu. Bakışları ara sıra Tahir’e kayıyor, her defasında gözlerini güçlükle çekiyordu ondan. Yıllar geçmişti ancak bazı duygular, insan ne kadar uğraşırsa uğraşsın, bir bakışla yeniden kendini hatırlatabiliyordu.
Gökhan da Yaman ile Gülizar’a kısa bir bakış attıktan sonra sessizce içeri girdi. Az önce avluyu birbirine katan kavganın ardından ortalık nihayet sakinleşmişti. Gülizar, pamukla ilacı eline aldı ve Yaman’ın başındaki yaraya doğru bastırdı. Yaman’dan tek bir ses dahi çıkmamıştı, Yüzünde en ufak bir acı belirtisi yoktu. Gülizar şaşırmıştı. Bu zamana kadar Karakaya’da nice insanın yarasını sarmış, nice insanın canı yandığında yüzünün nasıl değiştiğine şahit olmuştu. İlacın dokunuşuyla yüzünü buruşturanlar, acıdan dişlerini sıkanlar görmüştü. Ama Yaman'da mimik dahi oynamıyordu.
Elindeki pamuğu biraz gevşetti, sonra merakına yenik düşerek başını kaldırdı.
“Yanmıyor mu canının?”
Yaman, bakışlarını onun gözlerine çevirdi. “Yanmıyor, bu zamana kadar yaşadıklarımızın yanında bu ne ki, Demirci kızı?”
Gülizar’ın eli birkaç saniyeliğine havada durdu. Yaman’ın gözlerine baktı. O gözlerde ne gördüğünü kendisi de bilmiyordu. Belki yıllardır biriken acıyı, belki alışılmış bir çaresizliği, belki de kimseye anlatılmayan şeylerin sessizliğini… Ama bildiği bir şey vardı: Bu düşmanlık yüzünden iki aile de çok şey kaybetmişti. Nice insan toprağa verilmiş, nice evin ocağına ateş düşmüştü. Her iki taraf da birbirini suçlarken acının kimden yana olduğuna bakılmamıştı. Sanki birinin canının yanması, diğerinin de canını yakmak zorundaymış gibi…
Peki, bu böyle nereye kadar sürecekti? Gülizar’ın zihninden geçen düşünceler yüzüne yansımadı. Başını yeniden önüne eğdi ve elindeki pamuğu biraz daha sert bastırdı. Yaman’ın gözleri ona doğru kaydı.
Gülizar, bu kez hareketlerini daha da yavaşlattı. Yarayı temizledikten sonra yanında duran çantasından yara bandını çıkardı ve dikkatlice Yaman’ın başına yapıştırdı. İşini bitirdiğinde birkaç saniye daha olduğu yerde kaldı. Eldivelerini çıkarırken, gözlerini kaldırdı.Yaman hâlâ ona bakıyordu.
Sanki söylemek istediği bir şey vardı da kelimelerini bulamıyordu. Gülizar da aynı sessizliğin içinde kalmıştı. Sabah ormanda ayağı tuzağa yakalandığında bu adamın elleri yarasına dokunmuştu. Şimdi ise kendi elleri onun yarasını sarıyordu. Birbirlerinden nefret etmeleri gerektiği öğretilmişti onlara. Aynı tarafta durmaları bile başlı başına bir meseleydi. Ama hayat, ikisini aynı gün içinde iki kez karşı karşıya getirmişti. Gülizar yavaşça ayağa kalktı. Bu sessizliği daha fazla uzatmak istemiyormuş gibi Tahir ile Eylül’e döndü. “Ee…” dedi. Duraksadı. Söyleyeceklerini toparlamaya çalışırken bakışları istemsizce yeniden Yaman’a kaydı. “Eve götürün, dinlesin ha, uyumasın bir de bu gece. Siz şey yaparsız, tamam.”
Kelimeleri birbirine karıştırdığının farkındaydı. Normalde ne söyleyeceğini şaşıran biri değildi. Hele söz konusu bir Alkanlı olduğunda lafını esirgemesi hiç beklenmezdi. Ama şimdi cümlesini tamamlayıp bir an önce uzaklaşmak istiyordu. Yaman, Gülizar’a baktıktan sonra yavaşça ayağa kalktı. Tahir ile Eylül’ün yanına gitmek yerine bir adım atarak Gülizar’ın karşısında durdu.Gülizar başını kaldırdı.
Yaman’ın yüzünde hâlâ kavganın izleri vardı. Kaşının üzerindeki yara, biraz önce yaşananların sessiz bir hatırası gibi duruyordu. Buna rağmen bakışlarında az önceki öfke yoktu.
“Sağ ol.”
Gülizar, onun bu iki kelimesiyle birlikte sabahı hatırladı. Ormanın içinde, ayağı tuzağa sıkışmış hâlde karşısında durduğu anı. Yaman’ın diz çöküp yarasını sarmasını, saçındaki tokayı çıkararak ayağını bağlamasını, O sırada kendisine söylediği sözleri, ardından sepetini uzatırken parmaklarının parmaklarına değmesini.
Sabah kendisine yardım eden adam, şimdi karşısında durmuş, gözlerinin içine bakarak teşekkür ediyordu.
Gülizar ise o sabah ona teşekkür etmemişti. Bunu şimdi hatırlayınca içinde tuhaf bir his belirdi. Utanç mıydı, pişmanlık mıydı, yoksa adını koymak istemediği başka bir şey mi, anlayamadı. Dudaklarını araladı. Sanki bir şey söyleyecekti Ama kelimeler boğazında düğümlendi.
Yalnızca başını hafifçe sallayabildi.
Yaman da birkaç saniye daha karşısında durduktan sonra arkasını döndü. Tahir ve Eylül’le birlikte konağın dış kapısına doğru yürümeye başladı. Gülizar, gözlerini ondan ayıramadı. Yaman’ın her adımında aralarındaki mesafe biraz daha açılıyordu. Gülizar bunu fark ettikçe içinde, nedenini anlayamadığı bir huzursuzluk büyüyordu. Oysa gitmesini isteyen kendisiydi. Bir an önce bu avludan uzaklaşmasını, karşısına bir daha çıkmamasını söylemesi gerekirdi.
Öyle değil miydi?
Peki, o zaman neden arkasından bakıyordu?
Yaman tam avlunun kapısına yaklaşmıştı ki duraksadı. Arkasını döndü..Gözleri bir kez daha Gülizar’ı buldu. Gülizar, yakalandığı bakışlardan kaçmak istedi ama yapamadı. Yaman’ın gözleriyle karşılaştığında sabah ormanda hissettiği o tuhaf sessizlik yeniden etrafını sardı. Sanki dünya bir anlığına susmuş, ikisinin arasında söylenmemiş ne varsa ortaya çıkmak için beklemeye başlamıştı.Yaman’ın yüzünde belli belirsiz bir ifade belirdi. Bir şey söyleyecekmiş gibi dudakları aralandı ama sonra vazgeçti.
Gülizar da konuşmadı. Çünkü bazı anlarda insanın söyleyecek çok şeyi olurdu ama hiçbir kelime hissettiklerini anlatmaya yetmezdi.
Gökyüzünde bir şimşek çaktı.
Ardından gelen gök gürültüsü sessizliği böldü. Yağmurun kokusu havaya karışırken Yaman yeniden önüne döndü ve yürümeye devam etti. Gülizar ise olduğu yerde kaldı. Gülizar, onlar gözden kaybolana kadar onları izledi. Sonra gökyüzünde bir şimşek daha çaktı. İlk yağmur damlaları toprağa düşmeye başladı. Gülizar yavaşça başını kaldırıp gökyüzüne baktı. Parmaklarını havya doğur uzattı. Parmaklarına düşen birkaç yağmur damlasıyla elleri titredi. Bu eller az önce düşmanın yarasını sarmıştı. Ölsem yapmam dediği bir şeyi yapmıştı.
Sabah ormanda karşılaştıklarında Yaman’ı yalnızca bir Alkanlı olarak görmüştü. Ailesinin yıllardır düşman bildiği soyun bir parçası, Uzak durması, güvenmemesi, yüzünü bile görmek istememesi gereken bir adam. Ama o adam, ayağı tuzağa sıkıştığında kendisine yardım etmişti. Karşısında durmuş, kendisine teşekkür etmişti.
Bunlar neyi değiştirirdi ki?
Geçmişi mi? Yıllardır dökülen kanı mı? İki aile arasında açılan yaraları mı?
Hiçbirini.
Bir insanın yaptığı tek bir iyilik, yaşanan bütün acıları silemezdi. Ama bazen insanın aklına bir soru düşürmeye yeterdi.
Ya her şey anlatıldığı gibi değilse?
Bu düşünceyle yüzü gerildi. Başını iki yana sallayarak aklından geçenleri uzaklaştırmaya çalıştı. Bir Alkanlı’ya güvenmek, ailesinin yaşadıklarını unutmak demekti. Bunu yapamazdı.
Yapmamalıydı.
Yine de gözleri, Yaman’ın az önce kaybolduğu kapıya döndü. Yağmur hızlanırken Gülizar bir süre daha orada öylece durdu. Ardından derin bir nefes alıp konağa yöneldi.
Dışarıda yağmur, Karakaya’nın toprağına düşüyordu.
Ve Gülizar henüz bilmiyordu; o gün Yaman’ın yarasını sararken yalnızca başındaki kanı temizlememişti. Kendi içinde yıllardır dimdik tuttuğu, sorgulamaya bile cesaret edemediği bazı düşüncelerin üzerine de ilk kez eğilmişti.
Bölüm etkileşimi
