2. bölüm / 6
Kaderin İki YakasıBölüm-2 Düşmandan gelen yardım.
Bölümler 6Şu an: Bölüm-2 Düşmandan gelen yardım.
-22 Yıl Sonra-
"Hayat, acılarını da almıştı yanına, mutluluklarını da."
Sabah sisi Karadeniz'in üstüne çökerken Gülizar ormana doğru yürüyordu. Ayağındaki çizmeleri toprağa iz bırakıyor saçları adeta rüzgârda dans ediyordu.
Yirmi iki yaşında, dik başlı, Karakaya'nın en asi kızlarından biriydi. Kimseye boyun eğmezdi; ne babasına, ne geleniklerine ne de yıllardır iki yakayı birbirinden ayıran kan davasına. İçinde hep Alkanlara karşı büyük bir öfkeyle büyümüştü. Onlar katildi, onlar kan akıtmıştı, onlar can almıştı. Babası yıllardır ona böyle anlatmıştı. Annesi ise her zaman sessiz kalmıştı. Gülizar adımlarını hızlandırırken. Dudaklarının arasında öfkeyle fısıldadı:
"Alkanlar. Hepinizden nefret ediyorum." Önüne bakmadan yürüyordu. Ayağının bir şeye takılması ile yere düştü. Tek çizmesi düşerken çıkmıştı. Canı yanıyordu. Ayağı bir kapanın arasına sıkışmıştı. Acı bütün bedenini sararken dişlerini sıktı. Ağlamayacaktı. Asla. Ve o sırada çalılıkların arasında bir gölge belirdi. Gülizar başını kaldırdı. Karşısında duran adamı gördüğü anda bakışları sertleşti.
Yaman Alkan.
Yirmi dokuz yaşında, genç uzun boylu ve geniş omuzluydu. Kara gözleri sertti. Karakaya'nın en korkulan adamlarından biriydi. Ve şimdi ise düşmanlarından biri, tam karşısında duruyordu. "Sen!" Diye tısladı Gülizar, Yaman duraksadı, bu kızı biliyordu. Gülizar Demirci, en büyük düşmanı Cemal Demirci'nin tek çocuğu. "Gülizar Demirci." Dedi soğuk bir tınıyla.
Gülizar dişlerini sıktı. Ayağındaki acı gözlerini dolduruyor, tüm bedenini sarıyan acıya rağmen dimdik durmaya durmaya çalışıyordu. Acısını belli etmemek için kendini zorlarken karşısındaki adama öfkeyle baktı. "Uzak dur benden, Alkanlı! Beni öldürmeye mi geldin? O hâlde durma, yap! Ama unutma ki ailem intikamımı alır."
Yaman birkaç adım atarak ona doğru yürüdü. Gülizar'ın bakışlarındaki öfkeye aldırmadan yanına geldi dizlerinin üstüne çöktü. İlk defa düşmanın önünde diz çöküyordu.
Ama bu ondan korktuğu için değildi, ona yardım etmek içindi. Bakışlarını Gülizar'ın ayağına sıkışmış olan kapana çevirdi. Mekanizmayı dikkatli incelerken soğuk bir sesle konuştu. "Sana zarar vermeyeceğim." Gülizar gözlerini onun kara gözlerine dikti. "Yalan söylüyorsun! Alkanlar sadece kan akıttır." Söylediklerinden öylesine emindi ki karşısındaki adamın kim olduğunu bilmesi, onun için bütün gerçekleri açıklamaya yetiyordu. "Katilsiniz hepiniz!" Yaman'ın kaşları çatıldı. Çenesini sıkarak başını kaldırdı, gözleri doğrudan Gülizar'ın gözlerine kenetledi. "Beni doğru düzgün tanımıyorsun, Gülizar. O yüzden boş laflara nefesini boşa harcama." Gülizar gözlerini devirip alaycı bir gülümsemeyle karşılık verdi. Başını hafifçe yana eğdi, aklından bir şey geçiyormuşcasına başını salladı. "Tanımama gerek yok. Adını duymak yeter." Birkaç saniye durdu söyleyeceklerini özellikle onun canını yakmak istercesine ağır ağır sıraladı. "Yaman Alkan, Tahir Alkan'ın kardeşi. Ailemi dağıtan bir soyun parçası." Yaman, o sözlerin kalbine Keskin bir bıçak misali saplandığını hissetti. Gözlerini kapattı. Birkaç saniye boyunca tek kelime bile etmedi. Ne söylese boşunaydı. Gülizar'ın gözünde o da diğer Alkanlar gibi bir katildi. Kendini savunması, gerçeği anlatması ya da ona zarar vermeyince ne dair yemin etmesi hiçbir şeyi değiştirmeyecekti. Çünkü bu düşmanlık, onların doğumundan çok önce başlamıştı. Yıllardır süren kan davasında kimse geri adım atmadıkça, nefret de nesilden nesile aktarılmaya devam edecekti. "Ne oldu, sustun?" Diye üsteledi Gülizar. Sesini biraz daha yükseltti. "Ağır mı geldi gerçekler, Yaman Alkan?" Son kelimelerin üzerine özellikle bastırdı. Öfkesi ile karşısındakini incitmeye çalışırken ayağındaki acıyı bir anlığına unutmuştu. Şimdi o sızı yeniden kendini hissettiriyordu. Gözlerini usulca kapattı, derin bir nefes aldı. Yaman başını kaldırdı gözlerinde bir kararlılık seziliyordu. "Tahir benim ağabeyim." Sesini biraz alçaltı. "Ama bu, seni öldüreceğim ya da sana zarar vereceğim anlamına gelmez." Öfke ile haykırdı Gülizar
"Neden buradasın o zaman? Ne oyun peşindesin?"
"Oyun falan yok!" Yaman da sesini yükseltmişti. Ardından kendini toparlayıp dişlerini sıktı. "Yardıma ihtiyacı olan bir insanı öylece izleyemem. Düşmanım olsa bile."
Gülizar başını yana çevirdi. "Yardımını istemiyorum. Git başımdan, Alkanlı." Yaman ayağa kalktı. Üstünde ki tozu silmeye dahi uğraşmadan kıza bir kez daha baktı. "O zaman burada kanayarak öl, Gülizar. Ama bil ki ben elimden geleni yapmadan gitmem." Gülizar'ın gözleri öfkeyle parıldıyordu. "Siz Alkanlar, hepiniz aynısınız! Yardım edip karşılığında ne isteyeceksin?" Yaman'ın yüzündeki ifade yavaş yavaş değişirken suçlanmaktan yorulmuşcasına derin bir nefes verdi. " Senden hiçbir şey istemiyorum, Gülizar. Sana günahımı veririm ne de senden günahını alırım. Sadece yardım etmek istiyorum." Gülizar dişlerini sıktı. İçindeki gururuyla mücadele ediyordu sanki. Biri yanda hayatı boyunca kendisine öğretilenler, diğer yanda ise ayağındaki kapağın tek başına çıkaramayacağını yüzüne vuran bir acı. Kapanı her ne kadar zorladıysa da kurtaramamıştı. Aksine, her hareketinde canı daha çok yanıyor, bacağındaki sızı daha dayanılmaz bir hâl alıyordu. Başının döndüğünü hissedince istemsizce Yaman'a baktı. "O hâlde çabuk ol," dedi sonunda. "Ve sakın bana dokunma." Yaman birkaç saniye boyunca onu süzdü. Ardından yeniden dizlerinin üzerine çöktü. "Merak etme. Öyle bir niyetim yok." Kapanı dikkatlice gevşetip Gülizar'ın ayağını kurtardı. Ancak en ufak bir hareket bile genç kızın canını yakmaya yetmişti. Gülizar acı ile gözlerini kapattı, bağırmamak için dudaklarını birbirine bastırırken ellerini toprağa dayadı. Yaman, ayağındaki yaraya bakıyordu. Yarası derin görünüyordu. "Buna pansuman yapılması lazım. Yoksa mikrop kapabilir."
"Ben kendim yaparım," diye karşılık verdi Gülizar. Ayağa kalkmaya yeltendiği sırada Yaman. "Bir saniye."
Cebinden çıkardığı temiz bir mendille yarasının çevresindeki kanı nazikçe temizlemeye başlamıştı. Ardından bakışları Gülizar'ın saçına kaydı. Saçların arasına iliştirilmiş genç kızların buralarda sıklıkla kullandığı uzun, süslü saç aksesuarını fark etti. Elini uzatmadan önce birkaç saniye duraksadı. Gülizar'ın saçındaki aksesuarı yavaşça çıkarırken göz göze geldiler. Aksesuarı dikkatlice kullanarak ayağını sardı kanamayı kontrol altına almaya çalışıyordu. Gülizar ise tek kelime etmeden onu izliyordu. İlk defa tepkisiz kalmıştı. Yıllardır kendisini anlatılanlara göre Alkanlar kan akıtırdı, onlardan merhamet beklenmezdi. Babası bunu ona hep böyle öğretmişti. Oysa şimdi, karşısında diz çöken adam, kendi kanından olmayan birinin yarasını temizliyordu. Üstelik ona birkaç dakika önce yüzüne karşı katil demişti. Yaman, yaptığı işin ardından başını kaldırdı. Bakışları Gülizar'ınkilerle buluştu. Gülizar Yaman'a bir kez daha baktı. Ardından tek kelime etmeden arkasını dönüp gitmeye hazırlandı. Bir teşekkür bile etmeyecekti. Bunu onlara çok görüyordu.
"Gülizar!" Yaman'ın sesini arkasında duyduğunda genç kız durdu. Saçları rüzgarın etkisiyle omuzlarının üzerinden savrulurken arkasını döndü. Bakışları Yaman'ın gözleri ile tekrar buluştu. Yaman elindeki sepeti hafifçe kaldırdı. "Unuttun." Gülizar, onun elindeki sepete baktı. Yaşadığı kargaşanın içinde sepetini almayı tamamen unutmuştu. Dudaklarını birbirine bastırarak geri döndü. Ve Yaman'ın uzattığı sepeti aldı parmakları birkaç saniyeliğine birbirlerine değdi. Gülizar istemsizce başını kaldırıp Yama'nın koyu gözlerine baktı. Yaman da onun Suyla toprak karışımı misali gözlerine takılı kalmıştı. Birkaç saniye boyunca ikisi de kıpırdamadı sonunda hemen bakışlarını başka yöne çevirdi. Gülizar ise yine tek kelime etmeden arkasını döndü ve yürümeye başladı. Yaman, genç kızın uzaklaşan siluetinin ardında bir süre öylece kaldı. Bir teşekkür beklemişti, küçükcük bir baş hareketi bile yeterdi. Ama Gülizar Demirci'nin kendisine teşekkür etmeyeceğini O da biliyordu. İşin ucunda ölüm olsa dahi o teşekkürün gelmeyeceğini emindi. Derin bir iç çekti, ellerini ceplerine soktu ve Doğu yakasına doğru ilerledi.
Karakaya'nın üzerine güneş doğuyordu. Az önce ince ince yağan Yağmur dinmiş, bulutların arasından süzülen Güneş ışıkları köyün üzerine yayılmaya başlamıştı. İki yakayı birbirinden ayıran derenin suları usulca akarken sessizliği horoz sesleri bozuyordu. Gülizar, Demirci konağının kapısını yavaşça açtı. Kapı, her zamanki gıcırdayarak aralandı. Gülizar gözlerini kapattı. Evdekilerin uyup uyumadığını bilmiyordu kimseye görünmeden odasına ulaşmak istiyordu. Çizmelerini çıkardı, hırkasını astı mutfağa doğru ilerledi. Bir bardak su içip doğruca odasına geçecekti. En azından planı buydu. Fakat mutfağa yaklaştığında annesinin çoktan uyanmış olduğunu bilmiyordu. Gülbahar, kızının gün doğmadan evden çıktığını görmüş ama ona hiçbir şey söylememişti. Yıllardır sabahları herkesten önce uyanmaya alışmıştı. Gece uykusu gözlerine haram olmuş, yıllardır doğru düzgün uyuyamamıştı. Şimdi ise tahta zeminde gördüğü kan lekeleri ile yüzü bembeyaz kesildi. Gülizar mutfağa girdiğinde yengesi Feride mutfakta oturuyordu. Kollarını göğsünde birleştirerek başını kaldırdı. Gülizar'ı tepeden tırnağa süzdü. "Nereye gittun böyle sabah sabah?" Diye sordu. Sesinde merak vardı. "Uslu uslu otursağ evinde, ne arayisun dışarıda? Hem de böyle perişan hâlde?" Gülizar cevap vermedi. Onunla uğraşacak hali yoktu yengesi her zaman böyleydi meraklıydı ama bu merakı hep zarardı. Odasına gitmek üzere yürüdü birkaç adım sonra durmak zorunda kaldı. Ayağındaki yara tekrardan sızlamaya başlamıştı. Acıyla hafifçe ayağını kaldırdı, yüzünü buruşturdu. Gülbahar kızının yanına geldi. Yüzündeki ifadeden canının yandığını hissedebiliyordu. "Gül'üm ne oldi" diye sordu endişeyle. "Bir şeyim yok," dedi Gülizar, annesine kısa bir bakış atarak. Gülbahar'ın gözleri kızının ayağına kaydı. "Bir şeyin yok da ayağın niye kanay?" Sesindeki endişe giderek büyüdü. "Gel bakayım, şu yarana bir bakayım." Gülizar başını kaldırıp annesinin gözlerine baktı. Daha fazla saklamanın bir anlamı yoktu. "Ormanda tuzağa düştüm." Feride kaşlarını kaldırdı oturduğu yerde doğrulurken bakışları Gülizar'ın ayağına çevirirdi. "Tuzak mı? Ha bir de bizim arazimizde. Kim kurmuş onları da?" Gülizar cevap vermedi. Tam o sırada kapıda bir hareketlilik oldu ve Gökhan içeri girdi.
Feride'nin oğlu, yirmi altı yaşında, yüzünden gülümsemesi eksik olmayan, şakacı, insanları incitmekten hoşlanmayan bir gençti. Gülizar'dan dört yaş büyüktü. Aralarındaki ilişki kuzenlikten
çok daha yakındı çoğu zaman ona abi gibi davranır Gülizar'ın inadıyla uğraşmaktan ayrı bir keyif alırdı. Kısacası abi kardeş gibi büyümüşlerdi. İçeri girer girmez Neşe ile seslendi:
"Hayırlı sabahlar, Demirci ailesinin güzel kadınları!" Ardından bakışları g
Gülizar'a kaydı. Genç kızın ayağındaki yarayı görünce yüzündeki gülümseme silindi, gözleri kocaman açıldı. "Ula, ne oldu ayağına? Kanay bu!"
"Geçer," dedi Gülizar, sessizce. Gökhan ona doğru birkaç adım attı. "Geçer ne demek ula? Tutun bana, salona götüreyim seni." Gülizar hemen diklendi. "Geçer dedik ya oğlum." Tekrar bir adım atmayı denedi. Ayağı yere değer değmez acı bacağına yayıldı. Dengesi bozuldu, düşmek üzereyken Gökhan kolundan tutup onu yakaladı. "İnadın sırası değil, Deli kız! Bak, kan kaybediyorsun yürü." Gülizar itiraz etmeye devam etse de. Gökhan onu yavaşça salona doğru götürdü koltuğa dikkatlice oturmasına yardım etti.
Yaralı ayağını uzatmasını sağladı. Gülbahar da hemen yanlarına geldi. Bir bez parçası alıp kızının ayağındaki yarayı temizlemeye başladı. Gülizar dişlerini sıktı. "Acıyor." Söylediklerinde sızlanmaktan çok öfke vardı. Canının yanmasına değil de başkalarının karşısında bu hâle düşmeye kızıyordu. Gülbahar yarayı dikkatini temizlemeye çalışırken kan yeniden akmaya başladı. Gülizar, acıyla refleks olarak Gökhan'ın kolunu kavradı. Tırnaklarını koluna geçirdi. Gökhan bir anda irkildi. "Ula kolumu koparacaksun!" Gülizar başını çevirip ona baktı. Yüzünde en ufak bir pişmanlık belirtisi dahi yoktu. "Abartma lan sen de"
"Abartma mı? Hay maşallah bu tırnaklarla kavgaya gitsen karşındaki senden kaçar." Gülizar sonunda elini gevşeterek güldü. Gökhan kolunu ovuştururken Gülbahar kızına döndü. Merakını daha fazla bastıramıyordu. "Gül'üm, kim yaptı bunu saağ?" Gülizar saklamak istemiyordu. Aksine söyleyerek içindeki öfkeyi yeniden dışarı vurmak istiyordu. "Alkanlar." Gülbahar'ın yüzündeki renk çevrildi.
Alkanlar...
Yalnızca bu ismi duymak bile yüreğine korku salmaya yetiyordu. Yıllardır uzak durmaya çalıştığı, adını duymak bile istemediği o aile şimdi kızının yarasının ortasında duruyordu. "Sen" diye başladı güçlükle. "Sen onların topraklarına mı girdin?" Gülizar başını dik tuttu. "Evet, girdim. Hem de onlardan biriyle karşılaştım." Bu söz üzerine odadaki üç çift göz ona çevrildi. Gökhan kaşlarını kaldırdı. "Kimle?" Gülizar hiç tereddüt etmeden cevap verdi. "Yaman Alkan." Dedi soğuk bir tınıyla. Salonun içinde buz gibi bir sessizlik oluşurken Gülbahar'ın sesi titremeye başladı. Yüzüne yerleşen korku, az önceki endişesinden daha çok derindi. Feride ise kapının kenarına yaslanmış, Gülizar'ı dikkatle süzüyordu. Bakışlarında anlamdırmaya çalıştığı bir şüphe vardı. Gülbahar, sesini toparlamak için kendini zorladı. "Sana bir şey etti mi?" Gülizar başını iki yana salladı. "Hayır. Tam tersi ayağımı tuzaktan çıkardı Bir de yaramı sardı." Gökhan'ın kaşları yeniden havalandı. "Vay be! Bir Alkanlı, bir Demirciye yardım etmiş ha." Sözlerine şaşkınlıkla karışık bir hayret taşıyordu. Ancak Feride'nin yüzünde en ufak bir şaşkınlık belirtisi yoktu. Kollarını göğsünde birleştirerek konuştu. "Bir Alkanlı bize niye yardım etsin? Onlar bizim düşmanımız. Durduk yere kimse kimseye iyilik etmez. Mutlaka karşılığında bir şey isteyecektir." Aklına birden Yaman'ın, Gülizar'a bir şeyler hissedebileceği düşüncesi geldi. "Yoksa." Cümlenin devamı gelmedi ancak imalı bakışları, aklından geçenleri açıkça belli ediyordu. Gülizar'ın Sabrı bu noktada taşmıştı. "Bilmiyorum!" Diye haykırdı. "Bilmiyorum, Tamam mı? Ben ondan nefret ederken o bana yardım etti." Durdu söylediklerine kendine de öfkelenmiş gibi dudaklarını birbirine bastırdı. "Nefret ettiğim halde." Diye tekrarladı. Bu kez kelimelerinin üzerine basa basa.
"Onun gözlerinde bana zarar verecek bir niyet yoktu." Gülbahar kızının elini tuttu ve avcunu hafifçe sıktı. Bu hareketinde hem onu sakinleştirmek hem de onu korumak isteyen bir annenin çaresizliği vardı. "Gül'üm gitme bir daha onların tarafına. Tehlikeli onlar." Gülizar kollarını göğsünde birleştirip koltuğa yaslandı. Gözlerini devirerek annesine baktı. "Onların tehlikeleri olmasına sebep olan da zaten bu iki ailenin davası." Sözleri salonda yankılanırken konağın dış kapısı açıldı.
Bölüm etkileşimi
