3. bölüm / 6
Kaderin İki YakasıBölüm-3 Acı geçmiş.
Bölümler 6Şu an: Bölüm-3 Acı geçmiş.
İçeri Cemal Demirci girdi.
Batı yakasının en korkulan adamlarından biriydi. Baskıcı, sert, otoriter ve bir o kadar da takıntılıydı. Sözü dinlenir, öfkesi hissedilir, varlığı insanlara kendilerini toparlamaları gerektiğini hatırlatırdı. Fakat bu sabah yüzünde belli belirsiz bir gülümseme vardı.
Günün ilk ışıklarıyla birlikte tarlalarını kontrol etmeye gitmiş, her şeyin yolunda olduğunu öğrenince konağa geri dönmüştü. Salona girdiğinde eşini, yengesini, yeğenini ve kızını bir arada görünce bakışlarını hepsinin üzerinde gezdirdi.
“Hanımlar ve küçük beyler, noluyor? Hepiniz toplanmışsunuz hayırdır inşallah?”
Gökhan, amcasını görür görmez bir kolunu kaldırıp onunla tokalaştı.
“Amca, günaydın! Tarlalardan mı?”
Cemal başını salladı. “He, oradan."
Gökhan muzipçe sırıtıp amcasına yan gözle baktı.“Gene ne yapmaya gittin? Köylülerin aklını alacaksun!”
Cemal bu söz üzerine güldü. Başını hafifçe yana eğip yeğenine baktı.
“Senin aklını almak lazım oğlum, varsa tabii.”
Sesini biraz alçaltmıştı ama Gökhan onun kendisiyle dalga geçtiğini anlamıştı. Genç adam hiç istifini bozmadan göğsünü kabarttı. “Benim aklımı kimsecikler alamaz ha! Korkusuz Gökhan derler bana!”
Cemal güldü. “Sen benim sertliğimi kaldıramazsın, oğul.” Ardından bakışlarını salondakilere çevirdi. Gülizar’ın ayağındaki kanı henüz fark etmemişti. “Ee, şimdi de bakayım? Bana niye toplandınız?”
Gökhan’ın yüzündeki gülümseme hafifçe silindi. Bir an sustuktan sonra başını kuzenine çevirdi.
“Bir şey yok da amca, Gülizar-”
Gökhan’ın ağzından kızının adını duyar duymaz Cemal’in bakışları ona döndü.
Gülizar’ın yüzü bembeyaz kesilmişti. Ayağı kan içindeydi ve acısını belli etmemek için kendini zorluyordu. Cemal’in yüzündeki gülümseme bir anda silindi. Hiç vakit kaybetmeden kızının yanına koştu, tek dizinin üzerine çökerek yaralı ayağını inceledi. “Ne oldu benim kızıma?”
Sesi bir anda sertleşmişti. Çenesini sıktı, bakışlarını kızının yüzüne kaldırdı.
“Kim?” dedi, kelimenin üzerine basa basa. “Kim yaptı bunu?”
Gülizar sessiz kaldı. Önce annesine, ardından yengesine baktı. Son olarak gözlerini Gökhan’a çevirdi.
Gökhan, amcasının sorusunu cevapsız bırakmadı. “Gülizar ormana gitmiş, amca. Yaman Alkan’la karşılaşmış.”
Cemal’in yüzü öfkeyle gerildi. “Yaman Alkan mı?” diye hırladı. Ardından sesi bütün salonda yankılandı. “O herif mi?”
Gülizar, babasının yüzüne yerleşen öfkeyi görünce hemen araya girdi.
“Baba, yardım etti bana. Ormanda bir tuzağa yakalanmıştım. Ayağımı çıkardı, yaramı sardı.”
Cemal, kızına baktı. Gülizar, onun biyolojik kızı değildi. Fakat Cemal için bu gerçeğin bir önemi yoktu. Gülbahar’ın kızıydı; onun evladıydı. Yıllardır kendi öz kızıymış gibi sevmiş, bağrına basmıştı.
“Sen benim evladımsın, Gülizar,” dedi, “Bunu sakın unutma.”Bakışlarını yeniden kızının yarasına çevirdi.
“Tuzakları da onlar kurmuştur! Bunun hesabını verecekler. Benim kızımın canını kim yakmaya kalkarsa ona ölümü tattırırım!”
Salondaki hava bir anda buz kesti.
Gülizar başını kaldırıp babasına baktı. Onun sözlerinin ardında yatan şeyin yalnızca gurur mu, yoksa gerçek bir babalık sevgisi mi olduğunu bilmiyordu. Bildiği tek şey, o an kendini güvende hissettiğiydi.
Cemal’in arkasında duracağını biliyordu. Ne olursa olsun, babası onu koruyacaktı. “Baba, ben iyiyim,” dedi usulca.
Cemal, kızına döndü. “İyi değilsin,Kan kaybediyorsun.”
Ardından başını Gülbahar’a çevirdi.
“Gülbahar, pansuman malzemelerini getir. Sar şu yarayı.”
Gülbahar hiç vakit kaybetmeden ayağa kalktı. Cemal bu kez Gökhan’a döndü.“Sen de ormana git. Tuzakları topla, kim kurmuşsa bul!” Gökhan hemen ayağa kalktı. “Tamam amca, ben hallederim.”
Kapıya doğru yönelirken arkasına dönüp salondakilere seslendi.
“Hadi size afiyet olsun! Kahvaltınızı edin bakalım.” Feride oğlunun ardından seslendi. "Bir şey yeseydin ya oğlum!"
Gökhan kapıdan çıkarken neşesinden bir şey kaybetmeden cevap verdi. “Sonra yerim anam!”
Az sonra ayak sesleri uzaklaştı ve salonda yeniden sessizlik hâkim oldu.
Cemal kızının yanına oturdu. Kollarını Gülizar’ın omuzlarına dolayarak onu kendine çekti ve sıkıca sarıldı. “Korkma kızım,” diye fısıldadı. “Ben buradayken sana kimse zarar veremez. Verdirtmem!”
Gülizar babasının göğsüne sokuldu, kollarını onun beline doladı. Küçüklüğünden beri Cemal’i sığınabileceği güvenli bir liman olarak görmüştü. Dünyanın geri kalanı karşısına dikilse bile babasının onu koruyacağına inanıyordu. Cemal’in kollarında gözlerini kapattı.
Oysa Gülizar bilmiyordu. Kendisini yıllardır koruyan bu adamın, onu gerçek babasından ayıran sırların bir parçası olduğunu. Gülbahar, elinde pansuman malzemeleriyle geri döndü. Gülizar’ın yarasını dikkatlice temizleyip sardıktan sonra malzemeleri topladı ve ayağa kalktı.
“Ben kahvaltıyı hazır edeyim,” diyerek mutfağa doğru ilerledi.
Cemal, kızının yüzüne son bir kez baktıktan sonra ayağa kalktı. “Ben bir anana bakayum.” Gülizar'ın saçlarına küçük bir öpücük kondurdu. Az önce yüzüne çöken öfke, kızının yanında yerini alışıldık bir şefkate bırakmıştı. Gülizar hafifçe gülümsedi. “Tamam, babam. Ben de odama geçeyim. Kahvaltı hazır olunca haber edersiniz.” Cemal başını salladı. Gülizar, ayağındaki sargıya dikkat ederek odasına doğru ilerlerken konağın içindeki sessizlik yeniden kendini gösterdi. Dışarıdan kuş sesleri geliyor, mutfaktan tabak çanak sesleri yükseliyordu. Her şey, sıradan bir sabahın olağan akışı içindeymiş gibi görünüyordu. Oysa bu konağın duvarları, yıllardır söylenemeyen sözlere ve üstü örtülen gerçeklere tanıklık ediyordu. Cemal mutfağa geçtiğinde Gülbahar ellerini yıkıyordu. Sırtı ona dönüktü. Musluktan akan suyun sesi, aralarındaki sessizliği dolduruyordu. Gülbahar, Cemal'in geldiğini anlamıştı ama arkasını dönmedi. Yıllardır yaptığı gibi, içinde biriktirdiği öfkeyi yüzüne yansıtmamaya çalıştı.
Cemal masanın başındaki sandalyeye oturdu. Tesbihini eline alıp ağır ağır çevirmeye başladı. Bakışları, mutfakta işine devam eden karısının üzerindeydi. “Gülbahar.” Sesindeki sertlik, sıradan bir seslenişten çok bir emre benziyordu. Gülbahar cevap vermedi. Cemal, karşısındaki sandalyeyi işaret etti. “Gel, otur.”
“İşim var.” Cemal'in parmakları tesbihin taneleri üzerinde duraksadı. Gözlerini kıstı. “Nefret ediyorsun benden, Gülbahar.” Gülbahar'ın elleri bir anlığına durdu. Yine de dönmedi arkasını. Cemal, cevabını beklemeden konuşmayı sürdürdü. "Neden nefret ediyorsun benden? Yıllardır sana her şeyi verdim. Başını sokacak bir ev, yiyecek ekmek, güvenli bir hayat.Bir ailen var. Daha ne istedin benden?” Gülbahar, ellerini yavaşça kuruladı. Ardından arkasını dönüp ona baktı. Yıllardır karşısında susup başını eğdiği adam, yine aynı adamdı. Sert yüzü, buyurgan bakışları, her şeyin kendi istediği gibi olması gerektiğine inanan tavrı.Gülbahar'ın hayatını bir zamanlar tek bir kararla değiştiren adam. “Güvenli bir hayat mı?” Sesi olabilğinden alçaktı. Yıllardır içinde tuttuğu öfke, kelimelerine karışarak yükseldi. “Benimle zorla evlendin! Gençliğimi çaldın, sevdiğim adamdan ayırdın! Kızımı öz babasıyla birlikte büyütmeme engel oldun. Şimdi kalkmış bana evden, ekmekten, aileden mi söz ediyorsun?” Cemal'in yüzündeki ifade değişti. Çenesini sıktı, tesbihi avucunun içinde topladı. “Ne dedin sen?” Tehditkâr sesi mutfağın içinde yankılanırken.
Gülbahar'ın kalbi hızla çarpıyordu. Cemal'e karşı gelmenin nelere mal olabileceğini biliyordu. Yıllarca susmuş, yutkunmuş, geceleri tek başına ağlamıştı. Her seferinde kendini Gülizar için susturmuştu. Ama bazı acılar vardı ki insan onları ne kadar derine gömerse gömsün, bir gün mutlaka yüzeye çıkıyordu.
Gülbahar ilk kez geri atmadı.
“Duydun beni. Gülizar'ı öz babası Tahir'le büyütmeme engel oldun! Sevdiğim adamla, kızımızla birlikte bir yuva kurmamıza sen engel oldun!”Cemal kısa bir kahkaha attı.
Fakat o kahkahada neşe yoktu. Yalnızca küçümseme ve acımasız bir alay vardı.
“Tahir mi?” dedi, başını iki yana sallayarak. “ Hâlâ mı Gülbahar? Hâlâ mı o?
Gülbahar'ın sesi titredi ama gözlerini kaçırmadı. “Sen beni bu konağa getirdin diye kalbimi de kendine ait bilme, benimle aynı evde yaşadın diye seni sevmek zorunda değilim. Bana ne verirsen ver, benden aldıklarını geri verimezsin bunun telafisi yok!” Cemal'in bakışları karardı. Gülbahar duramıyordu artık."Üstelik yetmedi sana! Gül'üm de aldın benden. Onu kendi babasına düşman ettin.”
Cemal öfkeyle elini masaya vurdu.
Bardaklar yerlerinden sıçradı.
“Gülbahar, sus!” Sesi bir hırıltıya dönüşmüştü. Gözlerini karısına dikmiş, sanki tek bir kelime daha etmesine izin vermeyecekmiş gibi bakıyordu. "Gülizar benim kızım! Onu ben büyüttüm, ben sevdim! Hastalandığında başında ben bekledim, düştüğünde elinden ben tuttum, ilk adımlarında ben vardım.Bu evde ona babalık eden kim, bir düşün!” Gülbahar'ın gözleri doldu. Ancak akıtmadı gözyaşlarını.
Cemal'in söylediklerinde kendince haklı gördüğü bir taraf vardı. Gülizar'ı büyütmüş, ona sevgisini vermişti. Kızına karşı hissettikleri sahte değildi. Ama bu gerçek, yaptıklarını değiştirmiyordu.
Bir çocuğu sevmek, onu kendi gerçeğinden mahrum bırakma hakkı vermiyordu insana.
“Tahir Alkan,” diye devam etti Cemal, kelimenin üzerine basa basa, “onun için düşmandan başka bir şey olamaz. Bu böyle bilinecek!”
Gülbahar birkaç adım ilerledi. Artık aralarında yalnızca birkaç adım vardı. "Ya bir gün gerçeği öğrenirse?"
Cemal'in yüzü bir anda sessizleşti.
Gülbahar, yıllardır kendisine eziyet eden o düşünceyi ilk kez bu kadar açık dile getiriyordu. "Ya bir gün karşısına Tahir çıkarsa? Ya kendi geçmişini, gerçek babasını öğrenirse? O zaman ne olacak, Cemal? Söyle bana. O zaman da sana baba diyecek mi?” Cemal bir süre sustu. Sonra yüzünde yavaşça, insanın içini ürperten bir ifade belirdi. Dudaklarının kenarında ince, kurnaz bir gülümseme oluştu. Tesbihini yeniden eline aldı ve taneleri ağır ağır çevirmeye başladı.
“Bak, Gülbahar.” Sesi oldukça sakindi. Fakat bu sakinliğin altında, öfkesinden çok daha tehlikeli bir kararlılık yatıyordu “Bu sır seninle benimle mezara kadar gidecek. Kimse öğrenmeyecek. Duydun mu beni? Kimse!” Gülbahar, karşısındaki adama baktı. Bir zamanlar onunla aynı hayata uyanacağını, aynı sofraya oturacağını, aynı çatı altında yaşlanacağını hayal etmiş miydi? Hayır. Onunla hiçbir zaman bir yuva kurmak istememişti. Buna rağmen yıllarını o evde geçirmiş, her sabah istemediği bir hayatın içinde gözlerini açmıştı. Ve şimdi, sevdiği adamdan geriye yalnızca özlem kalmışken, kızının da aynı yalanların içinde büyüdüğünü görüyordu. Cemal'in yüzüne baktığında hissettiği şey yalnızca nefret değildi. Bir zamanlar yaşayabileceği hayatın yasını tutuyordu. Tahir'le kurabileceği yuvanın, kızını gerçek babasının kucağında büyütmenin, korkmadan sevebilmenin yasını.
En çok da Gülizar'ın elinden alınan gerçeğe yanıyordu.
Cemal, onun susmasını bir kez daha boyun eğmek sandı
Yanılıyordu. Gülbahar artık söyleyecek söz bulamadığından değil, karşısındaki adamın hiçbir sözü anlamayacağını bildiğinden susuyordu. Arkasını döndü. Kapıya doğru yürürken bir an bile duraksamadı
“Size afiyet olsun,” dedi soğuk bir sesle. “Ben tokum.” Ve mutfaktan çıktı. Cemal arkasından bakarken tesbihini çevirmeyi sürdürdü. Yüzündeki ifade yeniden sertleşmişti. Gülbahar'ın yıllardır susmuş olması, bundan sonra da susacağı anlamına geliyordu ona göre. Ama bazı sırlar, üzerlerine ne kadar toprak atılırsa atılsın, bir gün mutlaka filizlenirdi.
Bölüm etkileşimi
