Kaderim kitap kapağı

2. bölüm / 6

Kaderim

˖ ݁𖥔 ݁˖ 2. Bölüm ˖ ݁𖥔 ݁˖

Vaveyla Yazarı: Yapi Doriii

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: ˖ ݁𖥔 ݁˖ 2. Bölüm ˖ ݁𖥔 ݁˖

Masada ölüm sessizliği.... Tam değil tabii çünkü abim yemeğe başladı bile. Ayı utan biraz Ya

"Meliha bacım tekrar hoşgeldiniz ne iyi ettiniz de geldiniz." annem çok mahcup hissediyordu kıyamam. Demir de sinandan en uzak sandalyeye oturup beni de yanına oturttu

"pek hoşbulmadık nazlı bacım. Yani siz bizi yemeğe davet ettiniz biz de geldik ama karşılaştığımız bu tavır biraz şaşırttı yani." kadın göz ucuyla demire bakışlar atıyordu.

Sude gelmemişti allahtan. Meliha abla ve Sinan tek gelmişlerdi. Gerçeği onların da niye geldiğini anlamadım ya. Yani o kadar yakın da değildik. Üç ayda bir annem, Meliha ablayla görüşüyordu herhalde.

Lokmamı ağzıma atınca nefes boruma kaçmış olacak ki öksürmeye başladım. Demir panikle sırtıma vurmaya başladı Sinan da hemen yerinden kalkıp bir bardak su getirdi. Ben orada boğulurken Demir, sinane ölüm bakışları atıyordu.

Bardağı Sinandan alıp başka tarafa koydu ve bana başka bir bardağa su doldurdu. Bu kin nedir arkadaş. Bunların arasında ne geçti böyle?! Sorsam söyler mi acaba? Meliha ablalar gidince şansımı deneyecem. Suyu içtikten sonra biraz rahat nefes alabildim.

Annem tedirgince gülüp " gül kızım iyi misin?" başımı olumlu anlamda salladım. Demirin eli hala sırtımdaydı. İnanmaz bir bakışla bakıyordu bana. "gerçekten iyiyim" diyince ancak rahat bir nefes aldı.

"Allah aşkına Meliha bu oluşan tatsızlığı unutalım ve yemeğimizi keyifle yiyelim. Hem oğlum Sinan senden de demirin bu davranışı için özür dilerim."

annem demire sen de özür dile bakışları atıyordu ama ne fayda demirin bütün dikkati sinandaydı. Annemin tarafına bakmıyordu bile.

Ben de yaklaşıp fısıltı şeklinde " annem sana bakıyor " dedim. Yüzünü döndürüp gözlerimin içine bakıyordu resmen. O kadar güzel bakıyordu ki bundan daha güzel bir bakış görmemiştim hayatımda galiba.

Nasıl tarif etsem az çünkü öyle böyle değil. Kalbimi görüyormuş gibi bakıyordu. Konuşmadan önce yutkundu sonra "pişman değilim" dedi. Bunu bana değil anneme söylemesi gerekiyordu ama yüksek sesle söylediği için herkes duymuştu zaten.

Annem gereksiz bir kahkaha atınca Demir bakışlarını çevirdi. Yemeğine odaklanmıştı bu sefer. Bu neydi ya hipnoz olmuş gibiydim.

"olsun nazlı abla belli ki bazılarının hala hazmedemediği şeyler var" kinayeli bir şekilde konuşuyordu Sinan. Demir kaşığını masaya sertçe bırakıp "Sinan ayağını denk al oğlum. Nazlı ablanın hatırına sofrada tek parça oturmana izin verdim haddini aşma!" demir sakin bir tonda konuşsa da tehdidi hepimiz algılamıştık.

Sinan pek bu tehditten korkmamış gibi görünmeye çalışsa da susmuştu. Yemek aynı gerginlikle devam ederken Meliha abla birden söze girdi " ee gül sen neler yapıyorsun? Veyselle galiba bir dükkan arıyormuşsunuz kuaförcü açmak için"

Ağzımdaki lokmayı zor yuttum. Açıkçası bu iş hakkında konuşmak biraz beni streslendiriyordu. "evet Meliha abla Allah izin verirse Veysel abi güzel bir yer bulduğunda kuaförcü açmayı düşünüyorum" Meliha abla anlamadığım bir şekilde rahat bir nefes verdi

"doğru Veysel abin bu konuda çok iyi" dedi mutlu bir şekilde. Bu kadına ne oluyor be. "peki işten sonra ne yapacaksın? Yani artık evlilik çağın da geldi malum. Koskoca 24 yaşında kızsın sonuçta." anlaşıldı konu benim üzerimden devam edecek

"Meliha abla şu an düşünmüyorum" dedim sakin bir tonda. Birden yüzü düştü ve kınar şekilde "ne demek düşünmüyorum sonra yaşın büyür seni kimse almaz falan" bu nasıl bir zihniyet ya.

Allahtan cevap vermek bana kalmadan Demir cevap verdi "bu nasıl laf Meliha abla bu kız mal mı alıyorlar?! Ayrıca ne evlenmesi işine odaklanacak o kadar!" abimin ani öksürüşüyle herkes ona döndü. Önemli bir şey diyecek diye beklerken hepimiz "kusura bakmayın ya boğazımda kaldı siz muhabbete devam" dedi ve yemeğine devam etti. Ya sen nasıl bir umursamazsın ya.

Yemekten sonra ona sorsam niye bir şey söylemedin diye hiçbir şey hatırlamaz çünkü yemekteyken yemekten başka bir şey düşünmez ve kesinlikle sofrada konuşulan şeyleri duymaz.

Meliha abla demirin dediği şeylere biraz morali bozulsa da asla vazgeçme niyeti yoktu belli ki "ben onu mu demek istedim sadece evlilik çağının geldiğini söyledim. Beni yanlış anlama kızım sadece iyiliğin için söyledim." ona cevap vermeden sadece başımı salladım.

Bu sefer de annem sinan'e yönelmişti "eee oğlum Sinan sen neler yaptın bu kadar yıl?"

"açıkçası nazlı abla biliyorsunuz ki ani Bir gidişti benimki.." sözlerine devam etmeden demire bir bakış attı sonra devam etti "ama oldu işte. Dayılarımın yanına İzmire gittim orada liseyi bitirdikten sonra tıp okumaya başladım . Tus'a hazırlanıyorum şu an . Ardından da uzmanlık 4 yıl. Uzmanlık olarak da göz düşünüyorum" oha ya bu doktorlar hayatları boyunca okuyorlar arkadaş

"maşallah oğlum maşallah. Bizim keratalar da keşke okusaydı ama işte biliyorsunuz babaları..." annemin gözlerinden yaş akınca dayanamayıp gittim ona sarıldım. Babam ve metin amcanın yokluğu her zaman belli oluyor. Bir duvar gibi yaslanıyorduk onlara birden duvarlarımız yıkılınca düştük.

Abim bile kafasını yemekten kaldırmış hüzünle anneme bakıyordu.

Demir'e bakınca onun da gözlerindeki hüznü gördüm. o da elini uzatmış annemin omzunu okşuyordu. Annem "tamam tamam iyiyim sen de yerine otur kızım" diyince yine Demir'in yanına geçtim.

"şey kusura bakmayın bir an aklıma gelince kendimi tutamadım" Meliha abla da etkilenmişti galiba "olur mu öyle şey nazlı bacım biz bilmiyor muyuz sanki ne kadar acı çektiniz o kara günde. Allahın işi işte. Allah size sabır versin"

Yemeğin geri kalanı mahalle dedikodusuyla geçti. Bu ne yapmış? Şu kiminle nereye gitmiş?

Artık herkes yemeğini bitirince Meliha ablalar da gitmek için veda ettiler "nazlı bazı tatsızlıklar olsa da eline sağlık valla yemeklerin yine şahaneydi."

"gerçekten nazlı abla resmen yemeklerini o kadar özlemişim ki yemeyene kadar anlamamıştım" odadan çıkınca ben de onları kapıya kadar geçireyim diye peşlerinden gidecekken Demir elimi tutup geri oturttu.

"sen nereye? " anlaması için el kol yapıyordum. Ama hala bir elimi tutmuş bırakmamakta ısrar ediyordu. Benim de pek elimi çekme niyetim yoktu açıkçası.

"gitme! kapının nerde olduğunu biliyorlar zaten"

"ayıp olmaz mı?" kafasını hayır anlamında sallayıp "olmaz gülüm benim olmaz" tamam anladık gitmeyecez elimi bırak diyemediğim için "iyi o zaman ben tabakları falan toplayayım" dedim.

Ben kalkınca o da kalktı "napıyorsun?" dedim. Anlamaz bir bakışlar bakıyordu bana "nasıl napıyorsun? Yardım edecem"

"yani normalde yapmazsın onun için şaşırdım." hafif bir şekilde gülümseyip "içimden geldi." bana uyar valla.

Hepsini mutfağa yığınca su vurup bulaşık makinasına koymaya başladım.

Çok şükür ki bitti bir an sonu gelmeyecek zannettim sanki ne vardı da annem o kadar yemek yaptı.

Oh be sonunda odama geçip yatağıma yatabildim. Artık akşam olmuştu. Demir de evine gitmişti. Annem bizde kal diye ne kadar ısrar etse de kabul etmedi. Olsun yarın nasıl olsa onu görürüm. Yatarken yine yemekten bana attığı o bakışı aklıma geldi.

Biraz fazla etkilendim sanırım o bakıştan. Ama Demir ne yapsa etkilenirim zaten.

Yarım saattir yatakta dönüp duruyorum ama yok. Hiçbir şekilde uyuyamıyorum. Gecenin 3'ü oluyordu artık . Yataktan kalkıp mutfağa gittim. Bir bardak su içtim.

Demir uyuyor muydu acaba? Tabii ki uyuyordur sonuçta yarın sabahın köründe kalkıp işe gidecek çocuk.

Kendimi tutamayıp telefonumu elime aldım ve demirin ismine tıklayıp mesaj yazmaya başladım

Ben : uyuyor musun?

İki dk sonra cevap verdi

Demir : ne oldu gülüm iyi misin? Kötü bir şey yok değil mi?

Yaa sen beni mi düşünüyorsun. Bu çocuk çok tatlı

Ben : yok yok bir sıkıntı yok. Sadece uyuyamadım da ben. Dedim Bi bakayım sen uyuyor musun?

Demir : baştan öyle desene gülüm. yüreğim ağzıma geldi resmen. Gezmek ister misin belki uykun gelir?

Off ben sana nasıl kıyarım ama. Sen yarın sabah işe gideceksin

Ben : yarın işiniz yok mu ki?

Demir : gülüm sıkıntı etme onu. Oğuz abi bizi çok yormaz zaten. İşte uyurum biraz. sıkıntı değil.

Ben : gerçekten mi e tamam o zaman.

Ayy çok mutluyum. Aslında biz eskiden hep böyle yapardık. Ben ne zaman uyuyamazsam Demir beni gecenin kaçı olursa olsun biraz gezdirir. Sonra da beni eve bırakır ve ben de mışıl mışıl uyurum.

Ama artık pek yapamıyorduk çünkü ben de işe başlamıştım derken demirle biraz ara vermiştik.

Hemen odama geçip üstüme rahat bir şeyler geçirdim. Gece serin olur diye de bir şal üstüme attım.

Gelen mesajla gözüm telefona kaydı. Beklediğim gibi mesaj demirden gelmişti.

Demir : gülüm kapıdayım.

Hemen kapıya gidip ses çıkarmadan açmaya çalıştım. Kapının önünde gördüğüm demirle yüzüme bir tebessüm yayıldı.

"demir geldin"

"geldim"

Elini omzuma atıp yola doğru yönlendirdi. Yolumuz sessizce devam ederken. Merakıma yenik düşüp sordum "sizin Sinanla aranızdaki mevzu ne?" omzumdaki kolu bir an gerilse de yüzünü sakin tutuyordu.

"mavzu falan yok." aynen ben de yedim. Çocuğu boğazlıyordu resmen. "nasıl mevzu falan yok? Elinde olsa onu öldürürdün." bu sefer yüzünde sıkıntılı bir ifade vardı

Aklıma gelen şeyin doğru olmadığını umarak dile getirdim. "kız meselesi mi?" lütfen hayır de, lütfen hayır de.

Zor yutkunduktan sonra "evet" kalbim durdu o an. Ne demek evet. Doğruydu işte ne diye anneme kız falan yok demişti o zaman.

"kim?" sude diyecek diye ödüm kopuyordu. Sonuçta sinanın kardeşi ve en olası kişi o. Yolun ortasında durup bana döndü. Yine o bakışla bakıyordu bana.

Demir ne zamandan beri bu kadar güzel bakar oldu? "gülüm kafanı bu meseleyle yorma zaten ben hallettim ve bitti."

"pek bitmiş gibi durmuyor ama." sesime ufak bir sinir ve Kıskançlık katılmıştı. Gözlerine hüzün okunuyordu resmen "bitti inan bana." dedi ve yolumuza devam etmemiz için sırtıma destek verdi.

"yani kızın kim olduğunu söylemeyecek misin? Sude mi?" öğrenmem lazım yoksa gerçekten sabaha kadar uyuyamam.

Bir süre sessiz kaldıktan sonra "evet sude ama lütfen bu konuyu kapat tamam mı sonuçta geçmişte kaldı." diye cevap verdi. hala bir umudum var mıydı ki?

"yani artık onu sevmiyor musun?" yüzünü diğer tarafa döndürüp cevap verdi "sevmiyorum" buna şimdi inanmam mı gerekiyor yani.

"iyi tamam o zaman ben sana bir şey söylemek istiyorum." biliyorum ne yeri ne de zamanı ama böyle bir bilinmezlikle daha fazla yaşayamam.

"önce gel şu kaldırıma oturalım öyle söyleyeyim." elini tutup onu kaldırıma doğru getirdim onu. Kaldırıma oturup yüzüme bakıyordu, " söyle gülüm. "

Of ya ben neye kalkıştım böyle. Keşke önce Besteye danışsaydım. Neyse son pişmanlık fayda etmez.

"demir, hayatım boyunca ben sana abi demedim." annemler her zaman kızsa da ona Demir dediğim için ben ısrarla ismiyle sesleniyordum. Demir de bundan şikayetçi değildi onun için sıkıntı yoktu benim için.

O da kafasını onaylar şekilde salladı. "bunun bir nedeni var. Direkt söyleyecem hiç lafı dolandırmayacam. Demir Ben sana aşığım." zaman durmuştu sanki.

Demir ışık görmüş tavşan gibi gözlerini açmıştı. Hiçbir şey söyleyemiyordu. Konuş artık be adam burada öldük stresten

"gülüm ne diyorsun sen? Ne demek sana aşığım!? Olmaz, olamaz böyle bir şey. Bunu duymamış gibi yapıyorum sen de böyle bir şey hiç söylemedin. Tamam mı?"

Gözümden bir damla yaş akıp gitti. Yanağımı ıslatınca Demir elini uzattı. Tam silecekti geriye çektim kendimi.

" gülüm ağlama lütfen. "eli havada kalmıştı. Ben hiçbir şey söylemesem de gözlerimden hala yaşlar akıp duruyordu. Sanırım şoka girmiştim demirin cevabından dolayı.

" demir ben söyledim, sen de duydun. Bunu duymamış gibi yapamazsın. Çocukluğumdan beri aşığım sana. Gözlerine doya doya bakmak için dilediğim tek kişi sendin. Her zaman yanımda olan sendin. Abim bana kızdığında omzunda ağladığım sendin. Yere düşüp yaralandığımda yaramı sarıp ağlamamam için çikolata alan sendin. Demir benim hayatım sendin. Bunu yok sayamazsın. "

Derin bir nefes alıp sözlerime devam ettim.

" sev demiyorum. Ama sana olan duygularım bir hiçmiş gibi kenara atamazsın. Ben sana duygularımı söyledim sen de.... Reddettin o kadar. " kaldırımdan kalkıp eve doğru yol aldım.

Demir arkamdan koşup bana yetişti. Kolumdan tutup kendine döndürdü. Bir anda sarıldı. En sevdiğim şeyde bu sarılmalarıydı. Ama bunu ona söylemeyecektim. Beni bundan da mahrum bırakmasın diye.

" gülüm benim. Sen Ne yaptın!? Niye bana bunları söyledin?!" sesinde hüzün vardı. Elini saçlarıma götürüp okşuyordu. Başımın üstüne öpüp benden ayrıldı. Yokluğu soğuktu.

"gülüm ben duygularını bir hiçmiş gibi nasıl kenara atarım. Asla yapmam böyle biliyorsun. Ama gülüm bizden olmaz. Bunu da bil" öyle olsundu.

"başkasını mı seviyorsun?" merka ediyordum. Sevmesin beni ama onu başkasıyla görecek miyim bilmek istiyordum

"var." dediği buydu sadece. Öyle olsun bakalım. Ellerini üstümden çekip ittim onu. Eve kadar yürüdüm o da arkamdan geliyordu. Hissediyordum onu.

Evin kapısını kapatmadan karşı eve baktım. Yıkılmış gibi kapının önünden bana bakıyordu. Ben de yıkılmıştım.

Kapıyı kapatıp odama gittim. Kendimi yatağa attığım an ağlamam daha da şiddetlendi. Ben ne yaptım? Kafama yeni yeni dank ediyordu.

Yazardan

Demir eve geçip odasına gitti. Ne demişti ona gül öyle? Seviyorum dedi. Mutluluktan havalara mı uçsun yoksa kafasını duvara mı vursun bilemiyordu. Bide reddettiği yetmiyormuş gibi bide onu ağlatmıştı. İşte bunun için kafasını duvara vurabilirdi.

Yatağının yanındaki çekmeceyi açıp içinden bir saç tokası çıkardı. Gülün tokası. Avucunda sıkıp kalbinin üzerine koydu. Kalbi yangın yeriydi resme.

Ama yapamazdı. Bir sürü neden vardı olmaması için. En büyüğü de demirin gülün babasına verdiği söz. Fatih sıkıntı çıkarırdı ama onu anlardı. Kıyamazdı onlara. Ama demirin verdiği söz her zaman bir engel olacaktı.

Her zaman onu bir abi gibi koruyup kollayacaktı. Gerçekten de öyle yaptı hep gülü koruyup kolladı ama bir tek kendinden koruyamadı.

O gün verdiği o sözle kalbine kilit vurmuştu. Ama şimdi gülün itirafından sonra ne yapacağını hiç bilmiyordu. Kalbi git diyordu. Güle git. Ben de seni seviyorum hatta deli divane aşığım de, diyordu.

Nasıl söylenirdi? Verdiği sözü nasıl bozardı? Gülün onu sevebileceğini hiç düşünmezdi.

Yok o doğru olanı yapmıştı. Bu iş olmazdı. Nasıl olsun? Yok yok. Zamanla gül de unutur zaten. Başkasını sev.... Bu cümleyi tamamlayamıyordu

Hep kafasında kurmuştu bir gün gül birini severse buralardan çekip gidecekti. Dayanamazdı. Onu başkasıyla görmek işkence olacaktı ona.

Ama şimdi de güle işkence değil miydi zaten? Demirin başkasını seviyor zannediyordu.

Demir o gece sabaha kadar uyumadı. Gülü düşünmeden duramıyordu. Gülün durumu da farklı değildi zaten.

Ama Demir bir karar vermişti mesafe koyacaktı o kadar.

Sabahın erken saatlerinde fatihlere gitti.

Gül'den

Sabah kadar uyuyamadım. Aynanın karşısına geçince gördüğüm manzarayla şoka uğradım. Gözlerim kanlanmıştı resmen. Ben bu şekil aşağı inemezdim.

Hemen hafif bir makyaj yapıp üstüme de düzgün bir şeyler geçirip mutfağa gittim. Annem kahvaltıyı hazırlıyordu. Hemen ona yardım etmeye başladım.

Umarım Demir dünden dolayı gelmemezlik etmezdi çünkü iş gidecek kahvaltısını etsin bari.

Kapı çalınınca içim rahatladı. Annem kapıyı açmaya gitmediğimi görünce "kızım ne oluyor? Demir oğlum geldi git kapıyı açsana!" annem iyice yüzüme bakınca gözlerimi gördü ve şok geçirdi.

"ne olmuş sana böyle güzel kızım benim." diyip bana sarıldı. Ben de dayanamayıp ağladım. Kapı tekrar çalınınca demiri kapıda unuttuğumuzu hatırladık. Annem hemen benden ayrılıp kapıyı açmaya gitti.

"günaydın nazlı abla." annem de "günaydın oğlum hadi sen geç içeriye şimdi biz gülle sofrayı kurucaz. Oğlum sana ne olmuş böyle gözlerinin hali ne öyle. Gül de bu sabah gözleri kan çanağına dönmüştü zaten."

Demir bir an sessiz kalmıştı. Ne diyeceğini bilmiyordu ama ben biliyordum hemen kapıya gidip" biz dün bir film izledikte biraz etkilendik. Kadın adama onu sevdiğini söylemişti, adam da duygularını yok saymasını söyleyip reddetmişti. "

Annem kınar bir şekilde konuşup " rezil adam. Aha buraya yazıyorum o kadını üzdü ya hiçbir zaman mutlu olamayacak. Reddetmenin de bir adabı var. Hadi reddettin kızın duygularına niye karışıyorsun. "

Demir gözlerini gözlerimden ayırmıyordu. Sabaha kadar uyumamıştı belliydi. Gözümden bir yaş akıp gitmişti yine. Annemin yanlışı vardı kadındaydı suç hiç olmayacağını bile bile yanlış adama tutulmuştu.

" öyle nazlı abla. O adam mutsuzlukla lanetlendi" neydi bu şimdi. O mu lanetlenmiş. Bana ne demeli o zaman

"kadın lanetlenmedi mi sanki?! Adam sadece kendi üzüntüsünü görüyor. Adamın üzüldüğü şey de sevmediği bir kadının onu sevmesi ne kadar acı değil mi?" kendi acısını benden fazla görmesi sinirlerimi bozmuştu.

"adamın üzüldüğü şeyin bu olduğuna emin misin gülüm?" bana gülüm demesini istemiyordum.

"neyse siz film hakkında konuşacaksınız galiba ben kahvaltıyı hazırlamaya gidiyim. Abin birazdan bayılır açlıktan." annem gidince demirle yalnız kaldık.

"bana bir daha gülüm deme!" kaşları havalandı bir an. "bunu deme hakkını kaybettin."

"ne diyorsun gülüm? Ne demek deme?" neye şaşırıyor anlamadım. Demeyecek o kadar.

"sen beni reddettin. Ve sen bana gülüm dedikçe sana olan duygularımdan vazgeçemiyorum. Sen de bana yardımcı ol."

Demir ellerini saçlarına geçirip yerinde duramıyordu sanki sinirden.

"ne sinirleniyorsun?! Madem duygularım yok sayılıyor o zaman böyle Olacaz Demir... Abi"

Demirin yüzünden kırgınlık kendimi gösterse de umrumda değildi. Bundan sonra böyle.

.............

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

37okunma 5beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.