İzin Verilmeyen kitap kapağı

5. bölüm / 10

İzin Verilmeyen

5. Bölüm: Gölgelerin Ardında

Vaveyla Yazarı: Ceren Özdemir

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 10Şu an: 5. Bölüm: Gölgelerin Ardında

Dağ evinin etrafını saran çam ağaçları, gece yarısı esen sert rüzgarla birlikte hışırdarken, içerideki sessizlik dışarıdaki fırtınayı aratmıyordu. Salonun köşesindeki ahşap sehpada duran telsizden gelen hafif cızırtılar dışında tık ses çıkmıyordu.
Göktürk, elindeki mataradan yudum aldıktan sonra dışarıyı izleyen Asena’ya baktı. Karadeniz’in o inatçı ve keskin havasını her haliyle taşıyan Asena, keskin nişancı tüfeğinin bakımını titizlikle yapıyordu.
"Kızım Asena," dedi Göktürk, her zamanki Adana şivesine kaçan rahat tavrıyla. "Sabaha kadar bu ormanda baykuşları sayacağız galiba. Seninle iddiaya girelim mi? Hangimiz sabaha kadar tek kelime etmeden durursa, kahveler ötekinden."
Asena, mavi gözlerini tüfeğinden ayırıp Göktürk’e doğru dikti. Bakışlarındaki buz gibi ciddiyet, Göktürk’ün sırıtışını anında soldurmaya yetmedi ama tebessümünü dondurdu.
"Benimle iddiaya girme Göktürk," dedi Asena, tok ve net sesiyle. "Tüfeğimin namlusu gibi sabrım da keskindir; bir noktada patlarım, altında kalırsın."
Göktürk ellerini teslim olur gibi havaya kaldırdı. "Tamam, tamam! Korktuk eyvallah... Biz sadece şurayı ısıtmaya çalışıyoruz." Ama içten içe Asena’nın bu dik duruşundan ve meydan okuyan hallerinden oldukça etkileniyordu.
Evin diğer köşesinde ise Yağız, kucağındaki dizüstü bilgisayarın ekran ışığında parlayan gözleriyle hızla kod satırlarını inceliyordu. İstihbarat ağından gelen şifreli verileri çözmeye çalışırken elleri klavyede yarışıyordu.
Melisa, elinde iki bardak sıcak bitki çayıyla sessizce yaklaştı ve bardaklardan birini Yağız’ın masasına bıraktı.
"Yine gözlerini ekrandan ayırmıyorsun Yağız Teğmen," dedi Melisa, sesindeki o Ege’nin neşeli ve yumuşak tonuyla. "Böyle gidersen sabah kör olacaksın."

Yağız, Melisa’nın sesini duyduğu anda irkildi. Hızla başını kaldırırken hafifçe kızardı; gözlüğünü burnunun üzerine iterken kekelememeye çalıştı:
"S-sağ ol Melisa Teğmenim... Şey, veriler çok karışık da... Mafya ağının dijital ayak izlerini takip ediyorum. Kimlerle bağlantılı olduklarını çözmek üzereyim."
Melisa, Yağız’ın bu utangaç ve sevimli hallerine istemsizce gülümsedi. Genç kız, timin bu zeki ama bir o kadar da saf teknoloji dehasının kendisine olan ilgisini çoktan fark etmişti. Bardaktan bir yudum alırken, "Çok yorma kendini," diye fısıldadı yumuşak bir sesle. "Vatanın güvenliği önemli ama senin sağlığın da tim için değerli."
Salona açılan koridorun çıkışında ise Kubilay "Kaya", kollarını göğsünde kavuşturmuş, sırtını duvara yaslamıştı. Sivas’ın ayazında bile buz kesmeyen o devasa cüssesiyle adeta bir kale gibi duruyordu.
Dışarıdaki balkondan içeri girmek üzere olan Özlem, ellerini birbirine sürterek soğuktan titriyordu. Kubilay’ın önünden geçerken ona takılmadan edemedi:
"Hey, Yontulmamış Kaya! Bu binanın kalorifer kazanı sanırım seninle aynı karakterde; ne kadar koysan ısıtmıyor, taş gibi donuk."
Kubilay, kahverengi gözlerini ağır ağır Özlem’e çevirdi. Yüzünde sert çizgiler vardı ama bıyık altından hafifçe kıvrılan dudakları ele veriyordu.
"Üşüdüysen içeri gir Özlem Hanım," dedi Kubilay, kalın ve tok sesiyle. "Burası avukat bürolarına benzemez. Dağ başı burası, ayazı adamın kemiğine işler."
"Biliyorum," dedi Özlem gülümseyerek, minyon boyuyla Kubilay’ın devasa boyuna bakarak başını yukarı kaldırdı. "Ama senin gibi bir dağ da varken insanın sırtı yere gelmez galiba."
Kubilay ilk defa bu kadar doğrudan gelen bir iltifat karşısında ne diyeceğini bilemedi, boğazını temizleyip gözlerini başka yöne çevirdi.
Aynı dakikalarda, dağ evinin üst katındaki loş odada ise asıl fırtına kopuyordu.
Sera, pencerenin kenarında dışarıyı izlerken, kapı yavaşça açıldı ve içeriye Pamir girdi. Pamir’in üzerinde hücum yeleği yoktu, siyah tişörtüyle geniş omuzları ve kollarındaki kaslı hatlar odadaki loş ışıkta belirginleşiyordu. Kapıyı arkasından sessizce kilitledi.
Sera arkasını döndüğünde Pamir’i bu kadar yakınında bulmayı beklemiyordu. Aralarındaki mesafe nefes almalarını zorlaştıracak kadar kısaydı.
"Aşağıda herkes kendi derdinde," dedi Pamir, sesi pürüzlü ve yorgundu. "Sen ise hâlâ uyumadın."
"Uyuyamam Pamir," dedi Sera, sesindeki tüm direnç kırılmış bir halde. "Gözlerimi kapattığımda otoparktaki o silahlı adamları ve senin bana doğru koştuğun anı görüyorum. Beni korumak için kendi hayatını tehlikeye atıyorsun."
Pamir, adımlarını yavaşça Sera’ya doğru attı. Gözlerindeki o sert askerî maske tamamen düşmüş, yerini derin bir tutkuya ve çaresizliğe bırakmıştı.
"Benim hayatımın ne önemi var Sera?" dedi Pamir, sesi fısıltıdan biraz yüksek çıkarak. "Söz konusu sensen... Ben bu timin başında vatanı koruyorum ama kendi içimdeki savaşı senin gözlerinde kaybediyorum."
"O zaman kaybet Pamir," dedi Sera, gözlerinden süzülen tek damla yaşla birlikte. "Bırak bu sınırları aşalım."
Pamir, ellerini kaldırıp Sera’nın yüzünü avuçladı. Başını hafifçe eğdi. Yeşil gözleri Sera’nın dudaklarına mühürlendiğinde, içerideki o yasak fırtına doruk noktasına ulaştı.
İki gencin dudakları birbirine değdiği an, dağ evinin dışındaki rüzgar sanki sessizliğe büründü. Uzun süredir bastırılan, "izin verilmeyen" tüm o tutku, bu ilk ve derin öpücükle dışarı taştı. Pamir ellerini Sera’nın beline dolayarak onu kendine daha da çekti; Sera ise ellerini Pamir’in boynuna sararak bu yasak ama kaçınılmaz ateşe teslim oldu.
Fakat bu tatlı ve yakıcı yakınlık, kapının altından sızan telsiz sesiyle aniden bölündü.
Çıt...
Telsizden Göktürk’ün sesi yankılandı:
"Komutanım! Karargahtan acil kod! Sınır hattında hareketlilik var, mafyanın gizli sevkiyat noktası tespit edildi!"
Pamir ve Sera hızla birbirinden ayrıldılar. Pamir derin ve hırslı nefesler alırken, elini alnına götürdü. İçindeki o vicdan azabı ve görev bilinci bir kez daha demirden bir duvar gibi aralarına girdi.
Pamir kapıya doğru bir adım atarken arkasına dönüp son kez Sera’ya baktı. Gözlerindeki o yoğun ateş, şimdi yerini yeniden buz gibi bir kararlılığa bırakmıştı.
"Bekle beni," dedi Pamir, kısık ve kararlı bir sesle. "Bu iş bittiğinde... Hiçbir sınır bizi durduramayacak."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

12okunma 2beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.