6. bölüm / 6
İSTANBUL'DA KUMARŞEYTANLAŞMA
Bölümler 6Şu an: ŞEYTANLAŞMA
ŞEYTANLAŞMA
Eğer ki bu kısımı okuyorsanız romanın en uzun bölümüne ayak basmış bulunuyorsunuz insanı terbiye eden şeyler vardır önceki bölümü hazirandan önce yazmıştım şimdiki bu bölüm ise ağustosun 2 sinde yazdım çünkü kumarda sona yaklaşan bir adamın sonu nasıl geldiğini iyice anlayın diye iki aydan uzun süre bekledim kendimi hem sakinleştirmek hemde terbiye etmek için uzun bir yolculuğa çıkmıştım maalesef o yolculuktan çok kötü bir biçimde geldim insanlar olan ümidim tamamen bitmiş ve kendimi onlardan soyutlamıştım şimdi sadece diğer insanlar gibi kendi cebimi doldurup kendi hayatıma odaklanmam lazımdı bir nevi felsefemden uzaklaşıp belikde kitabı devam ettiremyip burda kendimi şu satırlarda öldürmeliydim ve son ….
yazarak maalesef beni biraz daha okuyarak şu acımasız istanbul hayatımı dinleyeceksiniz örnek alın beni beni örnek alın ki hayatınızın çok güzel olduğuna inanmayın hayatınızın çok çok iyi olup mutlu şeyler olacağına inanmayın çünkü hayat acımasız ve etrafınızda çok sayıda onun bunun çocukları var argo tabirde okursunuz ben direk annelerine bir ithamda bulunamıyorum yoksa direk orosbu çocuğu da derdim neyse insan evlatlarının delirme noktaları vardır kimisi için çok erken olabilir kimisi içinde yıllar sürebilir kimisi kafayı sıyırır ve belli etmez sonunda daha farklı pisikolojik bir hastalık sahibi olabilir belkide benim gibi biri neyse kimiside delirir ve aklını kaybeder peki süreç bu süreçte ne oluyor insan çok masum bir varlık olarak doğar ve sonrasına kirlenir yinede temizlemek kendi ellerine bağlıdır kimide temizlemez ve kendi pis elleriyle sizi gösterir neyse şmdi içinizden bu dalyarak ne diyor diye düşünüyorsunuz konuya yani sadete geleyim demi şimdilik içimdeki nefret kusmayı bir kenara koyuyorum ve hayatımdan boktan bir anıyla devam ediyorum iyi okumalar.
insan gerçektende bir zaman makinesi icat edebilseydi ne güzel olurdu pişmanlıklarımızdan daha öte ben yine aynı hayatı aynı düzende yaşardım sadece kıymetini bilmek isterdim işte ben karaköyde bir balıkçıdayım ve karşımda evrenin en güzel kızı oturuyor istanbuldan çıkmadan önce sevgilimle son akşam yemeği içimizde balık ekmeğin tadından oluşan tatlı bir his bir kaç saat sonra bir birimizi bir ay kadar evren dilinde küçük ama bizim için çok büyük olan bir ayrılık bekliyordu o kadar çok alışmıştık ki birbirimize bir sorun olduğunda arabaya atlayıp hemen onun yanında giderdim ve hiç bir şey yapamasamda onun acısına ortak olurdum acı azalmaz ama paylaşılırdı aynı şekilde benim bir sorunum olduğunda ise yine arabaya atlar ben giderdim çunkü çare onun yaındaydı şimdi ise bir süre antidepresanımıza son vererek acımızı çekecektik yalnız başımıza zaten ben güçlü bir insan olduğuma inanmıyorum sevgilimden önce sigara ve alkol ile acılarımı hafifletirdim şimdi ise alkolü bırakarak sevgilimin şarap gibi dudaklarına bağımlı oldum onu her öpüşümde dertlerimin acısı daha fazla azalıyor bence tüm insanların sevgilisi olup sevmeli ve sevilmeliler umarım bir gün bu şansa erişirsiniz neyse balık ekmeğimizi yerken yağmur başlamıştı ne güzel ne güzel ikimizde zaten yağmurda ıslanmayı seven biriydik el ele göz göze sırılsıklam bir aşk yaşıyoruz istanbulda istabul kesinlikle sensin sevgilim daha güzel bir iltifat buluncaya kadar benim istanbulumsun. Balık ekmek güzeldi güzeldi de boğazımıza dizildi resmen sanki hiç yememiş gibi oldu söz bir daha gidicez bu sefer daha güzel bir anı biriktirmek için . Biz ordan ayrıldık ve tramvaya bindik benim ona belli etmeden akan göz yaşalrım onun ise benim omzumda kafasını kaldırmayışı ikimizinde ağladığına işaretti ikimizde birbirimize bakamıyorduk neyse bu zamanlarda acımasız ama işe yarayan bir yöntemim vardır metro durağında o indi evine kadar bırakırsam daha fazla zor olacaktı bizim için o yüzden bende onu o durakta indirip arkadaşlarının yanına uğramasını istedim hem saat daha erkendi eve giderse sorun olurdu o yüzden arkdaşlarının yanına geçerken o bende kendi evime gittim . İşte tamda burda aslında iki tane yol ayrımına girmişim ama fark etmdedim fark edişim iki ayı buldu burda en sevdiğimi maddi madenevi sebeblerden dolayı bir süre ondan uzak kalmak istemişim çünkü buna zorundaydım şehir dışına onu götüremezdim neyse onun istanbulda kalışı benim ondan uzak kalmam aslında insanın bir terbiye bölümüne girişi farklı bir alıntı yapmam gerekirse insanlar ceza evlerine girdiğinde iki farklı hal alır birincisi cezalarını çekerler ve bir daha işlememek için elinden geleni yaparlar ve hayatlarına tecrübeleriyle devam ederler ikinci ihtimal ise çıktıkları gibi şeytanlaşırlar ve işler daha kötü hale gelir işte maalesef bana olanda tam olarak buydu neden böyle oldu anlamıyorum artık hayatımın gerçekten neden bu kadar farklı olduğunu çözemiyorum tanrı nerede ve nasıl yardım edecek anlamıyorum herkesin kedni hayatını kurması için çok paraya ihtiyacı var neden yani dünyanın her tarafı farklı hayat yaşıyor kimisi müslüman kimisi hristiyan kimisi yahudi kimisi ateist sadece ve sadece şu hayatı ekmek su barınmak için insanların ellerine bakmaya mecbur bırakılıyoruz işte bu yüzden komint sistemin bazı yönlerini seviyorum çünkü devletin gücünü ve varlığını her kesimde hissediyorsun en azından bir öğretmen çocuğuna alacak maması yok diye ölmez öyle değil mi dostlar neyse işimiz siyaset değil sonuçta bu konuda siyaset değil burda insanlık adına işlenmiş bir suçtan bahsediyoruz neyse neyse diyemiyorum işte işte bu yüzden bazı şeyleri görmezden gelemediğim için kafama takıyorum ve beynimi kurcalıyor ne yapsın beyin işte kendine kurcalayacak bir şeyler arıyor. Ben ordan eve geçtim ordan başka bir yere ordan bam başka bir yere bir oraya bir buraya sürükılendim bir sağa bir sola ilk hedefim biraz para kazanıp aileme destek olacaktım ve bir kaç ay daha askerlik zamanına kadar para kaznıp gelip gidecektim ve sonra da kazandığım parayla hem askerlik masrafımı hemde sevgilime evlenme teklifi edip yüzük alacaktım bilin bakalım ne oldu tabiki herşey bok oldu çünkü işler istediğimiz gibi gitmedi bizim aklımızda şu yoktu bir ayda milyonlarca para kazanıp ev araba alıp evlenip birde yazlık alma gibi bir niyetimiz yoktu ama hayat tanrı veya evren bana bunu bile çok gördü veya orosbu çocuğu insanlar insanlar o kadar aç gözlü ki cebinize mutlu olacağınız iki kuruş para girse bile hemen gözleri kalıyor ve içinden lanet okuyor sizi köle gibi kullanma niyetinde olduklarını bakışlarından anlayabiliyorsunuz o yüzden ne yaparsanız yapın insanlara çok para kazandığınızı mutlu olduğunuzu ve bir şeyin peşinde olduğunuzu söylemeyin çünkü gözlerine batıyor bunlar kesinleşmiş orosbu çocukları neyse. kafamı kaldırdım ve valizimi toplamışım eşyalarımı o kadar güzel bir disiplinle dizmişim ki gelene kadar hiç bir ihtiyacım olmayacakmış gibi hissediyordum meğer yanıma sabır almamışım diğer insanların vicdan almadığı gibi beni abartıyor zannedebilirsiniz belki edebiyatçıyım diye ama maalesef türkiyede çalışan herkes şunu bilirki burdaki patronlar ve insanlar devletten korkmaz allahtan korkmaz ve insanları nasıl daha fazla ezsek ve daha çok çalıştırsak diye bakıyorlar o yüzden herkes bu cümlelerimdeki nefret dolu sözleri anlayışla karşılayıp az bile olduğunu söyleyebilir alın size ikinci bir kırılma noktası işte nefret üzerine nefret işe değil işin zorluğuna değil insanların insanca hislerinden uzaklaşan insanlıklarına duyulan bir nefret yolda ufak bir taş parçasını ayakla top gibi vurduğumuzda aklımıza gelen bir nefret öğle yemeği yedikten sonra keyif sigarası yakılırken hem ağzımıza gelen acı tadı hemde acı bir sisteme karşı baş kaldırma isteği olan ezilenlerin nefreti bu akşam ailesini uyutup balkona çıkıp bir sigara yakıp evin reisinin bu ay ne yapacağız elde yok avuçta yok diyip içinden geçirip neyse sabah ola hayrola diye sigarsını bitirip eşinin yanına yatağa döndüğünde rahat uyuyamadığındaki nefret ile aynı nefrettir bu bu nefret şeytanlaşmanın küçük ama etkili adımlarıdır o yüzden hafife alınabilir ama çığ gibi büyüyecek ağır taşlardandır adımımı attım ben valizimi topladım uçağa bindim eski bir dostumun beni alması için havalanında bekledim.
Sağolsun geldi beni kırmadı aldı ve bir kaç yere uğradık iki üç yıl önce bırkatığım gibiydi her yer hiç bir şey değişmemiş sadece zaman geçmişti ne olcaktı ki zaten ben gittim diye ismini vermediğim şehir çağ mı atlayacaktı aynı tas aynı hamam işte eski dostumu gördüğüme çok sevindim yeni iş yeri ve ortağı da tanıdık çıktı ona da sevindim onları böyle görmek daha iyiydi neyse soğuk oldu etraf neyseki montum da üstümde hiç istanbul gibi değil zaten havanın soğuk olacağını bekliyordum ama böylesine yabancı soğuku beklemiyordum zaten bu soğukta beni şeytanlaşmaya sürükleyen adımlardan biridir her olay aşırı gelmeye başladı bu hisleri o zaman hissetmiyordum ama o zaman sadece şunu hissediyordum ki yalandan rol oynuyorum kesinlikle olmak istemediğim bir yerde kendi tercihimle duruyordum ve yaşam mücadelesi veriyordum o yüzden bu hissi biliyordum bu his ait olduğun yerde olmama hissidir ve bana göre dünyanın en kötü hissidir .
Gözlermi açtım arabadayım herşeyi istabulda bırakıp gelmişim ve gözlerimi bir daha açtım şimdi evdeyim ne oluyor bir hafta geçmedi nasıl oldu da istabula geldim işte bu kadar zayıftım zayıfmıydım veya SON DUYGULARINI sergilmek isteyen bir ruh muydum anlatacağım.Kurban tatilinde istanbula geldim ama dur ne oldu o bir haftada bir göz gezdirelim ve ruhsal sağlığımı gözden geçirelim.
Bir haftada ne gece bitti ne gündüz ne nefis terbiye olur ne de üslup sadece bir hafta geçer ve içinde beklettiğin o hırs dışarıya vurur sende kendini dağa taşa vurusun verdiğin sözler durur bir kenarda bir hafta geçer o sözleride alıp gidersin başladığın noktaya ne gece biter ne gündüz ne nefis terbiye olur ne uslüb aynı böyle oldu sadece evden ve evimden uzakta olmanın hırsı değerli dünyadaki vaktimizi bazı patronlara peşkeş çekerek harcamamız zoruma gitmişti bayram girince araya hemen eve biletalıp uçağa atladım yani yedi günümün bir gününü gidiş geliş biletime verdim sonra yedi günümün bir gününü de tatilde yedim kaldı geriye beş gün beş gün neye yararki öyle böyle o borç bu borç derken bitti gitti kül oldu işte orda anladım ki ne kadar uğraşırsan uğraş insan içindeki duyguları yaşamak istiyor içine bastıramıyor istanbula geri döndüm ve ilk işim sevgilimi görmek oldu istanbula geri dönmemdeki sebeplerden biri de herkes ailesinin yanına dönerken ben üç gün boş duracaktım ve bayramı ailemle değil ailesinin yanında olan insanlarının mutluluklarına dahil olacaktım istemedim kendi mutluluğumu kendim yarattım ve pişman da değildim para gelip geçici bu hayatta biriktirdiğiniz anılar sadece kalıcıdır o yüzden daha öncedende dediğim gibi demediysem eğer diyorum hayatın her anı bir anıdır biriktirin ve unutmayın unutursanız hayatınız anıları biriktirmeyi unutursanız siz bitersiniz geri döndüğümde işime ben anı biriktirmeyi bıraktım veya unuttum içimde neden bu kadar az para kazanıyorum hissi girdi ve neden bu kadar çok çalışıyorum ama az kaznıyorum hisside geldi gerçekten eski zamandaki köleliklerden daha kötü bir zamanda çalışıyoruz çünkü o zamanın zenginlikleri ve bu zamanın zenginlikleri farklıydı sosyal medyada kolay para kaznan insanları görünce deli olmamak mümkün değil bize ahlak diye öğretilen şeyler bazı insanların ayaklarının altında geziyor ve ahlaksızlıktan para kazanıyorlar böyle söyleyince aklınıza fahişeler ve illegal işler yapan gelmesin lütfen onlarda bu olaya dahil ama söylemek istediğim neden kimse hayatta kalmak için bazı insanlar gibi çok çalışmıyor veya bazı insanlar hayatta kalmak için neden bu kadar fazla çalışıyor burda insanın aklına olup olmadık şeyler geliyor işte neyse o bir haftam tüm duygularımı bir şekilde toplayıp bayramda ailemle özlemimi bitirip geri işime dönmem için bir motivasyonmuş ama geri dönünce anladım ki ruhum gitmiş içimde bir şeytan beslemeye başlamış ve bu şeytan ile ortak hareket ediyor gibiyim lanet olsun bu olayı anlamam iki ayımı aldı nasıl bir psikolojide olduğumu bir bilseniz kendimi kesesim geliyor ve bazı insanları tabi bu doğru davranış olmadığı için bende kendimi çalışmaya verdim. son olarak demiştim ya son duygularımı yaşadım diye evet maalesef artık geri döndüğümde sadece sabrın farklı bir boyutu vardı her gün hırsımla o günü bekliyormuşum gibi hissediyordum neyse şeytanlaşmanın en büyük yaklaşımı işte bu hırs hırsınız sizi kör edecek ve yaşamayı unutacaksınız maalesef geçmiş olsun ve çevrenizde veya hayatınızın her yerinde bu kişileri görebilirsiniz fazla hırslı ve fazla iş kolik olduğunu söyleyen bir idallerimi kaybettim ve ben değiştim demeyecektir sadece hayat işte yoğunluk var koşturuyoruz veya mecburuz yoksa geri kalırız ve kaybederiz der ki haklılarda paranın cirit attığı yerlerde şeytanlaşmanın en bol olduğu yerlerdir ve kendi kuralları vardır o yüzden haksızlar demiycem yanlışlar diyeceğim.
önce insanlara olan sevgim sonra aileme olan sevgim ve daha sonra bazı şeylere ümidim tamamen yok olmuştu ve böylece de geri istanbula dönmeden son bir kaybedeceğim kumar oynadım bu halimle devam edersem ne olur herhalde çok para kazanırım ve insanlar bana saygı duyar hadi lan ordan insan olan paraya saygı duymaz insan olan her insana insan olduğu için saygı duyar sadece fazla çalışıp fazla para kazanmak ve bedenini ağır şartlarda çalıştırmak parayı seven şeytanların saygısını kazanırsın ne yapalım olmaya çalıştım ama olamadım işte eh belki ilerleyen zamanda tekrar denerim eğer ki mal isem bu yazılar güzelde yarın iş var şimdilik gözlerimi belirli bir süre kapatırım çünkü belirsiz bir süre kapatmaya ne kadar kaldı bilmiyorum.
Ve sonra yeni bir gün yeni hisler yeni birşeyler çıkacak karşına ve içine atmak zorunda kalacaksın ve sonunda gelip buralara dökeceksin içindekileri söz uçacak yazı kalacak
Size bir alıntı yapayım şeytan cennetten neden kovulmuştu çünkü kendisi ateştendi ve yeni yaratılan varlık topraktandı ateş topraktan daha güçlüdür falan filan hikayeler işin içinde kibir var şeytan kibirlidir ama bu kibire nereden ve nasıl bir biçimde kendine bu duyguyu benimsedi kibirlenmek mesela insan neye kibirlenir en başta biri bizden küçükse ben daha büyüğüm diye kibirlenir ve üstten konuşmaya başlar o kişiyle ve daha sonrada aşşağlayıcı cümleler kurarak o kişinin gururunu kıracak şeyler söyler böylece iki kişinin arasına kibir girmiştir büyük olan küçük olana kibirlenmiş küçük olan büyük olandan nefret ediyordur bunun sebebi ne peki herkes aynı anda mı doğmalıydı hepimiz aynı yaştamı olmalıydık tabiki hayır peki hadi herkes aynı anda doğdu diyelim ve herkes bu sefer aynı bedene mi sahip olacaktı herkes yüz metrelik bir uzunluğu aynı saniyede bitirip aynı hızla mı koşacaktı o zaman kibirlenmeyecek miydik şeytanlaşmayacakmıydık zannetmiyorum ben o zamanda neden en sol tarafta koşmuyorum diye bir kavga çıkartırdım veya tek tek yarışsak bile neden ilk ben koşuyorum veya neden son ben koşuyorum derdim çünkü şeytanın doğasında bu var şeytanlaşmak bunu gerektirir kimse olmasa bile tüm evrende sadece ben olsam ne yapmak isterdim kimden üstün olacam ki kimi ezicem ki kime aşşağlık kompleksi kurup kendimi aptal gibi gösterecektim ki bilmiyorum neyse sadece demek istediğim şu insanların içindeki şeytanı böylece çok çabuk görebilirsiniz ( Bir savaşa bir kez girilir Bir kez kazanılır Ve Bir kez kaybedilir) bu yüzden sizden rövanş isteyen birinin kalbinde sadece intikam almak vardır hırs vardır nefret vardır o yüzden sizin başarınızı kendi başarısıymış gibi sevinen bir dost görürseniz ve rövanş istemek yerine kaybettiğim en güzel savaştı demeyi biliyorsa o iyi bir insandır veya sizi sırtınızdan vurmak isteyen daha profesyonel bir şeytandır aslında iyi biri olmanın en güvenli yolu kimseye güvenmemek ve kaliteli bir yalnızlık içinde yapa yalnız ölmektir şeytan toplum içinde tanrı ise toplumdan uzak kalplerde yaşar o yüzden siz kalplerde yaşamayı öğrenin ve toplumun getirmiş olduğu kolaylıklarla kendinizi iki paralık etmeyin yada edin örnek vermem gerekirse şu an toplumdaki en baris görülen şeytanlar genellikle patronlardır çünkü bir patron işin sahibiyse ne olursa olsun şeytanlaşmıştır veya daha iyi bir ihtimalle şeytanlaşmama savaşı veriyordur kim ulan bu patronlar kimden bahsediyoruz daha net bir şekilde söylemem gerekirse onun bunun çocuğu olan patronlardan bahsediyoruz. Cebine iki kuruş girdikten sonra kibre kapılan bak kibir çok büyük günah bu ama sadece adım sonra size zulum yapan patronlar onlar ise bu işin firevunu yani tanrıya şirk koşan patronla firevun aynı kefededir bir insanı sırf çalıştırıyor diye köle muamelesi yaparak işten atma veya para vermeme korkusu aşılıyorsa bu şirktir ve şeytanlaşma tescil belgesi olsaydı bu tamamen bir şeytan olarak anılırdı zten günümüz şeytanlaşmanın genel sorunu bu işçiyi ezme ve önem vermemek çünkü neden herkes bol bol ürediği için fakirliğin veya yoksul işciliğin bir numarası kalmadı hatta onalardan bile şeytanlar çıkıyor genelde ceza evlerinde kombineleri oluyor hayatının güzel zamanlarını patron şeytanlara harcamak için değilde insanların haklarını çalmak ile meşgul oluyorlar onlar bunları yaparken devlette boş durmuyor ve onları kendilerine benzeyen şeytanlarla dolu bir şatoya kapatıyor üzüm üzüme baka baka kararır diye bir şey duydunuzmu eğer ki suçluyu suçluyla bir araya getirirsen suç üzerine konuşmaya başlarlar patronu patronlarla bir araya getirirsen iş konuşup para kazanmaya odaklı konuşmalar gerçekleşir ama eğer ki bir hırsızı bir patronla bir araya getirirsen hırsızın o patronla iyi anlaşıp dost olduğunu göreceksin çünkü ikisede hırsızlık yapıyor DİĞER SUÇLAR HIRSIZLIĞIN BİR TÜREVİDİR Bunu neden dedim biliyor musunuz çünkü alıntı yaptım bir filmden bence buraya söylenecek en güzel söz buydu öyle değilmi dostlar bir hırsız arabanızı çaldığında aslında senin emeğini gasp ediyor orda bir arabadan daha fazlası var orda bir araba değil orda saatlerini aylarını haftalrını hatta belkide yıllarını vermiş olduğun bir emek var ve hırsız aslında senin hayatından bir bölümü çalıyor ve sırf işci bolluğunu kullanıp seni çalıştırıp paranı eksik ve geç veren patron ise senin haytaından çalıyor çocuklarına eşine karınlarını doyursun diye alacağın ekmeği almamana sebep oluyor ve buda büyük bir suçtur şimdi anlıyor musunuz ne olursa olsun sonuç hırsızlığa çıkıyor çünkü OLMASI GEREKTİĞİ YERDE OLAMAYANLAR KENDİLERİNİ ÇALMIŞTIR. Oysaki söylenecek çok küfür var biz bu konuya nerden geldik be konu bendim bende şeytan olmak istiyordum hayır ben patron kısmından nefret eden adamdım en azından öyleydim Hala öyle olmak istiyormuş gibi görüntüsü verip sizi kandıran bir şeytanda olabilirim maalesef keşke öyle olsaydım ama çoktan patron sınıfına giremye çalışan biri olmaya başladım çünkü işci sınıfı hafif bir enayilik var ..
Gece olur zaman geçer insan bazen kendine zaman ayırmalı böyle gece on iki den başlayıp sabah dört beş gibi bitirmeli psikolojisini bozaması gerekiyor yoksa başka türlü geçmez bu hayat geçer geçer ama zaman zaman bunu yapması lazım insan bide şimdi aklıma geldi şeytanlaşmayı konuşuyorduk baya uzaklaştık konudan insan sevdiğiylede şeytanlaşır bencil düşünceleri ortaya çıkar ve sevgi git gide azalır geriye hırs ve intikam kalır insan hedeflerine ulaştıkça yavaş yavaş soğur eğer ki her zaman aynı hedefiniz varsa ve her zaman ulaşabiliyorsanız günler aylar yıllar geçtikçe sıkılmadan yine aynı günü aynı heyecanla yaşayabiliyorsanız aşık olmuşsunuz başka bir açıklamsı yok diye düşünüyorum insan sevdiğini şeytanlaşmadan sevmesi gerekiyor kendinden verdiği kadar karşısından almak istiyor aynı durumu karşısından göremeyince ilişki boka dönüyor o yüzden bu dengeyi iyi kurabilmek lazım sevginiz bu dengeye bağlı bozulabilir hatta kendi hayatınız bile alt üst olabilir en basit seçimleri veya tercihleri bu duruma kıyasla derin düşüncelere düşebilrsiniz en bsit örneğinden size bir örnek vermek isterim ama maalesef içimde basit bir örnek yok hep acı veren keşke yaşanmasaydı dediğim bir anılar var mesela sevgiliniz evinden çıkamıyor ve siz sokak çocuğu gibi eve uğramıyorsunuz onu kapıda beklemek dışarıya bir davettir haftda bir ayda iki sonra haftada ikiye çıkartmak görmek isteyeceksiniz ve daha sonra sonra dedikçe bir ayda on gün yan yana geldiğinizde belirli konularda sesizleşmeler ve bir birinizi sık gördüğünüz için arada özlem veya özlemek duygusunun azaldığı için bağlılık ve sürdürülebilir sevgi ister istemez sekteye uğrayacaktır ama sevgi bitmeyecek bu sefer sen kapıya geldiğni öne süreceksin o kapıya indiğni böylece almak ve vermek dengesi oynayacak sonuç kavgalar tartışmalar sevginin yokluğunu gösteren cümleler ve ortaya şeytanlaşmlar çıkacak nedir o düşünceler daha az gitmeliyim hep ben gidiyorum o niye gelmiyor gibi boş düşünceler oysaki insan özleyince sevdiğinin yanına gitse gidebilme imkanı yoksa sabretse beklese en uygun anı beklese böylece araya ne soğukluklar girer nede kırgınlıklar sadece insan evladının daha fazla daha fazlasını istemesi yüzünden oluyor herşeyi o kadar hızlı o kadar erken yaşıyoruz ki hayatta masumluğumuz çocukluğumuz bir anda ortadan kalıp şeytanlaşmamız yerleşecek ve şaytanlaşıp hırs zevk para şan şöhret peşinde hiç olamyacak hayaller kurup ömrümüzü heba ediyoruz böyle böyle bitiyor verdiğim örnek aslında çok önemli bir örnektir çünkü insanın kendini kaybedişi kendini bulmaya çalışırken olur ve böylece sinirlerimizi biraz olsun yatıştıralım
# ŞEYTANLAŞMIŞ DOSTLUKLAR
Bu bölüme yeni bir başlık atmak istedim çünkü çünküsü yok, belki de öyle istedi canım. Ne kadar tatlı bir canım var, değil mi? İnsan kendi sayfalarını kendi oluşturabilme yeteneğine sahip, yani özgür iradeye diyebiliriz. Peki, kendi sayfalarımıza kendi yazılarımızı da yazamaz mıyız? Kim bize engel olacak ki? Kimse. Sadece zorunlu kelimeleri ve doğduğunda senin seçme hakkın olmadan sana bahşedilen ülkenin veya ülkesi olmayan bir dil, insanlarla anlaşabilmen ve kendini düzgün bir biçimde ifade edebilmen için sana öğretilen dil ile sayfalara istediğini yazabilirsin, istediğini söyleyebilirsin ve bunu dile getirebilirsin. Bir kitap yapabilirsin, hatta o kitap senin olur ve onu ilke edinirsin. Sonra belki o kitaptan bazı kuralları değiştirmek istersin veya silmek istersin. Senin karar vereceğin bir iş, kimse karışamaz, kimse bir şey diyemez. Sadece kendi benliğini yitirmemen için asla yapmam gibi cümleler kullanmayın kendinize, ihanet etmeyin, kendinizi sevin ve bazı sınırlar çizin. Sevin kendinizi, kendinizi sevdiğiniz kadar da başkalarına bu sevgiyi paylaştırın. Böylece sevgi çoğalır ve insanlara güvenmeye başlarsın. Bir bakmışsınız, o kitabın içi insanlarla dolmuş. Bir varmış bir yokmuş gibi başlar ve zamanla biter kitap. Yeter bu kadar benzetmelerden sıkıldık.
Hayatımız bir yolculuk ve bu yolculuk çok uzun sürüyor. İnsan kendini bu yolculukta çok yoruyor her yönden ve psikolojik olarak insan çok yoruluyor. Bir elin nesi var, iki elin sesi var sözüyle hep bir arkadaş arayışına giriyor ve her bir kişiden yeni bir şeyler öğrenip yeni bir şeyler katıyor o insana. Sana, bana, bize hayat bir okul ve öğrenciler asla mezun olamıyor. Ölene kadar hep bir üst sınıfa çıkıp durmuyoruz, beynimiz fonksiyonlarını kaybetmedikçe gelişiyoruz. Beynimiz sağlam oldukça biz de sağlam olacağız ve asla pes etmeden öğreneceğiz, diyelim.
Arkadaş diyorduk; kimi zaman sırtımızı yasladığımız, kimi zaman arkasından yürüdüğümüz, fikirlerimizi paylaştığımız, mutluluğumuza dahil ettiğimiz, kimi zaman ise dertlerimize ortak ettiğimiz. Bakın, şu hayatta kimseye güvenmeyin kelimesi kadar doğru bir kelime yok. Bunun nedenini hepimiz biliyoruz. İnsan evladı kendi düşüncelerine bile hâkim olamazken nasıl kendisinin hâkim olamadığı birine güvenebilir ki? O yüzden dostlarınıza, arkadaşlarınıza mesafe koymanız iki taraf açısından çok güzeldir. Yalnızlığı sevmeniz, dostunuzu çok rahatsız etmemeniz, onu hayatta tek başına bırakmanız ona yaptığınız bir iyiliktir. O, kendisini veya kendisine benzeyen bir eş adayı ararken siz onun bu mücadelesine iki üç adım uzaktan hem destekleyip hem de mutluluğuna veya mutsuzluğuna şahit olacaksınız. Böylece bir arkadaşınız ile aranız kötü olmadan, birbirinize saygı çerçevesinde hayatta güzel bir anı olarak kalacaksınız ve yıllar sonra öldüğünüzde veya arkadaşınız öldüğünde, evet:
**Bir dostumuzu kaybettik, yeri asla dolmayacak, hafızalardan silinmeyecek iyi bir insan.**
Bu cümle arkanızdan söylenecek en güzel cümle. Belki sevdiklerinizin arkanızdan söyleyeceği ağıtlar daha farklı bir ambiyans katabilir cenaze töreninize. Çünkü ölmek, yaşamınızın bitmesi. Maalesef ki ölene kadar asla kabullenmeyeceksiniz sevdiklerinizin ölümünü. Hayat telaşında arada unutup gece sessiz bir anda aklınıza gelecek ve sonra devam edecek. Belki de ölmedi diye günler geçecek, yataklara düşeceksiniz. Belki de ayakta savaşarak öleceksiniz. Son anda, son sahnede, evet, biz öldük, bizden öncekiler öldü ve sonrası da ölecek. Ölümden kaçış yok ve her zaman ölüm birinci derece yakınlarınızı kapsayacak. Acı oradan dışarı çıkmayacak, orada dolaşacak, şenliklerde, misafirliklerde gezecek, dolaşacak. Sonra sizin ve sevdiklerinize olduğu gibi mezara girecek ve bu döngü tarihin en eski duygusu olabilir. Bu döngüyle geldi herkes bu zamanlara, bizden sonra da devam edecek yıllara.
Bitmiyor, bitmiyor söyleyeceklerim. Ne kadar çok söyleyeceğim şey varmış! Hadi bir kumar oynayalım ve bu durumu neşelendirelim. 100 paran olsa masaya nasıl dağıtırsın? 5 para annene, 5 para babana, kardeşlerine, ailenin diğer üyelerine. Peki, sağlam birine para yatırsan, yani güvense, nasıl olur? Mesela bir kıza, mesela bir arkadaşa, mesela bir işe, mesela bir kuruma. Hangisine güvenirsin, hangisi sana güvenir? Nasıl bir oran verebilirler?
Bir kıza paranın geri kalanını yatırsan ve beklesen, sana ihanet etmese, seni sevse, sonsuza kadar yanında durup destek olsa ne olur?
**KAZANIRSIN.**
Diğer kaybettiğin bahisler umurunda olur mu? Paran, yani güvenini otuza katladın. Hayat bir kumardır ve bu kumarda kime güvenip kime güvenmeyeceğini iyi seçeceksin, yoksa sana çok para kaybettirir ve bitersin. Bu bahis şakaya gelmez. Seni yükseltebilir de dibe de çekebilir, seni yüceltebilir de batırabilir de. Bilemezsin, bu bir kumar.
**İYİ ŞANSLAR!**
Peki, bu kumarın şeytanlaşması nedir, yani ne mana ifade eder? Şeytan sizsiniz. Şeytanlaşmak sizin nefsiniz. Daha çok para, daha çok arkadaş için farklı kişiliklere bürünmeyin. Sizin kitabınız, hani bahsetmiştim ya kitabın biraz önceki yerinde, o kitap sizi siz yapacak, bir idealiniz olacak. Eğer ki o kitabı normal bir kitaptan ayırmak istiyorsanız sınırlarınızı çizin ve kurallar koyun ve mutlu olmayı öğrenin. Yoksa boktan kumar bağımlısı olup hep daha fazlasını istersiniz.
Bu yazıyı okurken belki de Şeytanlaşmış Dostluklar deyince başkası hakkında konuşacağımızı zannediyordunuz. Başkası ile olan muhabbetiniz, samimiliğiniz sizin davranış biçiminize göre değişir. Siz belirlersiniz.
**SİZ NE KADAR ZAAF GÖSTERİRSENİZ DOSTUNUZ O KADAR ŞEYTANLAŞIR.**
Bu da çok güzel bir cümledir, aklınızın bir köşesine mıh gibi çakın. Şeytan dostlar ve şeytanlaşmalar biter bitmez devam edecek bir serüven.
