5. bölüm / 6
İSTANBUL'DA KUMARKUMARI BİTENLER MATEMİ
Bölümler 6Şu an: KUMARI BİTENLER MATEMİ
Nefesin bittiğinde kumarın biter...
Belki de kitabın en uzun bölümlerinden biri. Anlatacaklarım ve anlayacaklarınız farklılık gösterebilir; bir oradan bir buradan gelip geçen hikâyeler olacak. Belki de o hikâyelerden biri sizin hayatınız ya da yakın tanıdığınız birinin hayatı olacak. Yazacağım sözler, insanların duygu ve düşüncelerini etkilemek için değil, sadece onları anlatmak ve anlayabilmemiz içindir. Kitabın bu bölümünün adı:
Kumarı Bitenler Matemi. Bir kadının, bir adamın, bir çocuğun, bir hayvanın, bir ağacın; dünyadaki herkesin kumarının nasıl başlayıp nasıl bittiğini anlatacağım. Onların yaşadığı zorlukları, mutlulukları, hüzünleri ve hayatın serüvenini anlatacağım. Kimi zaman barınma ihtiyacının getirdiği mücadele, kimi zaman açlık ve tokluğun psikolojik olarak yarattığı sorunlar, temel ihtiyaçlarımızı bile karşılayamazken sanata olan düşkünlüğümüz, insanlarla olan yarışımız, arkadaşlarımızla olan bağlantımız; hepsi ama hepsi kitabın bu bölümünde geçecek. Çoğunlukla bunları anlatırken de ben, önceliği kadınlara vermek istiyorum. Bir yerden başlamanın en güzel örneği bence kadınlar. Onların yaşadığı hayatı biraz olsun anlatabilmek ve anlayabilmek bence insanlığımızı ayakta tutmanın en önemli örneği. Bu hikâyeleri dinlerken empati yeteneği olanların hüzünler yaşayacağını varsayıyorum, en azından bende oluşan hisler gibi olacağını düşünüyorum. İnsanın duygularını kaybetmesi ne kadar kötü... Tekrar bir şeyler hissetmek için elinden geleni ardına koymadan savaşması kadar acı bir durum yok. Çaresizlik içinde bir sağa bir sola savrulup duruyor. Bir sevgi tomurcuğu atıp toprağa onu yeşertmek için zamanını vermesi, ama sonuçta o tomurcukların sevgiyi hak etmeyen insanlara ulaşması... Kendi toprağının verimli olduğunu bilip sevgiyi hak ettiğini düşünürken içindeki fırtınaların senin tomurcuklarını talan edip ziyan etmesi ne acı bir gerçek. Keşke böyle olmasaydı ama oldu işte. Şimdi önce ve sonra hepsi bir hikâye kalmadan hâlâ yaşıyorken kıymetini bilmek lazım. Kumarımız bitmeden, kumarı bitenlerin hayatları bize ibret olmalı. Mateme düşmeden, Kumarı Bitenler Matemi'ni bilmek lazım.
Doğduk, herkes gibi annemizin bedeninde büyüdük. Bizi insan yapan organlarımız gelişti. Var olduk, anne bedeninde büyük bir mucize gibi. Ortalama dokuz ay gibi bir sürede bu dünyada yaşamak için form oluşturduk. Anne karnında keşke sadece annemizin fiziksel özellikleri değil de merhamet ve insanlık duygusunu da alabilseydik. Doğuştan öğrenmek ve acı çekme gibi durumlarla karşı karşıya kalmadan da merhamet duygusuna sahip olsaydık. Sevme ve sevilme gibi duyguları öğrenerek değil de daha doğmadan, bir bilgisayar programı gibi dünyaya sürülmeden bilseydik ne olduğunu. Bilseydik de kalbimiz bu kadar acı çekmemiş olurdu. Zihnimiz bu kadar zorlanmadan kavrayabilirdik. Kimin sevip kimin sevmediğini, kimin iyi insan kimin kötü olduğunu anne karnında keşke bunu da öğrenseydik.
İnsan evlatları doğarlar, büyürler. Kimisi şehrin göbeğinde, kimisi dağın başında büyür, kimisi çölde ağaç altında, kimisi yağmurlu bir tahta evde doğar. Sırf anne ve babamız bir çocuk istediği için biz bu dünyaya geliriz. Bilimsel olarak başka açıklaması yok. Sırf iki kişi bir şeyler yapmak istediği için, kendilerinin de bu dünyada "biz de varız" demelerinin fiziksel bir kanıt örneğiyiz. Bu kadar doğduktan sonra ve doğmadan önce, bizim bu dünya hayatında kolay bir yaşam için ne gibi hazırlık yaptılar ve yapmaya çalışıyorlar bilmiyoruz. Sadece şunu biliyorum ki, gelişi güzel bir ailede doğduğum için ne annemin ne de babamın geleceğim için, yaşamak için çocukluğumda ve bebekliğimdeki tek yapabildikleri çalışmak. Sonsuza kadar çalışacağını zannetmeleri ve birikim yapmadan beni bu dünyaya getirmeleri yoksulluk içinde kalmalarına, sefalet içinde yaşamlarını sürmelerine bir sebep. Ne kadar aptalca ve ahmakça\! Keşke var olmasaydım ve bu dünyanın bu rezil durumunu çekmeseydim\! Ne şanssız bir insanım, lanet olsun.
Kaderimizi annemiz ve babamız belirler ve biz seçim yapmak zorunda kalırız. Ya onlarla ilerleyip hayatımızı birlikte geçiririz ya da çantamızı alıp yeni bir hayata yelken açarız. İnsanların bu süreci tamamen bir kumar. Zaten daha dünyaya gelmeden ailemiz bizim adımıza kumar oynamışlar. Maddi varlıkları yerindeyse ve kendilerini okuyup geliştirdiyseler kumara bir iki adım ileriden başlarız ve yaşıtlarımız bize yetişene kadar biz, hayatı yolunda gitmeyen yaşça büyük insanları bile arkada bırakıp hep ileride olabilirdik ve bazı sorunları hiç yaşamadan hayatımızı sonlandırabilirdik. O yüzden en büyük kumarcılar yoksul ailelerdir ve bunu hep savunacağım.
Bir kız olarak dünyaya geldi, annesine sarıldı. Ondan başka sarılacak biri yoktu. Hiçbir şeyi bilmiyordu, daha yeni doğmuştu. Birkaç günlüktü. Ona ihtiyacı vardı, aşk gibi onu istiyordu. İçgüdüleri kaç ay onun karnında kalmıştı, onunla yaşıyordu. Şimdi de onunla yaşıyor ama gözlerini dünyaya açmıştı ve herkesi görebiliyordu. Daha onları tanımak için çok erkendi, her şey için çok erkendi: yürümek için, konuşmak için. Sadece yaşamak için annesi gerekiyordu. O bebek, güzel günlerin gelmesini bekleyen annesine sahipti. Umuda bağlı olan annesine o bebek bağlıydı. Şimdi insanların şaşkın bakışlarına şimdilik annesi katlanıyordu. Yıllar sonra aynı bakışları kendi üzerinde hissedecekti.
Annesi onu sütüyle doyurdu. Babası girdi odaya. Az önce dışarıda ne yapacağını düşünen babası, aklı fikri yeni doğmuş çocuğu ve yeni doğum yapmış karısındaydı. Odadan içeri girince sahte olmayan ama mecbur bir gülümseme ve eşinin yanında olma isteğiyle yaklaştı ve eşinin elini tutarak "Ben buradayım ve yanında olmaya devam edeceğim," demek istiyordu. Ağzından kelimeler dökülmüyor ve konuşmuyordu ama tüm hislerini eşinin elini tutarak anlatmak istiyordu. Eşi anlıyor muydu bilinmez. Eşinin yeni doğum sancıları ve kaygıları vardı. Birbirlerine tutundular ve bebeğiyle birlikte yaşamaya devam ettiler. Her ikisinin yeni adım atmış olduğu bu yıllardır devam eden serüvene daha yeniydiler. Cahillikleri endişeye çevriliyordu ve bir süre böyle devam edecekti.
Baba cebindeki birkaç kuruşa baktı. Buradan çıkıp evlerine gidecek kadar yetiyordu. Bebeğine bir süre bakacak kadar da yetiyordu. Eşine gerekli eşyaları alacak ve evinde onu rahat ettirecek kadar paraları vardı ama nereye kadar çalışması gerekiyordu? Çalışması gerekiyordu: bugün için, yarın için, yıllar sonrası için hep çalışması gerekiyordu. Hayatı boyunca bu yoğunluğa girecekti ve biliyormuş gibi kabullenmesi gerekiyordu. Ya kabullenmezse? Ya bu sorumluluğu almazsa? Zaten sahipsiz çocuklar ve dul kadınlar bu sebepten ötürü eşlerinden uzaklaşmadı? Çocuğunun babası/hayat arkadaşının bu sorumluluğu almadığı için çevreye, ailesine, insanlara mahçup ve mecbur yaşamaktan nefret ettiği için sıkıntılar oluşmadı mı? Birçok derdin arasına bu dert de eklenmedi mi? Nasıl geçecekti bu dert, nasıl başa çıkacaktı? Bir gün eve eşini ve çocuğunu mutlu etmek için giren babanın elini boş, yüreğinde sıkıntıyla karşılamak nasıl bir duyguydu? Ben bu hissi yaşamayacağım, kadın değilim, anne değilim çünkü erkeğim. Ama o mahçubiyeti eşim ve çocuğuma yaşatmamak için elimden geleni ardına koyarak çalışarak geçiriyorum şu gençlik günlerimi. Ya o zaman geldiğinde daha büyük bir dert ve daha büyük bir bela eşlik ederse hayatıma ne yapacaktım? Yarının kaygısını yaşamak ne kadar üzücü olmayacak ve olma ihtimalinin getirdiği umutsuzluk. Şimdi kendimi rahatlatan yaktığım sigaranın ileride ufak da olsa masraf olur diye bir paket sigara bile alamamak ve sorunlardan kaçmak için eşine sarılamamak ne kadar zor bir süreç. Bunları aileniz yaşadı ve şu anda bile yaşamaya devam eden dostlarım, arkadaşlarım ve tanımadığım insanlar\! Umarım bu zor durumdan bir an önce kurtulup hayatınızı düzene sokarsınız ve çok mutlu olursunuz. Tek dileğim budur sizin için. Evladınıza sımsıkı sarılıp varlığınızı ailenize hissettirin. Elinizde olmayan şeyleri kafanıza takıyorsunuz ama elinizde olan kişileri de kaybetmeyin. Kazanmak zor, kaybetmek kolaydır, geri kazanmak bazen imkânsız.
İmkânsız olan ama hâlâ içinde bir umutla olmayı bekleyen kadınlar: evladının mutlu yaşamasını, eşinin ona sadık olmasını bekleyen kadınlar. İmkânsız gibi ama yine de içinde hâlâ umutla yaşıyorlar. Kumarı bitmeden o güzel anıları yaşamak isteyen kadınlar, anneler, evlatlar; şu dünyanın acımasızlığını hatırlamayıp mutluluğu kovalamaya çalışanlar. Yıllar önce diktiği meyve ağaçlarının meyvelerini toplamak isteyenler gökyüzüne nasıl bir bakışla bakıyorlar. Her neyse, her şeye inanıyorlar. Mutlu olmak için soğuktan titreyen bedenini fark etmeyip sıcak günlerin vaadinin gelmesini iple çeken insanlarız. Ailemizin varlığını uzun süre sürdürmek için yapıyoruz bunları. Büyümek ve gelişmek için hatalarımızdan ders çıkartıp bir daha yapmamak için. Etrafımızdaki insanları affetmek için ne kadar geniş bir yüreğimizin olduğunu bilmeyip hep affediyoruz.
O kız çocuğu büyüyecek. Büyürken yanında annesi ve babası olacak, belki de kardeşleri. Ya olmazsa? Annesiz büyürse ya da babasız büyürse nasıl bir eksiklikle büyüdüğünü sadece aynı yoldan geçen insanlar anlayacak. Yoksul bir ailede doğup büyüyen bir çocuğun babasının ve annesinin olmadığını düşünün. Kimseye sarılamayacak, kimseye ağlayamayacak. Kardeşi yok, kimseyle derdini paylaşamayacak. Yalnız büyürken, görmediği sevginin yokluğunu birilerinin yalan sevgileriyle kapatmaya çalışacak ve zarar görecek. İnsanlardan aldığı yaraları başka insanlarla kapatmaya çalışacak ve o yara daha kapanmadan daha çok kanayacak. Ne kadar acımasızsın dünya\! Ne kadar iğrençsin\! Başkalarına cömert davranırken kimsesizlere acımasız. Kumarı en başından kaybedenleri örnek alın\! Bakın, bir çocuk getirmek dünyaya onu daha büyük bir acıya sürüklemek. Sırf var olduğunuzu kanıtlamak için yapılan şu sisteme bakın. Ne kadar acı\! O kız çocuğu kendine sarılmayı öğrenmesi çok uzun zaman alacak. Büyüyecek, yaşadığı sürece ilkokul, ortaokul, lise, üniversite derken eğitim hayatında gördüğü zorlukların üzerine daha niceleri eklenecek. Zorlandığı yerde ailesinden yardım isteyen çocuklara karşı nasıl savaşacak tek başına? Nasıl yorulmadan başarılı olacak, derslerine nasıl odaklanacak? Öğretmenin başarılı olan kişilere duyduğu sempatiyi hissedince o da o kişilerin içinde olmak için başarılı olmaya çalışacak. Başarılı olursa sahte bir serüvenin içine atılacak. Başarısız olursa o öğretmene, o arkadaşlarına nasıl bir nefret duyacak. Hiç düşündünüz mü öğretimin ne kadar zorlaştığını? Görün\! Dünyaya getirdiğiniz bu çocuklar okullarda neler yaşıyor, görün, bilin. Bilmiyorsanız öğrenin diye bu sözleri yazıyorum ve akıllarımıza kazıyoruz kumarı bitenlerin hayatlarından ders almak için. Mutlu bir ülke, mutlu bir dünya mümkün arkadaşlar. Avrupa ülkeleri bunun örneği: istedikleri eğitimi alabiliyorlar, istediği aile sevgisini alabiliyorlar. Hayatlarındaki hatalar kendi verdiği hatalar. Sadece Finlandiya diye bir ülke var ve mutluluk oranı en yüksek ülkelerden biri. Neden onların mutluluğu yüksek iken bizim ülkemizde bu kadar düşük bir düşünün ve aklınızı, ufkunuzu genişletin. Mutluluk bu kadar kolayken zorlaştırmamalıyız. Madem zor bir yaşam yaşıyoruz, daha sıkı birbirimize sarılıp bu günleri aşmamız gerekiyor. Maalesef durum şu ki, dünya artık kötülerin yeri. Size yardım edecek kişiler sizden bir karşılık bekleyecek, sizden bir bedel isteyecek. Kimseye güvenemiyoruz ve güvenmemenin bedeli de yalnızlık. Yalnızlığı çekmek zorundayız. Zarar görmemek için ya da zarar görme riskini alıp insanlara güvenmemiz lazım. Mutluluğu arama biçimi de kumarın ta kendisidir.
**Yaşamak İçin Yaşamak ve Kadın Olmanın Kumarı**
Yaşamak için doğdun, büyüdün ve evlendin. Artık bir zamanlar annenin geçtiği yılları geçip onunla aynı yaşa geldin. Bir fark var ki annem senin yaşındayken kucağında sen vardın, yeni doğmuştun, gözlerini yeni açmıştın. Annenin kucağında anneni hissediyordun. Şimdiye kadar yaşadığın acılar ve kayıplar bir kenarda duruyordu. Her şeyi geride bırakmıştın ve evlenmiştin. Belki de evlenemedin, hayatına giren erkekler seninle evlenecek kadar hayatında kalmadılar. Kimseye güvenemedin, belki de çocukluktan ve gençlikten gelen güven problemlerini aşamamış veya aşmak istemedin. Erkeklere değil, herkese olan bir güvensizliğin vardı. Mutluluğu alkol, sigara, seks gibi kendini belirli bir süre mutlu edecek şeylerde aradın belki, bilemiyorum. İhtimaller bunlar.
Evlilik ciddi bir konudur, belki de ciddi olmayacak kadar boş bir konudur; insandan insana değişiklik gösterebilir. Bir kadının evlilik düşünebilmesi gerçekten zordur. Hayatına alacağı erkeği sonsuza kadar sevmesi gerekir. En azından ben öyle düşünüyorum çünkü hayatıma alacağım kadın benim için tek kadın olmalı ve sonsuza kadar sevebilmem gerekiyor. Aynı şekilde ben de böyle bir düşüncesi olan bir kadın ile hayatımı yaşamak ve yaşlandırmak isterim. Evlenmek için ne lazım? Evlilik için evden çıksam, sevdiğim kişiyle nikâh dairesinde buluşsam ve ikimiz de evlenmek istediğimizi söylesek, devlet de bu isteğimizi resmileştirse... Sonra aile evinde bir miktar para biriktirip kendi evimize çıkıp çalışsak ve hayatımızı böyle devam ettirsek ne kadar basit ve güzel olurdu, değil mi? Bir an evliliğe geçtiğim için gençlik zamanlarını ağladığımı düşünebilirsiniz. Oysa ki kadınlar lisede nasılsa üniversitede de aynıdır ve hayatta da hep kendini genç, güzel bir kız olarak görmek isterler. Büyümek, onlar için yaşlılık ve güzelliğini kaybetmek anlamına gelir. Hiçbir kadın bunu kabul etmek istemez. Erkeklerde bu durum ise tam tersi; büyük ve olgun gözükmek ister, hatta çirkinleşmek bile ister. "Çirkinleşmek" ne anlama gelirse... Sert tavırlar, çevreye olan bakış açıları hep büyüdükçe çirkinleşir ve geçmişte olan gözlerinin ışıltısı söner gider. Bir gün aynada kendine baktığında çok ama çok geç olduğunu anlayacaklardır.
Kadın olmak nasıl bir kumar? Bakalım: Tekrardan doğdun, anne ve baba kumarı, doğmadan cinsiyet kumarı, güzel bir çocukluk ve bebeklik geçirme kumarı... Ne kadar anlamasan da o zaman etkileyici durumlar ileride kalıtsal bir hastalığa veya takıntılı davranışlara dönüşecektir. Mesela ne? Hijyenik bir yerde büyümemeniz, bebeklik ve çocukluktan geçireceğiniz hastalıkları ömrünüzün sonuna kadar taşıyacağınız anlamına geliyor. Hem hastalık hem de hijyen takıntısını yaşayacaksınız ve böyle büyüye büyüye okul, hayat, lise, üniversite hayatın derinliklerine gire gire büyüyeceksiniz. Ve her ay sizin ağrı dönemlerinizde çoğunlukla biri olmayacak ve o acıyı da tek atlatmanız gerekecek. Diğer dertler de tam o ağrı dönemlerinde kendini gösterecek. Regli ağrısı bir yerden, sorunlar bir yerden, siz de bir yerden kaçmak isteyeceksiniz. Karşınıza çıkan birisi size destek olduğunu gördüğünüzde, sizi karşılıksız severek sizinle mutlu anılar biriktirmeye çalıştığında, sizinle konuşmak yerine sizi dinlediğinde, sizi suçlamak yerine anlamaya çalıştığında, ona zor zamanlarınızı bahsettiğinizde "geçmiş olsun" bakışı atıp umursamaz takıldığında değil de sizin başkalarının açtığı yaralarınızı sarıp sarmaladığında, yine ne yaparsa yapsın dönüp dolaşıp sizden geçemiyorsa ve bunu aşk diyorsa onunla yaşamak için hayatınızı birleştirmek isteyeceksiniz. Ona daha yakın olmak isteyeceksiniz. Evlenmeseniz de evliymiş gibi yaşama isteği oluşturacak bu kişi sizde, çünkü yıllardır eksik kalmış bir yanınızı o kişi tamamlamaya çalışacak ve siz artık uzak kalmak istemeyeceksiniz bu mutluluktan. Daha yakın ve daha çok mutlu olmak isteyeceksiniz, çünkü mutluluk sizin de hakkınız ve hakkınız çalınmadan sahiplik etmek isteyeceksiniz mutluluğa. Evlilik de bunlardan biridir. Kadınların genelde evlenme isteği bu durumdan gerçekleşir ve her kadında bu değişiklik gösterebilir. Tabii ki herkes için aynı şeyleri konuşmuyoruz, konuşmadığımız gibi genelleme de yapmıyoruz. Erkekler için de evlilik konusu hemen hemen aynıdır; bazı istisnalar konusunda mesela bazı kadınlar zorla evlendirilir. Onlar için bir seçenek yoktur; ya evlenecektir ya da başka biriyle evlenecek çünkü ailesi öyle ister. Erkeklerde hayatının bir bölümünü işine adadıktan sonra askerlik mevzusu da kalkınca mecbur ailesinin istediği kişiyle evlenir, çünkü o kişi hem ailesine hem de kendisine iyi bir eş olacağı düşünülür. Bireylerin kendi istekleri ve hakları kimsenin umurunda olmaz, çünkü örf ve adetler bunu gerektirir. Bu yüzden kaç kişinin hayatı mahvoldu tahmin edebiliyor musunuz ve kaç çocuk sadece birilerinin soyunun devam edebilmesi için dünyaya geldi ve o çocukların devamında oluşan çocuklar sevildi mi, sevilmedi mi? Suçlular, kötü insanlar sevgisizlikten doğan sorunların sonuçlarıdır, başka bir şey değil. Yeteri kadar sevgi verilseydi insanlara, bugün burada bu konuyu konuşmak yerine başka bir konuyu konuşuyor olabilirdik.
Daha konuşacağımız çok konular var bu konuyla ilgili ama şimdiki konumuz kadınlar ve oynadığı kumarlar. Bazı kadınlara kumar oynama hakkı bile verilmiyor işte. Ama o kadınların ve erkeklerin de "Kumarı Bitenler Matemini" anlamaya çalışıyoruz sevgili okuyan.
