Beyoğlu

Vaveyla Yazarı: Yusuf Demirci

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Beyoğlu

Gözlerimi Beyoğlu’nda bir otelde açtım.

Hafif klimadan esen rüzgâr bedenimi buz gibi etmişti, kesin hasta olacaktım. İrkildim, yavaşça titredi bedenim. Üstümde de bir şey yoktu. Sol elimi uzatarak kazağımı üstüme çektim ve bir “of” diyerek sağ elimi hafifçe uzatıp klimanın kumandasını tuttum. Bir tuşa basıp kapattım. Baş ağrımın sebebini düşünerek bulmaya çalışıyorken yorgunluk beni benden alıyordu. Kemiklerim, kollarım, parmaklarım, dizlerim; her yerim çok ağrıyordu. Ağrılarımın sebebi belliydi: beden işçiliği ve ağır şartlarda çalışmak. Zaten bu işlerde çalışa çalışa boyum bile kısalmıştı sanki. Kambur durmaktan sırtıma yüklenen ağır yükler bir yandan, beynime yüklenen ağır dertler bir yandan vura vura beni bu hâle sokmuştu.

Ben de kendimi Taksim’de, güzide bir yerde otele bırakmıştım. Yanımda hayatımı güzelleştiren sevgilim vardı. Kokusunu çektikçe daha da kendime geldim. Yorgunluğu kim takar ki bu saatten sonra? Ellerimi beline sararak kendime doğru çektim onu. Varlığını unutmuş gibi anlatabilirim bu mısralarda ama ilk gözümü açtığımdan beri hep aklım ondaydı. Sadece size geç haber vererek dikkati dağıtmak istemedim. Böyle zor bir hayat kumarında sevdiğinizle mola vermek kadar güzel bir şey yok.

Uzun süredir ne yazacağımı bilmeyip hayatın boktan akışına bıraktım kendimi. Para hırsına öyle bir kapılmışım ki dostluk ve arkadaşlığa olan inançlarım sadece bir kâr ilişkisine dönmüş durumda. Zihnimin bir yerinde yer edinmiş; aklımda, fikrimde zamanında çekmiş olduğum zorluklara tekrar düşmemek gibi bir hırs oluşmuş ve hayatımı buna adamışım. Artık felsefe, edebiyat benim için bir köşede, tozlu raflarda kaldırılmış; hatta örümcek ağları hiç bozulmamış şekilde duruyordu.

Beni bu denli edebiyattan, felsefeden, sanattan uzaklaştıran şey neydi? Neden aynı sayısalcılar gibi kendimi kanıtlama istediğim başarılarım olmuştu? İnsan başarısızlıklarıyla da kendini bu dünyada var olduğunu kanıtlayamaz mı? Bilmem… Düşünmek istemedim. Yoruldum artık. İnsanlara olan umudum yoktu. Eğer ki çalışırsan varsın, paran varsa varsın, sesin yüksek çıkıp insanları manipüle ediyorsan varsın. Bunların zıttında bir şey yaparsan yoksun, hatta hiçsin. Varlığın bile zarar ve gözlerde fazlasın.

O yüzden kendi hayatımı hiçe sayıp, sanki bir daha gelecekmiş gibi, reenkarnasyona inanıyormuş gibi tatil yapmadan çalışmak istedim. İçimdeki ruhsal yolculuğu kitaba dökerken bir mola verdim bugüne kadar. Bugün, iki bin yirmi altı yılının Mayıs ayının üçü. Şimdi elime aldım telefonumu ve yazmaya başladım. Uykudan uyanır gibi değil, sanki daha fazla uyuyacakmış gibi; son bir hatıra mesajı bırakacakmış gibi… Öyle bir hissiyatla yazmaya başladım.

Sanki kim bilir ne olur ki? Sonuçta insan beyni, duygu ve düşünceleri değişiyor; bilemeyiz. Neyse, ne diyordum… Hayatta kalabilmek için, kumar oynayabilmek için her gün köle gibi, at gibi koşman, çalışman lazım. Aksi takdirde sana para vermezler. Dilenci bile olsan elini açıp kendini yoksul, yardıma muhtaç gibi göstermen lazım. Alkolik olsan, alkol parası istesen milletten, berduş gibi gözükmen lazım. Yani emek olmadan yemek olmuyor dostlar.

Kolay para yok. Kazandığınız zor paraları da kumar masalarında boş yere heba etmeyin. Salak salak kumarlar sizi zengin etmez; hem zamanınızı hem paranızı çalar. Bu kitapta bahsettiğim kumar, hayat yolundaki yaptığınız tercihler. Asla kumar oynayan bir insan, gerçekten parasını bahis yapan bir insan en aptal insandır. Aksini iddia eden ya daha büyük bir aptallık sunacaktır ya da aptal olduğunu kanıtlayacaktır.

Bunu burada sonlandırıyorum çünkü sıkıldım. Dışarı çıkıp hava alacağım…