43. bölüm · İstanbul muhafızları ihanetin ve intikamın gölgesi

Kusursuz Yalanın Gölgesi

Can Syz

Bölümler
1 İSTANBUL MUHAFIZLARI: İhanetin ve İntikamın Gölgesi 2 İstanbul’un Gölgeleri: İlk Selam 3 Kaynarca'nın Evlatları 4 Fırtına öncesi sesizlik 5 Kaynarca savunması 6 Muhür Ve Yemin 7 Kaynarca Kuşatması 8 Büyük Meydan Savaşı 9 Zaferin Ardındaki Gölge 10 Silahların Gölgesinde Yeni Bir Devir 11 İlk Sevkiyat Ve kara Borsa 12 Av Başlıyor 13 Eksik Kadro İle Şile Yollarında 14 Ormanda Patlayan Fırtına 15 Kurşun dansı 16 Av Avcıya Teslim 17 Ormandaki karanlık Duvar 18 Geri Çekilme 19 Geceyi yırtan ışık 20 Ölümcül sesizlik 21 Kaynarca'da Yaş Ve Şüpe 22 İnandırıcı Bir Yalan 23 Kara Defterin Sırrı 24 Ambarlı'da Sesiz Şafak 25 Gölge Operasyonu 26 Güvenin Yeniden İnşası 27 Kaynarca'da Yeni Bir güç 28 ÇİF TARAFLI NAMLU: Efendi'nin Gazabı 29 Yeni Bir Maske 30 Un Fabrikasında Yüzleşme 31 İhanetin Bedeli 32 Dönüş Yolu 33 Şeytani Pazarlık 34 Zehirli Yem 35 Tersanedeki Sesiz Ölüm 36 İhanetin Büyük Yüzü 37 Geri Dönüsü olmayan Yol 38 İhanetin Kanlı Bedeli 39 Can'nın İnfaz Timi 40 Banker Cevat'ın Sonu 41 Meriç'in Yaşam Savaşı 42 Şüphenin ilk doğuşu 43 Kusursuz Yalanın Gölgesi 44 Meriç'in Zincirleri 45 Kaynarca'nın İnfaz Kanunu 46 Sahildeki Katliam 47 Özdal'lın Gizli Korkusu 48 Kanlı Teşhis İhanetin Sisi 49 Eski Can'nın Dönüşü 50 Özdal'lın Kırılan Pilanı 51 Avcundan Kayıp Giden Güç 52 Geçmişin Külleri 53 Maskenin Ardındaki Yeni Meriç 54 Kanlı Sözleşme 55 İlk Görev Ve Kesilen Bağlar 56 Gölgenin İlk Gazabı 57 Özel Görev: Can'nın Odası 58 Kasadaki Yüzleşme 59 Firar Ve Şüpe 60 Kilitli Kapılar, Açık Sırlar 61 Maskeli Yüzleşme 62 Sesiz Takip 63 Şüpenin ilk kanıtı 64 Kardeşlik Hukuku Ve Vicdan Terazisi 65 Sesiz İtirafın Eşiği 66 Özdal'lın Cehennemi 67 Şüpenin Kesinleşmesi 68 Özcan'nın yardım istemesi 69 Merdo'nun Mekanında Zehirli Masa 70 Rayına Oturan Gerçekler 71 İhanetin Diyer Yüzü 72 Ruhun Enkazı 73 Kaynarca'nın Sesiz Cığlığı 74 Emanetin Gömülüşü 75 Son bakış 76 Çok Uzaklara... 77 İstanbul'un Öksüz kalışı

Can, o buz gibi şüpheyle Özdal’ın yanına yürüdüğünde, Pendik’in rüzgarı ikisinin arasından bir bıçak gibi geçiyordu. Can’ın gözleri, bir kardeşin şefkatini değil, bir sorgu memurunun keskinliğini taşıyordu.

İşte yalanların ve karanlığın hüküm sürdüğü yeni sayfalar:

Can, elini Özdal’ın omzuna koydu ama bu seferki dokunuş ağırdı. "Özdal," dedi sesi boğuklaşarak. "O geceyi tekrar anlat bana. Meriç gibi bir adam, nasıl olur da o pusunun tam ortasında kalır da sen tek çizik almadan kurtulursun? Aklım almıyor kardeşim."

Özdal, önceden hazırladığı o zehirli yalanı bir nefeste boşalttı. Gözlerini kaçırmadan, sanki o anı tekrar yaşıyormuş gibi bir acıyla konuştu:

"Can, ben ona 'arabadan inme' dedim. Vallahi dedim! Ama Meriç bir anda durdu, 'Bir çocuk sesi var, bir ağlama sesi duydum' dedi. Durduramadım. Bir hışımla aşağı atladı, ormanın içine koşmaya başladı. Ben de arkasından indim, 'Meriç dur!' diye bağırdım ama birkaç adım atmıştım ki her yerden mermi yağmaya başladı. Ne yapacağımı bilemedim Can... O anki korkuyla arabaya nasıl binip oradan kaçtığımı, canımı nasıl kurtardığımı inan ben de hatırlamıyorum. Keşke onun yerine ben kalsaydım orada!"

Özdal, hikayesini bitirdiğinde hıçkırıklara boğularak yere çöktü. Bu öyle inandırıcı bir performanstı ki, Can’ın içindeki şüphe ateşi bir anlığına söndü. Kardeşine sarıldı, "Tamam," dedi. "Tamam kardeşim, senin suçun yok. O merhameti yüzünden gitti..."