28. bölüm · İstanbul muhafızları ihanetin ve intikamın gölgesi
ÇİF TARAFLI NAMLU: Efendi'nin Gazabı
Özdal, deponun en karanlık köşesine çekilip telefonu açtı. Sesi titriyordu: "Efendim..."
Telefondaki ses, İstanbul’un Efendileri’nin en tepesindeki isim, "Büyük Bey" olarak bilinen Hüsrev’di. Sesi bir mezar kadar soğuk ve bir bıçak kadar keskindi:
"Özdal... Sen bizim Kaynarca’daki gözümüz, kulağımızsın dedik. Ama bugün Ambarlı’da en büyük sevkiyatımı o iki serseriyle birlikte gelip bizzat sen soyuyorsun! Neden pusu haberini vermedin? Neden o tırın limandan çıkmasına izin verdin?"
Özdal yutkundu, alnından bir damla ter süzüldü. "Efendim, çok ani oldu. Can defteri bulunca beni bile beklemeden yola çıktı. Engel olsaydım her şey ortaya çıkardı."
"Mazeret istemiyorum!" diye kükredi Hüsrev. "Şimdi hemen, o eski un fabrikasına gel. Eğer yarım saat içinde karşımda olmazsan, önce aileni, sonra o sevdiğin mahalleyi yakarım. Gel ve bu fiyaskonun bedelini öde."
Telefon kapandı. Özdal’ın dünyası başına yıkılmıştı. Çift taraflı oynamak artık onu ezmeye başlıyordu.
