5. bölüm / 12
Issız Çocuklar5. Bölüm: İki Çift Göz
Bölümler 12Şu an: 5. Bölüm: İki Çift Göz
- 1 1. Bölüm: Susan Çığlıklar1.147 kelime
- 2 2. Bölüm: Özgürlüğün Ucunda1.849 kelime
- 3 3. Bölüm: Dermansız Yara1.469 kelime
- 4 4. Bölüm: Kanlı Kelepçe2.056 kelime
- 5 5. Bölüm: İki Çift Göz3.080 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 6. Bölüm: Asılmak3.855 kelime
- 7 7. Bölüm: "İnsan Evini Hatırlamaz mız?"3.226 kelime
- 8 8. Bölüm: Anne Sıcaklığı3.507 kelime
- 9 9. Bölüm: Deşilmiş Kalp3.283 kelime
- 10 10. Bölüm: Yakım5.434 kelime
- 11 11. Bölüm: 3 Mezar2.536 kelime
- 12 12. Bölüm: Yıkım1.051 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bazı gözler vardır;o kadar güzeldir ki bakmaya doyamazsın.
Bazı gözler vardır;o kadar ürkütücüdür ki bakmaya korkarsın.
Benim baktığım gözler ise fazla sahiplenici ve yakışıklı gözlerdi ve ben bakıpla bakmamak arasında kalmıştım. Gri gözler gözlerimle buluştuğu an burada hapsolacağımı bile düşünmedim çünkü o gözler beni bulduğunda kurtaracağını biliyordum. Bir kere kurtarmıştı, ikinciye neden olmasın ki?
Bu gözlerin sahibi Sarp Soykan'dı. Kapı aralığından birbirimize bakarken birinin hareket etmesi gerekiyordu ama ikimizde baktığımız o gözlere aşık olmuş gibiydik. Gözlerimizi ayıramıyorduk.
Bu anın hiç bitmemesini isterdim ama kurtulmam gereken bir katil varken daha fazla Sarp'la bakışamazdım. Gözlerimi kaçırıp kapıyı tam açtım. Kapı gıcırdayarak açılınca Sarp koşar adımlarla yanıma geldi.
"İyisin,değil mi? Birşey yapmadı sana?"dedi. Ses tonu endişeliydi.
"Hayır,birşey yapmadı, sadece..."deyip bileklerimi kaldırdım. Böyle bir durumda gülünür müydü,bilmiyorum ama ben gülmeye başladım. Gülüşüme Sarp'ta dahil oldu ve bileklerimi tutup kelepçeye bakmaya başladı.
"Sana bunu burada soramam,arabaya gitmemiz gerek,hem de hemen."dedi ve elimi tutup peşinde sürüklemeye başladı. Eve göz gezdirdiğimde adamın olmadığını fark ettim. Bu garipti çünkü daha birkaç hafta önce benimle kaçmamam için anlaşma yapan bir adam beni evde yalnız bırakmıştı. Arabanın sürücü koltuğuna Sarp geçti,ben de yolcu koltuğuna geçtim. Arabayı çalıştırıp sürmeye başladığında radyo otomatik açıldı. Çalan şarkıyla gülmeye başladım psikolojisi bozulmuş bir insan gibi.
Sarp'ın gözleri bir süre üzerimde dolandı ve bir yola bir bana bakarak "Neye gülüyorsun?"dedi.
"Bilmem."dedim. "Şu halime bak."
"Ne varmış üstünde?"dedi. Ah,hayır. Bu salak üstümden dolayı mı üzgün olduğumu düşünüyor?
"Üstümden bahsetmiyorum. Peşimde bir katil var,o katil de benim tecavüzcüm ve şu anda radyoda bir şarkı çalıyor!"dedim. Sonda sinirlenerek sesimi yükseltmiştim.
"Yani,düşünsene. Peşimde katil var,beni arıyor ve biz arabada şarkı dinlerken kaçıyoruz."dedim.
"Anladın değil mi beni?"derken bakışlarımı yoldan ayırıp ona çevirdim ve beni izleyen gözleriyle karşılaştım. Gören yıllardır aşık bir çift sanacaktı bizi.
Adam çok güzel bakıyor lan!
"Anladım da,"dedi birden. Gözlerini benden ayırıp yola çevirdi. "Gözlerin çok güzel bu arada,"dedi. Hiç beklemediğim anda beni utandırmayı başarıyordu!
"Teşekkür ederim."dedim afallayarak. Utandığımı belli eden yanaklarımı görmesin diye yanımdaki cama bakmaya başladım. Ama görmüş olacak ki gülmeye başladı. "Ya gülme,"dedim utanarak. Omzuna vurarak "Gülme!"dedim.
"Utanması bile çok güzel,oğlum."dedi. Bakışları yanındaki camdaydı ve sanki beninle konuşmuyormuş gibiydi. Gözleri tekrar bana döndüğünde ona bakmıyordum ama baktığını görmüştüm.
"Aç mısın?"diye sorduğunda hayır dedim. "Elini cebime atar mısın?"dediğinde afalladım.
Bir bana bir yola bakarken "Ya,yanlış anlama. Cebimde birşey var,sen al."dedi.
Ne yanlış anlayacağım be! Ne sanıyor bu kendini?
Elimi cebine attığımda birden fazla boncukla karşılaştım. Bir avuç alıp elime baktığımda boncukların leblebi olduğunu gördüm.
"Leblebi mi?"dedim şaşkınlıkla. Başını eğip güldü, "Kardeşim,leblebiyi çok sever de,ceketimin cebine leblebi doldurur her zaman."dedi. Kaşlarımı kaldırdım ve "Kardeşin olduğunu bilmiyordum." dedim koltuğa yaslanarak.
"Kimse bilmez zaten."
"E,ben biliyorum ama?"dedim şaşkınlıkla.
"Sen kimse değilsin ki."
Hop! Yavaş gel koçum. Kalbim bu kadar heyecana dayanamaz.
Anlamadığım bir şekilde yüzüme tebessüm otururken gözlerimi cama çevirdim ve elimdeki leblebileri yemeye başladım. Bazen elimdeki leblebileri Sarp'a uzatıyordum ama tamamen arkadaşça bir şeydi bu.
Arkadaşlığı ben de tam anlamadım.
Elim radyoya uzandı ve müziğin sesini açıp başımı canım kenarına yerleştirdim. Mırıldanarak eşlik etmeye başladım.
Şarkı Teoman,kupa kızı ve sinek valesi'ydi.
"Bir iskambil falında çıkmıştık birbirimize
O güzel kupa kızıydı, sinek valesiydim bense
Gece yarısı o perşembe rastladım köprü üstünde
"Ağlama" dedim, o ağladı tırabzanlardan indiğinde
"Saçların mı ıslak, yoksa ıslak mı yaşamak?" dedim"
Sarp'ta benimle beraber şarkıyı söylemeye başladı ve bir yandan da beni izlediğini biliyordum.
"Senin için rüzgârda hep yağmur mu var?
Gözlerin mi daldı? Yoksa sıkıldın mı sorulardan?
Hiç geçmez mi gözlerinden bu sonbahar?
Bir kar tanesi ol, kon dilimin ucuna
Bir kar tanesi, eri ağzımda
Bir kar tanesi ol, kon dilimin ucuna
Bir kar tanesi, eri ağzımda"
Birkaç saniye sürmeden gözlerim kapandı ve kendimi mükemmel bir rüyanın içinde buldum.
***
Esneyerek gözlerimi açtığımda arabanın durduğuju fark ettim. Beni uyandıran bileklerimdeki soğuk metallerdi. Arabada Sarp yoktu,arabanın arkasına baktığımda ise bir sandviç buldum. Üzerinde ise bir not vardı.
Çok yorulmuşsun,uyandırmaya kıyamadım. Uyandığın zaman yersin. Ben yaptım,umarım beğenirsin. Uyandığında yanında olmayabilirim çünkü bir petrol istasyonundayız ve benim çalışmam gerekiyor. Yanıma gelmek istersen sağ tarafına bak,ben oradayım.
Korumadan
Karagözlü Kadın'a...
Notu okurken dudaklarıma bir tebessüm bulaşmıştı. Başımı sağa çevirdiğimde bir arabanın yakıtını koyan Sarp ile karşılaştım.
Burada mı çalışıyor? E,hani korumaydı bu?
Sandvici elime alıp arabadan indim. İndiğim gibi Sarp'ın gözleri arabaya kaydı,sonra da gözleri gözlerime ulaştı. Koşar adımlarla yanına gittiğimde üşüdüğünü hissettim. Üzerimde hâlâ ince iş kıyafetim vardı.
"Sen burada,bu hâlimizle ellerinle bana sandviç mi hazırladın?"
"Ne varmış hâlimizde? Ben seni çok zor kaçırdım,açlıktan ölmene izin vermem. Benimsin,"
Gözlerim kocaman açıldığında gülmeye başladı.
Oğlum,yavaş gel diyorum. Dayanamam yoksa,düşerim kollarına.
"Yavaş gel,oğlum."diye mırıldandım. "Hım, yavaş mı geleyim?"dedi sakince. Utandığımı ele veren yanaklarım yine ısındığında Sarp'ın bakışlarıyla karşılaştım. Sanviçimden bir ısırık aldığımda ağzım dolu dolu konuşmaya başladım.
"Ben seni tanıyormuşum gibi hissediyorum. Sende de öyle mi?"dediğimde yüzü soldu ama hâlâ yüzünde tebessüm varken "Bunların cevabını alacaksın. İnan,seni çok bekliyorum."dedi.
Kol saatine bakıp yerinden kıpırdadı. Arabaya giderken "Sen arabaya geç,ben geliyorum."dedi.
Lafını ikiletmeden arabaya geçtiğimde birkaç dakikanın ardından o da bindi ve arabayı çalıştırdı. Elimde benim için yaptığı sandiçi yerken nasıl göründüğümü bilmiyordum.
Tek derdimiz de buydu zaten.
Araba otoban yolunda giderken "İbo'yu gördün mü? Yani,sen çıktıysan o da çıkmıştır?"dedim. Başını salladı,"Bana takmış durumda,"dedi. Ağzım doluyken "Neden?"dedim. Sarp'ın gözleri üzerimde dolaştı, "Bilmem. Belki nezarathane köşelerinde flörtleştiğimiz içindir..."dediğinde öksürmeye başladım. Gülerken torpidoyu açtı ve bana bir şişe su verdi. Şişeyi alıp kafama diktiğimde ise gülmeye devam ediyordu. Şişeyi dudaklarımdan ayırdım ve "Biz arkadaşız,ne flörtleşmesi?"dedim.
Kaşları havalandığında ise hâlâ gülüyordu. Gözlerini yoldan ayırmadan "Arkadaşız,öyle mi?"dedi.
"Bana hiç öyle gelmedi,çünkü ne zaman sana baksam bana bakan gözlerinle buluşuyorum."derken ona bakan gözlerime baktı büyük bir sevgiyle.
"Hop! Yavaş gel,koruma."dedim gözlerimi kaçırarak. "Kendini çok da birşey zannetme. Hayatımı kurtardığın için sana minettarım ama bu seninle sevgili olacağım anlamına gelmiyor,koruma."
Başını öne eğip gülmeye devam etti. "Yavaş mı geleyim? Üzgünüm,"
"Konu sen olunca frenler tutmuyor."dedi fısıldayarak.
Sikeyim! Adam çok güzel iltifat ediyor ya!
Utanarak gözlerimi kaçırdığımda başımı cama yasladım. Hâlâ otobandaydık bu yüzden uyumaya karar vermiştim. Sarp'ın bakışlarının üzerimde olduğunu biliyordum ama ona aldırmadan gözlerimi yumdum.
Bana hissettirdikleri çok başkaydı. Ettiği iltifatlar,taktığı lakaplar gülümsememi sağlıyordu. Ona karşı hissettiklerimin arkadaş duygularından çok farklı olduğunu biliyordum. Ama maalesef onunla birlikte olamazdım. Ben tecavüze uğramış bir kızdım,bunu her ne kadar dile getirip,kendimi acındırmak istemesem de bu gerçekti. Kim tecavüze uğramış bir kızı isterdi ki? Kimse başka bir erkek tarafından sevdiği kadına dokunulmasını istemezdi. Eğer bu onun için bir sorun değilse o da seni kullanacak demektir. Sadece cinsellik anlamında değil,her anlamda.
Bu yüzden onunla olamazdım. Kalbim her ne kadar istese de aklım bunu onaylamıyordu. Ve ben daima aklımı seçerdim. Çünkü ben hiçbir zaman aşka mahkum bir kadın değildim.
Ne işim olurdu ki zaten aşkla?
Ben o şansı 11 mart gecesinde kaybetmiştim.
Hayatımı mahveden o 11 mart gecesinde kaybetmiştim tüm şansımı.
Hayallerimi,isteklerimi,duygularımı,dostluklarımı kaybettiren o gece.
***
Esneyerek gözlerimi açtığımda bir sitede olduğumuzu fark ettim. Hâlâ arabanın içindeydim ve yanımda Sarp vardı. Çok yorulmuş olacak ki o da uyuyordu. Yerimde kalktığımda uyandı.
"Ay,uyandın mı? Ben mi uyandırdım?"dedim hafif uykulu bir sesle.
Başını iki yana salladı,"hayır,dalalı çok olmamıştı zaten."dedi.
Gözlerimi kısarak etrafımızdaki evlere baktım. "Burası neresi?"
Arabanın kapısını açıp indiğinde ben de kapıyı açtım.
Ne oluyor?
Sarp'ın yanına yürürken ara ara esniyordum. "Nerede olduğumuzu söyleyecek misin?"
"Kardeşimin yanına gidiyoruz."
Gözlerimi açıp gülümsedim. "Kaç kardeşin var? Yalnız mı yaşıyor?"
Binanın kapısını açıp merdivenlerden çıkarken "2 kız kardeşim var. Kardeşim yalnız yaşamıyor,birlikte yaşıyorlar."
"E,sen nerede yaşıyorsun?"dedim şaşırarak. Kardeşleriyle birlikte yaşamak yerine neden başka bir yerde yaşasın ki?
"Ben ara sıra uğrarım buraya,"dedi beni yine şaşırtarak. Evin kapısını açıp içeri girdiğinde ben de içeri girdim.
"Kardeşim,"dedi 5 yaşlarında bir çocuğu göstererek. Kardeşi beni gördüğünde oturduğu koltuktan kalkıp bacaklarıma sarıldı.
"Abim seni kuytaymış!"dedi sevinçle.
Onu kollarıma alarak Sarp'a döndüm,"Evet,abin beni kurtardı ama,sen nereden biliyorsun?"dedim sarp'a dığru kaşlarımı kaldırarak.
Sarp tam birşey diyecekken "Bilmiyoy musun? Abimin odasının heyyeyinde senin fotoğyafın vay."dedi.
Sarp'ın odasında benim fotoğrafım mı var?
Sarp kardeşine bakıp gözlerini belerterken gülümseyerek "Hımm,peki,abinin odasını bana gösterir misin?"dedim ona inatla.
"Gösteyiyim!"dedi ve kucağımdan indi. Onu takip ederken boyu benden kısa olduğu için çok tatlı görünüyordu. Ama diğer çocukların aksine onun saçı yoktu,kaşları da öyle. Ve evin içinde bir maske takıyordu. Muhtemelen lösemili bir çocuktu.
Odanın kapısını açıp içeri girdi ve eliyle bana gelmemi söyledi. İçeri girdiğimde odanın çok sade olduğunu fark ettim. Odada bşr yatak,bir dolap ve bir çalışma masası vardı. Çalışma masasın üstünde,duvara asılı bir pano vardı ve o pano da benim fotoğrafım vardı. 17 yaşındayken çekilen bir fotoğraftı ama o bunu nereden bulmuştu ki? Onun yanında ise 20 yaşında olduğum bir fotoğraf vardı. Beni bulmak için Ankara'da neredeyse her yerde çalışmıştı. Beni bulamadığı yerlerin ise üzerini çizmişti. Gözlerim Sarp'ı bulduğunda o da panoya bakıyordu. Gözlerim dolduğunda kardeşi görmesin diye onun sırtını yüzüme çevirip kucağıma aldım ve onu salona götürmeye başladım.
"Abim neden senin fotoğyafını asmış ki?"dedi. "Sana aşık olabiliy mi?"dedi kulağıma doğru fısıldayarak.
Arkamızdan yürüyen Sarp'a dönerek "Bilmem ki,"dedim. Çocuk gibi eğleniyordum onun bu utangaç haliyle. "Bence olabilir."dedim kardeşine dönerek.
"Bence de. O senin yesmini bile asmış ama benimkini asmamış."dedi yarı ağlamaklı bir sesle.
Küçük çocuğun kıskançlığı bile çok tatlıydı!
Onu saçlarından öptüm ve "ben asarım senin resmini,"dedim.
Gözlerini açarak "geyçekten mi?"dedi. Gülerek "Evet,ama önce abinin bana bir fotoğrafını atması lazım,"dedim onu koltuğa oturturken.
"Abi! Yesmimi ataysın dimi?"
Sarp gülerek "Atarım Abi'm."dedi.
"bana pisküvüt yapay mısın?"dedi bana dönerek.
"Bisküvileri kırıp süt mü ekleyeyim?"
"Evet!"
Ona doğru dönerek "Hemen yapıyorum!"dedim ve mutfağa doğru koştum. Mutfağın yerini bulmak için 2 odaya girmiş olsam da buldum.
Bir çocukla beraber eğlenmek,konuşmak,gülmek ve vakit geçirmek çok güzeldi. Bir çocuğun gülümsemesi bile bir ömre bedeldi bence. Yaşadığımız dünyada insanlar yakılıyordu ve çocukların gözünde ise bu cennete gitmek demekti. Bir çocuğun gözünden dünya çok daha masumdu,çok daha huzurluydu,çok daha yaşanılabilirdi.
Mutfağa girdiğimde dolaplardan birini açıp tabak çıkartttım. Sarp masaya yaslanmış bir şekilde beni izliyordu.
"Bisküvi nerede?"
Sarp geriye doğru eğilerek bir kavanoz aldı ve bana uzattı. "Sütü de sormayacaksın,herhalde,"
Ona doğru gülümseyip başımı omzuma yatırdım ve "Süt nerede?"dedim. Sarp gülerken buzdolabına doğru ilerkedi ve sütü alıp bana uzattı.
Çekmecelerden birini açıp çatal aldım ve bisküvileri kırmaya başladım. Ona doğru dönmeden "Rahatsız olmayacaksan birşey soracağım,"dedim.
"Senden rahatsız olabilmemin ihtimali bile yok. Ne sormak istiyorsan sor."dedi.
Gerçekten böyle mi?
Yani,benden rahatsız olmayacağını mı söylüyor?
"Kardeşin,lösemi hastası mı?"dedim. "Yanlış anlama-"
"Evet,kardeşim lösemi hastası ve neden bunu yanlış anlayayım?"
Afallayarak "Bilmem,"dedim. Sütü dökerken elim ayağım dolaştı ve sütü tezgaha döktüm.
Bir şeyi de becer be!
"Pardon!"derken bezle silmeye başladım. Bez ile sütü lavaboya taşıyıp dökerken "Çok pardon!"dedim.
Bezi sudan geçirip suyunu sıktım. Sütü temizleyip tekrar bisküveyi püre haline getirdim ve bir kaşık alıp salona doğru yürüdüm. Mutfaktan çıkacakken geri adımlarla mutfağa geri girdim ve Sarp'a dönüp "kardeşinin adı ne?"diye sordum.
Sarp gülümseyip doğruldu ve "Doğa,adı Doğa."dedi.
Kaşlarımı kaldırıp gülümseyerek "Doğa...yeniden doğuş demek."dedim.
Kaşlarını çatıp "Yeniden doğuş mu? Anlamı orman demek,"dedi. Ben de kaşlarımı çatınca "değil mi?"dedi. "Ben şu bisküviyi Doğa'ya götüreyim,sonra tartışırız."dedim ve salona gittim.
Doğa yeniden doğuş demekti,biliyordum çünkü Neriman Teyze bize bir hikaye anlatırken orada Doğa geçiyordu. Hatta Neriman Teyze şöyle kodlamıştı;doğa ormandır,ormanda ağaç vardır ve ağaç her yıl kendi yapraklarını yenilediği için anlamı 'yeniden doğuş'tur. Küçükken bize masal olarak bunu anlatırdı.
Salona girdiğimde Doğa koltukta oturmuş çizgi film izliyordu. Yanına oturup kaseyi ona uzattım.
"İstediğin gibi olmuştur,umarım."
Teşekkir edip kaseden bir parça aldı. Ağzı doluyken "Annemin yaptığına benziyoy."dedi.
"Ya,annen nerede?"dedim.
"Annem,cennette,"dediğinde gözlerim doldu.
Bu kadar saf olamazsın.
Yanımızdaki koltukta Sarp oturuyordu ve Doğa ile beni izliyordu. Dilimi yutmuş gibi Doğa'ya bakarken gözlerimin dolduğunu görmesin diye gözlerimi yukarı kaldırdım. Gözlerimin buğusu gittiğinde tekrar ona dönüp saçını okşadım. Gözlerini çizgi filmden ayırıp bana baktığında "Biliyoy musun? Sen anneme benziyosun,"dedi. Ağzım araladığında konuşmaya devam etti. "Saçlayı da seninki gibiydi."deyip saçıma dokundu. Ardından elini gözaltımdaki bene götürdü. "Onunda seninki gibi buyda beni vaydı."
Gözlerim tekrar dolduğunda elini tutup "Öyle mi?"dedim büyük bir nefes verirken. Sarp'a bakmadan önce "Neden ağlıyoysun?"dedi. "Hayır,ağlamıyorum,ben hastayım o yüzden,güzelim."
Tamam diyip tekrar gözleri ekrana döndüğünde ayağa kalktım ve mutfağa doğru yürüdüm. Sarp koşar adımlarla yanıma gelip kolumdan tuttu ve kenara çekti. "Sen yaralandın mı?"dedi.
"Ne,neden ki?"dedim kaşlarımı çatarak. "Koltulta kan lekesi var,"
İç çekip tuvalete doğru yürüdüm.
Hassiktir!
Yanımda ped yok ki.
Tecavüzcüm tarafından kaçırılınca regl olmamam için bana hap veriyordu. Tabii ki onları almıyordum,yine reglimin gelmesini bekliyordum ama yatak çarşafım kanlar içinde kalıyordu. Ve sonra da kemerler,kelepçeler,yumruklar,tokatlar...
Tuvalete girecekken Sarp kolumu tutup beni durdurdu. Elinde bir pantolon, ped ve iç çamaşırı vardı.
"Bunları al,"
Afalladığımda çamaşırları elime sıkıştırdı ve beni tuvalete itti.
Erkek ya!
Bu arada hiç iğrenmeden ped ve iç çamaşırı mı tuttu o?
***
Tuvaletten çıkıp mutfaktaki sanfalyelerden birine oturmuştum. Birkaç dakika sonra Sarp yanıma geldi ve o da bir sandalyeye oturdu. Utançla gözlerimi kaçırırken bunu fark etmiş olacak ki "Ne oldu?"dedi.
Sorun sen ve centilmenliğin!
"Bir şey yok."dediğimde buna burun kıvırdı. "Ya,hiç iğrenmedin mi onları bana verirken? Ayrıca o eşyalar kimindi? Sevgilinin mi yoksa?"dediğimde içimde bir kıskanma duygusu belirdi. "Yani,eğer sevgilininse-"
Sözümü Sarp'ın gülmesi kesti.
Bunda gülünecek ne var?
Sevgilin varsa onu bırak, benimle ol demiyorum!
Sevgilin varsa banane ayrıca!
"Sevgilim falan yok,onlar kardeşimin kıyafetiydi."dedi gülüşlerinin arasından. "Ayrıca iğrenmem için bir sebep yok."
"Hım,en azından sen mağaradan çıkmış erkekler gibi değilsin."
"O nasıl oluyor? Anlatsana,"
"İşte,regle ayıp diyenler,iğrenenler,bunun normal bir durum olmadığını söyleyenler falan,"
Yüzünü buruşturup kısık sesle," Sikik kafalılar,"dedi. Gözlerimi açıp işaretparmağımı dudağımın üstüne koydum.
Doğa'nın duymadığından emin olduktan sonra omzuna vurup "Evde çocuk varken küfür mü ediyorsun sen?"dedim. Gülmeye başladığında gözlerimi devirdim. Beni taklit etmeye çalışıp gözlerini devirmeye çalıştı ama başaramadı. Beraber güldüğümüzde beklediğim o bildirim sesi geldi.
Telefonu elime alıp bildirime baktığımda Sarp'a baktım. Meraklı gözlerle bana bakıyordu.
"İbo'yla beraber sahilde buluşacağız da,şu sitenin dışındaki sahil."dedim.
Ayağa kalktığımda o da kalktı. Karşısına geçtim,gözlerim kaslarına kaydı ama hemen geri çektim. "Her şey için teşekkür ederim. Kıyafetleri yıkaıyp geri getiririm."dedim ve salona doğru yürüdüm. Tabii ki de Doğa'ya veda etmeden çıkmayacaktım.
"Güzelim,"dedim Doğa'nın oturduğu ilerlerken. Doğa'nın karşısında diz çöktüğümde "Ben şimdi gidiyorum ama istersen geri gelirim,tamam mı?"dedim.
"Gel ama,bıyakma beni," Sarp'ı parmağıyla göstererek "Sevgilin beni hep bıyakıyo' "dedi. Gözlerimi açtığımda kapının kenarında duran Sarp'a baktım. Gözlerinde hüzün vardı ama tebessüm ediyordu.
Aklıma gelenle dudaklarım kıvrıldı.Eğer Doğa'ya Sarp buradayken sevgili olduğumuzu söylersem ve sonra onunla arkadaş olduğumuzu söylersem bu onu kıracaktı ve benimle sevgili olmak istemeyecekti.
Bzane kendimi süper zeka gibi hissediyorum.
"Sevgilim seni hep tek mi bırakıyor?"
Sarp eğdiği başını hızla kaldırıp bana baktı. "Evet,"dedi Doğa'nın sesi.
Ayağa kalkıp Sarp'ın karşısına geçtim ve "Bir daha Doğa'yı tek bırakma,tamam mı sevgilim?"dedim.
'Sevgilim' derken bilerek vurgulamıştım.
"Tamam,sevgilim."
Arkamı sömüp Doğa'ya baktım ve elimi salladım. Evin kapısından çıkıp ayakkabılarımı giyerken "Arkadaşız,öyle mi?"dedi.
"Evet,arkadaşız. Çocuk üzülmesin diye öyle dedim. Yoksa tipim değilsin."dediğimde yüzünün solmasını bekliyordum. Ama o aksine gülmeye başladı. "Tipin olmadığım için mi kaslarımı seyrediyorsun?"
Ağzımdan bir küfür yuvarlayınca gözlerini açıp işaretparmağıjı dudağımın üstüne koydu. "Evde çocuk varken küfür mü ediyorsun?"dedi beni taklit ederek. Gözleriyle kapının kenarından bizi izleyen Doğa'yı gösterdi. Yalandan gülerken Doğa'a doğru eğildim ve "Sen konuştuklarımızın ne kadarını duydun?"dedim.
Tabii ki soracaktım!
"Bişey duymadım,yeni geldim. Ben sana şey diyecektim,geliyken çikolata alıy mısın? Bi'de gelirken yine pisküvi yapay mısın?"dedi.
Allah kahretsin!
O kadar masum ve tatlı söylüyor ki gelmeyeceğimi söylemek vicdan azabı çekmeme neden olurdu!
Bu çocuk neden bu kadar tatlı olmak zorunda?
"Yaparım,sen iste yeter ki."dedim. "Kendine iyi bak tamam mı? Abine de kendine de,"
Ayağa kalkıp merdivenlerden inmeden önce Sarp'a yan bir bakış atıp "Lazım bana çünkü,"dedim.
Merdivenlerden inmeye başladığımda arkadan Doğa'nın "Neye lazımsın abi?"diyen sesi geldi. Koridoru Sarp'ın kahkahası doldurdu.
İlk kata geldiğimde binanın dış kapısını açtım ve beni karşılayan şey saçlarımı uçuşturan bir rüzgârdı. Site sahike yakındı ve normalde sahil tarafında olan evler çok pahalıydı. Sarp. Beni bulmak için birçok işte çalıştığını söylemişti,muhtemelen oradan kazandığı parayşa bu evi almıştı. Sahile geldiğimde yere otutuk bağdaş kurmuş İbo'yu gördüm. Onun yanına gidip ben de bağdaş kurup oturdum. İbo beni gördüğü anda sımsıkı sarıldı. Kollarımı ona dolayıp dolamamak atasında kalmıştım çünkü titriyordum. Tecavüze uğradığım günden sonra herhangi bir erkek bana dokunduğunda istemsizce titriyordum. İbo rahatsızlığımı hatırlamış olacak ki geri çekildi.
"Ben nezarathanedeyken söylediğim şeyler için özür dilerim."dedi. Gözlerinde pişmanlık vardı. Nezarathanedeyken söylediklerini hatırlamış gibi bir ses çıkardım. "Boş ver,ben unuttum çoktan,"dedim.
"Bizim hakkımızda bahsederken 'o' diye bahsedecek kadar çok mu kırıldın bize?"
"Onca yıl birbirimizden bahsederken kardeşim derken sen bizden 'o've 'diğerleri' diye mi bahsediyorsun,Karam?"
"Onca yıl hatrına seni kurtarmaya geldim yoksa umurumda bile değildin,Akyer."
"Ayrıca sizin bana yaptıklarınıza karşı ben darılmayıp sizi severken sen sadece laf arasında 'o' diye bahsedildiğin için bana darılıp trip atman,çok gülünç."
"Sana ne yapmışız,Karam. Yıllar önce bir gençlik hatası yüzünden seni orada bıraktığımız için bize kızgınsın,tamam,onu anlarım. Ama-"
"Ama, ne ama! Senin bitmeyen bahanelerini dinleyemem. Seninle laf dalaşına girmek için yeterli zamanım yok,Akyer."
İbo'nun kahve gözleri denize dalmışken "Sana birşey soracağım."dedi.
"Sor,"
"Onunla aranızda birşey mi var? Yani,eskiden tanışıyor musunuz?"dedi. Bu soruyu soracağını biliyordum.
Omuzlarımı silkerek "Eskiden tanışmıyoruz,beni o adamdan kurtardıktan sonra samimi olmaya başladık."dedim.
Burukça gülüseyerek "30 gün sonra sınav varmış. Meslek Sınavı,"dedim.
Burada meslej sıbavı oluyorduk. Üniversiteyi okuyup bitirdikten sonra o mesleği alabilecek miyiz diye böyle bir sınav yapıyorlardı. Ve burada üniversite iki yıl okunuyordu
Ben 11 mart gecesinde kariyerimi de kaybetmiştim.
"Evet,var. Ama sen yoksun,sınava girerken yaşayacağımız stresi,heyecanı sen yaşayamayacaksın."dedi. Böylelikle tekrardan bana gerçekleri hatırlatmış oldu.
"Sen duygusal anları sevmezdin, ne oldu,ben gidince değiştin mi? Artık duygusal bir anı yaşamamıza izin veriyor musun?"dedim.
İbo eskiden duygusal anlar yaşayıp ağlamamıza izin vermiyordu ama şimdi bu konuları o açıyordu.
"Hım,"dedi düşünceli bir sesle. "Sana bir müjdem var."dedi birden. Bunu az önce dediğim şey için dediğini biliyordum.
"Ne müjdesi?"dedim kaşlarımı çatarak.
Burukça gülümsedi. "Annen,yaşıyormuş."dedi.
Gözlerim dolduğunda "gerçekten mi?"dedim. "Neriman Teyze bana öldüğünü söylemişti."dedim gözlerimi denize çevirirken.
"O da öyle biliyormuş. Ama öğrendim,annenin adresini de buldum."dedi ve cebinden bi kâğıt çıkarıp bana verdi.
"Sana bunları tekrer hatırlatmak istemem ama,Alya sen bize çok kızıyor olabilirsin. Haklısında,"dedi başka bir konuya girerek. "Akya,bilmeni terim ki biz seni çok aradık. Hatırlıyorsundur belki,o gün Tuğrul telefonundan video çekiyordu. Biz onu sabah olduğunda polise götürdük ama o videoda sadece senin çığlıkların olduğu için bulamadılar."dedi. Çok uğraştıkları günler aklına gelmiş gibi yerleşti gözlerine.
"Bulsa da yakmazlar ki,"dedim rahat bir sesle ama gergindim.
"Sen yakılma yasasınun geldiğini biliyor muydun?"
"Evet,kapı dinlerken öğrendim."dedim tekrar rahat bir sesle.
"Kalkalım artık,"deyip ayağa kalktığımda ve arkama döndüğümde tok bi silah sesi yankılandı.
Karnımda dehşet bir acı oluştuğunda anıma baktım.
Bu kırmızı sıvı kan mı?
Yerimde sendelediğimde vücudumun uyuşmaya başladığını anladım.
Neden kanıyordum?
Sarp'ın bana doğru koştuğunu gördüğümde İbo'nun kollarına düştüm.
"Bana bak,Alya! Kapatma gözlerini," gözlerim çoktan kapanmaya başlamıştı.
İbo hızla üstünü çıkarıp karnıma bastırdığında karnım daha fazla sızlamaya başladı. Sarp'ın bir adamın peşinden koştuğunu İbo'dan anladım.
"Yakala şu piçi,"bağırıyordu ve sesinde öfke vardı.
Gözlerim tamamen kapandığında İbo tekrar bağırdı.
"Hayır,Alya! Aç gözlerini,kurban olayım,kapatma gözlerini,"
Konuşmaya çalıştığımda kan kusmaya başladım.
"İbo,diğerlerine söyle,"
"Neyi,güzelim?"dedi. Konuştuğuma şükredşyormuş gibi bir sesi vardı.
"Onları affettiği söyle,o gün orada gitmekten başka çarenizin olmadığını söyle."dedim zorlukla. Her nefes alışımda karnımdaki ağrı daha çok ağrıyordu.
Yavaş yavaş bilincim kapandığında İbo tekrar bağırdı. "Hayır,Alya. Sarp,gel çabuk!"
"İbo,onlara söyle,sizi çom sevdiğimi unutmasınlar,tamam mı?"dedim ve bu bilincim kapanmadan söylediğim son şeydi.
Geriye duyduklarım İbo'nun çaresiz bağırışlarıydı.
Bölüm etkileşimi
