2. bölüm · Issız Çocuklar
2. Bölüm: Özgürlüğün Ucunda
Dünyam da yaşarken herhangi bir suçta insanın yakıldığını biliyor musunuz?
Evet,yakıyorlar çünkü idam ettiklerinde sizi morgta bile barındırmak istemiyorlar. Bu yüzden insanları diriyken yakıp,küllerini bile saklamıyorlardı.
Bu ilginç bilgiyse bana yaşadığım evdeki kapıyı dinlerken gelmişti. Ya da kaçırıldığım ev demek daha mantıklıydı.
O gece kar maskeli adam bana tecavüz ettikten sonra bir eve getirmişti. Bense hiç bir şey yapamamıştım. Ona engel olamamış ve beni eve götürmesine izin vermiştim.
O andan hatırladığım kadarıyla ev bir ormanın içindeydi. Bunu yüzüme dalların çarpmasından hatırlıyordum.
Öğrendiğim bu bilgi dövülmeme sebep olsa da gülümseyebiliyordum. Yapabiliyordum çünkü elime bir telefon geçse adamı şikayet edip yakılmasına sebep olabilirdim. Ama telefon yok.
Olsa bile benden saklanıyordu çünkü adam neler düşündüğümü anlayabiliyormuş gibi telefonunu yanından ayırmıyordu.
Ayırdığı tek zaman geceleri oluyordu. Üç yıl boyunca neden geceleri adamın telefonunu almadığımı soracak olursanız yapamıyordum. Korktuğumdan değil,gerçekten yapamıyordum. Çünkü geceleri adam uyumadan önce beni yatağa kelepçeliyordu.
Henüz 17 yaşındayken kelepçelenmiştim
Bileklerimi kesene kadar daraltıp,uyumama izin vermiyordu.
Evin içinde korumalar vardı ve bir koruma da benim odamdaydı. Kelepçelerimi açmayı 19 yaşında öğrenmiştim ama kullanamıyordum.
Odamın içindeki koruma kurt adam gibi geceleri uyumuyordu ve gözleri üstümdeydi.
Uyuyamamamın sebebi aslında korumalar olabilirdi çünkü yine kar maskeli adamla konuşurken duyduklarımı yapmalarından korkuyordum.
"Kız olur da kelepçeleri açar ve ters birşey yaparsa istediğinizi yapın."
"Peki efendim,nasıl isterseniz. Ama bir sorum olacak."
"Nedir?"
"Az önce 'istediğinizi yapın' derken neyi kastettiniz?"
Buraları duyamadım ama fısıldaştıklarını nefeslerinden anlıyordum.
"O anlamda Necip. Zaten yaşamadığı şey değil."
"Efendim,bunu yapamayız."
"Sebep? Kız niçin burada Necip? O bir kadın..."
Devamını yine duyamadım ama anladığım kadarıyla bir orospu olduğumu söylüyordu.
Erkeklerin kadınları seks yapmak için kullandığını ima ediyordu ve beni de bunun için getirmişti. Kendisi orospu çocuğu,belli.
Bileklerimde yine kelepçeler ve karşımdaki korumanın bakışları vardı bu gece.
Her zaman olduğu gibi.
Önümdeki patates yemeğine bakarken kapı açıldı ancak kafamı çevirmedim.
Ne zaman oraya bakıp kurtulma umudum olduğunu düşünsem gerçekler yüzüme gibi tokat gibi çarpıyordu. Ben de tokadın altında kalmamak için oraya bakmamayı seçtim.
Gelen her kimse bot giydiğini adım seslerinden belli ediyordu. Önümdeki patatese üzgün bakışlar atarken görüş açıma kar maskeli bir adam girdi.
Gördüğüm o bakışlar ara sokaktaki bakışlardı.
Geldi yine piç kurusu.
Ona bakmak ürperdiğimi hissettirse de bakmaya devam ettim. O da bakışlarını üzerimden çekmeden yatağa oturdu.
"Bir anlaşma yapacağız."dedi hırıltılı bir sesle.
Buradaki hiç kimseyle konuşmadığım için sesim çıkmadı ama sordum. "Ne anlaşması?"
Derin nefes alarak " Çok basit. Senden bir şey isteyeceğim."
"Ne istiyorsun?"dedim titrek bir sesle. Korktuğumu ele veren titrememi durdurdum ve tekrar sordum. "Ne istiyorsun?"
"Senin buradan kaçmamanı,"dedi.
Bu kadar küçük birşey istemesi normal değil,kanma Alya.
"Senin buradan kaçmaya çalışmamanı istiyorum ve karşılığında ne istersen yapacağıma dair söz veriyorum."dediğinde şaşırmıştım.
Kaşlarımı kaldırdım ve "Ne istersem mi?"dedim.
Başını olumlu anlamda salladığında "Bana dokunmamanı istiyorum,her anlamda."
Duraksadı ve bu uzun sürdü.
Hadi ama,bir insana dokunamayacak olman seni niye bu kadar düşündürdü kansız?
Gözlerime bakarak "Tamam. Nasıl istersen."dedi ardından yatağımdan kalktı.
Yatağımdan kalkarken korumalara doğru çenemi gösterip "Onlar da,"dedim.
Bana dönüp "Ne?"dediğinde açıkladım.
"Onlarda bana dokunmayacak."dedim.
Nefes verip onayladıktan sonra kapıyı kilitleyip çıktı. Odadaki korumanın bakışları altında ezilirken kelepçeli bileklerimle patates püresini yemeye başladım.
Birinci kaşık,üçüncü kaşık ve beşinci kaşıktan sonra püre bitti.
Evet,beş kaşıklık kadar yemek veriyorlardı ve bu benim bir haftalık yemeğimdi. Hâlâ nasıl yaşadığıma dair hayatı sorgulasam da,yaşıyordum işte. Açlığımı bastırmak amacıyla başımı yastığa koydum ve korumanın bakışlarına aldırmadan gözlerimi yumdum.
Normalde bir daha açmamayı dilerdim ama bu adamın evinde,bu adam yüzünden ölmek istemiyordum. Öleceksem gururlu bir şekilde,ecelimle ölmek isterdim.
Bunun gibi kansız bir piç yüzünden değil.
* * *
Korumanın telefonu titrediğinde gözlerimi açtım ve ekrana baktım. Önce korumanın yüzüne sonra telefonundan saate baktım. Koruma eski koruma değildi. Yeni bir koruma gelmişti.
Korumaya aldırmadan saate baktığımda 05.04 olduğunu gördüm. Koruma ekrana bakmamdan rahatsız olmuş gibi ekranı kapatıp önüne döndü. Bakışlarım önümdeki duvara döndüğünde ahşapların nemli olduğunu fark ettim.
Yağmur mu yağmıştı?
Dışarıda he olup bittiğinden haberim yokken yaşamak çok sıkıcıydı. Üstelik yağmurlu bir günü kaçırmak canımı sıkmaya yetmişti. Evet,yağmuru severdim. En çokta camdaki yağmur damlalarını yarıştırmayı. O günleri özledim.
Koruma bir kaç dakika kapıyı gözettikten sonra büyük adımlarla yanıma geldi ve ellerini bileklerime uzattı. Kulağıma fısıldayarak "Sana fırsat sunuyorum. Git ve buradan kaç."
Kelepçeler bileklerimden kurtulup kucağıma düşerken kısık sesle "Bunu neden yapayım? Bir anlaşma yaptık,uymazsam neler yapacağını biliyorsun."dedim anlaşmadan haberi olduğunu düşünerek.
Yüzünü yüzümle hizalayıp "Anlaşmanın ne kadar saçma olduğunun farkındasındır, umarım."dediğinde afalladım. Anlaşmayı biliyordu.
Kaşlarımı çatıp "Birinin bana dokunmaması için yaptığım anlaşma ne kadar saçma olabilir ki?"dediğimde benden uzaklaşarak konuşmaya başladı.
"Sen şuan kaçmazsan o sana yine dokunacak. Buradan kaçmak istesen de kaçamazsın ve o bunu bilerek sana bunu sundu. Sen bu fırsatı elinden kaçırırsan sana yine dokuncak ve sen kaçamayacaksın."dediğinde haklılığı karşısında sustum.
Ben kaçmak istesem de kaçamazdım ama o bana isterse dokunabilirdi.
Herifin karşısında göt gibi kaldım.
Koruma kapıyı açtığında yataktan kalktım ve ona son kez baktım.
"Eğer bu bir oyunsa..."dediğimde başını omzuna yatırdı ve "Bir oyun olsaydı kelepçeleri çıkamazdım."dedi.
Elini cebine atıp bir telefon çıkardığında bana uzattı ve "İçinde numaram var,bir şeye ihtiyacın olursa ara."dedi.
"Ararım,sağol yardımın için."dedim ve telefonu alarak kapıdan çıktım. Belimden beni iterek aşağı götürdüğünde dış kapıdan çıktık. Belimden ittirmeye devam ederken "Kameralara gözükmeden koş."dedi ve içeri girdi.
Bu işte bir şeyler olduğuna eminim. Bu kadar kolay kaçabilmem imkansız.
Düşüncelerime kulak asmadan ormanın içine girdiğimde ses çıkarmamaya çalışarak koşmaya başladım. Koşarken ara sıra duraksıyordum çünkü yürümeyi unutmuş gibiydim.
Arkama baktığımda uzaklaştığımı fark ettim ve kendi kendime "Özgürüm,"dedim.
"Özgürüm,ben artık özgürüm."dedim ellerime bakarak. Kelepçelerden yara olmuş bileklerime baktım uzunca. "Özgürüm,kurtuldum bu adamdan!"
Kendi kendime "Özgürüm"diye sayıklarken var gücümle koşmaya başladım. Bu duygunun adı neydi bilmiyordum ama içim içime sığmayan bir mutluluk vardı. Özgürdüm.
Kahkaha atışlarımı durduramıyordum. "Özgürüm!"diye bağırdım. Seslerimi duymalarından korktuğum için susarak koşmaya devam ettim.
Hava ılıktı,muhtemelen mart ayının başındaydık. Cemre düşmüş, polenler burnumu gıdıklıyordu. Mamzaraya bakarak koşmaya devam ettim.
Durma Alya. Tüm gücünle koş,durursan bulurlar seni. Durursan özgürlük gider,yerine o adamın elleri gelir. Durma.
* * *
Soluklanmak için durduğumda bir cadde de olduğumu fark ettim. Cadde de pek insan yoktu ama mağazalar çoktu. Üzerimdeki kıyafetler bu senenin modasına uymuyordu ve insanlar bana tiksinerek bakıyordu. Üzerimdeki bakışları umursamadan bir mağazaya girip kıyafetlere baktım. Mağaza görevlileri beni durdurmak için gelseler de ellerimi kıyafetlerden çekmedim.
Bir tişört gözüme iliştiğinde askıyla beraber dışarı çıktım.
Yanımda para falan yoktu, tabikide çalacaktım.
Mağaza görevlileri ardımdan kapıdan çıktıklarında ben çoktan gözden kaybolmuştum. Tüm mağaza görevlileri farklı yerlere giderken ben ara sokağa girip kendimi gizlemiştim.
Arkamdan adım sesleri geldiğinde kaskatı kesildim.
Dur! Ara sokak,pek insan yok,arkamdan adım sesleri...
O kansız mı geldi yoksa?
Başımı hızla arkaya döndürdüğümde siyah bir kedi bana bakıyordu ve yeşil gözleri parlıyordu.
Yeşil gözlerinin korkunç görünmesi bir yana bama doğru yaklaşıp kucağıma hamle yaptığında dudaklarımdan tiz bir çığlık koptu. Kedi çığlığımı umursamayarak patilerini üzerimde gezdirip tırnaklarını derime soktu.
O adam da çığlığımı umursamayıp böyle yapmıştı.
Kediyi tutup köşeye fırlattıktan sonra oturduğum yerden kalktım ve koşmaya başladım. Arabaları umursamadan yolun karşısına geçtim ve koşmaya devam ettim. Gören bir seri katilden kaçıyorum sanardı ama benim kaçtığım şey kediydi!
Koşmaya devam ederken mağaza görevlilerine izimi kaybettirdiğim için durdum ve soluklandım. İnsanlar bana bakarken onları umursamadan yeni bir ara sokağa girdim ve hızla üzerimdeki kirli tişörtü çıkardım. Sütyenle kaldığımda mağazadan çaldığım tişörtü üstüme geçirip ara sokaktan çıktım. Tüm bu olayların üstüne kirli bir tişörtle kalmak istememem saçma gelebilirdi ama o tişört normal bir tişört değildi.
Benim için asla öyle olmayacaktı.
Korumanın bana verdiği telefonu aldım ve iş ilanlarına baktım. Bir kaç iş ilanından sonra gözüme bir ilan kesişti.
Kışlı Yurdu'na Yatılı Aşçı Aranıyor.
Bu yurt biz beş gencin Ankara'da kalmak istediği yurttu. Hepimiz farklı meslekler okumak istesekte ayrı kalmayalım diye Kışlı Yurdu'nda kalmayı hedeflemiştik. 3 yıl öncede olsa unutamazdım bu yurdu. Hatırladığım kadarıyla üç kişi hukuk okumak istiyordu.
Helen hakime olmak istiyordu.
"Tokmağı bir vuracağım,herkes sözüme uyacak. Bana göz süzmeye korkacaklar."diyordu.
Linda ise savcı.
Tuğrul da avukat olmak istiyordu.
"Masumları savunup Helen ve Linda'nın azabından kurtaracağım onları,"derdi.
İbo ve ben farklıydık.
Ben polis olmak isterdim. Herkesin kafasına sıkacağımı söylerdim ama onlar bunu şakadan dediğimi biliyorlardı. Ben ne ölü görmeye dayanırdım ne de öldürmeye.
İbo ise yazılım mühendisi olmak isterdi. Teknolojiye meraklıydı,bunu hesaplarımızı hackerlamasından biliyorduk. Hatta bir keresinde hesabımı hackleyip flörtümü ifşa etmişti.
O gün onu dövmüştüm haklı olarak.
Anılara dalıp giderken yurdun mail adresine girip işe girmek istediğimi yazdım. Günlerdir bunu bekliyorlarmış gibi hemen dönüş yaptılar ve işe alındığımı söylediler. Bir kaç özel bilgimi verdikten sonra tabii.
Yarın saat 09.00'da gelmemi söylediler ve nerede kalacağımı düşünmemi sağladılar.
Nerede kalacağım ben?
Beklediğim yer güvenilir olsa da ben onlara güvenmezdim,güvenemezdim daha doğrusu. O geceden sonra sokakta on dakikadan fazla durmak bile o ana gitmeme sebep oluyordu. Nereye gşdeceğimi bilmeden yürümeye başladım ve nerede duracağım hakkında en ufak fikrim yoktu.
***
"Vay,anasını satayım ya,Allah Allah,"diye mırıldandım. Sabrım tükenmişti ve söyleniyordum kendi kendime çünkü hava karamasına rağmen ben kalabilecek bir yer bulamamıştım. Nereye gitsem sanki bana yabani hayvanmışım gibi bakan insanlarla karşılaşıyordum. Bu durumda kalacak yer bulmamı zorlaştırıyordu.
Birkaç dakika sonra aklıma yurda yürüyebileceğim geldi. Yurt bildiğim kadarıyla olduğum konumdan oldukça uzaktı ve oraya yürürsem zaman geçerdi.
Oğlum,fena beynim var.
Adımlarımı hızlandırarak telefonumdan navigasyonu açtım ve yürümeye başladım. Tahmin ettiğim gibi yurt çok uzaktaydı ve normal bir insanın yürümeye cesaret edemeyeceği kadar uzaktaydı. Kendi kendimi cesaretlendirerek kendimi yürümeye teşvik ettim.
Sokaklar alacakaranlığa bürünmüşken yürümem zorlaşıyordu,bu yüzden telefonumun fenerini açarak yürümeye devam ettim.
Etrafımda çok insan yoktu sadece sarhoş gençler ve uyuşturucu kullanannlar vardı.
Sarhoş insanlar,
Bağımlı insanlar,
Sıçtık.
En son bu ikili bir araya geldiğinde neler olmuştu,bunun bir daha olmasına izin vermemek için adımlarımı hızlandırdım.
Büyük adımlar atıp bunlardan kaçabileceğimi sanıyordum.
Salak mıyım ben?
Başımı telefona çevirdiğimde henüz yurda ulaşmak için yalnızca bir saat harcamam gerektiğini gördüm. Dünyadaki en talihsiz insan olabilirim,dedim kendi kendime.
Gerçekten,biz beş çocuk en talihsiz kişilerken dördü hayallerini gerçekleştirebiliyordu ama ben,gel görün ki yine istediklerine ulaşmaları için bir merdiven olmuştum.
Neden ben,diye fısıldadım. Şuan yoldan geçen herhangi bir insan kendi kendime konuştuğum için beni deli sanabilirdi ama ben sadece hayatı sorguluyordum.
Düşünceler beynimi allak bullak ederken telefona baktım ve kaç adım attığımı gördüm. Üç sene önce de ne kadar adım attığımı hep merak eder ve kontrol ederdim.
1640 adım.
Navigasyona baktığımda ise sadece yarım saat kaldığını gördüm. Ara sıra asistan sağa dönün,istikametinize az kaldı, gibi şeyler diyordu. Bunlarsa bana hiç fayda sağlamıyordu. Hatta yarım saat önce asistanın sesinden rahatsız olup sesini kapatmıştım.
Çok sabırlıyımdır,maşallah.
Başımı kaldırdığımda karşımdaki kocaman binaya baktım.
Büyük harflerle 'KIŞLIK YURDU' yazıyordu. Evet,sonunda gelmiştim evim olacak yere.
Telefonumdan bana mesah atan kişinin numarasını bulup yurda geldiğimi söyledim. Birkaç dakika sonra kapıdan bir kadın çıktığında saatşn çok erken olduğunu söyledi.
"Hanımefendi,kendimi acındırmak gibi olmasın da,ben yıllar önce talihsiz bir olay yaşadım."
Kadına tecavüz edildiğimi,hamile olmasığımı belirterek anlattım ve bu işe çok ihtiyacım olduğunu ekledim. Kadın bana üzülüp yurda aldığında içimden Allah'a şükürler ettim.
En yakın zaman da şükür namazı kılacağım.
İçeri alındığımda görevlilerin uyuduğunu gördüm. Kadın bana çalışırken ve yatarken giyeceğim kıyafetleri verdikten sonra işinin başına döndü. Kıyafetlerin yanında bir broşür vardı ve işteyken neler yapacağım yazıyordu.
Madde 1: Yemek yaparken hijyene dikkat et.
Madde 2: Yemek tariflerinde artış ve azalış olmamasına dikkat et.
Madde 3: İş başında değilken mutfağa girilmesi yasaktır.
Maddeler sıralanırken saatin 07.09 olduğunu fark ettim.
İçimden minik bir matematik hesabı yaparak uyumaya karar verdim. Nasıl olsa elli bir dakika sonra mesaide olacaktım zaten.
Ve üç yıldır görmediğim,beni piç kurusunun eline bırakan kardeşlerimi görecektim.
Bir saat elli bir dakika sonra.
