10. bölüm · Issız Çocuklar
10. Bölüm: Yakım
Bir odadaydım. Bomboş,rutubetli bir odada tek başımaydım,bileklerimde kelepçeler vardı. Oda Doğa'nın öldüğü odaydı. Evet,polisler gelince kaçmamam için bu evden çıkarmamışlardı ve bu odaya almışlardı beni. Sarp'ı ise başka bir odaya almışlardı. Aklım hâlâ o adamın milletbekili olduğunu söylemesiydi.
Odada yankılanan çığlıklarımı duyan kimse yoktu,ya da duymamazlıktan geliyorlardı. O adamı asıp öldürürken polisler gelmişti. Polislerin gözü önünde bir insanı öldürdüğüm için gözaltına alınmıştım.
Üst üste hiç durmadan çığlık atarken kapı açıldı. Sarp'ı içeri attıklarında bana dönüp "İfaden alınacak,"dedi.
Bir Sarp'a bir polise bakarken başımı salladım. Polis "Birazdan geleceğim,"dedikten sonra Sarp ve beni yalnız bırakıp gitti.
Sarp'a baktığımda bakışları benim üzerimdeydi. Ellerinde kelepçe olmasına rağmen geldi ve bana sarıldı.
"İyi misin?"dedi sarılırken. Başımı sallaarak ondan ayrıldım ve yere çöktüm. Sarp'ta benim gibi bağdaş kurarak oturunca "Hasan'ı aradın mı?"diye sordum.
"Telefonu vermediler,"dedi iç çekerek.
"Telefonu bir şekilde almalıyız. Planları devreye sokmanın zamanı geldi,"dedim.
Başını salladığında kapı açıldı ve polis yanıma geldi. "İfaden alınacak,"dedi. Ayağa kalkıp odadan çıktım ve başka bir odaya alındım. Bir masa vardı,karşımda polis,sandalye de oturuyordu. Yanında da bir kadın vardı. Sandalyeye oturdğumda adam konuşmaya başladı.
"Alya Hanım, neden öldürdünüz?"
"Kendisi beni yıllar önce tecavüz etti,bir eve kaçırdı beni. Üç yıl o evde kaldım,türlü işkencelere maruz kaldım." Kapıyı işaret ettim. "O gözaltına aldığınız adam beni kurtardı,daha sonra nerede bulursa yakaladı beni bu adam."dedim.
Adam kağıda birleyler yazdı,bana döndü. "Halit Karam bir milletvekili olduğu için ve onu öldürdüğünüz için ceza alacağınızı bilerek mi onu öldürdünüz?"
Dünya benim için durdu.
Evren benim için durdu.
Kalp ayışlarım,nefes alışlarım durdu.
Karam benim soyadımdı,bu adam neden benim soyadımı taşıyordu?
"Ka-karam mı?"dedim titrek bir sesle.
"Evet,Halit Karam. Bilmiyor muydunuz?"dedi polis.
Bilmiyordum.
Yanındaki kadını göstererek "Delfin Karam'ın eski kocası,"dedi. Yanındaki kadın bana baktı,bakışları yüzümde dolaştı.
"Anneniz,Alya Hanım."dedi polis açıklama yaparak. "Delfin Hanım'ın söylediğine göre yıllar önce sizi başka bir aileye vermiş,"
Evet,annem beni bıraktı,Neriman Teyze buldu.
"Alya,"dedi annem. İsmimi ondan duymak ne kadar da güzeldi...
"Anne,na-nasıl? O-o adam benim-"
"Değil, senin üvey baban."
"O benim üvey babam değil."
"Ne?"dedi kaşlarını çatarak. "O senin üvey baban,"
"Değil. Babalar kızlarını tecavüz etmez,saçlarını okşar. Babalar kızlarına kızım der,karım demez. Babalar kızlarını dövmez,"dedim. Yanaklarıma sıcaklık geldiğinde ağladığımı anladım. Gözlerimin dolduğunu fark etmemiştim.
Annem hâlâ bana bakarken gözlerinde gram pişmanlık yoktu. Sanki,beni bıraktığı için üzülmektense mutluluk fuyuyormuş gibiydi.
"Sana hamileyken öz babanla boşanma arifesindeydik. Seni hiç istemiyordum,içimden seni söküp alsınlar istedim," Hayır,bu kadar kolay söylememeliydi. Beni istememesini anlardım,o zaman niçin beni aldırmamıştı? Neden beni doğurmuştu? Ve bunları polisin yanında nasıl bu kadar rahat anlatabiliyordu?
"Fakat,öz baban seni çok istiyordu. Hayır,doğurmam için beni zorlamıyordu ama boşanmakta istemiyordu. Onu boşayınca Halit'le tanıştım,evlendik. Hamile olduğumu söylediğimde o da benim gibi seni istemedi."
"O zaman neden beni aldırmadın? İstemediğin bir çocuğu ne diye hayata getirdin?"diye sordum hiddetle.
"Çünkü seni aldırma zamanı çoktan geçmişti. Doğmana bir ay kalmıştı,seni aldırmak hayatıma mâl olabilirdi. Seni doğurdum,Halit seni benden kaçırarak bir çöpe atmış,normalde ben seni sosyal hizmetlere verecektim ama öyle olmadı."
"Babam beni kaçırdıktan sonra ne oldu?"
"Onu boşadım. Seni istemiyor olabilirdim ama benim çocuğumu kaçırıp bir çöpe atamazdı. Arkamdan çocuğunu çöpe atmış dedirttiremezdim."
"Canım umurunda değil yani,"
"Canın umurumda olmasaydı seni sosyal hizmetlerine bırak vermeyi,seni kendim çöp kutusuna atardım."
"Canım umurunda olsaydı beni aldırtmayı bile düşünmezdin. Hem ayrıca bakamayacaksan,çöp kutusuna atacaksan niye yapıyorsun?"
Nefes alarak "Sen bir hatanın söz konususun."dedi. "Öz babanla yaşadığım tek gecelik bir ilişki de doğan bir hatasın."
Ağzım aralandı,sustum. Bir anne çocuğuna bunları nasıl rahatça anlatabiliyordu? Ben yıllardır anne hasreti çekerken o,mutlu bir şekilde yaşayıp gidiyordu. Belki kaç kere karşılaşmıştık,kaç kere bir yabancı gibi yanımızdan geçip gitmiştik,kaç kere onu tanımamıştım. Şimdi onu tanıyordum,ama bir anneden çok yabancı gibiydi.
"Anladım,"dedim sadece. Polise dönüp "İçerdeki adam hiçbir şey yapmadı. Ben Vecihi ve Halit'i tek başıma kaçırdım,buraya getirdim. Bir suç ortağına ihtiyacım vardı,onu çağırdım. Onun bir suçu yok,sadece yanımda durdu."dedim.
Polis ifademi kaydedip çıkmamı söyledi.
Çıkmadan önce polise dönüp "Biriyle konuşabilir miyim?"dedim. İzin verip Sarp'ı odaya aldılar. Polis beni başka bir odaya aldığında kutuda tuttuğu telefonları gösterdi. Kendi telefonumu almayıp Sarp'ın telefonunu aldım. Polise teşekkür edip Doğa'nın öldüğü odaya geçtim.
Telefonda şifre vardı ve ben de şifreyi biliyordum.
1215
Doğa ve benim doğum tarihimdi. Şifreyi girip Hasan'a yazmaya başladım.
H
Hasan abi,benim Alya. Beni tecavüz eden adamın ismi Halit'miş. Biz Halit ve Vecihi'yi kaçırmıştık,Halit'i öldürdüğümde polisler geldi. İfademi aldılar. Planı devreye sokmanın zamanı geldi. Muhtemelen yakılma cezası alacağım. Mahkeme zamanını söylemediler ama mahkemem bir haftaya olur,yakılmam ise bir ayı sürmez. Mahkeme zamanı gelene kadar halledebilir misin? Teşekkür ederim.
Mesajı gönderip kendimden sildiğimde kapı açıldı,polis odaya girdiğinde ona telefonu uzattım. Polis odadan çıkarken biri girdi.
Linda.
Karşıma sandalye çekip oturduğunda dik dik bana bakmaya başladı. İşte şimdi bitmiştim,Linda savcıydı,kanıtlar ondaydı. En önemlisi de Neriman Teyze'yi hâlâ benim öldürdüğümü düşünüyordu,yani benden intikam alacağını düşünüyordu.
"Halit'i öldürmüşsün,hem de polisin gözü önünde,"
Başımı salladım.
"Bilerek yaptın,değil mi?"dediğinde kaşlarımı çattım. "Bilerek yaptın,yakılacağını bile bile polislerin gözü önünde Halit'i öldürdün."
"Evet,bilerek yaptım,"
"Neden? Neriman Teyze'yi öldürdüğün için kendini böyle mi cezalandırıyorsun?"
Başımı iki yana salladım. "Neriman Teyze'yi ben öldürmedim."
"Odaya geldiğimizde elinde bıçak vardı,yüzün kan içindeydi."
"Yerde kanlı bıçak görünce ne yapmamı bekliyordun?"
"Boşuna inkar ediyorsun. Kimse bunu görmedi,şahidin yok,kanıtın yok. Sana nasıl inanayım?"dediğinde sustum. Kanıtım yoktu,şahidim yoktu,bana inanan sadece Sarp vardı.
"İki cinayet işledin,Neriman Teyze'yi sen öldürmeseydin seni bu dava da savunurdum."dediğinde bakışlarımı yerden Linda'ya çevirdim.
"Bunu neden yapasın? O adama beni tecavüz etmesi için anlaşma yapan siz değil misiniz,ya da benim tekrar o adama gitmem için dualar eden sen değil misin? Benden nefret eden sen,beni mi savunacaktın?"
Linda derin bir nefes vererek "Sana o zamanlar öfkeliydim,"dedi.
"Neye öfkeliydin?"
"Sarp ile olmana,"
"Ne?"dedim kaşlarımı çatarak. "Sen Sarp'ı nereden tanıyordun ki?"
"Çocukluğumdan beri,"dedi. Tam soracakken açıklamaya başladı. "Neriman Teyze bizi alacağı zaman yirmilerinin sonundaymış,bizi evlatlık almak istemiş ama otuz yaşından küçükler bekarken evlatlık alamıyormuş. Vecihi'yle evlenmiş,bizi evlatlık alana kadar Vecihi'yle evli kalmış. Vecihi'nin iki yaşında bir oğlu varmış,Sarp. Eskiden eve bir erkek çocuğu gelirdi,hatırlıyor musun? O Sarp'mış işte. Vecihi Neriman Teyze'yle aynı evde kalmamış çünkü bu formalite bir evlilik olduğu için bir kadının erkekle aynı evi paylaşmasını doğru bulmamışlar. Neriman Teyze'yle Vecihi,boşandı,yıllar sonra Sarp bizim mahalleye taşındı,sen o zaman kaçırılmıştın. Seni anlattığımızda bulabileceğini söyledi,kabul ettik. O zaman ona aşık olmuştum,bilgi almak için sürekli eve gelirdi,sonra bir daha gelmedi. Babası oynadığı bir kumarda evi kaybetmiş,sonra bu siteye taşındı."dedi.
Evet,benden bir sır daha saklanmıştı. Linda bana biraz yaklaşıp "Anlayacağın,ben Sarp'tan hoşlanırken sen onu aldın. Onunla çıkmaya başladın,onu sevdin."dedi.
"Sevmek benim suçum değil,"
Birkaç saniye bekledikten sonra Linda'ya "Burası özel bir yer mi? Neden direkt karakola gitmiyoruz?"diye sordum.
"Halit Karam milletvekili olduğu zaman burada yaşadığı için otomatik özel mülk sayılıyor,"dedi.
İç çektiğinde odanın dışından sesler geldi.
"Kahramanmaraş'taki ortaokulda silahlı saldırı olmuş,"dedi telsizden bir ses. Linda ve ben olduğumuz yerde kaldık. Sessizce beklerken Linda'nın telsizinden "on beş,on altı yaşları arasında bir çocuk okula pompalı tüfek getirerek on çocuğun ölümüne sebep olmuş,"diyen bir ses geldi.
Ülke çöküyordu.
"Çocuklar camdan atlayarak kaçmışlar,çocuğun internetten bir grubu varmış. Sadece Kahramanmaraş'ta değil,Mersin,Gaziantep,Şanlıurfa'da da silahlı saldırılar düzenlenmiş."adamın sesi telaşlıydı.
Donakalmıştım. Birkaç saniye sonra bir polis odaya geldi,Linda'yı çağırdı. Linda gittiğinde bir başka polis geldi yanıma. Kelepçemi çıkarmadan bir arabaya aldı,adliyeye gitmeye başladık. Muhtemelen mahkememi en yakın tarihe almaya çalışacaklardı. Yani,yakılacaktım.
***
Nezarathanede beklerken tek başıma oturuyordum. Adliyeye gelmiş,ölmeyi bekliyordum. Kapı açılıp içeri polis geldi,arkasından İbrahim ve Tuğrul geldi. Onların gelmesiyle ayaklanmam bir oldu. İbrahim demir pamraklıkların arasından karşımda durdu. Polis yanımızdan geçip gereken uyarıları yaptıktan sonra bizi yalnız bıraktı. Tuğrul,İbrahim'in yanındaydı.
"Niye yaptın?"diye sordu İbrahim.
"Niye mi yaptım?"dedim kaşlarımı kaldırarak. "Hayatımı karartan adamın alnından öpeceğimi falan mı sanıyordunuz?"
Gözlerini kapatıp başını öne eğdi. "O anlamda değil,"
"Ne anlamda?"
"Hayatını karartan adamı öldürerek kendi hayatının içine sıçtın anlamında dedim."
"Hayatımın içine sıçıldı zaten,ben birşey yapınca mı çok zoruna gitti?"
Nefes alıp hızlıca verdi. Parmaklıkların arasından beni süzdü. "Eskiden polis olmak istediğini söylerdin,"
Sessiz kaldım.
"Polis olmak isteyen bir kızın suçlu olması canımı yakıyor,"
"Suçluyum ama masum bir insanı öldürmedim,"
"Neriman Teyze?"dediğinde kalbim durdu. Hâlâ onu benim öldürdüğümü düşünüyordu,değil mi?
Değişen yüz ifademi görünce "Merak etme,sana inanmasaydım burada işim olmazdı."dedi.
"Ne?"diyebildim sadece.
"Seni savunacağım,mahkeme yarın."dedi Tuğrul.
Tuğrul avukat olduğu için beni savunabilirdi ama Neriman Teyze'nin öldüğü gün bana inanmayanlar onlar değil miydi? Neden şimdi yardım etmek istiyorlardı?
"Mahkeme yarın mı?"diye sordum. Mahkemenin bu kadar erken olması beni şaşırtmıştı.
"Evet,ilk kez biri yakılacak kadar büyük bir suç işlediği için mahkemesi erkene alındı." Tahminlerimde doğruydum,yakılacaktım.
"Türk Ceza Kanunu'nun 1215. Maddesine göre 'İşlenen cinayetin cezası, yakılmaktır.' Sen delillere göre hem Neriman Teyze'yi öldürdüğün için ve adamı polislerin gözü önünde öldürdüğün i,in muhtrmelen yakılacaksındır."
Mahkeme delillere göre şekillenirdi ama deliller doğru değildi. Neriman Teyze'yi ben öldürmememe rağmen suçlanıyordum. Halit'i konuşturabilirdim,kahretsin! Tecavüzcümü öldürmek doğruydu ama yanlış zamanda onu öldürmüştüm! Onu konuşturabilirdim ama bu şans benim yüzümden ellerimden kaybolmuştu!
"Ayrıca Doğa," Doğa'nın ölümünün suçunun üstlenemezdim. Sarp her gece Doğa'nın ölümüyle ağlarken,onun mezarına gitmeyi birgün aksatmazken mahkeme de Doğa'nın ölümüyle suçlandığımı görürse neler düşüneceğini tahmin bile edemiyordum. Doğa'yı öldürmüşüm gibi göstersem Sarp bozulmuş aklıyla bunu bile düşünebilirdi. En önemlisi de ben bir çocuğunun ölümğnün suçunu üstlenemezdim.
"Hayır,Doğa'yı ben öldürmedim,"
"Ama son zamanlarında yanında sen vardın."
"Ben vardım ama bir kanıt var mı?"
Tuğrul cebinden telefonu çıkarıp bir videoya tıkladı. Bir park vardı,bankın üstünde Doğa oturuyordu. Yanına ben geliyordum,kamerayı tutan adam bize yaklaşıyordu,önce Doğa'yı sonra beni aldılar.
"Sen Doğa'yla beraber kaçırıldığın için onu senin öldürdüğünü düşünebilirler."
"Hayır,Doğa leblebiyle öldü. Onun leblebiye ölümcül alerjisi vardı,onu yedi ve öldü.
"Onu kim verdi?"
"Halit,yani o adam verdi."
"Kanıtın var mı?"
"Hassiktir!"dedim ellerimi saçlarıma götürerek. "Ben bir çocuğu öldürmedim,öldürmem!"
"Merak etme,bunu savcıya vermeyeceğim. Zaten versem de bu dava yarı da kalır,leblebiyi sen mi ona verdin yoksa o adam mı diye bir delil olmadığı için dava yarı da kalır."
Tuğrul'un konuşması bitince İbrahim konuşmaya başladı.
"Ama Doğa'nın mezaeını açtırmak isteyebilirler."
"Açtırmam,"
"Sebep?"
"Küçücük çocuğu bari mezarında rahat bırakın."
"Tamam,ama onun mezarını açtırmaya izin vermezsen yakılabilirsin,"
"Umurumda bile değil. Yanacağım kadar yanmışım zaten,bir kıvılcım çokta canımı yakmaz."
İç çekerek sustu. Yanmak istediğimi fazla belli ediyordum galiba ki beni ikna etmek için uğraşmıyordu.
"Sarp'a ne oldu?"
"Verdiğin ifadeden sonra Sarp'ın da ifadesini almadılar,onu bıraktılar. Bizimle beraber gelecekti-" Sözü kapının açılmasıyla yarı da kaldı. Sarp karşıma geçtiğinde gri gözleri sinirliydi.
"Neden benim suçsuz olduğumu söyledin?"dedi Sarp.
"Çünkü öylesin,"dedim.
"Hiç öyle olmadım!"
"Biraz daha bana bağırırsan işlediğim işlemediğim tüm suçları itiraf ederim. Sesinin desibelini aşağı da tut,"
"Hele bir yap."
"Ne yaparsın?"dedim şımarık çocuklar gibi.
Sertçe nefesi bıraktı. "Amacın ne kızım senin? Niye işlemediğin suçları üstleniyorsun?"
Gülüşüm sinsice büyüyünce ağzından bir küfür yuvarladı. İşaret parmağını kaldırıp bana doğru tehditkâr bir şekilde salladı.
"Sakın! Amacın buysa seni ben gebertirim,"
"Geberip gideceğim zaten,ölümümün senin ellerinden olması seçeneklerimin arasında değil ama,"
"Alya!"
"Ne var be? Adımı mı ezberlemeye çalışıyorsunuz?"
Gözleri yenilgiye uğramış gibi bakıyordu,omuzları beni ikna edemediği için düşmüştü.
"Bu kadar keçi inatlı olmak zorunda mısın?"
"Allah vergisi,yapabileceğim birşey yok."
"Hayatımda bu kadar garip bir ilişki görmedim. Ne olur siz flörtleşmeye devam edin," İbrahim bunu dediğinde istemsizce güldüm.
"Niye? Flörtleşirken daha mı iyiydik?"dedim.
"Bunlar flörtleşiyor muydu?"dedi Tuğrul kıskançlıkla.
"Eskidendi,"dedi İbrahim.
"Şimdi neler?"diye sordu Tuğrul.
İbrahim garip bir şekilde gülümseyip "Sevgili,"dediğinde küfür etme sırası Tuğrul'daydı.
Sarp ve benden bir ses çıkmayınca "Hassiktir! Susuyorlar oğlum! Alya,doğru mu?"dedi.
"Seçeneklerim neler?"diye sordum.
"A hayır,b hayır,c hayır."dedi Tuğrul.
"D seçeneğini seçer o,"dedi Sarp.
Tuğrul Sarp'a dönüp "Neymiş d seçeneği?"diye sordu.
"İntihar,"deyince Tuğrul ve İbrahim'in gülüşü soldu.
"Doğru,"dedim Sarp'ın gözlerine bakarak. "D şıkkını seçiyorum,"
İbrahim ve Tuğrul'un bakışları bana döndüğünde ben hâlâ Sarp'a bakıyordum. "Ve bu yolda kimseyi kaybetmemem lazım. Bu yüzden sakın polislere gerçeği söylemeyeceksin."
"Söylersem ne olur?"
"Seni öldürürüm. Bu konu da tecrübeliyim artık,seni öldürürsem bu suçu da üstüme alırım. Al sana,piyangodan bir suç daha çıktı." Parmaklıklara yaklaşıp Sarp'a yaklaştım.
"Hem seni öldürmesem de ben yine yakılacağım."dedim.
"Hayır,Tuğrul seni savunursa yakılmazsın."
"Tuğrul beni savunup yakılmama engel olabilir. Ama o mahkeme de tek başına olmayacak ben de olacağım." Ağzını aralamış konuşacakken onu susturup "Yakılmama engel olabilir ama çeneme engel olamaz. Orada işlemediğim suçları bile ben yapmışım gibi gösterirsem hakim direkt yakılmama karar verir. Zaten Tuğrul'un elindeki kanıtlar beni çokta savunamaz,"dedim.
İç çekip "Anla artık,"dedim. "Beni durdurmanın yolu yok. Yolunu bulsan bile ben zaten yakılmış olurum."
Sarp,Tuğrul ve İbrahim'e dönüp "Bizi yalnız bırakır mısınız?"dedi.
Tuğrul ve İbrahim konuşmadan çıkınca Sarl bana döndü.
"Bizi hiç mi düşünmüyorsun,"
"Ne?"
"Sen olmadan bir Sarp Soykan olabilir ki sence? Seni bulmak için ne kadar çok savaştım,şimdi beni böyle bırakıp gidemezsin,"
"İnan bana en çok bizi düşündüğüm için ölmek istiyorum,"
"Hayır,sen sadece bu dinyadan kurtulmak için ölmek istiyorsun,"
Gülümsedim. "Herkes bunun için ölmek istemiyor mu zaten,"
"Alya,"dedi Sarp hayıflanırcasına.
"Sarp,anlamıyor musun? Ben sana sadece acı getiriyorum. Sorunlarım var,bir dağı aşıyor ve ben seni bu dağın altında bırakmak istemiyorum,"
"Senin bana getirdiğin tek şey mutluluk,"
"Hayır,ben sana mutluluk getirmiyorum."
"Alya,"
"Düşün bi',Doğa ölürken ben yanındaydım,sen Doğa'nın cansız bedenini benim kollarımda gördün. Ben eğer uyumasaydım senin her gün mezarda uyumana sebep olmayacaktım." Sıcak gözyaşlarım yanaklarımı okşadı. Sarp'ın sert yutkunuşu kulaklarımda yankılandı.
"Alya,sen de her insan gibi uyuduğun için lendini suçlayamazsın."
"Hayır,suçlarım. O çocukla beraber tehlikedeyken ben uyumak gibi bir salaklık yaptım. Orası çok güvenli bir yermiş gibi uyudum. Allah kahretsin!"
Ellerim saçlarımdayken bakışlarımı yere indirdim. Derin bir nefes alıp verirken "Git artık,"diy fısıldadım.
"Git,Sarp. Konuşacak hiçbir şey yok,git."
Sarp sessizce gittiğinde dizlerim büküldü. Dizlerim çökmüş ağlarken "Neden?"diye fısıldıyordum.
"Neden ölmemin daha kolay bir yolu yok? Ölmek istiyorum,"
Kapı açılıp içeri biri girince kafamı kaldırmadım.
"Alya," Sarp'ın sesiyle başımı yukarı kaldırdım. Diz çöküp karşıma geçince çocuk gibi burnumu çekip kollarımı birbirine doladım.
"Ne oldu? Küstün mü?"diye sordu. Konuşmayınca gülüşünü gizlemek için yanağını dişledi.
"Tamam,ama bunu söylemem gerekiyor,"
"Ne kadar önemli?"
"Çok önemli,"deyince söylemesini bekledim. "Hasan abi aradı,herşeyi halletmiş. Seninle konuşmak istiyordu." Cebinden yelefon çıkarıp bana uzattı. Parmaklıklara biraz yaklaşıp "Polislerin haberi yok,sessiz konuş ve dikkatli ol."dedi.
Başımı sallayıp telefonu aldım. Arama rehberine girip Hasan Abi'yi aradım.
"Alo?"
"Alya,iyi misin?"
"İyiyim,abi. Sen nasılsın?"
"İyiyim,geçmiş olsun. Herşeyi hallettim. Bugün İbrahim bir mahkeme de bulunacakmış,bir arkadaşım savcı,onu suçlamak için orada olacak. Linda bugün bir bıçakla ekmek kesiyordu,o farketmeden aldım bıçağı. Helen için ise rüşvet iftirasında bulunacak savcı arkadaşım."
"Teşekkürler,abi. Sen olmasaydın işim çok zordu. Sen Tuğrul'u bana bırak."deyip telefonu kapattım. Bu dörtlü için çok büyük planlarım vardı. Onlar için meslekleri çok önemliydi. Acı yaşatmak için mesleklerini almak acımasızlık olabilirdi ve sırlar ortaya döküldüğünde o merhametli Alya ölmüştü. Onlar benim bedenimş haberim olmadan satmışsa ben nedwn onların mesleklerini onlarjn haberi olmadan satmayayım ki?
***
İbrahim'in dava edildiği bir mahkeme de bulunuyordu. Kendisi yazılım mühendisi,devlete çok yarayan bir iş insanıydı. Bu davayı gören diğer meslektaşları İbrahim'in bu davayı kazanacağından çok emindi. Devlet ona daima inanırdı çünkü dava edilmesinin sebebi devletin sırlarını hackerlemesıydı. İbrahim bu davayı kazanamayacağına ihtimal bile vermiyordu. Davacının gelmesiyle dava dosyası açılmıştı.
Hakim konuşmaya başladı.
"Davacı Çelik Akel,davalı İbrahim Akyer'e devletin gizli bilgilerini çalmakla dava açmıştır. Davacı Çelik Akel savunmanız nedir? Neden İbrahim Akyer'in devletin gizli bilgilerini çaldığını söylüyorsunuz?"
"Teşekkür ediyorum,sayın hakim. İbrahim Akyer ile uzaktan bir akrabalığımız bulunmakta,kendisinin devletin gizli bilgilerini çaldığına şahit oldum."dedi Çelik.
"Yalan!"diye bağırdı İbrahim. "Onunla ne uzaktan ne de yakından akrabalığımız var. Kendisşni yeni görüyorum."
"Size söz verilmeden konuşmayın,İbrahim Bey."dedi hakim uyarıcı bir ses tonuyla. Çelik'e dönüp "Siz devam edebilirsiniz,"dedi.
Çelik "Sayın Hakim,İbrahim Akyer'in bana gönderdiği dosyalardan birinin adı önümli diye kaydedilmişti. Bana gönderdiği dosyayı açtım çünkü benim ççinde önemli olabileceğini düşündüm. Bilirsiniz,hukukta masa da kojuşulan şeyler dışarı çıkartılmamalıdır. İbrahim Akyer'in birçok kez hukuta yeri olmamasına rağmen masa da yer aldığını gördüm. O masa da konuşulan şeyleri kaydetmek,paylaşmak vebenzeri durumlar yasaktır. Ben de o masalardan birinde olduğum için dosyada yazan bilgileri tanıdım."dedi.
Çelik hakimin bulumdupu kürsüye yaklaşıp bir kağıtlı dosya bıraktı. "Bunlarda o dosya da yazan bilgilerin bir kopyası,"
Hakim yanındaki savcılara dosyayı uzattı bakmaları için. Çelik'e dönüp "Siz yerinize geçip devam edebilirsiniz."dedi.
Çelik yerine geçip tekrardan konuşmaya devam etti. "İbrahim Akyer'in bu bilgileri bir dosyaya almasının herhangi bir sebebi olamaz çümkü o masada bulunuyorsa kaydetmeyeceğini bilmelidir. İbrahim Akyer'in devletin özel bilgilerini çaldığını bu yüzden düşünüyorum ve gerekli çalışmaları yapmanızı arz ediyorum."dedi ve oturdu.
Hakim incelenen dosyadan çıkarılanları dinledi ancak İbrahim'i de dinlemek istedi.
"Siz?"dedi İbrahim'e dönerek.
İbrahim ayağa kalkıp "Teşekkür ediyorum,sayın hakim."dedi. "Bunlar yanlıştır,ben Çelik Bey'e hiçbir dosya göndermedim,böyle birşey sözkonusu bile olamaz. O masalarda bulunduğum doğrudur,ancak bilgisayarımda ne böyle bir dosya taşıyorum ne de böyle birşey yapmayı düşündüm."
Çelik hakimden söz isteyerek konuşmaya başladı. "Siz bana dosya göndermediğinizi savunuyorsunuz,hatta bilgisayarınızda böyle bir dosya taşımadığınızı iddia ediyorsunuz. O vakit size inanmaları için neden özel bilgileriniz haricinde bilgisayarınıza bakılmasına izin vermiyor musunuz?"dedi Çelik.
"Veriyorum,bakın! Bakın,masum olduğumu görün."dedi İbrahim.
Görevli adamlar İbrahim'in nilgisayarını alıp mahkemeye getirdiler. Mahkeme salonunun ortasında duran masanın üstündekş bilgisayara kilitlenmişti herkes. İbrahim şifreyi girip anasayfayı açtı. Çelik'in dediği gini önemli yazan bir dosya vardı. Bu dosyayı zaten Çelik koymuştu. Hasan'ın adamından olan Çelik,hem savcı hem de hacker olduğu için İbrahim'in bilgisayarını hacklemiş ve bu dosyayı hazırlayıp kendine göndermişti.
Görevliler İbrahim'in bilgisayarındaki anasayfa da önemli yazan bir dosyayı açmıştı. Bu İbrahim içşn şaşırtıcıydı çünkü böyle bir dosyayı hazırlamamıştı. Görevliler dosyaya tıklayıp açtığında karşılarına masada konuşulan bilgilerin listesini gördü. Hakime bunu gösterdiklerinde hakim için gerekli karar çıkmıştı ama biraz daha incelemek istedi. Görevliler dosyanın kime gönderildiğine baktığında ise Çelik'e gönderildiğini gördü.
"Sayın hakim! Böyle birşey hazırlamadım,biri bilgisayarımı hacklemiş!"dedi ama işe yaramadı İbrahim'in yalvarışları.
Hakim kararı verdiğinde konuşmaya başladı. "Gereği düşünüldü. Yaz kızım,yazılım mühendisi İbrahim Akyer'in işine son verilmiştir,koşulsuz hiçbir zaman işine geri dönemeyecektir. İbrahim Akyer'in meslek hayatına son verilmiştir."dedi ve tokmağını vurdu.
İbrahim işini kaybetmişti. Daha küçükken olmak istediği mühendisliği kazanmıştı ama işine son verilmişti. Çok sevdiği işini yalnızca 35 gün yapabilmişti. 36. Günün sonundaysa işini kaybetmişti. Mesleğini almak için çok çalışmıştı ancak intikam uğruna kaybetmişti. Beş çocuğun istediği tek şey meslek sahibi olmaktı. Biri olamadı bu dört çocuk yüzünden. Ve bu dört çocuk yüzünden olamadığı mesleğin acısını,onların mesleğini ellerinden alarak intikam alıyordu. İlk kurbanı, onunla arasında kan bağı olmamasına rağmen abisi gibi gören İbrahim Akyer'di. Çünkü ihaneti herkesten beklerdi ama abisinden beklemezdi. Beklemediği şey olunca gelen her darbeden çok bu acıttı canını. İlk kurban canını en çok yakandı. Sıradaki kurban kim olacaktı?
***
"Asla olmaz! Saçmalama Alya!"dedi Sarp volta atarken.
"Neden? Aramızda birşey yok,bunu sende biliyorsun."dedim.
"Bilmem hiçbirşeyi değiştirmiyor! Tuğrul'u öpmek ne demek?"
"Hepsi planın bir parçası,"
Evet,Sarp ile kavga ediyordum. Sebebi mahkemede herkesin gözü önünde Tuğrul'u öpeceğimi söylememdi. Bu aldatmaktı ama Tuğrul'un mesleğini almak için müvekkiliyle cinsel bir temasta olması gerekiyordu. Mahkemenin önünde bunu yapmaksa onun mesleğinden atılması için önüme gelen bir fırsattı.
"Sarp,biliyorum senden bunu istemek çok iğrenç ama yapacak başka birşeyim yok. Bu fırsatı kaçıramam. Yemin ediyorum,bu hiçbir şeyi değiştirmeyecek. Sadece bir öpücük,"
"Sadece bir öpücük değil!"
"Yemin ederim öyle,"
Titrek bir şekilde nefesini verdi. Parmaklıkların arasından kırgınca bana baktıktan sonra başını öne eğdi.
"İntikamın için bu gerekliyse,"dedi. "Tamam,onu öpebilirsin,ama bir şartla,"dedi bakışlarını bana çevirerek.
"O piçi öptükten sonra dudapını kırk kere zemzem suyuyla yıkayacaksın,"
"Yok ebesinin-"diyecekken sözümü yarıda böldü. "Ağzın çok bozulmuş,"dedi.
İçinde tuttuğu nefesi burnundan verdi. "Alya,senin için herşeyi feda ederim ama kardeşin gibi bildiğin bir adamı öpmen ne kadar uygun sence?"
"Değil zaten. Bende o kadar istekli değilim ama intikam için bunu görmezden gelmeliyim,"
"Ben görmezden gelebilecek miyim peki?"
"Onu bilmem. Sana bunu yaşattırdığım için üzgünüm ama yakılmadan önce hepsinden intikamımı almam gerekiyor,aramızda birşey olsa bunu illa ki görürdün,"
İstemese de kabul etti. "İyi o zaman,Tuğrul'u öptükten sonra beni öpücek-"
"Kabul!"dedim sözünü keserek. Kabul deyişimle dudağı kıvrıldı. "Tamam,ben gideyim."dedi ve çıktı.
Nezarathanede kalmak artık eğlenceliydi çünkü Sarp vardı. Sarp yanımda olmasa da buradaydı. Onun varlığını hissetmek bile güvende kaldığımı hissettiriyordu. Gri gözleri ise hayatta hiç yaşamadığım bir duyguyu barındırıyordu.
Telefonun çalmasıyla gülüşüm soldu. Hasan abi arıyordu.
***
Saatin kaç olduğuyla ilgili bir bilgim yoktu. Sarp günde kaç kere izin aldı,bilmiyordum ama her yarım saat arayla yanıma geliyordu. Sarp tekrar nezarathaneye geldi. Geldiği gibi "Seni kaçıracağız,"dedi kısık sesle.
"Ne?"diyebildim sadece. Sarp anahtarla nezarathanenin kapısını açınca "fazla zaman yok,"dedi. Sarp'ı dinleyip nezarathaneden çıktığımda etrafta hiçbir polisin olmadığını gördüm. Yalnızca bekçiler vardı ama onların da sırtı dönüktü. Sarp nasıl başardı,bilmiyordum ama beni kaçırmanın yolunu bulmuş gibiydi.
Sarp elimi tutup beni arka kapıdan çıkardı. Soluklanmak için durduğumuzda karakolu yaklaşık bir kilometre öte de bıraktığımızı gördüm.
"Sarp?"dedim nefes almaya çalışırken. "Sen nasıl başardın?"
"İbrahim'in mahkemesi vardı,neredeyse tüm polisler mahkemede toplanmıştı. İbrahim çok sprun çıkarttığı için oraya bir sürü polis çağırdılar."
"Nasıl sorun çıkardı?"dedim doğrulurken.
"Hasan Abi'nin ayarladığı bir savcı İbrahim'i hukukun gizli bilgilerini çalmakla suçladı. Nasıl yaptılar bilmiyorum ama başarmış gibiler. İbrahim'i tutukladılar,bu sırada çok sorun çıkarttığı için bir sürü polis oraya gitti."dedi.
İbrahim hem işinden olmuştu hem de tutuklanmıştı,bunları ayarlayansa kız kardeşi gibi gördüğü Alya Karam'dan başkası değildi. Bunu abim bildiğim insana yapmıştım ama bana bu kadar acı çektireceğini hesaba katmamıştım. İbrahim bana ihanet etmişti,onun canı acımazken ben neden ondan intikam aldığım için acı çekiyordum?
Sarp ifadesiz suratımı gördüğünde nefesini vererek yanıma geldi. Elini omzuma koyarken "Üzülme,"dedi.
"Yo,üzülmüyorum."dedim. Koştuğumuz yola bakıp "Hadi gidelim. Kaçmamız gereken bir polis ordusu ve intikam almamız gereken birileri var,"dedim kararlı bir sesle.
Sarp tebessüm edip bana yolu tarif etti. Gittiğimiz yer Linda'nın ailesiydi. Ve Linda'nın ailesinin yaşadığı evin önğnde de bizi bekleyen bir Hasan Abi vardı. Linda'nın ekmek kestiği,yani parmak izinin olduğu bıçağı bize verecekti. Ara sokaktan dönünce Hasan Abi'yi gördüm.
Hasan Abi,kafasına kar maskesi takmıştı,elinde kar maskeleri ve peçeteye sarılmış bıçağı tutuyordu.
Hasan Abi bana yaklaşıp peçeteli bıçağı elime verdi. "Dikkat et,peçete kaymasın."dedi. Cebinden bir eldiven çıkarıp bana verdi elime takmam için. Kar maskesini yüzüme geçirip Sarp'a döndü.
"Kameraları imha ettim,işinizi çabuk halledin. Daha cesetleri eve taşıyacağız."dedi ve gitti.
Önce bıçağa,sonra Sarp'a baktım. Bir suç işleyecek olmak beni çok heyecanlandırıyordu. Nedenini ise bilmiyordum. Belki de intikam alacak olmanın verdiği bir heyecandı bu. Ancak intikam aldıktan sonra vicdan azabından gebereceğimi biliyordum. Vakit kaybetmeden açık olan camdan içeri girdiğimde arkası dönük,kulaklık takmış olan bir kadın gördüm. Arkasından parmak uçlarımla yürüyüp tam arkasında durdum. Kafasını arkasına çevirecekken beni görmesine müsaade etmeyip bıçağı boğazına sapladım. Ağzından kanlar akarken kollarıma düştü. Boynunda akan yoğun bir kan vardı ve şükürler olsun ki bana kan sıçramamıştı. Kan kokusu midemi bulandırmaya başlayınca onu yatağa bıraktım. Kapıyı sessizce açıp parmak ucumda yürümeye başladım. Salonun önünde durduğumda bir erkeğin koltukta uyuyakaldığını gördüm. Linda'da benim gibi tek çocuktu,bu yüzden bunlar sandığım kadarıyla anne ve babasıydı. Babasını uyurken yakalamak çok güzel bir tesadüftü,işimi kolaylıkla bitirebilecektim. Elimdeki bıçağı adamın kalbine sokup çıkardığımda kan akmaya başladı. Kan üstüme gelmesin diye geriye doğru kaçtım ve geldiğim camdan geri çıktım. Beni bekleyen Sarp'a döndüğümde elimdeki kanlı bıçağa baktı. Acıyan gözlerle bana bakmayı sürdürdü. "Bunu yapmak zorunda mıydın?"
Tuttuğum nefesi verip "Bu kadar kısa sürede yapacak başka şeyim yoktu."dedim.
"Linda'yı seven ailesinin canını alınca nasıl hissettin?"
"Bana bunu şimdi mi söylüyorsun,Sarp? Onları öldürmeden önce de söyleyebilirdin bunları,"dedim ve Hasan Abi'ye döndüm. Peçeye sarılı bıçağı ona uzattım.
"Bunu ben yakılduktan sonra polise verim,"dedim. Kar maskesini çıkarıp karakola koşmaya başladık. Umarım yakalanmamışımdır,diye dua ettim içimden. Yoksa planım alt üst olurdu.
***
Tekrar parmaklıklar arasındaydım. Linda'nın aikesimi öldürdükten sonra karakola koşup buraya gelmiştim. Sarp benim için polisin cebinden düşen nezarathane anahtarlarını çalmıştı. Arka kapıdan içeri girdiğimizde bizi kimseler görmemişti. Nezarathanede beklerken içeri Linda girdi. Cübbesinin süslediği kahverengi saçları onu eşsiz gösteriyordu. Parmaklıklar arasından bana bakarken elinde bir dosya tutuyordu. "Mahkeme tarihin açıklandı. Yarın,saat 13.00'da."dedi ve buz gibi bakışlarını üzerimden çekip çıktı.
Sarp artık buraya gelemiyordu. Son gelişinde bana polislerin artık buraya gelmeye izin vermediği söyledi. Her gün günde on beş kere yanıma gelmesi,bir daha yanıma gelememesine sebep olmuştu. Kendi kendime nezarathanede oyalanırken bir polis daha geldi. "Seniinle konuşmak isteyen biri var,"dedi. Nezarathane kapısını açıp bileğime kelepçe taktığında telefon konuşma alanına gittim. Polis yanımızdayken telefonu açtım.
"Alo?"
"Alya,"dedi Hasan Abi'nin sesi.
"Efendim,"
"Helen'in planını gerçekleştireceği,hâlâ istiyrsun değil mi?"dedi.
"Evet,Hasan."dedim. Bu aramızda bir çeşit işaretti. Ona Hasan Abi demek yerine Hasan dediğimde yanımda polislerin olduğunu,planı ona anlatamayacağımı söylemiş oluyordumm aslında.
"Anladım,görüşürüz."dedi ve telefonu kapattı. Telefonu yerine koyup nezarathaneye yürümeye başladım.
Nezarathaneye döndüğümde bana dik dik bakan bir kadınla karşılaştım. Aynı nezarathaneye gelmiştim ama farklı biri vardı. Kadından uzaklaşıp duvara yaslandım. Kadın hâlâ bana bakarken ben de kadına döndüm. "Suçun ne abla?"dedim. Gören on yıldır hapiste yatıyorum sanardı,o kadar rahattım.
"Kocamı öldürdüm. Boşanmayacağım dedi,taktım bıçağı,geldim buraya,"dedi.
"İyi yapmışsın abla,Allah kurtarsın."dedim. Aynı soruyu bana sordu. "Tecavüzcümü öldürdüm,"dedim.
Beni taklit edip gülümseyerek "İyi yapmışsın,Allah kurtarsın,"dedi. Dediği şeyle güldüm.
"Yok abla,kurtarmasın."dedim kederle. Kadın cebinden birşey çıkarıp bana uzattı,elindeki beyaz bir haptı.
"O nedir?"dedim beyaz hapa bakarak. Piç piç gülümseyip "Kurtarılmak istemiyorsan beynindekilerden kurtulmak istiyorsun demektir,"dedi. Hayır,bu kadın bana bağımlı olacağım birşey veriyordu,değil mi?
Yalan söylememek gerekirse buna ihtiyacım vardı. Eskiden her ne kadar böyle şeylere düşman olsam da şimdi bunları almak istiyordum. Kadının elindeki hapı alıp ağzıma attım. Bir süre sonra beynim uyuşmaya başladı ama dayanılmayacak kadar değildi.
"Bunu ilk kez almıyorsun,"dedi kadın.
Başımı ona çevirip "ne demek istiyorsunuz?"dedim.
"Bunu ilk alan kişi bu kadar sakin kalamaz,"dedi.
"Yani?"
"Bunu eskiden de almışsın,ama haberin yok muhtemelen ki bu kadar şaşırdın,"dedi. "Sen tecavüzcünü öldürmüştün,o sana vermiş olmayasın?"dedi.
3 yıl kadar Halit'in yanında kalmıştım. İlk zamanlarda bana suyu hep o getirirdi. O günler daha 17 yaşında saf bir kız olduğum için beynimin neden uyuştuğunu anlamıyordum. Devam eden günlerde ise bu duruma biraz daha alışmıştım. Siktir! Bu adam benim suyuma uyuşturucu katıp bana vermişti. Uyuşturucu içtiğim belli olmuyordu çünkü bunu suyuma karıştırarak bana verdiğinde etkisi biraz azalmış oluyordu. Aklıma tak edenlerle ağzımdan bir küfür savurdum. Kadın "Sanırım haklıyım,"dedi. Kadına bakmadan yere çöktüm. "Sen hiç uyumuyor musun?"dedi. Başımı iki yana salladım. Birkaç dakika sonra kadının uyuduğunu horlamasından anladım.
***
Mahkeme günü gelmişti. Öğlen saat bir de polisler gelip beni adliye sarayı'na götürmüşlerdi. Tuğrul solumdaydı,içeri girmeyi bekliyorduk. İbrahim yoktu çünkü o hapishanedeydi. Tuğrul bana İbrahim'in başına gelenleri anlatmıştı ama bilmiyordu ki zaten bunları düzenleyen bendim.
"Avukat Tuğrul Savran ve müvekkili Alya Karam!"dedi bir ses. Mahkemenin kapısı açıldığında hakimeye baktım. Hayır,gerçek olamazdı. Bana kızgın olabilirlerdi ama yakım emrimi verecek kadar da gözleri kararmış olamazdı. Evet,hakime Helen Karaca'nın ta kendisiydi. Onun sağındaysa beni bu dava da savunacağını iddia eden,ancak şuan beni suçlamaktan başka bir bok yapmayacak olan Linda Altınbaş vardı. İkisi de bana bakıp uzun zamandır bu anı bekliyorlarmış gibilerdi. Başımı çevirip Tuğrul'a baktım. "Biliyor muydun?"dediğimde başını salladı. Neyden bahsettiğimi biliyordu. İçeri girdiğimizde kürsü de yerimi aldım. Seyirciler tarafında beni izleyen Sarp'ı gördüm. Gözleri kızgın bakıyordu. Hakime tokmağını vurup davayı başlattı.
"Suçlu Alya Karam,polislerin gözü önünde insan katletmekten suçlu bulunmaktadır. Avukatı Tuğrul Savran,savunmanız nedir?"dedi ve söz hakkını Tuğrul'a verdi.
"Teşekkür Sayın Hakime. Müvekkilim Alya Hanım,kendini yıllar önce tecacüz eden bir adamı öldürmekten dolayı suçlanmaktadır."dediğinde mahkeme de bulunan insanlardan sesler yükseldi.
"Müvekkilim Alya Hanım,tecavüz edildiği gün tecavüzcüsü tarafından kaçırılarak üç yıl boyunca bir evde hapis kalmıştır. Oradan bir koruma yardımıyla evden kaçabilmiştir. Tekrar tekrar tecavüzcüsü tarafından kaçırılmış ama kurtulmayı başarbilmiştir. En sonunda bu adamın hayatına son vermiştir."dedi.
Bilgisayardan açtığı bir dosyayı göstererek "Bu videoda da Alya Karam'ın tecavüz edilirken ki sesleri vardır."dedi ve videoyu açtı. Bu videoyu biliyordum,Tuğrul terk edilmiş yerlere gitmeden önce telefonundan video çekerdi. O günde video çekerken ara sokağa girip adam bana tecavüz ederken telefonu düşmüştü. Açtığı videodaki çığlıklarım susmuyordu. Hep bahsettiğim gibi çığlıklarım her daim olurdu ama ben gerçek çığlıklarımı 11 mart gecesi atmıştım. Çığlıklarım o kadar yüksek ve acı doluydu ki kulaklarımı kapatmamak için çok zor tutmuştum kendimi. Ara ara "Bırak!"diye bağırıyordum. Benim çığlıklarımın susmadığı gibi adam da sessizliğini koruyordu. Video bittiğinde mahkeme salonunu büyük bir sessizlik kapladı. Helen derin nefes alıp "Siz Sayın Savcı?"dedi ve Linda'ya söz verdi.
Linda ayağa kalkıp "Teşekkürler Sayın Hakime. Tuğrul Bey'in gösterime sunduğu videoda sadece kadın çığlıkları bulunmaktadır. Bu çığlıkların sahibinin Alya Karam'a ait olduğu hakkında bir kanıt yoktur. Alya Karam'ın tecavüzcüsünü öldürmesi nefsi müdafaa edilebilir ancak işlediği Neriman Te- pardon, Neriman Aytekin cinayeti hiçbir savunmaya müsait değildir,çünkü suçlunun işlediği cinayete dair bir delil vardır."dedi ve masada kabta duran bıçağı işaret etti. "Katil bu bıçakla cinayet işlemiştir. Bıçağın üzerinde katilin parmak izi mevcuttur. Ayrıca Alya Karam'ın bir mağazadan hırsızlık yaptığı da görülmüştür."dedi ve bilgisayardan bir video açmıştı. Halit'ten kurtulduktan sonra bir mağazaya girip tişört çalmıştım. Linda bunu bile bulup mahkemede yakılmam için kanıt sunuyordu.
"Savcı arkadaşlarımla katil Alya Karam'ın yakım cezasını almasını talep ediyoruz. "dedi ve işlemediğim bir cinayeyi üstüme yıktı. Helen Linda'ya oturmasına müsade edip Tuğrul'a döndü. "Bir savunmanız var mı?"dedi üstünlük taslayarak.
Tuğrul başını öne eğmiş,elini ensesine koymuştu. "Yok,"dedi. Helen kaşlarını kaldırıp "Yok mu?"dedi.
Helen önüne dönüp "Yaz kızım,"dedi. "Katil Alya Karam'ın oy çokluğuyla ve işlediği suçların cezasıyla birlikte yakılmasına karar verilmiştir. Yakılma tarihi 14 marttır,saati ise 15.00'dır. "dedi ve tokmağını vurdu. Tokmağı vuruşuyla mahkemeyi ölümcül bir sessizlik sarmıştı. Helen elini kaldırıp "Çıkabilirsiniz,"dedi. Helen benim doğum günümü önemsediğimi bile bile benim doğum günümden önceki tarihi yakım tarihim yapmıştı. Ben de Doğa gibi doğum günümü kutlamadan ölecektim.
Çıkmadan önce herkes ayağa kalktı. Ben Tuğrul'a dönüp "Tuğrul,herşey için teşekkür ederim,"dedim ve Tuğrul'un dudaklarına yapıştım. Dudaklarımı biraz hareket ettirdiğimde Tuğrul olduğu yerde şoke olmuş bir şekilde duruyordu. Ondan ayrılmadığım sürece o da benden ayrılmıuordu. Hayır,beni sevdiği için değildi,şaşırmıştı. Polisler gelip bizi ayırdığında Tuğrul bana bakıyordu. Ne yaptın sen der gibiydş dudak oynatışları. Polisler beni bir hücreye götürmüştü. Tuğrul'u tüm mahleme önünde öptüğüm için aramızda birşey var sanılıyordu.
***
Hücrede kaçıncı günümdü,bilmiyordum ama yakımıma az kalmıştı. Bunu polislerin bana bir dosya getirmesinden anlamıştım. Başlığı 'Yakılma Kuralları ve Gerekçeleri'ydi. Dosyanın kapağını açıp maddeleri okumaya başladım.
Madde 1: Yakılacak şahısın saçları kazıtılmalıdır.
Tamam,bu benim için o kadar da önemli değildi. Saçlarımı zaten sevmezdim hatta saçlarımı kazıtmak istediğimi de söylemişliğim vardı.
Madde 2: Yakılacak şahısın yakılacağı odayı aile yakınları izleyecektedir.
Ailemden kimse yoktu. Çocuklar gelmezdi,Sarp'ın yakılışımı izlemeye yüreği dayanmazdı,annem gelirdi ama. Zaten aldırmak istediği çocuğunun ölecek olmasını izlemek ona büyük keyif verirdi.
Madde 3: Yakılacak olan şahısın üzerinde hiçbir giysi bulunmayacaktır.
Annemin beni çıplak görmesi sorun değildi ama ya çocuklar gelseydi? Çocukların gelmeyeceğini düşünmüştüm ama ya gelselerdi? Beni yalnızca tecavüz edilirken çıplak görmüşlerdi,şimdiyse yakılacakken çıplak göreceklerdi.
Madde 4: Yakılan şahısın külleri ailesine verilmeyecektir.
Hepsi küllerimin üstüne basıp geçerlerdi.
Madde 5: Yakılacak şahısın yakılmadam 3 gün önce en sevdiği yemek verilecektir. Bu 3 gün içinde su veya yemek verilmeyecektir.
3 gün yemek yemesem birşey olmazdı,ben 6 gün aç kaldığımı hatırlıyordum.
Bugün tahminimce11 marttı çünkü polisler en sevdiğim yemeği soruyordu. En sonunda Tuğrul yanıma geldi. Gözleri bana öfkeyle bakıyordu. Onun işten atılmasına sebep olduğum için öldüğümde bile beni affetmeyecekti. Karşıma geçip bir sanfalyeye oturdu. "En sevdiğin yemek ne?"diye sordu. Başımı kaldırıp Tuğrul'a baktım. "Neriman Teyze her yıl 12 martta bize salçalı ekmek yapardı,o zamanlar tadı çok farklı olurdu diğer günlerden,hatırlıyor musun?" Başını salladı. "O salçalı ekmekten istiyorum,Neriman Teyze'nin yaptığı gibi yapabilir misin? Nasıl olsa sizin yüzünüzden 3 yıldır hasret kaldım salçalı ekmeğe,"dedim. Bunu dememle Tuğrul'un bakışlarındaki ifade hiç değişmedi. Cebindeki telsizi çıkarıp "Sayın milletvekilim Vecihi Soykan,Alya Karam'ın isteği salçalı ekmek,"dedi. Vecihi Soykan mı?
"Ne dedin?"
"Ne demişim?"
"Milletvekili Vecihi Soykan mı? Tuğrul,Vecihi milletvekili mi?"
"Evet,Halit Karan ve Vecihi Soykan milletvekili."dedi. "Babalarınıza bakılırsa sevgilinle yasadışı işler yapmanız hiç uygun değil."
"O piç benim babam değil."
"Niçin onun soyadını taşıyorsun o zaman?"dedi bilmişlik taslayarak.
"Kızını istemeyen bir babanın soyadını taşımak benimde hoşuma gitmiyor."dediğimde haklılığım karşısında sustu ve gitti. Birkaç dakika sonra Vecihi tek başına elinde nir kavanoz ve tabakla geldi. "Yenge,salçalı ekmek istemişsin,"dedi. "Neriman'dan birşeyler kattım,"dedi ve tabağı önüme koydu. Salçasının rengi daha koyuydu. Kavanozu ise önüme koyup "Aldığın kalbi sana geri veriyorum,"dedi ve gitti. Gözlerimi yerden çekip kavanoza baktığımda boğazımda yumru oluştu,çığlık atamadım. Kavanozda bir kalp vardı! Bana aldığın kalbi derken neyi anlatmak istiyordu? Ben kimib kalbini çıkarmıştım? Siktir! Neriman Teyze'yi bulduğumda sol göğsü oyulmuştu ve kalbi yoktu! Bu psikopatlar Neriman Teyze'nin kalbinş çıkarıp bir kavanoza koymuşlardı! Şimdiyse kimse bunu görmeden bana getirmişlerdi. Kavanoza dokunamıyordum ama gözlerimi ondan ayıramıyordum da. Salçalı ekmeği elime alıp geçmişe gitmek için bir ısırık aldım. Aldığım ısırıktaki salçanın tadı kana benziyordu. Dudağımı ısırmış olabilirdim çünkü bu ekmekte salça vardı. Salçanın kan koktuğunu düşünmeden hepsini bitirdim. Bitirdiğimde geçmişe gittiğim için bir nevi mutlu olmalıydım ama benim hissettiğim tek şey midemin bulanmasıydı. Her gün kan kokulu birşey yemiyordum. Muhtemelen dudağımı çok fena ısırmıştım.
***
Polisler odaya girdip beni bir odaya götürdüler. Oda camlarla kuşatılmıştı,dışarıdaki insanlar beni görebiliyordu. Önce bir odaya geçip saçımı kazıdılar. Saçlarım yere dökülürken beni izleyen kişi Linda'ydı. Saçımı kazırlarken benimle konuşuyordu. Daha doğrusu o konuşuyor ben dinliyordum.
"Yakım cezası birkaç ay önce çıktı ama bu cezayı alan ilk kişi sensin."
"Ne?"dedim sadece. Şu birkaç saatte dediğim tek şey buydu.
"Evet,sensin. Bir sürü dava çıktı ama hiöbirinde savcılar yakım cezasını arz etmedi. Aslında,yakım cezasını arz eden ilk kişi ben olabilirim. İkimizde bu yakım işinde ilkiz."dedi.
Bunları beni korkutmak için söylüyordu. Saçkarım kazındıktan sonra beni bir odaya aldılar. Ve soyunmamı söylediler.
"Kim beni izleyecek?"dediğimdeyse cevap vermediler. Herşeyimi çıkarttıktan sonra kadın polisler beni yakılacağım odaya götürdü ve elimi tavana astılar. Bilejlerimi kesen iplerle tavanda asılı beklerken karşıma beni izleyecek kişiler geçti. İlki İbrahim'di. İbrahim'i gördüğüm gibi balımı iki yana salladım.
"Hayır!"dedim. Ölmemek için böyle demiyordum,İbrahim beni ilk kez maalesef ki tecavüz edilirken görmüştü. Hatta dördü de. Ama şimdi beni gerçekten boydan çıplak görüyorlardı. Hayır,böyle olmaması gerekiyordu. Beni görmemelilerdi. Ölümümü izleyebilirlerdi ama çıplaklığımı hayır.
Ardından Tuğrul geldi. Tuğrul'un gelişiyle başımı öne eğmiştim. Çok utanıyordum. Arkasından Helen ve Linda gelmişti. Camdan beni izlerlerken odaya polis girdi. Elinde benzin ve zippo tutuyordu. Benzimi tüm vücuduma sıkıp altıma zippoyu yerleştirdi ve odadan çıktı. O zaman ne olduğunu anlamıyordum ama vücudum cehennem ateşinde yanıyormuş gibi yanıyordu. Saçlarımın kazıtıldığı yerlere ateşin gelmesiyle çığlık attım. Her bir yanım yanarken çığlıklarımın şiddeti daha çok artıyordu. Ama attığım hiçbir çığlık 11 mart çığlığına benzemiyordu. Hayatımda acı çektiğim ve çığlık attığım bir sürü anlar olmuştu ama hiçbirinin acısı 11 mart gecesindeki gibi değildi. Beni yakan ateş bile canımı 11 mart gecesi kadar yakmıyordu. Bunu şimdi anlıyordum,benim acı çektiğim tek gün 11 mart gecesiydi. Bunu çığlıklarımla anlatmıştım. Ve ben hep 20 yaşımda kalacaktım.
