3. bölüm · Issız Çocuklar
3. Bölüm: Dermansız Yara
Acı;tarif edilemez bir duygudur. Acı deyince insanın aklına bir sürü şey gelebilir. Örneğin;acı biber yiyerek ağızda acı hissedilmesi,hastanelik olduğumuzda yaralarımız yüzünden hissettiğimiz acı gelebilir. Ama acı deyince benim aklıma bambaşka şeyler geliyordu.
Bu acıyı geçirebilecek ne bir su ne de bir sargıydı.
Kalbimde yıllar önce oluşan yarayı sarmak mümkün değildi;kardeşim sandığım insanlar beni bir katilin eline bıraktıklarında oluştu bu yara. Kimse de derman olamadı.
Yurtta uyandıktan sonra hızla üstümü giyinip üst kata çıktım. Sabahları ilk görevimiz yemekhanedeki araç ve gereçleri temizlemekti. Anladığım kadarıyla bu yurt hijyene önem veriyordu. Fazlasıyla.
Ellerimde siyah eldivenler varken çorba yapıyordum. Aslında yapmaya çalışıyordum çünkü hayatımda hiç mercimek çorbası pişirmemiştim. Yurda gelirken neler yaşadığımı anlattığım abla çalışanlara da bu durumdan bahsetmiş olacak ki herkes bana yardım etmek istiyordu. Soğanı kesemezsem elimden alıp onlar hallediyordu ve bu durumu anlayışla karşılıyorlardı. Ya yaşadıklarımı öğrendikleri için bana acıyorlardı ya da genç olduğum için yardımcı olmak istiyorlardı.
Mercimek çorbasını kaselere dökerken saatin 09.00 olduğunu fark ettim. Bakışlarım kol saatinden kapıya döndüğünde iki genç kız ve iki genç erkek çıktı. Muhtemelen onlar beni görse tanımazlardı ama ben onları yüzlerindeki benlerinden tanımıştım.
Kardeşim diye boşuna demiyordum;onların her zerresini ezbere bilecek kadar çok tanıyordum onları.
Helen'in turuncu saçları orta boylardaydı ve ben onu sağ elindeki ortaparmağında olan benden tanımıştım.
Linda'nın çekik yeşil gözleri çok iddialı bakıyordu ve burnunun ucundaki benin hafif kırmızılığı hâlâ geçmemişti. Linda küçükken yüzündeki benlerden nefret edip onları tırnaklarıyla çıkarmaya çalışırdı. Nerimen Teyze Linda'yı ne zaman görse uyarırdı ama Linda umruna takmazdı. Umursamadığı için tırnakları burnunun ucundaki bende bir iz olarak kırmızılık bırakmıştı.
İbo resmen lisedeki haliyle aynıydı ama uzamış saçları onu olgun gösteriyordu. Onu kaşının altındaki benden tanımıştım.
Ve Tuğrul. Onu gözaltında olan benden tanımıştım.
Bir de hepsini böyle kafamda toparlayabilmemin sebebi hiç ayrılmamalarıydı. Birbirinden ayrılmıyorlardı ama o eski,neşeli grubumuz yoktu. Muhtemelen hepsi o gecenin etkisinde kaldıkları için şaka yapamayacak kadar tırsıyorlardı.
Sırayla tabldot aldıktan sonra yemek almak için karşımıza geçtiler. Ben ve diğer çalışanlar kaselere yemekleri boşaltıp öne koyuyorduk. Helen,Linda,İbo ve Tuğrul beni tanımamış olacaklar ki yemeklerini alıp oturdular.
Sadece üç yıl görüşemedik,yüzüme bile bakmadılar.
Onların aksine benim bakışlarım hepsinin üzerinde geziniyordu. Sanki hepsi o gecenin korkunçluğuyla yaşıyormuş gibilerdi. Hepsinin gözaltları mosmordu. Yani,yurttaki herkeste bunu paylaşsa da dikkatimi tabikide bizim çocuklar çekti. Dördününde gözlerinin altı ders çalışmaktan mordu,benimkilerse dayak yemekten. Gözlerini önlerindeki yemekten ayırmıyorlardı ve tek kelime etmiyorlardı. Yanımdaki çalışan çocukları izlediğimi gördüğünde koluyla dirseğime vurdu. Ona baktığımda "Çocukları dikizlemeyi bırak!"dedi.
Yüzüne bakarken kısık sesle Tamam, deyip çorbaları dökmeye devam ettim. Nihayet yemekhane kapanacağı zaman gelmişti ve öğrenciler çıkmaya başlamıştı. Rahatça nefes verdiğimde aklıma şimdi de temizlik yapacağım geldi. Öğrenciler yere pilav dökmüştü ve karşımdaki abla onu temizlememi istiyordu. Oflayarak ayağa kalktığımda bana ters bir bakış atsa da umursamadım ve elinden süpürgeyi aldım. Pilavın döküldüğü yere giderken "Para kazanmak için bazı şeylere boyun eğmelisin. Eğer paraya gerçekten ihtiyacın varsa insanların ağzını koklamaktan çekinmemen gerekir."dedi.
Edebiyat kitabı gibi konuştu.
"Para kazanmak için gururumu hiçe sayacak değilim. Ve hayır,bunu işim için söylemiyorum."
Sırtım dönük ablaya karşı konuştuğumda adım seslerini işittim ve sonra görüş açıma girdi.
Karşımda dururken ona bakmamaya gayret ettim.
"Bazen o kadar paraya ihtiyacın olur ki gururunu hiçe sayacak kadar çaresiz olursun."dedi. Süpürmeyi bırakarak doğruldum ve karşımdaki yaşıt gibi görünen kadına baktım.
"Çaresiz derken? Ailenizden biri mi hasta?"dediğimde yüzü soldu. Zaten gülümsemiyordu ama gözlerine baktığımda içindeki hüznü görebiliyordum. Belki de haykırarak ağlamak istiyordu ama hayat buna izin vermiyordu.
Yaşadığı hayatı.
"Benim babam kumarbaz. Kumar oynarken sürekli kaybeder ve en son kaybettiğinde evimizi aldılar."dedi başka bir süpürge alırken. "Merak etme,abim yeni bir ev ayarladı."
"Ben de her ihtimale karşı babam kaybeder ve birşeyleri alacak olurlarsa çalışarak biriktirdiğim parayı onlara vermek için çalışıyorum."
Bakışlarımı yere indirdim.
"Senin adına üzüldüm-"
"Bu sana saçma gelebilir ama evde kanser hastası bir kardeşim var. Kardeşime bakmak zorundayım ama babam varken bunu başaramıyorum ve ben..."
Sustu.
Devamını getiremedi. Belki de getirse tüm gücü elinden kayıp gidecekti ama eğer söylerse sanki içindeki acı bitecekmiş gibiydi.
Dolu gözlerle sandalyeye oturduğunda "...ben çok yoruldum."dedi.
Yoruldum.
Acıyan gözlerle ona bakarken dizlerimin üstüne çöktüm. Dizinin üstündeki eli tuttuğumda bana baktı ve o an benim bile inanmadıpım şeyi söyledim.
"İstersen beraber çalışıp kardeşinin tedavi masraflarını karşılayabiliriz."
Gözleri parıldadığında ben daha ne olduğunu anlamadan boynuma sarıldı ve defalarca "Teşekkür ederim."dedi.
Dudaklarımdan dökülen kelimelere inanamazken kollarımı ona doladım ve sarılmasına karşılık verdim.
Aptal olabilir misin Alya Karam? Daha kendini doyuramıyorsun,kalacak çatın yok,tanımadığın bir insanın kardeşi için kazandığın paranı mı vereceksin?
Yurtta kaldığın sürece yemek yiyebiliyor ve rahat bşr yatakta uyuyabiliyorsun, Alya. Sen rahatça yatağında uyurken bir çocuğun babası yüzünden ölmesine göz yumacak mısın?
İki tarafımda başka birşey savunurken hangisini seçsem ikilemesinde kaldım.
Laf ağızdan bir kere çıkmıltı ve şimdi vazgeçtiğimi söylersem onu boşuna umutlandırdığımı düşünürdü. Bu yüzden vazgeçtiğimi söylemek için ağzımı açmadım.
Sarılmayı bırakıp yeri süpürmeye devam ettik. Pilav dökülen yeri toparlayıp başka yerş temizlemeye geçtim.
Etrafı temizlerken yaşıtım kadınla konuşuyordum. İkimizde acılarımızda değil,gülüşlerimizde boğuluyorduk. Kadının ismini de öğrenmiştim.
Özge.
Yaşı benden yalnızca 1 yaş büyüktü. Ona o geceyi anlatmak ve anlatmamak arasında kalmıştım. O bana neden çalıştığını anlatmıştı. Çalışıyordu çünkü evde borçlarını ödemesi gereken kumarbaz babası ve talihsiz kanser bir kardeşi vardı.
Benim çalışma sebebim ise yıllar önce beni o sokakta bırakıp giden,tecavüz edilmeme sebep olan o kardeşlerimi öldürmekti.
Kimi buna acımazıslık derdi,kimi buna intikam. Benim amacım onların bana yaşattığı acının bin katını yaşatmaktı. Ve onlara aklımda dönen tilkileri yapmak için paraya ihtiyacım var. Bunları da Özge ile paylaşamayacağıma göre hiç konuşmadan onu dinledim. Bana şu 3 yılda neler olduğunu söyledi.
İnsanları yakma cezası ben tecavüz edildikten sonra çıkmış. Ben tecavüz edildikten sonra bu ceza çıktığı için bana tecavüz eden kansızı yakamazlar. Adamın yüzünü bile göremediğim için zaten onu bulmam imkansıza dönmüştü.
Saatin 12.00 olduğunu fark ettiğimde temizliği bırakıp yemek yapmaya döndüm. Özge ile beraber malzemeleri çıkartıp pişirmeye başladık.
Yarım saat sonra yemekler hazırdı ve öğrenciler gelmeye başladı. Kapıdan giren her zaman ki gibi İbo'ydu. Gözleri bana döndüğünde beni tanıyormuş gibi hissettim çünkü haddinden fazla gözleri üzerimde gezindi. Çocukları beklemeden bir kase alıp tabldotuna koydu. Çocuklar sırayla yemek alıp masaya oturdu ve birkaç dakika sonra tuvalete gittim.
Lavabodan çıkarken İbo'nun gelişiyle durdum. İbo yüzüme bakarken içeride kimsenin olmadığını bilerek kendisiyle beni tuvalete kapattı.
İlk birkaç saniye bana baktıktan sonra tüm içtenliğiyle sarıldı. Kollarım hareket etmedi,belki de edemedi çünkü sarılmasıyla vücudum kaskatı kesilmişti.
"Çok şükür,yaşıyorsun!"dedi benden ayrılarak.
Yüzüne bakarken hiçbir şey diyemedim. Allah'ın belaları,niye beni bırakıp gittiniz,kurtarmadınız,diyemedim.
"İbo..."diye mırıldandım ve boşta bulunarak ben de ona sarıldım. Kollarını bana sararken ürperdiğimi hissettim çünkü bu zamana kadar o kansız piç dışında hiçbir erkek bana dokunmamıştı.
Gerildiğimi hissetmiş olacak ki geri çekildi. Gözleri gözlerimde dolandı uzun süre.
"İyi misin?"diye sorduğunda kaşlarım havalandı.
"İyi miyim?"derken sesim titredi. Gözlerim dolmuştu ama akmasına izin vermemeliydim. "İbo...neredeydiniz?"diye sorduğumda onunda gözleri doldu. Neyi kastettiğimi anlamıştı. 'O gece beni bıraktıktan sonra kurtarmak için neredeydiniz?'diye sorduğumu anladı.
"Alya,sana herşeyi anlatacağım ama önce buradan gitmemiz gerek."dedi.
Kaşlarımı çatıp "Nereye? Ve neden?"
"Sana anlatacağım ama eğer bana güveniyorsan benimle gel."dedi ve kolumu tutup kapıyo doğru ilerledi. Kapıyı açacağı sırada kolumu çekip "Sana güvenmiyorum!"dedim.
Sözlerim duraksamasına neden oldu. İlk birkaç saniye kendine gelmesine izin vermeden "Sana güvenmiyorum"dedim bir kez daha.
"Beni orada bıraktığınız günden beri size ne güvenim kaldı ne de sevgim..."dedim.
Sertçe yutkunduktan sonra bakışları bana döndü. Önce alnımdaki yara izine baktı. Yara o gece adam kafamı duvara vururken olmuştu. 3 yıl geçmesine rağmen geçmemişti. Hayır,iyileşmişti ama izi kalmıştı. Dışarıdan korkunç göründüğünü biliyordum ama elimden hiçbir halt gelmiyordu.
Dışarımı çıkabiliyordum ki birşey yapabileyim?
"Alya,bak...hata yaptık biliyorum ama seni götürmem gerek. O adam seni arıyor. Bugün gördüm polisleri-"
"Beni mi arıyor?"dedim sözünü keserek. "Sebep?"
"Bilmiyorum ama polislere haber vermiş. Bugün gördüm polisleri kapıda,yurdun müdürüyle konuşuyorlardı. Sen sormadan söyleyeyim,onları dinledim ve seni duydum. Şimdi..."dedi ve elimi tuttu.
"Seni götürmem gerek. Sana tekrar birşey olmasına izin veremem."dedi ve kapıyı açtı. Beni sürüklerken hiçbir şey yapamıyordum.
Polislere mi haber vermiş?
Hem de suçlu olan kendisiyken?
İbo tarafından nereye götürüldüğümü bilemeden yurttan çıktık. Metroya bindiğimizde üzerimde bakışların olduğunu hissettim ve başımı sağa çevirdim.
Onu gördüm.
Korumayı.
Beni kurtaran korumayı gördüm. Bakışları hem ben de hem de İbo'nun tuttuğu elimdeydi.
Ah,hayır neden böyle bakıyor bu?
İbo'nun tuttuğu eli bırakmadan ona bakmaya devam ettim. İneceğimiz durağa geldiğimizi söyleyen İbo bana baktı ve korumaya bakan gözlerimi gördü.
"Neye bakıyorsun?"derken baktığım yere baktı.
Korumaya.
İbo'nun bakışları sertleştiğinde tekrar bana baktı ama ben bakışlarımı korumsnın üzerinden çekemiyordum. O anda birşeyler oldu. Zaman durdu,ben durdum ama İbo durmadı. Korumanın yüzüne geçirdiği sert bir yumruk ortalığın karışmasına neden oldu. Koruma ve İbo birbirine girerken ben hiçbir şey yapamıyordum.
"Ne bakıyorsun oğlum kıza!"
Bir saniye! İki erkek benim için mi kavga ediyor?
Eski İbo olsaydı bunu diğer çocuklara söyler ve beni alay konusu ederdi.Şimdiyse 20 yaşında çıtır,kaslı bir İbo vardı. Koruma İbo'nun yüzüne yumtuk atınca kendime geldim ve onları ayırmak için İbo'yu çekmeye çalıştım. Kollarım İbo'yu durdrumaya yetmiş olacak ki geri çekildi. İbo'nun geri çekilmesiyle polislerin gelmesi 1 saniye de oldu.
"Haydi bakalım,cenaze namazına,"diye mırıldandım.
İbo ve koruma gözaltına alınacak değil mi?
Ve umarım ben de yanmam.
Umarım beni tecavüz eden o kansız piç beni bulmaz.
Umarım.
