8. bölüm · Işığın Kayboluşu
Bölüm 8 - Yeniden
Deniz’in gözleri sabah ışıklarıyla açıldı. Telefon ekranı parlıyordu; Miraç’ın numarası artık tekrar kullanılabiliyordu. Kalbi hızla çarptı. Hemen mesaj kutusuna baktı. Miraç bir açıklama mesajı bırakmıştı:
“Deniz… Lütfen anla. Seni çok seviyorum. Tüm hislerim gerçek ve sadece senin için. Hiçbir şeyin değişmesine izin vermek istemiyorum.”
Deniz’in gözleri doldu. Hafifçe fısıldadı:“Sadece… sadece sevdiğim için görmezden geleceğim.”
Bu, Deniz’in kendine yaptığı en büyük kötülüktü. Kalbi Miraç’a karşı öylesine doluydu ki, kendi kırgınlığını bir kenara bırakmayı seçti. Bir süre sessizce oturdu, sonra yatağından kalktı ve okul için hazırlanmaya başladı.
Bugün özel bir gün olmasa da, o içindeki karmaşayı, Miraç’a olan sevgisini ve kendi gücünü yansıtmak istedi. Üzerine mavi dantelli bir üst, altına bol beyaz eşofman giydi, saçlarını açık bıraktı ve beyaz bir şapka taktı. Kendine baktı; hafif bir gülümseme yayıldı yüzüne. “Hazırım,” dedi kendi kendine.
Okula vardığında, kalbi bir kez daha hızlandı. Kampüsün girişinde Miraç’ı yalnız gördü. Miraç da onu fark etti; gözleri hemen Deniz’e kilitlendi. Hızlı adımlarla Deniz’in yanına geldi ve onu sıkıca sardı.
“Beni affettin değil mi, sevgilim?” dedi Miraç, sesi yumuşak ve sahiplenici.
Deniz, kalbinin derinliklerinden gelen bir hisle düşündü:“Lanet olsun… onu kendimden çok seviyorum.”
Tüm benliğine yenik düşerek başını hafifçe salladı. “Evet… affediyorum,” dedi, sesi titrek ama içten.
Miraç Deniz’in elini tuttu; birlikte kampüsün sakin bir köşesine yürüdüler. Sessizliği, bahçedeki hafif rüzgar ve kuş cıvıltıları doldurdu. Birkaç adım sonra Miraç, Deniz’in yanağına hafif bir öpücük kondurdu.
“Hazır mısın, küçük maceraperest?” dedi Miraç, gözlerinde o tanıdık sıcaklıkla.
Deniz gülümsedi. “Seninle her şeye hazırım,” dedi.
O gün akşam, birlikte küçük bir restorana gittiler. Masalar arasında hafif bir müzik çalıyordu, mum ışıkları yanıyordu ve sohbetleri akıp gidiyordu. Miraç esprili bir şekilde:“Biliyor musun, bugün sınıfta seni görünce, dersin yarısını unuttum,” dedi.
Deniz gülerek:“Ah, yani benim dikkatimi çekmek için tüm stratejini mi uyguladın?”
Miraç gülümsedi, göz kırptı:“Belki… belki biraz. Ama sadece sana odaklanmak istedim.”
Deniz’in yüzüne bir tebessüm yayıldı; içten bir kahkaha patlattı. Sohbetleri hafif, eğlenceli, ama bir o kadar da romantikti. Her cümlede, bakışlarda ve küçük dokunuşlarda bir yakınlık, bir güven vardı.
Yemek sonrası Miraç, Deniz’i arabasına götürdü. Araba yolunda, sessizliğin içinde bile birbirlerine bakışlar, hafif tebessümler ve dokunuşlar vardı. Eve vardıklarında, Deniz kapıyı açtı ve Miraç’a baktı.
“Miraç… hala biraz kırgınım ama…” dedi, sonra durdu. İçinden bir nefes aldı ve devam etti:“… seni sevdiğimi hatırlıyorum.”
Miraç hafifçe başını salladı, gözlerinde hem sevinç hem rahatlama vardı.“Biliyorum… ve bu yeterli,” dedi.
Deniz kapıyı kapattı, odasına girdi. Küçük 1+1 dairesi sessizdi, ama kalbi hâlâ hızlı atıyordu. Yatağına uzandı, gözlerini kapattı ve Miraç’a olan sevgisi, yaşadıkları günün anılarıyla birleşti. Düşünceler içinde bir süre yattı; sonunda, içindeki karmaşa ve sevgiyle, huzurlu bir şekilde uykuya daldı.
