2. bölüm · Işığın Kayboluşu

Bölüm 2 - İçimdeki Sen

Selis Öksüzler

Deniz’in gözleri hafifçe aralandı. Pencereden süzülen sabah ışığı, odasının küçük köşelerini altın sarısıyla aydınlatıyordu. Telefonunun ekranında Miraç’ın dünkü mesajı hâlâ duruyordu. Hafifçe gülümsedi; o mesaj, tüm geceyi huzur ve hafif bir heyecanla geçirmesine sebep olmuştu.
“Tatlı rüyalar… sadece birkaç kelime… ama kalbimi bir türlü sakinleştirmiyor,” diye düşündü.
Yatağından kalkarken, küçük dairesine göz attı. 1+1, sade ama Deniz’in ruhunu yansıtan sıcak bir yerdi. Masasında açık kitaplar, birkaç defter, kalemler; yatağının kenarında sevdiği birkaç süs eşyası; pencere kenarında minicik bir saksı çiçek. Her şey kendi düzenindeydi, ama sabahın sessizliği onu hem rahatlatıyor hem de hafif bir yalnızlık hissi veriyordu.
Hafif bir esneme, ardından banyoya yöneldi. Sıcak suyun altında saçları ve düşünceleri birbirine karıştı. Dün bahçede yaşadıkları… Miraç’ın bakışları, o gizemli gülümsemesi… Hepsi zihninde tekrar tekrar canlanıyordu.
Duştan çıktıktan sonra siyah saçlarını hafifçe kuruttu, omuzlarından süzülen dalgalar pencere ışığında parlıyordu. Ayna karşısında durdu, mavi gözlerini izledi. Hafif bir gülümseme belirdi dudaklarında. İçinden geçirdi: Bugün… Miraç’la tekrar görüşeceğiz. Ama bunu sıradan bir gün gibi yaşamak mümkün değil.
Kıyafetlerini seçerken özenli ama rahat olmaya dikkat etti:
Beyaz, hafif salaş ama şık bir bluz
Üzerine açık mavi kot ceket
Siyah dar pantolon
Rahat ama şık spor ayakkabılar
İnce bir kolye ve küçük bir bileklik

Aynada son kez kendine baktı ve hafifçe başını salladı. “Hazırım… sadece sakin ol.”
Mutfaktan kahvesini aldı, masasına oturdu. Kahvenin kokusu odasını doldurdu, düşünceleri hâlâ Miraç’ta. Kalbi hafif bir heyecanla çarpıyordu.Kısa bir süre sonra Deniz kampüse doğru yürümeye başladı. Hava hafif serindi; sabahın taze kokusu ciğerlerine doluyor, her adımda kalbini biraz daha hızlandırıyordu. Miraç’ı kampüsün arka bahçesinde gördü. Uzun boyu, karizmatik duruşu, siyah saçları… ve gözlerindeki gizemli bakış… Deniz’in içini hem ısıtıyor hem de meraklandırıyordu.
“Günaydın,” dedi Miraç, sakin ama etkileyici sesiyle.“Günaydın,” dedi Deniz, hafifçe gülümseyerek. Kalbi tuhaf bir hızla atıyordu.
Bir süre sessizce yürüdüler. Deniz, sessizliği bozmak için hafifçe espri yaptı:“Biliyor musun… ciddi, gizemli ve biraz da karizmatik görünüyorsun. Ama bana göre… etkileyici.”
Miraç omzunu silkti, hafif alaycı bir bakışla: “Etkileyici mi? Belki de sadece sana öyle görünüyor.”
Deniz hafifçe kahkaha attı. “Belki… ama seni çözmek istiyorum. Sadece yüzeyini değil, tüm hâlini.”
Miraç, gözlerindeki kırılgan ışığı Deniz’e yöneltti. “Belki… bunu başarabilirsin. Ama sabırlı olmalısın. Ben… hemen açılmam.”
Rüzgâr hafifçe esti, yapraklar ve çiçekler usulca sallandı. Sessizlik artık ağırlık değil, güven dolu bir boşluktu. Deniz, Miraç’ın yanında kendini tuhaf ama huzurlu hissediyordu.
“Peki, gün boyunca ne yapıyorsun?” dedi Deniz. “Ders çalışmak dışında?”
Miraç gözlerini uzaklara dikti. “Bazen… yalnız kalırım. Müzik dinlerim, kitap okurum. Ama çoğu zaman kendi dünyamda kaybolurum.”
Deniz hafifçe tebessüm etti. “Kendi dünyanda kaybolmak… kulağa hoş geliyor. Ama bazen insanı yalnız bırakır, değil mi?”
Miraç başını hafifçe salladı. “Evet… ama bazen iyi gelir. Ama yanında biri olmalı. Sadece yanında biri.”
Deniz gözlerini ona dikti. “O kişi… belki ben olabilirim,” dedi sessizce.
Miraç’ın gözlerinde hafif bir ışık belirdi. O gizemli gülümsemesiyle: “Belki… öyle olabilir.”Öğle saatleri ilerlerken, kampüsün sessiz patikalarında yürüyerek, sohbet ederek vakit geçirdiler. Hafif espriler, küçük kahkahalar… Miraç’ın sert duruşu ve gizemi, Deniz’in içten ve meraklı bakışıyla birleşiyordu.
Saatler ilerledikçe birbirlerini daha iyi tanımaya başladılar. Miraç’ın güçlü ve sahiplenici duruşu, Deniz’in ona yaklaşma cesaretiyle yumuşuyordu. Ama içten içe herkesin “my type” dediği bir çocuk olduğunu Deniz fark etti; güçlü, etkileyici ve kırılgan… ve aynı zamanda onun için özel birini saklayan bir sır gibiydi.
Akşam yaklaştığında, ikisi yavaşça ayrılmak zorunda kaldı. Deniz, küçük dairesine doğru yürürken Miraç’ın bakışları hâlâ aklındaydı. Kapıyı açtığında sessizlik ve yalnızlık vardı; ama bu sessizlik artık ağır değildi. İçten bir huzur, kalbinde tatlı bir heyecan vardı.
Telefonu eline aldığında bir mesaj belirdi:
Miraç: “Bugün… seninle vakit geçirmek güzeldi. Umarım iyi uyursun. Tatlı rüyalar, Deniz. 🌙”
Deniz’in kalbi bir an durdu. Hafif bir tebessümle cevap yazdı:
Deniz: “Teşekkürler Miraç… sen de tatlı rüyalar. 😊”
Yastığının yanında telefonu bırakıp gözlerini kapattı. Henüz aşk değildi, ama ufak kıvılcımlar… sessizce yanıp sönüyordu.
Ve Deniz fark etti: Belki de bazı hikâyeler sessizce başlar… ama kalbin en derin yerlerinde büyür, her şey hazır olmasa da…