18. bölüm · Işığın Kayboluşu
Bölüm 18 - Sahil
Sabahın ilk ışıkları Deniz’in odasına hafifçe sızıyordu. Gözlerini açtığında hâlâ yorgun ama kafası dünün karmaşasıyla doluydu. Miraç’tan gelen mesajlar ve son günlerdeki gerilim zihninde dönüyordu. Derin bir nefes aldı, yatağından kalktı ve hızlıca hazırlandı. Üstüne mavi dantelli bir bluz, altına bol beyaz bir eşofman çekti, saçlarını açık bıraktı ve beyaz bir şapka taktı.
Dairesinden çıkıp kampüse doğru yürürken, kalbinin ritmi biraz hızlandı; Miraç’ın yanından geçerken bakışlarını üstüne dikeceğini düşünüyordu. Tam o sırada bir ses duydu:
“Günaydın, naber Deniz kızı?”
Altay! Sarışın, yeşil gözleri ışıl ışıl, uzun boyu ve o alaycı gülümsemesiyle hemen yanındaydı.Deniz istemsiz bir gülümseme bastı: “Altay! Sen yine erkenden mi başladın?”Altay hafifçe omuz silkti: “Benim için gün erken başlar, kahkaha ve şaka dozumu almak isteyenler için! Ama merak et, seni hedef alacağım bugün.”
Deniz hafifçe gözlerini devirdi ama içten içe gülüyordu. Altay bir adım daha yaklaştı, bakışlarını Deniz’in gözlerine dikti ve alaycı bir tonla:“Bak, bugün seni kahkahalarla donatacağım. İtiraz yoksa, saldırı başlıyor!”
Tam Miraç kampüsün girişinde belirdi; gözleri anında Deniz ve Altay’a kaydı. Öfkeyle birkaç adım attı ama Altay’ın enerjisi ve şakacı tavrı karşısında ne yapacağını bilemedi. Miraç, sert bir bakış fırlattı ve uzaklaştı.
Altay kahkaha atarak Deniz’in omzuna dokundu:“Bak, Miraç öfkeyle uzaklaştı. İşte bu yüzden senin yanında olmayı seviyorum. Çünkü ben hem şakacı hem de güvenli bir limanım!”
Deniz hafifçe gülerek: “Sen cidden manyaksın Altay. Ama… seni seviyorum bu yüzden.”Altay göz kırptı: “Sana kahkaha vermek… işte benim süper gücüm. Ama merak et, bugün sahil günü! Hazır mısın?”
Deniz başını salladı, hafif bir heyecan ve merak karışımıyla: “Sahile gitmek mi? Tamam, ben hazırım.”
Sahile vardıklarında rüzgâr hafifçe esiyordu, dalgaların sesi kulaklarında yankılanıyordu. Altay hemen yanına oturdu ve hafif bir alaycı tonla:“Biliyor musun, Deniz? Deniz kızı burada olmak… inanılmaz bir enerji veriyor. Ama dikkat et, ben hala şaka bombardımanımı patlatmadım!”
Deniz gözlerini devirdi ama gülüyordu: “Tamam, ama bu sefer intikam alacağım!”Altay kahkahayı bastı: “O zaman başlasın savaş! Ama unutma, kazanan her zaman kahkaha olur.”
Gün boyunca sahilde oturdular, sohbet ettiler, birbirlerine küçük şakalar yaptılar. Bir sandviç ve birkaç içecek aldılar, ufak ufak atıştırdılar ve denizin kokusu, kahkahaları ve güneşin sıcaklığı ikisini de huzurla doldurdu.
Altay hafifçe Deniz’in elini tuttu:“Bak, gün bittiğinde hatırla… bu kahkahalar ve şakalar hep seninle olacak.”Deniz hafifçe gülümsedi: “Seninle olmak gerçekten… hafifletiyor her şeyi. Teşekkür ederim Altay.”Altay göz kırptı: “Asıl ben teşekkür ederim, çünkü senin kahkahaların… benim dünyamı aydınlatıyor.”
Günün sonunda Altay, Deniz’i arabayla evine bıraktı. Yol boyunca küçük şakalar, alaycı bakışlar ve flörtler devam etti. Deniz hafif yorgun ama içi huzurlu bir şekilde kapısını açtı.“Güzel bir gün oldu,” dedi kendi kendine. Yavaşça pijamalarını giydi, saçını topladı ve yatağına uzandı.Altay’ın sabah ve gündüz boyunca yaptığı şakalar, Deniz’in gününü hafifleten birer ışık olmuştu. Yavaşça gözlerini kapattı ve huzurla uykuya daldı.
