5. bölüm / 6
İnsanın Kalbi4. Bölüm: Tehtidler
Bölümler 6Şu an: 4. Bölüm: Tehtidler
Sanki zaman durmuş, bütün dünya nefesini tutmuştu. Ruhun karşısında öylece kalmış, adeta nutkum tutulmuştu. Gözleri ve yarı saydam olması dışında su götürmez bir şekilde birkaç gün önce gördüğüm yaratığa benziyordu. Bütün vücudum gerilmiş, elim refleks olarak yayımda öyle bir kasılmıştı ki, sanki biraz daha sıksam yay elimde parçalanacaktı. Kalbim göğsümde çırpınıyor, nefeslerim yarım kalıyordu.
O sırada ruh, tam olarak nereden geldiğinden emin olmadığım bir rüzgar uğultusuyla derin gözlerini yavaşça, sadece bir kez kırptı ve tekrar açtığında benim bütün vücudum rahatlamış, yayımı tutuşum gevşemiş, kalp atışlarım düzene girmişti. Tuttuğumu bile fark etmediğim nefesimi bıraktım, elimi neredeyse bilinçsizce saçlarımı geriye doğru atmak için kaldırdım ama elimde hala kadının kanı vardı, çok göz alıcı bir şekilde olmasa da şimdi daha parlaktı. Yoğun sıvı elimde gittikçe yayılmaya ve seyrelmeye başlamış, yavaşça kayboluyordu. Elimdeki kanın kayboluşunu büyülenmiş— biraz da korkmuş— bir şekilde izledim.
Elime ne kadar bakakaldığımı bilemiyordum, ta ki en sonunda zaman sanki tekrar akmaya başlamış gibi hissedene kadar. Odanın havası normale dönmüş, ben de sanki omuzlarımdan sarsılmış gibi kendime gelmiştim.
Ne yapıyordum ben? Karşımda hiç bilmediğim bir yaratığın—hatta duygularımı nasıl yaptığını bile anlamadığım bir şekilde kolayca manipüle edebilecek bir yaratığın— önünde boş boş dikiliyordum. Savunmasızdım.
Hemen sırtımdan bir ok alıp yayıma taktım, hiç tereddüt etmeden gerdim ve nişan almak için kafamı kaldırdım.
Ama gitmişti.
Ruh hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolmuş, kadınla ikimizi yalnız bırakmıştı.
Neden gelmişti? Bir şey mi arıyordu, yoksa birini mi? Ormanda gördüğüm yaratıkla bir bağlantısı var mıydı? Yoksa kadınla mı bir bağlantısı vardı? Peki ruh kadın ve yaratığın arasındaki bağlantıyı doğrular mıydı?
O sırada kadından gelen yumuşak bir inleme beni düşüncelerimden çekip çıkardı. Uyanıyordu.
Yavaş ve temkinli adımlara kadının yatağına yaklaştım; kaşları çatıyor, dudaklarından belli belirsiz inlemeler çıkıyordu. Sanki zihni uyanmak için bedenine karşı bir savaş veriyordu. O sırada başka bir şey daha gözüme çarptı. Kadının yaraları ve etrafında mürekkep gibi yayılan siyah lekeler geçmiş, yerini belli belirsiz bir ize bırakmıştı.
Kadın en sonunda gözlerini açtı, birkaç saniye sonra ise bana odaklandı. Gümüş renkli göze hâla tam odaklanamamıştı, hatta o gözüyle görüp göremediğinden bile emin değildim. Uzun uzun bana baktı, benden bir açıklama bekliyordu. Hiçbir şey söylemedim, gözlerimi kısarak başında dikilmeye devam ettim. Cevap vermeyecegimi anladığında ise ellerinden destek alarak yavaşça doğruldu. Arada sırada bana kaçamak bakışlar atıyor, sanki her an üzerine atlayabilirmişim gibi çekingen davranıyordu. Etrafına bakınıp nerede olduğunu anlamaya çalışırken hiç konuşmadım; rahatsız edici bir şekilde başında dikilmeye ve yargılayıcı, sert bakışlar atmaya devam ettim. En sonunda başını tamamen bana çevirdi,
"Neler oldu?"
"Bayıldın."
Birkaç saniyeliğine duraksadı, belli ki olanları hatırlamaya çalışıyordu.
"Bu kadar mı?"
"Sen ne bekliyordun?"
Sert cevabımı duyunca yüzü düştü, belli ki bir açıklama yapmamı bekliyordu ama başka bir şey söylemedim. Kadın üzerindeki örtüyü yavaşça kaldırıp ayaklarını yataktan aşağı sallandırdı, hareketleri yavaş ve dikkatliydi ama ağrısı olduğuna dair bir belirti göremiyordum. Tam ayağa kalktığı an beklenmedik bir hareketle belimdeki hançeri çektim ve dikert boğazına doğrulttum. Gerçi daha az önce olağan üstü bir şekilde iyileşen ve insan olmadığı açıkça belli olan birini hançerle tehdit etmek ne kadar mantıklı, tartışılırdı.
"Sorularımı cevaplayana kadar hiçbir yere gitmiyorsun."
Kadın hafifçe irkildi ama fazla korkmadı, işaret parmağını hançerin düz kısmına bastırıp boğazından uzaklaştırdı.
"Ama sen de benim sorularımı cevaplamadın."
Sesinde bir sertlik yoktu, tehdit etmiyor, kendini savunmuyordu. Sanki sadece herkesin bildiği bir gerçeği dile getiriyordu. Ama geri çekilmeyecektim. Bir sürü sorum vardı ve hepsinin cevabını almayı planlıyordum. Hançerimi geri çekip elinden uzaklaştırdım ve tekrar boğazına doğrulttum.
"Oturacak mısın oturmayacak mısın?"
"Bence ayakta da konuşabilirim."
Bu sefer hançeri itmedi, geri çekilmedi. Gayet sakindi. Ama bu soğukkanlılığı, sanki birkaç saat önce yaşadığımız hiçbir şey aslında yaşanmamış gibi sakin olması sinirimi bozuyordu. Elimi kadının omzuna koyup sertçe bastırdım ve onu oturmaya zorladım. Elimi kaldırdığımda irkildi ama direnmedi, sadece oturduğu yerden meydan okuyan gözlerle bana baktı.
"Bana bak yer elması son zamanlarda hiç havamda değilim. Seninle uğraşamayacağım. Sen, peşindeki şey ve sana musallat olmuş hayalet neyin nesi bilmiyorum ama öğrenmeyi planlıyorum ve dediğim gibi havamda değilim, o yüzden konuşmaya başlasan iyi olur."
"Bana ne yapan—ne?"
"Konuyu dağıtma."
"Neden bu kadar gergin ve tedirginsin, sorun ne?"
Bir anlığına afalladım, böyle bir soru sormasını beklemiyordum, hele bu kadar samimi sormasını hiç beklemiyordum. Sanki gerçekten umursuyor ve merak ediyordu. Tedirgin olduğumu fark edeceğini de sanmıyordum çünkü tedirginligimi saklayabildiğimi sanıyordum. Kadının omzundaki elim ister istemez gerildi.
"Tedirgin değilim ve emin ol şuan gergin bile değilim. Ama lafı böyle dolandırmaya devam edersen, işte o zaman görürsün gerginliği."
"Evet tedirginsin. Hatta o kadar gergin ve tedirginsin ki az sonra burnumun direği kırılacak."
Tamam, bu artık gerçekten saçma bir hal almaya başlıyor.
Kadının aksanı da, kullandığı kelimeler de bir garipti ve bu durum daha da sinirimi bozuyordu. Ama ben cevap veremeden önce kadın aniden kafasını kapıya çevirdi, ardından kapı çaldı.
"Gelebilir miyim?"
Gelen kişi Osmond'du, büyük ihtimalle kadını kontrol etmeye gelmişti; ama kesinlikle sırası değildi. Ama kadın benden önce davrandı.
"Gelebilirsin!"
Sinirle oflayıp kadına döndüm, o da bana döndü, ama yüzümdeki ifadeyi görünce duraksadı, masum bir çocuk gibi bana bakıyordu.
"Ne var?"
Gözlerimi devirdim ama cevap vermedim, Osmond bu sürede içeri girmiş ve yanımıza gelmişti.
"Diego, gittiğini sanıyordum."
"Cevap almadan hiçbir yere gitmiyorum."
Kadın oturduğu yerden kalkmadan öne eğildi ve bana baktı,
"Adın Diego mu?"
"Hayır."
"Bana mı Diego diyor o zaman?"
Artık kadının da siniri bozulmaya başlıyordu, bunu görebiliyordum; o da inatçıydı, ama ben daha inatçıydım.
"Belki de a-"
"Tamam, ikiniz de sakin olun."
"Ben zaten sakinim."
"Belli oluyor."
Son cümlesini kurarken kafasını kaldırıp ok attığım yere baktı, ama kızmadı veya şaşırmadı, sadece bıkkın bir iç çekti ve kadına döndü; ve gözleri kadının artık iyileşmiş olan bedeninde gezindi.
"Sanırım kendini şimdiden daha iyi hissediyorsun..."
Osmond duraksadı ve kaşlarını kaldırdı, kadının devam etmesini bekledi.
"Calista."
"Peki, Calista. Sanırım kendini şimdiden daha iyi hissediyorsun."
"Evet, gayet iyiyim."
"Buna sevindim. Buraya nasıl geldiğini ve gelmeden önce neler olduğunu hatırlıyor musun?"
Calista bir saniyeliğine duraksadı, hatırlamaya çalışıyordu. Doğrusu ben de ne kadarını hatırladığını merak ediyordum. Çünkü o kadar aksiyondan sonra cevaplar istiyordum.
"Yani, biraz hatırlıyorum."
"Anlatmak ister misin?"
Calista hemen cevap vermedi. Biraz bekledi, ya kelimelerini seçiyordu ya da anlatacaklarını.
"Sanırım bu sefer boyumdan büyük işlere karıştım."
"Çok da zor olmamış olmalı."
"Neyden bahsediyorsun?"
Cevap vermedim, ellerimi ceplerime koyarak sırıttım. Gözlerimi onun gözlerinden ayağına kadar indirdim ve tekrar gözlerinin içine baktım.
O kadar minyondu ki boyundan büyük işlere karışmak çok da zor olmamış olmalıydı. Çocuk gibiydi.
Calista boyuyla dalga geçtiğimi anladığında yüzü düştü, bıkkınlıkla nefes verdi.
"Ne kadar komik."
"Ona aldırma Calista. Diego, bize bir dakika verebilir misin?"
"Neden? Benim de söyleyeceklerini duyma hakkım var, kendi canımı tehlikeye atıp onun canını kurtardım!"
"Biliyorum, biliyorum Diego ama şimdi değil. Durumun ciddiyetinin farkında değilsin," bir saniyeliğine duraksadı, gözlerini Calista'ya çevirdi, hem ciddi hem de endişeli görünüyordu; "Onunla özel konuşmam lazım."
Calista şaşırmış görünüyordu, belli ki o da neler olup bittiğini tam bilmiyordu, ya da Osmond'un neden bu kadar ilgili ve endişeli olduğunu.
Dışarı çıkmadım, inatçı bir şekilde başlarında dikilmeye devam ettim. En sonunda Osmond bana döndü.
"Ben onunla özel konuştuktan sonra istediğin kadar sorgulayabilir ve soru sorabilirsin, sizi rahatsız etmem ama şuan dışarıda beklemen lazım."
Bir anlığına durdum ve düşündüm, başımda ihtiyar bir şifacı dikilirken ve her hareketime laf söylerken cevap almaya çalışacağıma yalnızken sorgulamak daha kolay ve daha rahat olurdu. Bu Calista denen hangi köyün delisi olduğu belli olmayan kadın ise Osmond'a güvenip benden kaçınamazdı. Başa başa olurduk, teke tek.
Parmağımı kaldırdım ve tehditkar bir şekilde Calista'ya doğrulttum.
"Sakın pes ettiğimi falan düşünme, Calista. Seni dışarda bekliyor olacağım ve geri geldiğimde bütün sorularımı yanıtlayacaksın."
Calista tehtidlerimden hiç etkilenmemiş gibiydi. Cevabını beklemeden arkamı dönüp kapıya yöneldiğimde arkamdan alaycı sesini duydum.
"Sabırsızlanıyorum Diego!"
Bölüm etkileşimi
