İnsanın Kalbi kitap kapağı

2. bölüm / 6

İnsanın Kalbi

1. Bölüm:Yabancı

Vaveyla Yazarı: Şevval Gümüşsoy

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 1. Bölüm:Yabancı

Kütüphanenin kapısını sertçe çarparak dışarı çıktım, derin bir iç çekerek dağınık saçlarımı geriye attım. İki gündür araştırma yapıyordum ama o gün ormanda gördüğüm yaratık hakkında hiçbir şey bulamamıştım. Bu iki gün içerisinde kütüphanede hayatım boyunca geçirmediğim kadar vakit geçirmiştim ve kesinlikle buna değmemişti. Tam olarak ne aradığımı bile bilmeden kütüphane rafları arasında saatlerce gezinmiştim. Birçok ansiklopediye bakmıştım ama o yaratığa benzer bir şey bulamamıştım.

Köy meydanını neredeyse koşar adımlarla geçtim; işin teorik kısmı bitmişti, aksiyon alma zamanıydı.

~~☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆☆~~

Evime, daha doğrusu kulübeme döner dönmez çantama lazım olabilecek birkaç şey atıp oklarımı ve yayımı alıp ormana inmiştim. Hatta büyük bir güvercin tuzağı kurabilecek kadar ip almıştım yanıma. Gerçi öyle bir yaratığın ipten dandik bir tuzağa yakalanması zor bir ihtimal ama denemekten ne zarar gelir ki?

Tam olarak nereden başlayacağımı bilmediğim için yaratığı en son gördüğüm yere, nehre inmeye karar verdim. Tam nehre yaklaşmışken ağaçların arasından bir ses duydum, kilometrelerce koşmuş bir atın hızlı nefesine benziyordu ama hiçbir şey görmüyordum. İki gün öncenin aksine bugün hava kapalıydı ve bulutlar ayın neredeyse bütün ışığını engelleyip ormanı karanlıkta bırakıyordu. Bu şimdilik pek sorun değil, zaten yabani bir at olmadığını bilmek için görmeme gerek yok. Yabani atlar sürü halinde dolaşırlar ve sürü ormana inmez, köyün kuzeyindeki otlaklarda dolaşırlar.

Yani atın üstünde kesinlikle biri olmalıydı.

Yayıma bir ok taktım ve tereddüt etmeden gererek sesin geldiği tarafa doğrulttum,

"Orada olduğunun farkındayım, hemen ortaya çık ve kendini tanıt!"

Cevap yeterince hızlı gelmeyince oku bıraktım ve ok atlı yabancının çaprazında olduğunu düşündüğüm ağaca saplandı. Hemen yeni bir ok takıp yayımı tekrar gerdim,

"Tekrar uyarmayacağım!"

Yine cevap gelmedi, tam ikinci oku da atacakken bir hareketlilik hissettim, sanki birden hava çok daha yoğun bir şeyle değişmiş gibiydi. Kalbim dışarı çıkmak istiyormuş gibi çarpmasına ve nefesimin kesilmesine neden oluyordu ama ne olduğunu çözemiyordum. His geldiği gibi geri gitti ve aynı anda atın nefesi de kesildi.

Kesinlikle bir şeyler yanlıştı.

Yayımı istemsizce daha çok gererek ileri doğru bir adım attım, Tam o sırada bir şey, daha doğrusu biri görüş alanıma girdi ve tamamen donakaldım.

Birincisi, gözlerinin biri turkuaz, üzerinde yara izi olan gözü ise gümüştü, tıpkı yaratığınki gibi.

İkincisi, kadın yaralıydı ve yaralarından gümüş-altın rengi bir sıvı akıyordu.

Kadın sanki beni sakinleştirmeye çalışıyormuş gibi ellerini havaya kaldırdı,

"Hey, sakin ol. Sadece geçiyordum."

Hemen cevap vermedim, daha doğrusu veremedim. Yayımı indirmeden bir adım daha yaklaştım, kadın irkildi ama geri çekilmedi.

Evet hakikaten o gümüş-altın sıvı kadının kanıydı ve gözleri ve yara izi gördüğüm yaratığınkiyle birebir aynıydı.

Böyle bir şey nasıl mümkün olabilir, ne biçim bir büyüydü bu? Ne kadar düşünsem de aklıma mantıklı bir açıklama gelmiyordu. Bu kadının kanı neden bu renkteydi, insan değil miydi? Gözleri nasıl o yaratıkla aynı olabilirdi? Peki, nefesini duyduğu ata nolmuştu? Olanların hiçbirine anlam verememek sinirimi bozuyordu, yayımı iyice gererek kadının boğazına doğrulttum,

"Kimsin sen, büyücü falan mı? Burada ne arıyorsun!?"

Kadının üzerinde şimdilik herhangi bir silah göremiyordum ama kadının bütün bedeninin hamle yapmak üzereymiş gibi gerildiğini görebiliyordum. Ama besbelli kendini sakin kalmaya zorluyordu,

"Bak, bana güvenmen için sana bir sebep veremem ama lütfen, bölgenize isteyerek girmedim, sadece geçip gideceğim. Paxella'lar üzerine yemin ederim sınırlarınızı ihlal etmek için gelmedim."

Kesinlikle ikna olmamıştım.

Peki ne yapmam gerekiyordu? Gitmesine izin mi vermeliydim, yoksa o herhangi bir şey yapamadan öldürmeli miydim? İnsan olmadığı apaçık ortadaydı, her an her şeyi yapabilirdi ve özellikle o gözler. Bu kadar benzerliğin tesadüf olmasına imkan yok. Ayrıca üzerine yemin ettiği şey neydi hiçbir fikrim yok ama tüylerimi diken diken etmişti, sanki içten içe ne olduğunu biliyormuşum gibi...

O sırada yakinlardan gelen yüksek bir ses beni düşüncelerimden çekip çıkardı, ister istemez yayımı daha çok gerdim. Bir kükremeye benziyordu, ama çok daha yüksek ve derindi, ve kesinlikle çok daha öfkeliydi. Daha önce duyduğum hiçbir şeye benzemiyordu.

"Gitmeliyiz, hemde hemen."

Bakışlarımı sesin geldigi taraftan hala karşımda gergin bir şekilde dikilen kadına çevirdim, şimdi daha gergin, hatta korkmuş görünüyordu.

Sonra aynı sesi tekrar duydum, şimdi çok daha yakındaydı. Refleks olarak başımı o tarafa çevirdiğimde kadın ileri atıldı.

Kesinlikle kendisinden beklenmeyecek bir çeviklikle bana dogru atıldı ve bileğimi kavradı, aynı saniye içerisinde refleksle yayımı bırakıp kemerimdeki hançeri çektim ve kadının boğazına doğru acımasızca savundum, ama kadın benden hızlıydı, hançerim etini kesemeden geriye sıçradı. Vakit kaybetmeden yayımı yerden alıp tek bir harekette yeni bir ok taktım ve tehditkar bir şekilde kadına doğrulttum.

"Ne yaptığını sanıyorsun sen!?"

"Hayatını kurtarıyorum! Ama kalıp karga yemi olmak istersen keyfin bilir."

Karga yemi.

Başka bir zaman olsa kesinlikle gülerdim, ya da karşımdaki normal bir insan olsa. Ama konuşurken hiç de alay ediyor gibi görünmüyordu, hatta az önce korkudan titreyen biri için fazla ciddi ve kararlıydı. Hala kadına biraz bile güvenmiyordum, ama kükreme sesini tekrar duyunca kararımı verdim, o şey her ne ise kadından on kat daha tehlikeliydi, bundan emindim. Ayrıca, aklıma bambaşka bir fikir gelmişti.

"İyi. Peşimden gel."

Kelimeler ağzımdan çıkar çıkmaz herhangi bir cevap beklemeden arkamı döndüm ve bütün gücümle köye doğru koşmaya başladım. Kadın hemen peşimden gelmedi, tam kadının gelmeyeceğini düşünmeye başladığımda peşimden koşmaya başladı ve bana kolayca yetişti. Yaralı olmasına rağmen çevik ve hızlıydı. Bana kolayca yetişebiliyordu. Dakikalarca koşmaya devam ettik, kadının nefesi kesilmeye başlamıştı ama ikimiz de tek kelime etmeden var gücümüzle koşuyorduk ki kadın aniden kendinden beklenmedik bir güçle beni çalıların arasına çekti, elim refleks olarak direkt hançerime gitti ama hamle yapmadım.

"Sen–"

Ama cümlemi bitirmeme izin vermedi, eliyle ağzımı kapattı ve endişeli bir tonla fısıldadı,

"Sus, sus!"

Kadının elini sertçe ittim ama konuşmadım. Bana sert bir bakış attı, sonrasında bakışlarını geldiğimiz yolun gerisinde bir yere çevirdi. Onun baktığı yöne baktım ama ilk bakışta hiçbir şey göremedim, daha sonra ağaçların arasında kıpırdayan devasa bir şey gördüm. Karanlıktan dolayı neresi başı neresi sonu seçemiyordum ama boyunun neredeyse ağaçları geçtiğini netce görebiliyordum. Nefesim bir anlığına kesildi, refleks olarak iyice eğildim, göğsüm kadının sırtına değene kadar. Onun da kalbinin benimki gibi yerinden çıkmak istiyormuşcasına çarptığını hissedebiliyordum. Nefesi kesik kesikti. O zaman anladım.

Saklanmaktan başka bir planımız yoktu. Yaratık gittikçe yaklaşıyordu ve biz tavşan gibi çalıların arasına sinip kalmıştık.

Tam o sırada bir ses duydum.

Bir kurt uluması.

İkimiz de aynı anda sesin geldiği tarafa döndük, karşımızda, yaklaşık 5 metre ötemizde bir kurt bize bakıyordu.

Birkaç gece önce diğer yaratığı ıskalamama neden olan kurtla aynı kurttu bu.

Kurtun ulumasını yaratığın kükremesi takip etti, yaratık bize iyice yaklaşmaya başlarken altımızdaki yerin resmen titrediğini hissettim. Kadının, yapma, diye fısıldağını duydum, bakışlarımı ona çevirdim, hala kurda bakıyordu, kurt da ona bakıyordu. Sonra kurt bir anda bizim olduğumuz yönün tersi tarafna koşmaya başladı, yaratık da onun peşine takılmıştı. Kurtulmuştuk.

Kadın hemen ayağa kalkıp yaratığın ve kurdun gittiği yöne doğru hamle yaptı ama dengesini bulamadı ve hareketsiz bir şekilde yere yığıldı. Hala yaralıydı ve kan kaybediyordu, ani hareket gözlerini karartmış olmalıydı. Bir saniyelik bir tereddütten sonra yarı rahatlamış yarı bıkkın bir nefes verdim ve ayağa kalkıp kadının yanına gittim ve diz çöküp kadını sırt üstü çevirdim.

Yüzü acayip solgundu, zaten açık renkli olan teni şimdi hayalet gibi bembeyazdı. Hala kanayan yaralarının etrafı mürekkep dağılmış gibi siyahlaşmıştı. Elimi yavaşça boynuna götürerek nabzını kontrol ettim, atıyordu ama yavaştı.

Ve ben de az önce olan olayların şokuyla ve baygın bir kadınla ormanın ortasında kalakalmıştım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

73okunma 14beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.