9. bölüm · İnatçı~İsFad

9

Aysun Vibesel✨️

İyi akşamlarrr🩷Keyifli okumalarrr💋

𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡
Gecenin zifiri karanlığında, Trabzonun hırçın rüzgarı pencereleri döverken Fadime mışıl mışıl uyuyordu. Derin uykusu, camdan gelen tok bir "tık" sesiyle bıçak gibi kesildi. İlk başta rüzgarın bir oyunu sandı, önemsemedi. Ancak saniyeler sonra ikinci bir taş daha sertçe cama çarptığında, Fadime korkuyla yatağından sıçradı. Kalbi yerinden çıkacakmış gibi atıyordu. "Kim ula bu gece vakti?" diye mırıldandı.

Aklına binbir kötü senaryo gelmişti; Eyüphan mı gelmişti yoksa başka bir bela mı? Tedbiri elden bırakmamak için yastığının altına gizlediği emanetine, gümüş işlemeli silahına elini attı. Soğuk namlu avucuna değdiğinde biraz olsun sakinleşti. Parmak uçlarında yürüyerek pencereye yaklaştı, perdeyi hafifçe araladı ama dışarısı karanlıktı. Pencereyi yavaşça aralayıp silahı aşağıya, sesin geldiği yöne doğru doğrulttu. Tam tetiğe asılacakken aşağıdan gelen o tanıdık, hafif alaycı ve telaşlı ses kulaklarını tırmaladı."Ula Beni mi Vurcan?"

Fadime, karşısında İso’yu görünce şaşkınlıktan donakaldı. Silahı tutan eli titredi, hemen namluyu indirdi. "İso? Napıyorsun lan gece gece sen burda? Kafayı mı yedin ula!" diye fısıldadı, sesi öfke ve şaşkınlık karışımı bir tonla kısılmıştı.

İso, o her zamanki pişkin gülümsemesiyle yukarı bakıyordu. Yaralı kaşına rağmen dişlerini sergileyerek sırıttı. "Seni görmeye geldim Koçari kızı. Uykum kaçtı, 'Fadime de uyumuyordur' dedim."
"Ula geberteceksin beni korkudan! Git hemen burdan, valla vururum seni!" dedi Fadime, ama kalbi korkudan değil, İso’nun bu deli cesaretinden dolayı deli gibi çarpmaya başlamıştı.

İso ise gitmeye hiç niyetli değildi. "Aşağıda boynum tutuldu konuşmaktan. Aç şu yolu da yukarı geleyim, azıcık yüzünü göreyim," diye diretti. Fadime hayır dese de İso çoktan duvara yasladığı eski merdiveni tırmanmaya başlamıştı bile. Fadime, çaresizce geri çekildi. İso, çevik bir hareketle pencereden içeri süzüldü, odaya ayak bastığında üstündeki kendine has tütünle karışık parfümü odayı sardı.

Fadime silahı masanın üzerine bırakıp kollarını göğsünde bağladı. "Ee, neden çıktın şimdi buraya? Ne değişti yarım saatte?"İso, odanın içinde sanki kendi eviymiş gibi bir tur attıktan sonra omuz silkti.

"Bilmem, canım öyle istedi.Özledim belki, olamaz mı?""Salak mısın ya sen? Abim gelse, kapıyı açsa ne diyeceğiz? Seni burada canlı bırakmaz, haberin var mı senin?" Fadime’nin endişesi ses tellerini titretiyordu ama İso’nun umurunda bile değildi. Gidip kapının kilidini usulca çevirdi. "Tık" sesi odada yankılandı. "Kapıyı kilitleriz, gelirse haberimiz olur. Korkma bu kadar, Furtuna yanındayken sana bir şey olmaz."

Fadime ellerini havaya kaldırdı: "Hey Allah’ım ya Rabbim, sen benim aklıma mukayyet ol! Sen cidden delisin!"İso yatağın kenarına oturdu, ayakkabılarını bir kenara fırlattı. "Yatağa geç," dedi emir kipiyle. Fadime kaşlarını çattı, duyduklarına inanamıyordu. "Sebep?" diye sordu ters ters.

"Uyuyacağız," dedi İso gayet doğal bir şey söylermiş gibi."Delirdin galiba sen? Ben seninle aynı yatakta yatacağımı falan mı düşünüyorsun? O rüyayı bir gör de uyan ula!" dedi Fadime, alaycı bir gülümseme kondurdu yüzüne.

İso ayağa kalktı, Fadime’ye bir adım yaklaştı. Aralarındaki mesafe azaldığında o tanıdık heyecan dalgası Fadime’nin vücudunu sardı. İso fısıldayarak hatırlattı: "Geçen defa uyumuşsun, hatırlatayım. Hatta horul horul uyuyordun kollarımda."
Fadime’nin yüzü kızardı. "Bi kere sen gelip benim yanıma sokuldun Furtunacuk! Ben uyuyordum, suç bende mi?"

"Her neyse, geç hadi... Uykum geliyor benim, kavga etmekten yoruldum zaten," dedi İso ve yorganı açtı.Fadime hala direniyordu. "Yok, cidden anlamıyorum. Kıt mısın sen oğlum? Alooo? Anlıyor musun beni? Abim gelir diyorum, olmaz diyorum. Seni öldürür, kafan basmıyor mu ya senin?"

İso’nun yüzündeki o oyuncu ifade aniden ciddileşti. Fadime’nin kolundan hafifçe tutup onu yatağa doğru yönlendirdi. "Fadime ya sen o yatağa kendi isteğinle girersin, ya da ben zorla sokarım seni o yatağa. Hayde, ikiletme!"

Fadime, İso’nun o kararlı ve baskın tavrı karşısında pes etmek zorunda kaldı. "Tamam be, tamam! Ama tek bir yanlış hareketinde o masadaki silahı kafanda patlatırım!" diyerek yatağın bir köşesine sindi. Sırtını İso’ya döndü, yorganı çenesine kadar çekti.

İso hiç vakit kaybetmeden yanına uzandı. Yatak, onun ağırlığıyla hafifçe çöktü. Fadime kalbinin sesinin dışarıdan duyulacağından korkarken, İso’nun güçlü kollarını belinde hissetti. İso, arkadan ona sıkıca sarıldı, başını Fadime’nin ensesine gömdü.

"Hoooppp! Ağır ol biraz, çek o elini!" diyerek İso’nun elini itmeye çalıştı Fadime. Ama İso geri adım atmadı; aksine, onu kendine daha çok bastırdı, aralarındaki tüm boşluğu kapattı.

"Sus ve uyu... Uykum geliyor," dedi İso boğuk bir sesle.Fadime, İso’nun nefesini ensesinde hissettikçe tüm direncinin kırıldığını fark etti. O sert, hırçın kız gitmiş; yerine sığınacak bir liman bulan küçük bir kız çocuğu gelmişti. İso’nun göğsünün sıcaklığı sırtını ısıtırken, az önceki öfkesi yerini tuhaf bir huzura bıraktı.

Karanlığın içinde, dışarıdaki fırtınaya inat, dünyanın en tehlikeli ama en güvenli yerinde olduğunu hissetti. Güç bela da olsa, İso’nun kollarının arasında derin bir uykuya daldı.Güneş doğduğunda Adilin’un kapıyı çalma ihtimali hala bir tehditti, ama o an ikisi için de zaman durmuştu.